Loading ...
Sorry, an error occurred while loading the content.

RE: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

Expand Messages
  • Muzaffer Mengeloğlu
    Selamlar. Zaten ben de sizin meze yaptığınızı ima etmedim, sakın öyle anlamayın, lütfen. Fenerbahçe Spor Kulübü tarihine giriş, benim konum
    Message 1 of 8 , Jan 18, 2010
    View Source
    • 0 Attachment
      Selamlar. Zaten ben de sizin meze yaptığınızı ima etmedim, sakın öyle anlamayın, lütfen.
       
      Fenerbahçe Spor Kulübü tarihine giriş, benim konum değil.
      Bu konuda önemli bir araştırma yaptığını ve önemli bilgi ve belgelere ulaştığını söyleyen Tuğrul Bey, bir takım belgelerile bir şey koyuyor ortaya. Buna göre Fenerbahçe'nin "işgal kuvvetlerini eğlendirmek için kurulan" bir kulüp olduğunu söylüyor.
      Bendeniz bu çalışmayı, ilk soruya karşılık sunmuştum.
       
      Elbette Tuğrul Beyin tarihi yanlış aksettirdiğini düşünenler, tıpkı O'nun gibi aksini belgeleyerek bir sunum yaparlar ve toplumu aydınlatırlar. Dedim ya, bu benim işim değil.
       
      Meze konusunda sizi kesinlikle hedef almadıgımı, tekrar etmek istiyorum.
      Siz "bu lafların arkasına sığınanlar" diye bahsetmiştiniz..
      İşte ben de sizin gibi, böyle bir durumun çirkin olacağını vurgulamak istemiştim..
       
      Sevgilerimle,
      Muzaffer


      From: turkfutbolu@yahoogroups.com [mailto:turkfutbolu@yahoogroups.com] On Behalf Of Orhan Berent
      Sent: Monday, January 18, 2010 2:14 PM
      To: turkfutbolu@yahoogroups.com
      Subject: Re: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

      Eh işte ben de bunu söylüyordum Muzaffer bey. Yani meze yapan ben değil o yazıyı yazan Tuğrul bey oluyor. Ben söylemek istediğimi iyi anlatamadım herhalde.

      O yazıda Fener'in mütareke döneminde yaptığı maçların fazlalığı sebebiyle ya da Harrington kupasına katılması nedeniyle Tuğrul beye göre o kupaya katılmayanlardan daha değersiz. Bakın bunu Tuğrul bey söylemek istiyor dikkatinizi çekerim.

      O zaman Tuğrul beyin mantığına göre ben de diyeyim ki: Altay ve Karşıyaka kutsaldır. Çünkü bunları İttihat ve Terakki kurtardı, bunlar hem savaştı hem futbol oynadı. Diğerleri Altınordu, İzmirspor, Göztepe barış zamanında kuruldu. Biz ikimiz savaşçı kulübüz. Vesaire vesaire.

      Bakın bir daha söylüyorum, meze yapan Tuğrul bey burada.

      Aşkolsun Bozkurt bey.

      18 Ocak 2010 11:25 tarihinde Muzaffer Mengeloğlu <muzaffer.mengeloglu@...> yazdı:
       

      Bu üç cümlelik "kutsal" sözlerde anlatılanlar yalan da değil hani.. Evet, sizin (ruhu şâd olsun) rahmetli dedeniz gibi kıymetli atalarımız canları/kanları pahasına, açlık ve yokluklar içerisinde, Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde bu vatanı o işgalcilerin kanlı ellerinden kurtarmışlardır. Konunun gerisi ayrı ama bu kısmı tartışılamaz ve hiç bir konuya meze yapılmamalıdır...
       
      Sevgilerimle,
      Muzaffer


      From: turkfutbolu@yahoogroups.com [mailto:turkfutbolu@yahoogroups.com] On Behalf Of Orhan Berent
      Sent: Monday, January 18, 2010 11:01 AM
      To: turkfutbolu@yahoogroups.com

      Subject: Re: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

      Ben de bundan korkuyordum: :)

      Bunlar kutsal sözler herhalde. Bu lafları arkasına alanlar sanırım her tartışmada zeytinyağı gibi üste çıkarlar.

      >İnönü’de, Sakarya’da, Kocatepe’de düşman kurşunu altında şehit olurken,
      >Ayağına giyecek çarık bulamayıp, çorabının üzerine çaput bağlarken,
      >Tek öğünlük tayınla ayakta durmaya çalışıp, açlığını bastırmak için mısır koçanı yerken,


      18 Ocak 2010 08:57 tarihinde Muzaffer Mengeloğlu <muzaffer.mengeloglu@...> yazdı:
       

      Merhabalar,
      Fenerbahçe Spor Kulübünün bahsi geçen dönemde yaptığı maçlarla ve Fenerbahçe tarihinin o yılları ile ilgili bir çalışmayı Tuğrul Yenidoğan yapmıştı. Umarım işinize yarar :
       
      - Konu hakkında yapılan programdan alıntı video : http://www.haberturk.com/2006/10/04/resim/fenerbahcetarihivideo.htm
      (Kaynak : Tuğrul Yenidoğan / Habertürk)
       
       
      - Konu hakkında yazı : (Kaynak : Tuğrul Yenidoğan / Habertürk)
       
      Şeref Tribünü’nün son 2 bölümünde, Fenerbahçe kulübü resmi internet sitesinin Fenerbahçe tarihi bölümünde yer alan akıl almaz iddiaları mercek altına almıştık.
      Neydi bu iddialar?
      Birebir FB internet sitesinde yer alan cümlelerle kısaca hatırlayalım:
      “Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın) bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını veriyorlardı.
       
      Fenerbahçe’nin, başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüşüyordu.
      Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.”
       
      Milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın İstanbul şubesi olmak, “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmak ve “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli olması gibi ciddi iddialar hangi tarihi belgelere dayanarak ortaya atılıyor, elbette ki bu hikayeleri yazanlara sormak lazım. Yani tüm çağrılarımıza, hatta kendilerini tarihi gerçekleri çarpıtmakla suçlamamıza rağmen aradan geçen sürede tek bir açıklama yapamayan o meşhur yazarlara sormak lazım. Biz tarihi gerçeklerle olduğu kadar basit mantığa da ters düşen bu iddialarda bulunan Fenerbahçe tarihi yazarlarına çağrımızı tekrarlıyoruz:
      Gelin, İşgal kuvvetleriyle oynanan 50 maçın sadece 9’u milli mücadele yıllarında oynandığı halde, bu karşılaşmaların amacının nasıl olup da cephede savaşan askerlerimizin maneviyatını yükseltmek olduğunu açıklayın diyoruz. İddia ettiğiniz üzere, Fenerbahçe’nin İşgal Kuvvetleri askerlerinden oluşan takımlara karşı galibiyetlerinin hangi cephelerde, nasıl bir sevinçle karşılandığını söyleyin diyoruz.
       
      Anadolu insanı,
      Mehmedimiz,
      İnönü’de, Sakarya’da, Kocatepe’de düşman kurşunu altında şehit olurken,
      Ayağına giyecek çarık bulamayıp, çorabının üzerine çaput bağlarken,
      Tek öğünlük tayınla ayakta durmaya çalışıp, açlığını bastırmak için mısır koçanı yerken,
      Hiç duymadığı, hiç izlemediği, hiç bilmediği, bir oyun olan futbolda alınan galibiyetleri nasıl sevinçle karşılar, diye soruyor,
      Böylesine mantık dışı yalanları yüzünüz kızarmadan nasıl yazabildiğinize şaşırıyor,
      Vatan uğruna can vermiş şehitlerimizin ruhlarından, fanatizm uğruna uydurduğunuz bu saçmalıklar için biz af diliyoruz.
       
      İşgal kuvvetleriyle futbol maçı yapmayı, tarihinin övünülecek bir sayfası olarak gösteren, dünya üzerinde başka bir kulüp örneği gösterebilir misiniz diye soruyoruz.
       
      Madem bu maçlar cephedeki askerin moralini yükseltmek amacıyla yapılıyordu, Milli Mücadelenin tamamlandığı ve Türk ordularının İzmir’e girdiği 9 Eylül 1922 tarihinden tam 9 ay 20 gün sonra İngiliz İşgal kuvvetleri komutanı Harrington adına düzenlenen kupaya hangi gerekçeyle iştirak edildiğini sorguluyoruz.
      Milli mücadelenin zaferle sonuçlanması, sizlerin İşgal kuvvetleriyle futbol oynama gerekçesi olarak iddia ettiğiniz gibi ‘’halkın moralini yükseltip, ulusun kırılan onurunu bir nebze de olsun onarmakta’’ yeterli olamamış mıydı? İngilizlerle yapılan maçlara ve onların onuruna verilen çay partilerine bu yüzden mi devam edildi?
       
      Milli Mücadele zaferle sonuçlanıp, saltanat kaldırılırken, Ankara’da Büyük Millet Meclisi tarafından çok yakında kurulacak Türk devletinin temelleri oluşturulmaya çalışılırken, Gazi Mustafa Kemal Anadolu’yu karış karış dolaşıp, birbiri ardına gerçekleştireceği devrimlerin temellerini atarken, İsmet Paşa Lousanne’da tam bağımsızlık için ter dökerken, Yıllardır o cepheden bu cepheye sürüklenmiş Anadolu insanı yaralarını sarmaya çalışırken, bu zaman zarfında, son halife Abdülmecid’in oğlu şehzade Ömer Faruk’u hala başkanlık makamında tutmakta olan Fenerbahçe futbol takımının İngiliz İşgal kuvvetleri askerleriyle tam 19 kez karşılaşmış olması da mı ‘’ aslında milli taarruzdaki şahlanışımızın provası yapılıyordu’’ gerekçesiyle açıklanıyor, merak ediyoruz?
      Ezeli rakip Galatasaray’la 50. maç rekabetteki 21. yıl sonunda oynanırken, ilk kez Cumhuriyet’in ilanından sonra karşılaşılan bir diğer ezeli rakip Beşiktaş’a karşı ancak 17 sene sonra 50. maça çıkılırken, işgal kuvvetleriyle 3.5 yılda 50 kez karşılaşmış olmak oldukça ilginç bir istatistik diyoruz.
      Fenerbahçe takımının İşgal kuvvetlerine karşı son maçını 30 Ekim 1923’de oynadığının altını çiziyor, bu maçtan sadece 6 gün sonra Refet paşa komutasındaki Türk birliklerinin sevinç gözyaşları arasında İstanbul’a girmesini yüreklerimiz kabararak hatırlıyor, daha fazla bir şey de söylememek için dilimizi tutuyoruz.
       
