Loading ...
Sorry, an error occurred while loading the content.
 

Peygamber arpasının bereketi

Expand Messages
  • Sevinç Aksüt
    Yazar: *Ayla Seyhun * ‖ Sayı 75 | Kategori:
    Message 1 of 1 , Dec 8, 2011
      Yazar: *Ayla Seyhun <http://indigodergisi.com/yazar/aylaseyhun.htm>* ‖ Sayı
      75 <http://indigodergisi.com/sayi/aralik-2011.htm> | Kategori:
      Çevre<http://indigodergisi.com/cevre.htm>
      , Türkiye <http://indigodergisi.com/turkiye.htm> | 01 Aralık 2011 00:00
      UTC+2

      ‘Peygamber Arpası’nın Bereketi

      *Topraktan gelip, gene toprağa gidecek olan bizlerin, aradaki süreci
      alışveriş merkezlerinde tüketmesi ne derece anlamlı? Aynı ev içinde
      birbirimizle iletişim kuramazken, son model cep telefonlarına sahip olmamız
      yaşamı daha mı anlamlı kılıyor?*

      *[image: Peygamber Arpası]*Geçtiğimiz ay büyük bir kente düştü yolum.
      Aslında kentin içine girmedim bile. Gençliğimde dışında kalan, şimdilerde
      nerdeyse merkezinde olan bir yerde konuk oldum iki gün. Sıkı bir deneyim
      oldu benim için. Köyümden, evimden, ekmeğimden, soframdan uzak bir dünyayı
      seyrettim. Koca koca alışveriş merkezleri sıralanmış yan yana. Hepsinin de
      park yeri tıklım tıklım dolu. Onca insan “boş” olan zamanını, “fazla” olan
      enerjisini buralara ayırmış demek ki. İçerde bir şeyler üretiyorlar mı
      bilmem ama tükettikleri, tüketirken de tüketildikleri kesin olsa gerek.
      Yanlış anlamayın sakın sizi yargılıyor filan değilim. Sadece anlamaya
      çalışıyorum nerde durduğumu. Kendimi arafta kalmış gibi hissettim de
      oralarda.

      Doğanın orta yerinde, olabildiğince bozulmamış, lezzetini kaybetmemiş az
      ama öz şeyler bulup yerken keyfim yerindeydi. Kocaman açık büfe kahvaltı
      sofrasını görünce, gözlerim büyüdü birden. Peynirlerin aldığı şekilleri,
      yumurtanın hallerini, zeytinin soslarını, salataların albenisini,
      böreklerin tazeliğini anlatamam. Bu sofrayı hazırlayanların telaşı, size
      cazip gelecek bir şeyi ille de bulmak ve cebinizdeki parayı kendi
      kasalarına aktarmak. Bu konuda çok kararlı oldukları büfenin zenginliğinden
      belli.

      *Para ve beton ile gelen kölelik*

      Para aslında takasın tükendiği yerde çözüm olmuş. Yani diyelim ki o
      ayakkabıcı, sen de sepetçisin. Senin ayakkabıya ihtiyacın var ama onun
      sepete yok. Ne vereceksin karşılığında? Böylece para her şeyin yerine
      geçer olmuş. Bir şeyi üretirken harcanan enerjiye denk bir birim
      belirlenmiş ve o kadar birimlik bir fiyat konmuş. Yani bizim kahvaltıcı o
      peynirlere şekil vermek için harcadığı enerji karşılığı olarak sizden,
      bütün gün kapalı büroda çalışarak harcadığınız enerji için size ödenen
      parayı istiyor. Çok mu karmaşık oldu? Anlaşılan günümüzde harcadığımız
      enerji tamamen göz ardı edilerek sadece cüzdanımızdaki para önem kazanmış.
      Her şeyi idare eden para olmuş. Öyle bir sistem ki bu, önce bizi
      özendiriyorlar, arzulatıyorlar, bilinçaltımıza işliyorlar, sonra da
      sunuyorlar. Çocukluğumda bir margarinin tanıtıldığı, mutlu aile tablosunu
      resmeden reklam beni kıskançlıktan çatlatırdı. Biz öyle bir aile değildik.
      Şu adı lazım değil margarinden alsa idik, öyle mi olacaktık? Böylece bizi
      programlayıp, özendiğimiz şeye sahip olmak adına bir çeşit
      köleleştirdiklerini anlamam yarım yüz yıl sürdü. Ona ulaşmak için
      çalışırken, aslında kimin için çalışmış olduğumuz gözden kaçıyordu.
      Anladığımızda ise iş işten geçiyor. Zincirleri kıracak gücümüz kalmıyor.

      Tüm bunlara ihtiyacımız var mı gerçekten?

