Loading ...
Sorry, an error occurred while loading the content.
 

İLKEM ESEN OLSUN

Expand Messages
  • iklil Kurban
    İLKEM ESEN OLSUN İlkesiz birey, ilkesiz ulus, ilkesiz devlet olmaz. Olsa bile o, hiçe bedel bireydir, olsa bile o, kul olmaya mahkum ulustur, olsa bile o,
    Message 1 of 1 , Jun 29, 2011
      İLKEM ESEN OLSUN

      İlkesiz birey, ilkesiz ulus, ilkesiz devlet olmaz. Olsa bile o, hiçe
      bedel bireydir, olsa bile o, kul olmaya mahkum ulustur, olsa bile o, yok olmaya
      mahkum devlettir. Ulu bireyler vatanı dahil her şeyini kaybetseler bile,
      ilkesini kaybetmez ve ilkesi uğrunda ölürler. Ulu uluslar da öyledir, “Ya
      İstiklal, Ya Ölüm!” Bir Şarki Türkistanlı birey olarak en yüce dileğim,
      varlığımın güvencesi, adı “İstiklal” (bağımsızlık) olan yüce İLKEM ESEN OLSUN!
      Bugün Çin, Uygurları yok etmenin tüm yollarını denemektedir. Bu
      yolların başında, karşı koyan-sesini yükselten Uygurları öldürmek-hapsetmek,
      Uygurları Çinliler arasına dağıtmak, “çift dilli eğitim” uydurmasıyla Uygurların
      dilini yok etmek gelmektedir. Fakat bununla Uygurlar kolay kolay bitecek gibi
      görünmüyor. Çin işgalci askerlerinin Şarki Türkistan’a ayak bastığı 1755
      yılından beri bu, Çin-Uygur ölüm kalım savaşı aralıksız devam etmektedir. Bu
      zaman içinde İsyanlar Yüzyılı (1757-1865) olarak bilinen olağanüstü bir devir de
      yaşanırken, bu devrin sonucu olarak Yakup Bey Devleti (1865), Kaşgar Şarki
      Türkistan Cumhuriyeti (1933), Gulca Şarki Türkistan Cumhuriyeti (1944)
      kurulmuştu. Fakat haddini bilmez, tarihten ders almayan açgözlü yırtıcı Çin,
      Şarki Türkistan’dan kolay kolay vazgeçecek gibi görünmüyor. Uluslararası
      ilişkilerinden destek arıyor, para gücüyle satın aldığı Uygur hainlerinin
      cinayetlerine sığınıyor.
      Kendi vatanı Şarki Türkistan’da yaşama olasılığı bulunmayan ve kaçmak
      zorunda kalan Uygurlar, çoktandır Uygur ulusunun ilkesini gündeme getirip, yurt
      dışında Çin’e karşı savaş bayrağını açmaktaydı. Ay-yıldız armalı Şarki Türkistan
      Cumhuriyeti’ni yaşama geçirmek olan Uygurların bağımsızlık ilkesi, geçmişte
      olduğu gibi günümüz Çin’ini de çok rahatsız etmektedir. Uygurlar ilkesi uğruna
      yeterince bedeli ödemiştir. Son olarak 10 binlerce Uygurun istiklal uğruna
      sokaklara taşması ve Çinli cellatlarca kana batırılıp bastırılması olan-Ürümçi 5
      Temmuz 2009 Olayı, bu Uygur ilkesinin yakın zamandaki en yalın yansımasıdır. Çin
      ne yapıp, ne yapıp bu Uygur ilkesini hem Şarki Türkistan’dan, hem dünyadan
      silmek istiyor. Çin, Uygurları kana batırma yöntemiyle Şarki Türkistan’da Uygur
      ilkesinin varlığına geçici olarak son verebilir, fakat bu ilkenin dünyadaki
      varlığına elbette son veremez