      Tekrar, Fenerbahçe Kulübü resmi internet sitesinde yazan tarihçeye dönüyor, Atatürk ve “Fenerbahçe”si; başlıklı bölümü okuyoruz:
      ‘’Fenerbahçe’nin müttefiklerle mücadelesi sadece yeşil sahalarla da sınırlı kalmayacak, Cihan Harbi’nde vatana feda ettikleri diğer sporcuları gibi, futbolcularının büyük bir bölümünü yine işgal yıllarında İstanbul’dan Anadolu’ya silah aktarılmasında etkin bir rol oynatarak vatanının ihtiyaç duyduğu konuda hayatlarını budaktan esirgemeyeceklerdi.’’
       
      Bu satırları okuyunca, doğal olarak Fenerbahçeli hangi futbolcuların Anadolu’ya silah kaçırdığını merak ediyor, tarihi belgeleri araştırmaya başlıyoruz.
      Ulaşabildiğimiz kayıtlardan önce futbolcuların mesleklerini araştırıyoruz.
      Şaşırtıcı bir biçimde aralarından birinin, hem de İşgal kuvveti komutanı Harrington adına düzenlenen kupaya uzanan golü kaydeden Zeki Rıza Sporel’in Osmanlı ordusu mensubu olduğunu öğreniyoruz.
       
      Ordudan maaş almakta olan bir askerin hangi gerekçeyle Anadolu’daki direnişe katılmadığını soruşturuyor ve öylesine şaşırtıcı belgelere, öylesine ilginç kayıtlara rastlıyoruz ki, inanmakta güçlük çekiyoruz.
       
      İŞTE TARİHİN TOZLU RAFLARINDAN ORTAYA ÇIKARDIĞIMIZ İNANILMAZ BELGELER.
      Yıl 1946
       
      Fenerbahçe’nin Milli oyuncusu Zeki Rıza Sporel 1934 yılında futbolu bırakmış ve iş hayatına atılmıştır.
      Yıllar önce İngiliz Vitol ailesinin kızlarıyla evlenmiş, İngiliz konsolosluğunda görev yapan kayınbiraderleri vasıtasıyla kurduğu ilişkiler sayesinde futbolda gösterdiği başarıları ticaret hayatında da göstermeye başlamıştır.
      İşgal zamanının acıları sarılmış, Vitol ailesinin bazı üyelerinin İşgal kuvvetlerinde komutanlık yaptığı günler ise çoktan unutulmuştur.
      Liverpool’dan kalkıp önce İzmir’e göçen, daha sonra da İstanbul’da Moda’ya yerleşen bu köklü İngiliz aile, Zeki Rıza Sporel’in yakın dostları Celal Bayar’la da tanışmasına vesile olmuştur.
      O yıl ülkede ilk demokrasi sınavı verilmektedir. Tek parti dönemi bitmiş, yeni kurulan Demokrat Parti’ de seçimlere katılmıştır.
      Zeki Rıza Sporel, Celal Bayar’ın kontenjanından Demokrat Parti İstanbul Milletvekili adayı olur.
      Seçimi kazanır.
      Mazbatasını almak üzere Ankara’ya yollanır.
      İşte tarihin tozlu raflarında kalmış acı gerçekler bundan sonra gün ışığına çıkar:
      Meclise seçilen yeni milletvekillerinin seçim tutanaklarını incelemekle görevli soruşturma komisyonu başkanlığına Zeki Rıza Sporel’in geçmişiyle ilgili bir çok ihbar dilekçesi ulaşmıştır.
       

      İşte söz konusu komisyonun raporundan bazı bölümler:
       
      İSTANBUL MİLLETVEKİLLİĞİNE SEÇİLEN ZEKİ RIZA SPOREL’İN SEÇİM TUTANAĞI HAKKINDA TUTANAKLARI İNCELEME KOMİSYONU RAPORU
      (5/4 (S.Sayısı 19)
      Hazırlama Komisyonu Raporu
       
      Milli Savunma Bakanlığı’ndan bu hususa aid celb olunan 23 Eylül 1946 tarih ve 164381sayılı yazı ile ek 21 Temmuz 1924 ve 665 aded işaretli Bursa (Askeri) Heyeti Mahsusası’nca ittihaz olunan kararda, “1922 senesi Nisanında Milli Orduya katılması için resmen gerçekleştirilen davete sağlık nedenleri ileri sürerek icabet edemediğini iddia etmekte ise de, iddiasının gerçek olmadığına ve bununla birlikte gerçek olmayan nedenlerle davete icabet etmediğine kanaat hasıl olmakla, 25 Eylül 1923 tarihli kanunun ikinci maddesine göre Türk ordusundan tardına oybirliği ile karar verildi” denilmektedir.
       
      Tutanakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na,
      21 Kasım 1946
       
      1) 1 Ağustos 1946 tarih ve emekli Yüzbaşı Zülfikar Akdal imzalı dilekçede, Zeki Rıza Sporel’in Milli Mücadele’nin başında baytar subayı olarak İstanbul’da bulunurken, vatan müdafaasına iştirak etmesi için Anadolu’ya gelmesi kendisine tebliğ edildiği, bu emri alan Zeki Rıza Sporel’in vazife başına koşacağı yerde, aksine olarak Milli Kuvvetleri arkadan vurmak üzere (Sadrazam) Damat Ferit’in teşkil ettiği kuvayi İnzibatiye’ye katıldığı, bu yüzden Harb Divanı’nca ordudan atılmasına karar verildiği, bir vatandaş için askerlik şerefinden mahrum edilmenin cezaların en büyüğü addolunması lazım geleceği ihbar edilmektedir.
       
      2) 2 Ağustos 1946 tarih ve Mazhar Erkan imzalı dilekçede, Zeki Rıza Sporel’in baytar Üstteğmen iken, istiklal mücadelesi zamanındaki kabahatlerinden dolayı, 25 Eylül 1335 (1339/1923) tarihli kanunun ikinci maddesi mucibince nispeti askeriyesinin kat edilmiş olduğu bildirmekte, nispeti askeriye kat’ına mütaallik muamele, milletvekilliği sıfatı ile imtizaç edemeyeceği cihetiyle, seçim mazbatasının tasdik edilmemesi istenmektedir.
      3) 4 Ağustos 1946 tarih ve Lütfi Sarı imzalı telgrafta, Zeki Rıza Sporel’in kurtuluş hareketimizin önderi olan Kuvayi Milliye aleyhinde muvazzaf baytar subay olduğu halde çalıştığından, (Bursa Askeri) Heyeti Mahsusası kararı ile ordudan tard edildiği, Zeki Rıza Sporel’in bu durumu itibariyle milletin en büyük Türk Milletini temsil yetkisi olmadığı bildirilmektedir.
       
      Komisyonumuz huzurunda müdafaası alınan ve şifahen dinlenen Zeki Rıza Sporel, bu resmi davete icabet etmediğini ve sebep olarak rahatsız olan hemşiresini bırakacak bir kimse bulunmadığını, milli hareketin neticesinin taayyün etmesi için bir müddet daha beklemeyi muvafık bulduğunu beyan etmiştir.
       
      Son derece ağır suçlamalar içeren Hazırlama Komisyonu Raporu üzerine, Tutanakları inceleme komisyonu, raporu meclis görüşmesine açıp açmamak kararını almak üzere toplanır.
       
      İşte 2 Aralık 1946 tarihli toplantı sonucunda yayımlanan raporun karar bölümü:
       
      Anayasamızın 12. maddesindeki kamu hizmetlerinden yasaklılığın milletvekilliğine seçilmeye mani olduğu kabul edilmiştir. Zeki Rıza Sporel ise, Mücadelei Milliyede hizmeti vataniyesini ifaya resmen davet edildiği ve kendisi de muvazzaf baytar subayı olduğu halde, bu davete icabet etmemiş ve bu sebeple 347 sayılı kanun gereğince nispeti askeriyesinin kat’ına karar verilmiştir.
       
      Zeki Rıza Sporel’in bu hükümlülüğü af kanununun şümülünden dışarıda kalmış olduğundan, kendisi kamu hizmetlerinin bir kısmından yasaklıdır. Kendisinin bu durumu ise, milletvekili seçilmeye mani görüldüğünden, tutanağının kabul edilmemesi hususunun meclisin yüksek tasvibine sunulmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir.
      ...
      (9 Ekim 2006 Habertürk Programı)
       
       
       
       


      From: Bülent ŞİRİN
      Subject: Re: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

      Cür'etimi bağışlayın ama benim yıllardır merak ettiğim bir konu var:

      İstanbul, İzmir ya da hangi şehirse... Savaş devam ederken mütareke güçleriye maç yapan genç delikanlılar askerlikten muaf mıydılar acaba? Lise çağındaki çocuklar bile cephede çarpışırken onlar da toprak sahalarda mı düşmanla cenk ediyorlardı? Ya da bu bahsi geçen maçlar, Mondros ile Milli Mücadele'nin başladığı tarihlerin arasındaki zaman aralığında mı oldu bitti? Kimse değinmediğine göre benim atladığım bir ayrıntı olacak.