      Topraktan gelip, gene toprağa gidecek olan bizlerin, aradaki süreci
      alışveriş merkezlerinde tüketmesi ne derece anlamlı? Aynı ev içinde
      birbirimizle iletişim kuramazken, son model cep telefonlarına sahip olmamız
      yaşamı daha mı anlamlı kılıyor? Yoksa onları bize dayatanlara mı anlam
      kazandırıyor bilemiyorum.

      [image: arpa yemeklik]

      Bu büyük soruları yanıtlamak bize düşmemiş. Ama işte akıl bu durmuyor ki,
      maymun gibi zıp zıp oradan oraya atlıyor. Ben döneyim gene o büyük kente.
      Kocaman bir armağan aldım evinde kaldığım dosttan; minik bir kavanoz arpa
      tohumu. Adı, peygamber arpası imiş. Köyün birinde bir delikanlı
      dedesinden kalma, yarım teneke bu arpadan bulmuş. Artık kimsenin ekmediği,
      varlığını bile unuttuğu bu arpanın sert kabuğu yok. Kırmaya gerek
      olmaksızın öylece yiyebiliyor insan dişlerinin arasında ezerek. Hazine gibi
      bir şey bu. Dostum o yarım tenekeyi tohum olarak kullanıp, yeni tohumluk
      üretmiş. Payıma bir minik kavanoz ayırmış, bahçeme dikmek üzere. Sardım,
      sarmaladım el çantama yerleştirdim onu özenle.

      Ertesi gün bir ödeme yapmak için bankaya düştü yolum. Bankanın kartına
      sahip olmadığım için, kart kullanmadan bir numara aldım. İçerde tek bir
      müşteri vardı. Sevindim hemen sıra gelecek diye. Sen misin sevinen! Benden
      sonra bankaya gelen en az on kişi, benden önce işlemini yaptırdı. Onların
      kartı vardı çünkü. Sinir barometrem bir yükseldi ki… Neler geçmedi
      aklımdan. Kartım olmadığı için ne hallere düştüğüme öfkelendim. İsyan
      ettim. Müdüre çıkmak bile geçti içimden. Ne yani ille de parası, kartı, o
      bankada hesabı mı olmalı idi insanın, insanca muamele görmesi için. Kendimi
      güçsüz, zavallı, yoksul hissettim… Sonra sistemin beni soktuğu bu hale
      öfkelendim. Çok öfkelendim.

      Ve birden çantamdaki minik arpa kavanozu geldi aklıma. Omuzlarım diklendi.
      Güvenim yerine geldi. Gülmeye başladım deliler gibi. Allahtan susmayı
      becerip, çenemi tuttum. Susmasaydım soracaktım onlara, paralarını ekseler
      arka bahçelerine, topraktan para biter mi acaba diye. En büyük hazine
      benim çantamdaydı, bilmiyorlardı. Tohumlarım bire on verecekti başaklarında
      ve bir gün bir dünya beslemeye yetecekti! Özgürleştim tüm öfkemden…
      Farkındalığın getirdiği özgürlüktü bu. Tanıdım yüreğimdeki hafiflemeden.

      Korktum sonra birden. Aklıma düştü, onlar tohumlarımızı da kontrol altına
      almışlardı. GDOlular, hibridler, patentli tohumlar. Sahip çıkmazsak yerel
      tohumlarımıza, onların bize biçtiği değer ölçüsünde, yapay lezzetlerle
      donanmış sofralarda kendimizi doymuş zannederken, aç kalkacak ruhlarımız.
      Daha sıkı sarıldım kavanozuma.

      Şimdi onlar minik bahçemin başköşesinde. Seksen yaşındaki komşu amcam
      salladı kazmayı, eledi tohumu bir güzelce, tırmıkladı sonra da... Tamamı
      karıncalara yem olmadan düştü yağmur üzerlerine. “Bu örnek olacak, iyi
      bakmalı” dedi. Anlamıştı heyecanımı, daha önce hiç görmediği bu cinsini
      arpanın, kendince önemli ve kıymetli bulmuştu. Beni daha bir sevmişti
      kendince, onun için yaşına bakmadan bahçemde alın teri döktü, enerjisini
      saldı toprağa.

      Rahim olanın toprağında, rahmeti ile buluşan peygamber arpasından bir gün
      size de düşerse, kulağımızı çınlatın.
      http://indigodergisi.com/75/ayla-seyhun.htm?fb_comment_id=fbc_10150382030722102_19391310_10150382805637102#f126944d98
      --
      *Sevinç Aksüt *


      [Non-text portions of this message have been removed]
    Your message has been successfully submitted and would be delivered to recipients shortly.