      İnsanlığın bugüne kadar çektiği tüm acıların kaynağı, yalanlar ile
      örtülmüş gizlilikte saklıdır. Çin Şarki Türkistan üzerindeki işgalci kimliğini
      gizlerken, bunun ancak Uygurları-Uygur ilkesini yok etmekle mümkün olacağını çok
      iyi biliyor ve bu sebeple bu yolda tüm gayretini sarf etmektedir. Fakat Çin’in
      işgalci kimliğinin en yalın kanıtı, kendisinin Şarki Türkistan için kullandığı
      Shin Cang (Yeni Toprak) adında saklıdır. Çin ne yaparsa yapsın, ister güç
      kullansın, ister hile yapsın, işgalci kimliğini gizlemekten yoksundur. Gizlilik
      bitecekse, gizliliğe sığınmış güç de elbette yok olacaktır ki, bunun şahidi
      tarihtir. Tarih ve tarih ile aydınlatılmış insanlığın bilinci, karşı
      koyulamayacak-yok edilemeyecek öyle bir güç ki, tüm gizlilikler, tüm yalanlar ve
      tüm haksızlıklar bu güç karşısında yenilmeye mahkumdur. Gerçekler (hakikatler)
      kimsenin iznine muhtaç olamadan dünyayı gezer, kimsenin iznine muhtaç olmadan
      gücünü uygular. Buna bilimin gücü denilir. Onun içindir ki,
      dinlerin-dogmaların-diktatörlerin en korktuğu şey-bilimdir.