      Konu hakkında malûmatı olan değerli büyüklerimiz mutlaka vardır. Aydınlatırsanız çok sevinirim.

      Saygılar.

       
       
       
       
       
       
      . 



      --
      selamlar

      Orhan Berent



      --
      selamlar

      Orhan Berent
    • ceyhun13
      Maalesef çok sevinçle anlattığınız bu hikayeler tarihçi profesörler tarafından yanlış olduğu ispatlandı. Kendini tarihçi sanan bahsettiğiniz
      Message 2 of 8 , Jan 18, 2010
      View Source
      • 0 Attachment

        Maalesef çok sevinçle anlattığınız bu hikayeler tarihçi profesörler tarafından yanlış olduğu ispatlandı. Kendini tarihçi sanan bahsettiğiniz şahıs ta  özür dilemek yerine, “o yanlışları bilerek  yaptım. Bakalım onlar biliyor mu diye denedim” demişti..

         

         

        From: turkfutbolu@yahoogroups.com [mailto:turkfutbolu@yahoogroups.com] On Behalf Of Muzaffer Mengeloğlu
        Sent: Monday, January 18, 2010 2:30 PM
        To: turkfutbolu@yahoogroups.com
        Subject: RE: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

         

         

        Selamlar. Zaten ben de sizin meze yaptığınızı ima etmedim, sakın öyle anlamayın, lütfen.

         

        Fenerbahçe Spor Kulübü tarihine giriş, benim konum değil.

        Bu konuda önemli bir araştırma yaptığını ve önemli bilgi ve belgelere ulaştığını söyleyen Tuğrul Bey, bir takım belgelerile bir şey koyuyor ortaya. Buna göre Fenerbahçe'nin "işgal kuvvetlerini eğlendirmek için kurulan" bir kulüp olduğunu söylüyor.

        Bendeniz bu çalışmayı, ilk soruya karşılık sunmuştum.

         

        Elbette Tuğrul Beyin tarihi yanlış aksettirdiğini düşünenler, tıpkı O'nun gibi aksini belgeleyerek bir sunum yaparlar ve toplumu aydınlatırlar. Dedim ya, bu benim işim değil.

         

        Meze konusunda sizi kesinlikle hedef almadıgımı, tekrar etmek istiyorum.

        Siz "bu lafların arkasına sığınanlar" diye bahsetmiştiniz..

        İşte ben de sizin gibi, böyle bir durumun çirkin olacağını vurgulamak istemiştim..

         

        Sevgilerimle,

        Muzaffer

         


        From: turkfutbolu@yahoogroups.com [mailto:turkfutbolu@yahoogroups.com] On Behalf Of Orhan Berent
        Sent: Monday, January 18, 2010 2:14 PM
        To: turkfutbolu@yahoogroups.com
        Subject: Re: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

        Eh işte ben de bunu söylüyordum Muzaffer bey. Yani meze yapan ben değil o yazıyı yazan Tuğrul bey oluyor. Ben söylemek istediğimi iyi anlatamadım herhalde.

        O yazıda Fener'in mütareke döneminde yaptığı maçların fazlalığı sebebiyle ya da Harrington kupasına katılması nedeniyle Tuğrul beye göre o kupaya katılmayanlardan daha değersiz. Bakın bunu Tuğrul bey söylemek istiyor dikkatinizi çekerim.

        O zaman Tuğrul beyin mantığına göre ben de diyeyim ki: Altay ve Karşıyaka kutsaldır. Çünkü bunları İttihat ve Terakki kurtardı, bunlar hem savaştı hem futbol oynadı. Diğerleri Altınordu, İzmirspor, Göztepe barış zamanında kuruldu. Biz ikimiz savaşçı kulübüz. Vesaire vesaire.

        Bakın bir daha söylüyorum, meze yapan Tuğrul bey burada.

        Aşkolsun Bozkurt bey.

        18 Ocak 2010 11:25 tarihinde Muzaffer Mengeloğlu <muzaffer.mengeloglu@...> yazdı:

         

        Bu üç cümlelik "kutsal" sözlerde anlatılanlar yalan da değil hani.. Evet, sizin (ruhu şâd olsun) rahmetli dedeniz gibi kıymetli atalarımız canları/kanları pahasına, açlık ve yokluklar içerisinde, Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde bu vatanı o işgalcilerin kanlı ellerinden kurtarmışlardır. Konunun gerisi ayrı ama bu kısmı tartışılamaz ve hiç bir konuya meze yapılmamalıdır...

         

        Sevgilerimle,

        Muzaffer

         


        From: turkfutbolu@yahoogroups.com [mailto:turkfutbolu@yahoogroups.com] On Behalf Of Orhan Berent
        Sent: Monday, January 18, 2010 11:01 AM
        To: turkfutbolu@yahoogroups.com


        Subject: Re: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

         

        Ben de bundan korkuyordum: :)

        Bunlar kutsal sözler herhalde. Bu lafları arkasına alanlar sanırım her tartışmada zeytinyağı gibi üste çıkarlar.

        >İnönü’de,
        Sakarya’da, Kocatepe’de düşman kurşunu altında şehit olurken,
        >Ayağına giyecek çarık bulamayıp, çorabının üzerine çaput bağlarken,
        >Tek öğünlük tayınla ayakta durmaya çalışıp, açlığını bastırmak için mısır
        koçanı yerken,

        18 Ocak 2010 08:57 tarihinde Muzaffer Mengeloğlu <muzaffer.mengeloglu@...> yazdı:

         

        Merhabalar,

        Fenerbahçe Spor Kulübünün bahsi geçen dönemde yaptığı maçlarla ve Fenerbahçe tarihinin o yılları ile ilgili bir çalışmayı Tuğrul Yenidoğan yapmıştı. Umarım işinize yarar :

         

        - Konu hakkında yapılan programdan alıntı video : http://www.haberturk.com/2006/10/04/resim/fenerbahcetarihivideo.htm

        (Kaynak : Tuğrul Yenidoğan / Habertürk)

         

        http://www.haberturk.com/haber.asp?id=2050&cat=340&dt=2006/10/04

         

        - Konu hakkında yazı : (Kaynak : Tuğrul Yenidoğan / Habertürk)

         

        Şeref Tribünü’nün son 2 bölümünde, Fenerbahçe kulübü resmi internet sitesinin Fenerbahçe tarihi bölümünde yer alan akıl almaz iddiaları mercek altına almıştık.

        Neydi bu iddialar?

        Birebir FB internet sitesinde yer alan cümlelerle kısaca hatırlayalım:
        “Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın) bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını veriyorlardı.

         

        Fenerbahçe’nin, başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüşüyordu.

        Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.”

         

        Milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın İstanbul şubesi olmak, “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmak ve “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli olması gibi ciddi iddialar hangi tarihi belgelere dayanarak ortaya atılıyor, elbette ki bu hikayeleri yazanlara sormak lazım. Yani tüm çağrılarımıza, hatta kendilerini tarihi gerçekleri çarpıtmakla suçlamamıza rağmen aradan geçen sürede tek bir açıklama yapamayan o meşhur yazarlara sormak lazım. Biz tarihi gerçeklerle olduğu kadar basit mantığa da ters düşen bu iddialarda bulunan Fenerbahçe tarihi yazarlarına çağrımızı tekrarlıyoruz:

        Gelin, İşgal kuvvetleriyle oynanan 50 maçın sadece 9’u milli mücadele yıllarında oynandığı halde, bu karşılaşmaların amacının nasıl olup da cephede savaşan askerlerimizin maneviyatını yükseltmek olduğunu açıklayın diyoruz. İddia ettiğiniz üzere, Fenerbahçe’nin İşgal Kuvvetleri askerlerinden oluşan takımlara karşı galibiyetlerinin hangi cephelerde, nasıl bir sevinçle karşılandığını söyleyin diyoruz.

         

        Anadolu insanı,
        Mehmedimiz,
        İnönü’de, Sakarya’da, Kocatepe’de düşman kurşunu altında şehit olurken,
        Ayağına giyecek çarık bulamayıp, çorabının üzerine çaput bağlarken,
        Tek öğünlük tayınla ayakta durmaya çalışıp, açlığını bastırmak için mısır koçanı yerken,
        Hiç duymadığı, hiç izlemediği, hiç bilmediği, bir oyun olan futbolda alınan galibiyetleri nasıl sevinçle karşılar, diye soruyor,
        Böylesine mantık dışı yalanları yüzünüz kızarmadan nasıl yazabildiğinize şaşırıyor,
        Vatan uğruna can vermiş şehitlerimizin ruhlarından, fanatizm uğruna uydurduğunuz bu saçmalıklar için biz af diliyoruz.

         

        İşgal kuvvetleriyle futbol maçı yapmayı, tarihinin övünülecek bir sayfası olarak gösteren, dünya üzerinde başka bir kulüp örneği gösterebilir misiniz diye soruyoruz.

         

        Madem bu maçlar cephedeki askerin moralini yükseltmek amacıyla yapılıyordu, Milli Mücadelenin tamamlandığı ve Türk ordularının İzmir’e girdiği 9 Eylül 1922 tarihinden tam 9 ay 20 gün sonra İngiliz İşgal kuvvetleri komutanı Harrington adına düzenlenen kupaya hangi gerekçeyle iştirak edildiğini sorguluyoruz.
        Milli mücadelenin zaferle sonuçlanması, sizlerin İşgal kuvvetleriyle futbol oynama gerekçesi olarak iddia ettiğiniz gibi ‘’halkın moralini yükseltip, ulusun kırılan onurunu bir nebze de olsun onarmakta’’ yeterli olamamış mıydı? İngilizlerle yapılan maçlara ve onların onuruna verilen çay partilerine bu yüzden mi devam edildi?

         

        Milli Mücadele zaferle sonuçlanıp, saltanat kaldırılırken, Ankara’da Büyük Millet Meclisi tarafından çok yakında kurulacak Türk devletinin temelleri oluşturulmaya çalışılırken, Gazi Mustafa Kemal Anadolu’yu karış karış dolaşıp, birbiri ardına gerçekleştireceği devrimlerin temellerini atarken, İsmet Paşa Lousanne’da tam bağımsızlık için ter dökerken, Yıllardır o cepheden bu cepheye sürüklenmiş Anadolu insanı yaralarını sarmaya çalışırken, bu zaman zarfında, son halife Abdülmecid’in oğlu şehzade Ömer Faruk’u hala başkanlık makamında tutmakta olan Fenerbahçe futbol takımının İngiliz İşgal kuvvetleri askerleriyle tam 19 kez karşılaşmış olması da mı ‘’ aslında milli taarruzdaki şahlanışımızın provası yapılıyordu’’ gerekçesiyle açıklanıyor, merak ediyoruz?
        Ezeli rakip Galatasaray’la 50. maç rekabetteki 21. yıl sonunda oynanırken, ilk kez Cumhuriyet’in ilanından sonra karşılaşılan bir diğer ezeli rakip Beşiktaş’a karşı ancak 17 sene sonra 50. maça çıkılırken, işgal kuvvetleriyle 3.5 yılda 50 kez karşılaşmış olmak oldukça ilginç bir istatistik diyoruz.
        Fenerbahçe takımının İşgal kuvvetlerine karşı son maçını 30 Ekim 1923’de oynadığının altını çiziyor, bu maçtan sadece 6 gün sonra Refet paşa komutasındaki Türk birliklerinin sevinç gözyaşları arasında İstanbul’a girmesini yüreklerimiz kabararak hatırlıyor, daha fazla bir şey de söylememek için dilimizi tutuyoruz.

         

        Tekrar, Fenerbahçe Kulübü resmi internet sitesinde yazan tarihçeye dönüyor, Atatürk ve “Fenerbahçe”si; başlıklı bölümü okuyoruz:
        ‘’Fenerbahçe’nin müttefiklerle mücadelesi sadece yeşil sahalarla da sınırlı kalmayacak, Cihan Harbi’nde vatana feda ettikleri diğer sporcuları gibi, futbolcularının büyük bir bölümünü yine işgal yıllarında İstanbul’dan Anadolu’ya silah aktarılmasında etkin bir rol oynatarak vatanının ihtiyaç duyduğu konuda hayatlarını budaktan esirgemeyeceklerdi.’’

         

        Bu satırları okuyunca, doğal olarak Fenerbahçeli hangi futbolcuların Anadolu’ya silah kaçırdığını merak ediyor, tarihi belgeleri araştırmaya başlıyoruz.
        Ulaşabildiğimiz kayıtlardan önce futbolcuların mesleklerini araştırıyoruz.
        Şaşırtıcı bir biçimde aralarından birinin, hem de İşgal kuvveti komutanı Harrington adına düzenlenen kupaya uzanan golü kaydeden Zeki Rıza Sporel’in Osmanlı ordusu mensubu olduğunu öğreniyoruz.

         

        Ordudan maaş almakta olan bir askerin hangi gerekçeyle Anadolu’daki direnişe katılmadığını soruşturuyor ve öylesine şaşırtıcı belgelere, öylesine ilginç kayıtlara rastlıyoruz ki, inanmakta güçlük çekiyoruz.

         

        İŞTE TARİHİN TOZLU RAFLARINDAN ORTAYA ÇIKARDIĞIMIZ İNANILMAZ BELGELER.
        Yıl 1946

         

        Fenerbahçe’nin Milli oyuncusu Zeki Rıza Sporel 1934 yılında futbolu bırakmış ve iş hayatına atılmıştır.
        Yıllar önce İngiliz Vitol ailesinin kızlarıyla evlenmiş, İngiliz konsolosluğunda görev yapan kayınbiraderleri vasıtasıyla kurduğu ilişkiler sayesinde futbolda gösterdiği başarıları ticaret hayatında da göstermeye başlamıştır.
        İşgal zamanının acıları sarılmış, Vitol ailesinin bazı üyelerinin İşgal kuvvetlerinde komutanlık yaptığı günler ise çoktan unutulmuştur.
        Liverpool’dan kalkıp önce İzmir’e göçen, daha sonra da İstanbul’da Moda’ya yerleşen bu köklü İngiliz aile, Zeki Rıza Sporel’in yakın dostları Celal Bayar’la da tanışmasına vesile olmuştur.
        O yıl ülkede ilk demokrasi sınavı verilmektedir. Tek parti dönemi bitmiş, yeni kurulan Demokrat Parti’ de seçimlere katılmıştır.
        Zeki Rıza Sporel, Celal Bayar’ın kontenjanından Demokrat Parti İstanbul Milletvekili adayı olur.
        Seçimi kazanır.
        Mazbatasını almak üzere Ankara’ya yollanır.
        İşte tarihin tozlu raflarında kalmış acı gerçekler bundan sonra gün ışığına çıkar:
        Meclise seçilen yeni milletvekillerinin seçim tutanaklarını incelemekle görevli soruşturma komisyonu başkanlığına Zeki Rıza Sporel’in geçmişiyle ilgili bir çok ihbar dilekçesi ulaşmıştır.

         


        İşte söz konusu komisyonun raporundan bazı bölümler:

         

        İSTANBUL MİLLETVEKİLLİĞİNE SEÇİLEN ZEKİ RIZA SPOREL’İN SEÇİM TUTANAĞI HAKKINDA TUTANAKLARI İNCELEME KOMİSYONU RAPORU
        (5/4 (S.Sayısı 19)
        Hazırlama Komisyonu Raporu

         

        Milli Savunma Bakanlığı’ndan bu hususa aid celb olunan 23 Eylül 1946 tarih ve 164381sayılı yazı ile ek 21 Temmuz 1924 ve 665 aded işaretli Bursa (Askeri) Heyeti Mahsusası’nca ittihaz olunan kararda, “1922 senesi Nisanında Milli Orduya katılması için resmen gerçekleştirilen davete sağlık nedenleri ileri sürerek icabet edemediğini iddia etmekte ise de, iddiasının gerçek olmadığına ve bununla birlikte gerçek olmayan nedenlerle davete icabet etmediğine kanaat hasıl olmakla, 25 Eylül 1923 tarihli kanunun ikinci maddesine göre Türk ordusundan tardına oybirliği ile karar verildi” denilmektedir.

         

        Tutanakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na,
        21 Kasım 1946

         

        1) 1 Ağustos 1946 tarih ve emekli Yüzbaşı Zülfikar Akdal imzalı dilekçede, Zeki Rıza Sporel’in Milli Mücadele’nin başında baytar subayı olarak İstanbul’da bulunurken, vatan müdafaasına iştirak etmesi için Anadolu’ya gelmesi kendisine tebliğ edildiği, bu emri alan Zeki Rıza Sporel’in vazife başına koşacağı yerde, aksine olarak Milli Kuvvetleri arkadan vurmak üzere (Sadrazam) Damat Ferit’in teşkil ettiği kuvayi İnzibatiye’ye katıldığı, bu yüzden Harb Divanı’nca ordudan atılmasına karar verildiği, bir vatandaş için askerlik şerefinden mahrum edilmenin cezaların en büyüğü addolunması lazım geleceği ihbar edilmektedir.

         

        2) 2 Ağustos 1946 tarih ve Mazhar Erkan imzalı dilekçede, Zeki Rıza Sporel’in baytar Üstteğmen iken, istiklal mücadelesi zamanındaki kabahatlerinden dolayı, 25 Eylül 1335 (1339/1923) tarihli kanunun ikinci maddesi mucibince nispeti askeriyesinin kat edilmiş olduğu bildirmekte, nispeti askeriye kat’ına mütaallik muamele, milletvekilliği sıfatı ile imtizaç edemeyeceği cihetiyle, seçim mazbatasının tasdik edilmemesi istenmektedir.
        3) 4 Ağustos 1946 tarih ve Lütfi Sarı imzalı telgrafta, Zeki Rıza Sporel’in kurtuluş hareketimizin önderi olan Kuvayi Milliye aleyhinde muvazzaf baytar subay olduğu halde çalıştığından, (Bursa Askeri) Heyeti Mahsusası kararı ile ordudan tard edildiği, Zeki Rıza Sporel’in bu durumu itibariyle milletin en büyük Türk Milletini temsil yetkisi olmadığı bildirilmektedir.

         

        Komisyonumuz huzurunda müdafaası alınan ve şifahen dinlenen Zeki Rıza Sporel, bu resmi davete icabet etmediğini ve sebep olarak rahatsız olan hemşiresini bırakacak bir kimse bulunmadığını, milli hareketin neticesinin taayyün etmesi için bir müddet daha beklemeyi muvafık bulduğunu beyan etmiştir.

         

        Son derece ağır suçlamalar içeren Hazırlama Komisyonu Raporu üzerine, Tutanakları inceleme komisyonu, raporu meclis görüşmesine açıp açmamak kararını almak üzere toplanır.

         

        İşte 2 Aralık 1946 tarihli toplantı sonucunda yayımlanan raporun karar bölümü:

         

        Anayasamızın 12. maddesindeki kamu hizmetlerinden yasaklılığın milletvekilliğine seçilmeye mani olduğu kabul edilmiştir. Zeki Rıza Sporel ise, Mücadelei Milliyede hizmeti vataniyesini ifaya resmen davet edildiği ve kendisi de muvazzaf baytar subayı olduğu halde, bu davete icabet etmemiş ve bu sebeple 347 sayılı kanun gereğince nispeti askeriyesinin kat’ına karar verilmiştir.