      Çin’in Shang Hay İşbirliği Örgütü’nü kullanarak yürüttüğü
      Özbekistan’daki, Kazakistan’daki eylemlerinin, yanı sıra 08 Ekim 2010 tarihli
      Erdoğan-Ven Ciabao Anlaşması’nı kullanarak yürüttüğü Türkiye’deki eylemlerinin
      amacı Uygur ilkesini dünyadan silmek olduğu anlaşılır. Washington RFA haberine
      göre yakında Çin-Türkiye arasında, “Dini Sahada Yardımlaşma” olarak adlandırılan
      yine bir anlaşma imzalanmışmış. Bu anlaşmanın anlamı ve amacı nedir? İslam dini
      Arap ideolojisidir-Arap malıdır. İslam üzerinde Araplar ne kadar oynarsa
      haklıdır, çünkü kendi malı. Burada hayret ettiğim şu, Çin,
      komünist-dinsiz-diktatör bir ülke, Türkiye ise Batı yanlısı laik-demokrat bir
      ülke. Bu iki ülkenin din ile uğraşmasına-oynamasına anlam vermekte zorlandım,
      buna ne gerek var? Bilime öncülük tanımanın gereği, din, özel inanç olarak kendi
      haline bırakılmalı idi, inananlar inansın, inanmayanlar inanmasın. Buna
      devletlerin karışması çaresizliğin belirtisi olan son derece çirkin bir
      eylemdir. Herhalde bu eylem, Komünist Çin ile İslamcı AKP iktidarına yakışır.
      Düşündükçe anladım ve şu sonuca vardım: Din öyle bir varlık ki, kimin eline
      geçerse onun hizmetinde olur. Dine özgü bu anlaşma, bu iki siyasi güce (Çin’e ve
      AKP’ye) dini kullanmada uluslararası alanda meşruluk kazandırabilir mi? Asla,
      onların hileye düşkünlüğünü kanıtlar o kadar. Çin bu anlaşmayı, Uygurları-Uygur
      ilkesini yok etmek için kullanacaktır. Erdoğan ise bu anlaşmayı Türkiye’nin
      Atatürkçü-Laik düzenini yıkmak için kullanacaktır. Yani bu anlaşma, din ile
      örtülmüş bir tuzaktır. Bu tuzak diktatör Çin’e hizmet ettiği gibi, İslamcı AKP
      iktidarına da hizmet edecektir.
      Vatanları işgal altında kalan ve en zor günlerini yaşamakta olan
      Uygurların ve Uygur ilkesinin bugün barınabilir ortamı hiç kuşkusuz Türk
      dünyasıdır. Bu dünyanın bir parçası olan Şarki Türkistan ve İdil-Ural’ın
      çoktandır işgale uğradığı düşünüldüğünde, en güvenilir alan hiç kuşkusuz Türkiye
      olmalıydı. Fakat Türkiye’nin bugünkü İslamcı AKP hükümeti, Atatürkçülük-laiklik
      korkusu gereği Batı’dan uzaklaşıp, kendini Rus ve Çin emperyalistlerinin
      kucağına atmıştır. AKP iktidarı devri, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti tarihinin
      bir yüz karasıdır. Çin ve Rus üniversitelerinden unvan alan Gül’den, Ven Ciabao
      ve Putin ile kucaklaşan Erdoğan’dan, bağımsızlık uğruna savaşmakta olan Uygur ve
      Tatar kardeşlerimizin güler yüz beklemesinin elbette olasılığı yoktur. 7. Yüzyıl
      zihniyetiyle 21. Yüzyıl ulusal devleti elbette yönetilemez. Yönetilse bile bu
      yönetim ancak dinsel diktatörlük olur.
      Sonuç şu ki, Çin, yurt içindeki ve yurt dışındaki Uygur hainleri ile
      birleşip Uygurların ulusallığını yok edebilir. Fakat Uygurların ilkesine bağlı
      ulusçu bireylerini asla yok edemezler. Tarihe mal olmuş Uygur ilkesi ise, Uygur
      adı var olduğu sürece var olacaktır. Tarih fırsatlarla doludur. Türk ulusu
      Araplar gibi yalana yatkın din üreten ulus değil, bilime yatkın çalışkan ulustur
      ki, tarihin akışı içinde uzak geçmişindeki gibi özgürlüğünü-bağımsızlığını
      koruyarak, saygın yaşam yoluna devam edecektir. Bir gün gelecek Uygurların
      istiklal ilkesinin ortamı oluşacak ve Uygur adından gurur duyan herkes kulluktan
      kurtulup ulusal yaşamına tekrar geri dönecektir. Yaşasın, Uygurların Kaşgar
      Olayının (2008) kahramanları Abdurahman Azat, Kurbancan Hemit gibi ilkesine
      bağlı ulusçu bireyleri! Yaşasın Uygurların istiklal (bağımsızlık) ilkesi!
      Uygur ulusçularının şu günlerde yapacağı iş, tüm olasılıklardan
      yararlanıp, yurt içinde ve yurt dışında istiklal seslerini yükseltmektir. Bu
      seslerin birikimi zamanla mutlaka güce dönüşecektir. Dünyamızın yarış-rekabet ve
      bir savaş alanı olduğu düşünülürse, uluslar, verdiği kurbanları kadar
      bağımsız-özgür yaşamaya haklıdırlar. Buna yaşam için savaş kanunu denilir.
      Hiçbir birey ve hiçbir ulus bu kanunun dışında yaşamını sürdüremez. Savaşı göze
      alamayanların-yenilenlerin-zayıfların yaşama hakkı yoktur. Dünyamız güçlünün
      aynı zamanda haklının yaşayabileceği dünyadır.

      Biz Türkler bilime yatkın ilkesiyle, dogmaları-yalanları ret eden yaşam
      tarzıyla, savaşçı kimliğiyle şanlı ve uzun bir tarih yaratmış ulu bir ulus idik.
      Maalesef tarihimizde uzun bir devir cereyan eden Arap-Çin-Rus saldırıları
      sonucu, bugünkü işgal edilmiş ve işgalcilere muhtaç olan duruma düşürülmüşüzdür.
      Tek çare, hayatta kaldığımız sürece bu ezeli ve ebedi düşmanlarımıza karşı
      savaşmaktır. Diz çöküp yaşamaktansa, dik durup ölmek, tarihimizin
      derinliklerinden gelen kutsal bir ilkedir. Ulu Atatürk’ün deyişiyle, “YA
      İSTİKLAL, YA ÖLÜM!”

      İklil KURBAN
      29.06.2011
    Your message has been successfully submitted and would be delivered to recipients shortly.