         

        Zeki Rıza Sporel’in bu hükümlülüğü af kanununun şümülünden dışarıda kalmış olduğundan, kendisi kamu hizmetlerinin bir kısmından yasaklıdır. Kendisinin bu durumu ise, milletvekili seçilmeye mani görüldüğünden, tutanağının kabul edilmemesi hususunun meclisin yüksek tasvibine sunulmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir.
        ...

        (9 Ekim 2006 Habertürk Programı)

         

         

        - Bu da bir fenerlinin konu hakkındaki yazısı : http://www.xing.com/net/cem_futbol/fenerbahce-199530/harrington-kupasi-11772057/

         

         

         


        From: Bülent ŞİRİN
        Subject: Re: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

        Cür'etimi bağışlayın ama benim yıllardır merak ettiğim bir konu var:

        İstanbul, İzmir ya da hangi şehirse... Savaş devam ederken mütareke güçleriye maç yapan genç delikanlılar askerlikten muaf mıydılar acaba? Lise çağındaki çocuklar bile cephede çarpışırken onlar da toprak sahalarda mı düşmanla cenk ediyorlardı? Ya da bu bahsi geçen maçlar, Mondros ile Milli Mücadele'nin başladığı tarihlerin arasındaki zaman aralığında mı oldu bitti? Kimse değinmediğine göre benim atladığım bir ayrıntı olacak.

        Konu hakkında malûmatı olan değerli büyüklerimiz mutlaka vardır. Aydınlatırsanız çok sevinirim.

        Saygılar.

         

         

         

         

         

         

        . 



        --
        selamlar

        Orhan Berent




        --
        selamlar

        Orhan Berent

      • Muzaffer Mengeloğlu
        Sevinç? Algılamalar çok değişik oluyor, değil mi? ________________________________ From: turkfutbolu@yahoogroups.com
        Message 3 of 8 , Jan 18, 2010
        View Source
        • 0 Attachment
          Sevinç?  Algılamalar çok değişik oluyor, değil mi?


          From: turkfutbolu@yahoogroups.com [mailto:turkfutbolu@yahoogroups.com] On Behalf Of ceyhun13
          Sent: Monday, January 18, 2010 3:18 PM
          To: turkfutbolu@yahoogroups.com
          Subject: RE: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

          Maalesef çok sevinçle anlattığınız bu hikayeler tarihçi profesörler tarafından yanlış olduğu ispatlandı. Kendini tarihçi sanan bahsettiğiniz şahıs ta  özür dilemek yerine, “o yanlışları bilerek  yaptım. Bakalım onlar biliyor mu diye denedim” demişti..

           

           

          From: turkfutbolu@yahoogroups.com [mailto:turkfutbolu@yahoogroups.com] On Behalf Of Muzaffer Mengeloğlu
          Sent: Monday, January 18, 2010 2:30 PM
          To: turkfutbolu@yahoogroups.com
          Subject: RE: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

           

           

          Selamlar. Zaten ben de sizin meze yaptığınızı ima etmedim, sakın öyle anlamayın, lütfen.

           

          Fenerbahçe Spor Kulübü tarihine giriş, benim konum değil.

          Bu konuda önemli bir araştırma yaptığını ve önemli bilgi ve belgelere ulaştığını söyleyen Tuğrul Bey, bir takım belgelerile bir şey koyuyor ortaya. Buna göre Fenerbahçe'nin "işgal kuvvetlerini eğlendirmek için kurulan" bir kulüp olduğunu söylüyor.

          Bendeniz bu çalışmayı, ilk soruya karşılık sunmuştum.

           

          Elbette Tuğrul Beyin tarihi yanlış aksettirdiğini düşünenler, tıpkı O'nun gibi aksini belgeleyerek bir sunum yaparlar ve toplumu aydınlatırlar. Dedim ya, bu benim işim değil.

           

          Meze konusunda sizi kesinlikle hedef almadıgımı, tekrar etmek istiyorum.

          Siz "bu lafların arkasına sığınanlar" diye bahsetmiştiniz..

          İşte ben de sizin gibi, böyle bir durumun çirkin olacağını vurgulamak istemiştim..

           

          Sevgilerimle,

          Muzaffer

           


          From: turkfutbolu@yahoogroups.com [mailto:turkfutbolu@yahoogroups.com] On Behalf Of Orhan Berent
          Sent: Monday, January 18, 2010 2:14 PM
          To: turkfutbolu@yahoogroups.com
          Subject: Re: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

          Eh işte ben de bunu söylüyordum Muzaffer bey. Yani meze yapan ben değil o yazıyı yazan Tuğrul bey oluyor. Ben söylemek istediğimi iyi anlatamadım herhalde.

          O yazıda Fener'in mütareke döneminde yaptığı maçların fazlalığı sebebiyle ya da Harrington kupasına katılması nedeniyle Tuğrul beye göre o kupaya katılmayanlardan daha değersiz. Bakın bunu Tuğrul bey söylemek istiyor dikkatinizi çekerim.

          O zaman Tuğrul beyin mantığına göre ben de diyeyim ki: Altay ve Karşıyaka kutsaldır. Çünkü bunları İttihat ve Terakki kurtardı, bunlar hem savaştı hem futbol oynadı. Diğerleri Altınordu, İzmirspor, Göztepe barış zamanında kuruldu. Biz ikimiz savaşçı kulübüz. Vesaire vesaire.

          Bakın bir daha söylüyorum, meze yapan Tuğrul bey burada.

          Aşkolsun Bozkurt bey.

          18 Ocak 2010 11:25 tarihinde Muzaffer Mengeloğlu <muzaffer.mengeloglu@...> yazdı:

           

          Bu üç cümlelik "kutsal" sözlerde anlatılanlar yalan da değil hani.. Evet, sizin (ruhu şâd olsun) rahmetli dedeniz gibi kıymetli atalarımız canları/kanları pahasına, açlık ve yokluklar içerisinde, Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde bu vatanı o işgalcilerin kanlı ellerinden kurtarmışlardır. Konunun gerisi ayrı ama bu kısmı tartışılamaz ve hiç bir konuya meze yapılmamalıdır...

           

          Sevgilerimle,

          Muzaffer

           


          From: turkfutbolu@yahoogroups.com [mailto:turkfutbolu@yahoogroups.com] On Behalf Of Orhan Berent
          Sent: Monday, January 18, 2010 11:01 AM
          To: turkfutbolu@yahoogroups.com


          Subject: Re: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

           

          Ben de bundan korkuyordum: :)

          Bunlar kutsal sözler herhalde. Bu lafları arkasına alanlar sanırım her tartışmada zeytinyağı gibi üste çıkarlar.

          >İnönü’de, Sakarya’da, Kocatepe’de düşman kurşunu altında şehit olurken,

          >Ayağına
          giyecek çarık bulamayıp, çorabının üzerine çaput bağlarken,
          >Tek öğünlük
          tayınla ayakta durmaya çalışıp, açlığını bastırmak için mısır koçanı yerken,

          18 Ocak 2010 08:57 tarihinde Muzaffer Mengeloğlu <muzaffer.mengeloglu@...> yazdı:

           

          Merhabalar,

          Fenerbahçe Spor Kulübünün bahsi geçen dönemde yaptığı maçlarla ve Fenerbahçe tarihinin o yılları ile ilgili bir çalışmayı Tuğrul Yenidoğan yapmıştı. Umarım işinize yarar :

           

          - Konu hakkında yapılan programdan alıntı video : http://www.haberturk.com/2006/10/04/resim/fenerbahcetarihivideo.htm

          (Kaynak : Tuğrul Yenidoğan / Habertürk)

           

          http://www.haberturk.com/haber.asp?id=2050&cat=340&dt=2006/10/04

           

          - Konu hakkında yazı : (Kaynak : Tuğrul Yenidoğan / Habertürk)

           

          Şeref Tribünü’nün son 2 bölümünde, Fenerbahçe kulübü resmi internet sitesinin Fenerbahçe tarihi bölümünde yer alan akıl almaz iddiaları mercek altına almıştık.

          Neydi bu iddialar?

          Birebir FB internet sitesinde yer alan cümlelerle kısaca hatırlayalım:
          “Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın) bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını veriyorlardı.

           

          Fenerbahçe’nin, başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüşüyordu.

          Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.”

           

          Milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın İstanbul şubesi olmak, “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmak ve “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli olması gibi ciddi iddialar hangi tarihi belgelere dayanarak ortaya atılıyor, elbette ki bu hikayeleri yazanlara sormak lazım. Yani tüm çağrılarımıza, hatta kendilerini tarihi gerçekleri çarpıtmakla suçlamamıza rağmen aradan geçen sürede tek bir açıklama yapamayan o meşhur yazarlara sormak lazım. Biz tarihi gerçeklerle olduğu kadar basit mantığa da ters düşen bu iddialarda bulunan Fenerbahçe tarihi yazarlarına çağrımızı tekrarlıyoruz:

          Gelin, İşgal kuvvetleriyle oynanan 50 maçın sadece 9’u milli mücadele yıllarında oynandığı halde, bu karşılaşmaların amacının nasıl olup da cephede savaşan askerlerimizin maneviyatını yükseltmek olduğunu açıklayın diyoruz. İddia ettiğiniz üzere, Fenerbahçe’nin İşgal Kuvvetleri askerlerinden oluşan takımlara karşı galibiyetlerinin hangi cephelerde, nasıl bir sevinçle karşılandığını söyleyin diyoruz.

           

          Anadolu insanı,
          Mehmedimiz,
          İnönü’de, Sakarya’da, Kocatepe’de düşman kurşunu altında şehit olurken,
          Ayağına giyecek çarık bulamayıp, çorabının üzerine çaput bağlarken,
          Tek öğünlük tayınla ayakta durmaya çalışıp, açlığını bastırmak için mısır koçanı yerken,
          Hiç duymadığı, hiç izlemediği, hiç bilmediği, bir oyun olan futbolda alınan galibiyetleri nasıl sevinçle karşılar, diye soruyor,
          Böylesine mantık dışı yalanları yüzünüz kızarmadan nasıl yazabildiğinize şaşırıyor,
          Vatan uğruna can vermiş şehitlerimizin ruhlarından, fanatizm uğruna uydurduğunuz bu saçmalıklar için biz af diliyoruz.

           

          İşgal kuvvetleriyle futbol maçı yapmayı, tarihinin övünülecek bir sayfası olarak gösteren, dünya üzerinde başka bir kulüp örneği gösterebilir misiniz diye soruyoruz.

           

          Madem bu maçlar cephedeki askerin moralini yükseltmek amacıyla yapılıyordu, Milli Mücadelenin tamamlandığı ve Türk ordularının İzmir’e girdiği 9 Eylül 1922 tarihinden tam 9 ay 20 gün sonra İngiliz İşgal kuvvetleri komutanı Harrington adına düzenlenen kupaya hangi gerekçeyle iştirak edildiğini sorguluyoruz.
          Milli mücadelenin zaferle sonuçlanması, sizlerin İşgal kuvvetleriyle futbol oynama gerekçesi olarak iddia ettiğiniz gibi ‘’halkın moralini yükseltip, ulusun kırılan onurunu bir nebze de olsun onarmakta’’ yeterli olamamış mıydı? İngilizlerle yapılan maçlara ve onların onuruna verilen çay partilerine bu yüzden mi devam edildi?

           

          Milli Mücadele zaferle sonuçlanıp, saltanat kaldırılırken, Ankara’da Büyük Millet Meclisi tarafından çok yakında kurulacak Türk devletinin temelleri oluşturulmaya çalışılırken, Gazi Mustafa Kemal Anadolu’yu karış karış dolaşıp, birbiri ardına gerçekleştireceği devrimlerin temellerini atarken, İsmet Paşa Lousanne’da tam bağımsızlık için ter dökerken, Yıllardır o cepheden bu cepheye sürüklenmiş Anadolu insanı yaralarını sarmaya çalışırken, bu zaman zarfında, son halife Abdülmecid’in oğlu şehzade Ömer Faruk’u hala başkanlık makamında tutmakta olan Fenerbahçe futbol takımının İngiliz İşgal kuvvetleri askerleriyle tam 19 kez karşılaşmış olması da mı ‘’ aslında milli taarruzdaki şahlanışımızın provası yapılıyordu’’ gerekçesiyle açıklanıyor, merak ediyoruz?
          Ezeli rakip Galatasaray’la 50. maç rekabetteki 21. yıl sonunda oynanırken, ilk kez Cumhuriyet’in ilanından sonra karşılaşılan bir diğer ezeli rakip Beşiktaş’a karşı ancak 17 sene sonra 50. maça çıkılırken, işgal kuvvetleriyle 3.5 yılda 50 kez karşılaşmış olmak oldukça ilginç bir istatistik diyoruz.
          Fenerbahçe takımının İşgal kuvvetlerine karşı son maçını 30 Ekim 1923’de oynadığının altını çiziyor, bu maçtan sadece 6 gün sonra Refet paşa komutasındaki Türk birliklerinin sevinç gözyaşları arasında İstanbul’a girmesini yüreklerimiz kabararak hatırlıyor, daha fazla bir şey de söylememek için dilimizi tutuyoruz.

           

          Tekrar, Fenerbahçe Kulübü resmi internet sitesinde yazan tarihçeye dönüyor, Atatürk ve “Fenerbahçe”si; başlıklı bölümü okuyoruz:
          ‘’Fenerbahçe’nin müttefiklerle mücadelesi sadece yeşil sahalarla da sınırlı kalmayacak, Cihan Harbi’nde vatana feda ettikleri diğer sporcuları gibi, futbolcularının büyük bir bölümünü yine işgal yıllarında İstanbul’dan Anadolu’ya silah aktarılmasında etkin bir rol oynatarak vatanının ihtiyaç duyduğu konuda hayatlarını budaktan esirgemeyeceklerdi.’’

           

          Bu satırları okuyunca, doğal olarak Fenerbahçeli hangi futbolcuların Anadolu’ya silah kaçırdığını merak ediyor, tarihi belgeleri araştırmaya başlıyoruz.
          Ulaşabildiğimiz kayıtlardan önce futbolcuların mesleklerini araştırıyoruz.
          Şaşırtıcı bir biçimde aralarından birinin, hem de İşgal kuvveti komutanı Harrington adına düzenlenen kupaya uzanan golü kaydeden Zeki Rıza Sporel’in Osmanlı ordusu mensubu olduğunu öğreniyoruz.

           

          Ordudan maaş almakta olan bir askerin hangi gerekçeyle Anadolu’daki direnişe katılmadığını soruşturuyor ve öylesine şaşırtıcı belgelere, öylesine ilginç kayıtlara rastlıyoruz ki, inanmakta güçlük çekiyoruz.

           

          İŞTE TARİHİN TOZLU RAFLARINDAN ORTAYA ÇIKARDIĞIMIZ İNANILMAZ BELGELER.
          Yıl 1946

           

          Fenerbahçe’nin Milli oyuncusu Zeki Rıza Sporel 1934 yılında futbolu bırakmış ve iş hayatına atılmıştır.
          Yıllar önce İngiliz Vitol ailesinin kızlarıyla evlenmiş, İngiliz konsolosluğunda görev yapan kayınbiraderleri vasıtasıyla kurduğu ilişkiler sayesinde futbolda gösterdiği başarıları ticaret hayatında da göstermeye başlamıştır.
          İşgal zamanının acıları sarılmış, Vitol ailesinin bazı üyelerinin İşgal kuvvetlerinde komutanlık yaptığı günler ise çoktan unutulmuştur.
          Liverpool’dan kalkıp önce İzmir’e göçen, daha sonra da İstanbul’da Moda’ya yerleşen bu köklü İngiliz aile, Zeki Rıza Sporel’in yakın dostları Celal Bayar’la da tanışmasına vesile olmuştur.
          O yıl ülkede ilk demokrasi sınavı verilmektedir. Tek parti dönemi bitmiş, yeni kurulan Demokrat Parti’ de seçimlere katılmıştır.
          Zeki Rıza Sporel, Celal Bayar’ın kontenjanından Demokrat Parti İstanbul Milletvekili adayı olur.
          Seçimi kazanır.
          Mazbatasını almak üzere Ankara’ya yollanır.
          İşte tarihin tozlu raflarında kalmış acı gerçekler bundan sonra gün ışığına çıkar:
          Meclise seçilen yeni milletvekillerinin seçim tutanaklarını incelemekle görevli soruşturma komisyonu başkanlığına Zeki Rıza Sporel’in geçmişiyle ilgili bir çok ihbar dilekçesi ulaşmıştır.

           


          İşte söz konusu komisyonun raporundan bazı bölümler:

           

          İSTANBUL MİLLETVEKİLLİĞİNE SEÇİLEN ZEKİ RIZA SPOREL’İN SEÇİM TUTANAĞI HAKKINDA TUTANAKLARI İNCELEME KOMİSYONU RAPORU
          (5/4 (S.Sayısı 19)
          Hazırlama Komisyonu Raporu

           

          Milli Savunma Bakanlığı’ndan bu hususa aid celb olunan 23 Eylül 1946 tarih ve 164381sayılı yazı ile ek 21 Temmuz 1924 ve 665 aded işaretli Bursa (Askeri) Heyeti Mahsusası’nca ittihaz olunan kararda, “1922 senesi Nisanında Milli Orduya katılması için resmen gerçekleştirilen davete sağlık nedenleri ileri sürerek icabet edemediğini iddia etmekte ise de, iddiasının gerçek olmadığına ve bununla birlikte gerçek olmayan nedenlerle davete icabet etmediğine kanaat hasıl olmakla, 25 Eylül 1923 tarihli kanunun ikinci maddesine göre Türk ordusundan tardına oybirliği ile karar verildi” denilmektedir.

           

          Tutanakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na,
          21 Kasım 1946

           

          1) 1 Ağustos 1946 tarih ve emekli Yüzbaşı Zülfikar Akdal imzalı dilekçede, Zeki Rıza Sporel’in Milli Mücadele’nin başında baytar subayı olarak İstanbul’da bulunurken, vatan müdafaasına iştirak etmesi için Anadolu’ya gelmesi kendisine tebliğ edildiği, bu emri alan Zeki Rıza Sporel’in vazife başına koşacağı yerde, aksine olarak Milli Kuvvetleri arkadan vurmak üzere (Sadrazam) Damat Ferit’in teşkil ettiği kuvayi İnzibatiye’ye katıldığı, bu yüzden Harb Divanı’nca ordudan atılmasına karar verildiği, bir vatandaş için askerlik şerefinden mahrum edilmenin cezaların en büyüğü addolunması lazım geleceği ihbar edilmektedir.

           

          2) 2 Ağustos 1946 tarih ve Mazhar Erkan imzalı dilekçede, Zeki Rıza Sporel’in baytar Üstteğmen iken, istiklal mücadelesi zamanındaki kabahatlerinden dolayı, 25 Eylül 1335 (1339/1923) tarihli kanunun ikinci maddesi mucibince nispeti askeriyesinin kat edilmiş olduğu bildirmekte, nispeti askeriye kat’ına mütaallik muamele, milletvekilliği sıfatı ile imtizaç edemeyeceği cihetiyle, seçim mazbatasının tasdik edilmemesi istenmektedir.
          3) 4 Ağustos 1946 tarih ve Lütfi Sarı imzalı telgrafta, Zeki Rıza Sporel’in kurtuluş hareketimizin önderi olan Kuvayi Milliye aleyhinde muvazzaf baytar subay olduğu halde çalıştığından, (Bursa Askeri) Heyeti Mahsusası kararı ile ordudan tard edildiği, Zeki Rıza Sporel’in bu durumu itibariyle milletin en büyük Türk Milletini temsil yetkisi olmadığı bildirilmektedir.

           

          Komisyonumuz huzurunda müdafaası alınan ve şifahen dinlenen Zeki Rıza Sporel, bu resmi davete icabet etmediğini ve sebep olarak rahatsız olan hemşiresini bırakacak bir kimse bulunmadığını, milli hareketin neticesinin taayyün etmesi için bir müddet daha beklemeyi muvafık bulduğunu beyan etmiştir.

           

          Son derece ağır suçlamalar içeren Hazırlama Komisyonu Raporu üzerine, Tutanakları inceleme komisyonu, raporu meclis görüşmesine açıp açmamak kararını almak üzere toplanır.

           

          İşte 2 Aralık 1946 tarihli toplantı sonucunda yayımlanan raporun karar bölümü:

           

          Anayasamızın 12. maddesindeki kamu hizmetlerinden yasaklılığın milletvekilliğine seçilmeye mani olduğu kabul edilmiştir. Zeki Rıza Sporel ise, Mücadelei Milliyede hizmeti vataniyesini ifaya resmen davet edildiği ve kendisi de muvazzaf baytar subayı olduğu halde, bu davete icabet etmemiş ve bu sebeple 347 sayılı kanun gereğince nispeti askeriyesinin kat’ına karar verilmiştir.

           

          Zeki Rıza Sporel’in bu hükümlülüğü af kanununun şümülünden dışarıda kalmış olduğundan, kendisi kamu hizmetlerinin bir kısmından yasaklıdır. Kendisinin bu durumu ise, milletvekili seçilmeye mani görüldüğünden, tutanağının kabul edilmemesi hususunun meclisin yüksek tasvibine sunulmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir.
          ...

          (9 Ekim 2006 Habertürk Programı)

           

           

          - Bu da bir fenerlinin konu hakkındaki yazısı : http://www.xing.com/net/cem_futbol/fenerbahce-199530/harrington-kupasi-11772057/

           

           

           


          From: Bülent ŞİRİN
          Subject: Re: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

          Cür'etimi bağışlayın ama benim yıllardır merak ettiğim bir konu var:

          İstanbul, İzmir ya da hangi şehirse... Savaş devam ederken mütareke güçleriye maç yapan genç delikanlılar askerlikten muaf mıydılar acaba? Lise çağındaki çocuklar bile cephede çarpışırken onlar da toprak sahalarda mı düşmanla cenk ediyorlardı? Ya da bu bahsi geçen maçlar, Mondros ile Milli Mücadele'nin başladığı tarihlerin arasındaki zaman aralığında mı oldu bitti? Kimse değinmediğine göre benim atladığım bir ayrıntı olacak.

          Konu hakkında malûmatı olan değerli büyüklerimiz mutlaka vardır. Aydınlatırsanız çok sevinirim.

          Saygılar.

           

           

           

           

           

           

          . 



          --
          selamlar

          Orhan Berent




          --
          selamlar

          Orhan Berent

        • Muzaffer Mengeloğlu
          Merhabalar, Tuğrul Yenidoğan ile bizzat görüştüm. Sözlerinin arkasında olduğunu söyledi. İddia ettiğiniz gibi bir yalanlama ve ikrar durumu
          Message 4 of 8 , Jan 20, 2010
          View Source
          • 0 Attachment
            Merhabalar,
             
            Tuğrul Yenidoğan ile bizzat görüştüm.
            Sözlerinin arkasında olduğunu söyledi.
            İddia ettiğiniz gibi bir yalanlama ve ikrar durumu olmadığını söyledi...
            Dahası, anlatılacak daha pek çok bilgi ve belge olduğunu da sözlerine ekledi.
             
            Yanlış bilgilendirmenin önüne geçmek için iletmek istedim...
             
            Sevgilerimle,
            Muzaffer


            From: ceyhun13generationfast@...

            Maalesef çok sevinçle anlattığınız bu hikayeler tarihçi profesörler tarafından yanlış olduğu ispatlandı. Kendini tarihçi sanan bahsettiğiniz şahıs ta  özür dilemek yerine, “o yanlışları bilerek  yaptım. Bakalım onlar biliyor mu diye denedim” demişti..

            From: Muzaffer Mengeloğlu

            Merhabalar,

            Fenerbahçe Spor Kulübünün bahsi geçen dönemde yaptığı maçlarla ve Fenerbahçe tarihinin o yılları ile ilgili bir çalışmayı Tuğrul Yenidoğan yapmıştı. Umarım işinize yarar :

            - Konu hakkında yapılan programdan alıntı video : http://www.haberturk.com/2006/10/04/resim/fenerbahcetarihivideo.htm  (Kaynak : Tuğrul Yenidoğan / Habertürk)

            http://www.haberturk.com/haber.asp?id=2050&cat=340&dt=2006/10/04

            - Konu hakkında yazı : (Kaynak : Tuğrul Yenidoğan / Habertürk)

            Şeref Tribünü’nün son 2 bölümünde, Fenerbahçe kulübü resmi internet sitesinin Fenerbahçe tarihi bölümünde yer alan akıl almaz iddiaları mercek altına almıştık.

            Neydi bu iddialar?

            Birebir FB internet sitesinde yer alan cümlelerle kısaca hatırlayalım:
            “Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın) bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını veriyorlardı.

            Fenerbahçe’nin, başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüşüyordu.

            Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.”

            Milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın İstanbul şubesi olmak, “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmak ve “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli olması gibi ciddi iddialar hangi tarihi belgelere dayanarak ortaya atılıyor, elbette ki bu hikayeleri yazanlara sormak lazım. Yani tüm çağrılarımıza, hatta kendilerini tarihi gerçekleri çarpıtmakla suçlamamıza rağmen aradan geçen sürede tek bir açıklama yapamayan o meşhur yazarlara sormak lazım. Biz tarihi gerçeklerle olduğu kadar basit mantığa da ters düşen bu iddialarda bulunan Fenerbahçe tarihi yazarlarına çağrımızı tekrarlıyoruz:

            Gelin, İşgal kuvvetleriyle oynanan 50 maçın sadece 9’u milli mücadele yıllarında oynandığı halde, bu karşılaşmaların amacının nasıl olup da cephede savaşan askerlerimizin maneviyatını yükseltmek olduğunu açıklayın diyoruz. İddia ettiğiniz üzere, Fenerbahçe’nin İşgal Kuvvetleri askerlerinden oluşan takımlara karşı galibiyetlerinin hangi cephelerde, nasıl bir sevinçle karşılandığını söyleyin diyoruz.

            Anadolu insanı,
            Mehmedimiz,
            İnönü’de, Sakarya’da, Kocatepe’de düşman kurşunu altında şehit olurken,
            Ayağına giyecek çarık bulamayıp, çorabının üzerine çaput bağlarken,
            Tek öğünlük tayınla ayakta durmaya çalışıp, açlığını bastırmak için mısır koçanı yerken,
            Hiç duymadığı, hiç izlemediği, hiç bilmediği, bir oyun olan futbolda alınan galibiyetleri nasıl sevinçle karşılar, diye soruyor,
            Böylesine mantık dışı yalanları yüzünüz kızarmadan nasıl yazabildiğinize şaşırıyor,
            Vatan uğruna can vermiş şehitlerimizin ruhlarından, fanatizm uğruna uydurduğunuz bu saçmalıklar için biz af diliyoruz.

            İşgal kuvvetleriyle futbol maçı yapmayı, tarihinin övünülecek bir sayfası olarak gösteren, dünya üzerinde başka bir kulüp örneği gösterebilir misiniz diye soruyoruz.

            Madem bu maçlar cephedeki askerin moralini yükseltmek amacıyla yapılıyordu, Milli Mücadelenin tamamlandığı ve Türk ordularının İzmir’e girdiği 9 Eylül 1922 tarihinden tam 9 ay 20 gün sonra İngiliz İşgal kuvvetleri komutanı Harrington adına düzenlenen kupaya hangi gerekçeyle iştirak edildiğini sorguluyoruz.
            Milli mücadelenin zaferle sonuçlanması, sizlerin İşgal kuvvetleriyle futbol oynama gerekçesi olarak iddia ettiğiniz gibi ‘’halkın moralini yükseltip, ulusun kırılan onurunu bir nebze de olsun onarmakta’’ yeterli olamamış mıydı? İngilizlerle yapılan maçlara ve onların onuruna verilen çay partilerine bu yüzden mi devam edildi?

            Milli Mücadele zaferle sonuçlanıp, saltanat kaldırılırken, Ankara’da Büyük Millet Meclisi tarafından çok yakında kurulacak Türk devletinin temelleri oluşturulmaya çalışılırken, Gazi Mustafa Kemal Anadolu’yu karış karış dolaşıp, birbiri ardına gerçekleştireceği devrimlerin temellerini atarken, İsmet Paşa Lousanne’da tam bağımsızlık için ter dökerken, Yıllardır o cepheden bu cepheye sürüklenmiş Anadolu insanı yaralarını sarmaya çalışırken, bu zaman zarfında, son halife Abdülmecid’in oğlu şehzade Ömer Faruk’u hala başkanlık makamında tutmakta olan Fenerbahçe futbol takımının İngiliz İşgal kuvvetleri askerleriyle tam 19 kez karşılaşmış olması da mı ‘’ aslında milli taarruzdaki şahlanışımızın provası yapılıyordu’’ gerekçesiyle açıklanıyor, merak ediyoruz?
            Ezeli rakip Galatasaray’la 50. maç rekabetteki 21. yıl sonunda oynanırken, ilk kez Cumhuriyet’in ilanından sonra karşılaşılan bir diğer ezeli rakip Beşiktaş’a karşı ancak 17 sene sonra 50. maça çıkılırken, işgal kuvvetleriyle 3.5 yılda 50 kez karşılaşmış olmak oldukça ilginç bir istatistik diyoruz.
            Fenerbahçe takımının İşgal kuvvetlerine karşı son maçını 30 Ekim 1923’de oynadığının altını çiziyor, bu maçtan sadece 6 gün sonra Refet paşa komutasındaki Türk birliklerinin sevinç gözyaşları arasında İstanbul’a girmesini yüreklerimiz kabararak hatırlıyor, daha fazla bir şey de söylememek için dilimizi tutuyoruz.

            Tekrar, Fenerbahçe Kulübü resmi internet sitesinde yazan tarihçeye dönüyor, Atatürk ve “Fenerbahçe”si; başlıklı bölümü okuyoruz:
            ‘’Fenerbahçe’nin müttefiklerle mücadelesi sadece yeşil sahalarla da sınırlı kalmayacak, Cihan Harbi’nde vatana feda ettikleri diğer sporcuları gibi, futbolcularının büyük bir bölümünü yine işgal yıllarında İstanbul’dan Anadolu’ya silah aktarılmasında etkin bir rol oynatarak vatanının ihtiyaç duyduğu konuda hayatlarını budaktan esirgemeyeceklerdi.’’

            Bu satırları okuyunca, doğal olarak Fenerbahçeli hangi futbolcuların Anadolu’ya silah kaçırdığını merak ediyor, tarihi belgeleri araştırmaya başlıyoruz.
            Ulaşabildiğimiz kayıtlardan önce futbolcuların mesleklerini araştırıyoruz.
            Şaşırtıcı bir biçimde aralarından birinin, hem de İşgal kuvveti komutanı Harrington adına düzenlenen kupaya uzanan golü kaydeden Zeki Rıza Sporel’in Osmanlı ordusu mensubu olduğunu öğreniyoruz.

            Ordudan maaş almakta olan bir askerin hangi gerekçeyle Anadolu’daki direnişe katılmadığını soruşturuyor ve öylesine şaşırtıcı belgelere, öylesine ilginç kayıtlara rastlıyoruz ki, inanmakta güçlük çekiyoruz.

            İŞTE TARİHİN TOZLU RAFLARINDAN ORTAYA ÇIKARDIĞIMIZ İNANILMAZ BELGELER.
            Yıl 1946

            Fenerbahçe’nin Milli oyuncusu Zeki Rıza Sporel 1934 yılında futbolu bırakmış ve iş hayatına atılmıştır.
            Yıllar önce İngiliz Vitol ailesinin kızlarıyla evlenmiş, İngiliz konsolosluğunda görev yapan kayınbiraderleri vasıtasıyla kurduğu ilişkiler sayesinde futbolda gösterdiği başarıları ticaret hayatında da göstermeye başlamıştır.
            İşgal zamanının acıları sarılmış, Vitol ailesinin bazı üyelerinin İşgal kuvvetlerinde komutanlık yaptığı günler ise çoktan unutulmuştur.
            Liverpool’dan kalkıp önce İzmir’e göçen, daha sonra da İstanbul’da Moda’ya yerleşen bu köklü İngiliz aile, Zeki Rıza Sporel’in yakın dostları Celal Bayar’la da tanışmasına vesile olmuştur.
            O yıl ülkede ilk demokrasi sınavı verilmektedir. Tek parti dönemi bitmiş, yeni kurulan Demokrat Parti’ de seçimlere katılmıştır.
            Zeki Rıza Sporel, Celal Bayar’ın kontenjanından Demokrat Parti İstanbul Milletvekili adayı olur.
            Seçimi kazanır.
            Mazbatasını almak üzere Ankara’ya yollanır.
            İşte tarihin tozlu raflarında kalmış acı gerçekler bundan sonra gün ışığına çıkar:
            Meclise seçilen yeni milletvekillerinin seçim tutanaklarını incelemekle görevli soruşturma komisyonu başkanlığına Zeki Rıza Sporel’in geçmişiyle ilgili bir çok ihbar dilekçesi ulaşmıştır.

            İşte söz konusu komisyonun raporundan bazı bölümler:

            İSTANBUL MİLLETVEKİLLİĞİNE SEÇİLEN ZEKİ RIZA SPOREL’İN SEÇİM TUTANAĞI HAKKINDA TUTANAKLARI İNCELEME KOMİSYONU RAPORU
            (5/4 (S.Sayısı 19)
            Hazırlama Komisyonu Raporu

            Milli Savunma Bakanlığı’ndan bu hususa aid celb olunan 23 Eylül 1946 tarih ve 164381sayılı yazı ile ek 21 Temmuz 1924 ve 665 aded işaretli Bursa (Askeri) Heyeti Mahsusası’nca ittihaz olunan kararda, “1922 senesi Nisanında Milli Orduya katılması için resmen gerçekleştirilen davete sağlık nedenleri ileri sürerek icabet edemediğini iddia etmekte ise de, iddiasının gerçek olmadığına ve bununla birlikte gerçek olmayan nedenlerle davete icabet etmediğine kanaat hasıl olmakla, 25 Eylül 1923 tarihli kanunun ikinci maddesine göre Türk ordusundan tardına oybirliği ile karar verildi” denilmektedir.

            Tutanakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na,
            21 Kasım 1946

            1) 1 Ağustos 1946 tarih ve emekli Yüzbaşı Zülfikar Akdal imzalı dilekçede, Zeki Rıza Sporel’in Milli Mücadele’nin başında baytar subayı olarak İstanbul’da bulunurken, vatan müdafaasına iştirak etmesi için Anadolu’ya gelmesi kendisine tebliğ edildiği, bu emri alan Zeki Rıza Sporel’in vazife başına koşacağı yerde, aksine olarak Milli Kuvvetleri arkadan vurmak üzere (Sadrazam) Damat Ferit’in teşkil ettiği kuvayi İnzibatiye’ye katıldığı, bu yüzden Harb Divanı’nca ordudan atılmasına karar verildiği, bir vatandaş için askerlik şerefinden mahrum edilmenin cezaların en büyüğü addolunması lazım geleceği ihbar edilmektedir.

            2) 2 Ağustos 1946 tarih ve Mazhar Erkan imzalı dilekçede, Zeki Rıza Sporel’in baytar Üstteğmen iken, istiklal mücadelesi zamanındaki kabahatlerinden dolayı, 25 Eylül 1335 (1339/1923) tarihli kanunun ikinci maddesi mucibince nispeti askeriyesinin kat edilmiş olduğu bildirmekte, nispeti askeriye kat’ına mütaallik muamele, milletvekilliği sıfatı ile imtizaç edemeyeceği cihetiyle, seçim mazbatasının tasdik edilmemesi istenmektedir. 

            3) 4 Ağustos 1946 tarih ve Lütfi Sarı imzalı telgrafta, Zeki Rıza Sporel’in kurtuluş hareketimizin önderi olan Kuvayi Milliye aleyhinde muvazzaf baytar subay olduğu halde çalıştığından, (Bursa Askeri) Heyeti Mahsusası kararı ile ordudan tard edildiği, Zeki Rıza Sporel’in bu durumu itibariyle milletin en büyük Türk Milletini temsil yetkisi olmadığı bildirilmektedir.

            Komisyonumuz huzurunda müdafaası alınan ve şifahen dinlenen Zeki Rıza Sporel, bu resmi davete icabet etmediğini ve sebep olarak rahatsız olan hemşiresini bırakacak bir kimse bulunmadığını, milli hareketin neticesinin taayyün etmesi için bir müddet daha beklemeyi muvafık bulduğunu beyan etmiştir.

            Son derece ağır suçlamalar içeren Hazırlama Komisyonu Raporu üzerine, Tutanakları inceleme komisyonu, raporu meclis görüşmesine açıp açmamak kararını almak üzere toplanır.

            İşte 2 Aralık 1946 tarihli toplantı sonucunda yayımlanan raporun karar bölümü:

            Anayasamızın 12. maddesindeki kamu hizmetlerinden yasaklılığın milletvekilliğine seçilmeye mani olduğu kabul edilmiştir. Zeki Rıza Sporel ise, Mücadelei Milliyede hizmeti vataniyesini ifaya resmen davet edildiği ve kendisi de muvazzaf baytar subayı olduğu halde, bu davete icabet etmemiş ve bu sebeple 347 sayılı kanun gereğince nispeti askeriyesinin kat’ına karar verilmiştir.

            Zeki Rıza Sporel’in bu hükümlülüğü af kanununun şümülünden dışarıda kalmış olduğundan, kendisi kamu hizmetlerinin bir kısmından yasaklıdır. Kendisinin bu durumu ise, milletvekili seçilmeye mani görüldüğünden, tutanağının kabul edilmemesi hususunun meclisin yüksek tasvibine sunulmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir.
            ...

            (9 Ekim 2006 Habertürk Programı)

             


            From: Bülent ŞİRİN
            Subject: Re: |TF| İşgal Altında İstanbul Maçları

            Cür'etimi bağışlayın ama benim yıllardır merak ettiğim bir konu var:

            İstanbul, İzmir ya da hangi şehirse... Savaş devam ederken mütareke güçleriye maç yapan genç delikanlılar askerlikten muaf mıydılar acaba? Lise çağındaki çocuklar bile cephede çarpışırken onlar da toprak sahalarda mı düşmanla cenk ediyorlardı? Ya da bu bahsi geçen maçlar, Mondros ile Milli Mücadele'nin başladığı tarihlerin arasındaki zaman aralığında mı oldu bitti? Kimse değinmediğine göre benim atladığım bir ayrıntı olacak.

            Konu hakkında malûmatı olan değerli büyüklerimiz mutlaka vardır. Aydınlatırsanız çok sevinirim.

            Saygılar.

             

             

             

             

             

             

            .

          Your message has been successfully submitted and would be delivered to recipients shortly.