Loading ...
Sorry, an error occurred while loading the content.

“YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!”

Expand Messages
  • iklil Kurban
    “YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!”            Kim olursa olsun, ister bir birey, ister bir ulus, düşmanının isteğine göre-hele Çin gibi bir
    Message 1 of 1 , May 1, 2011
    • 0 Attachment
      “YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!”
       
               Kim olursa olsun, ister bir birey, ister bir ulus, düşmanının isteğine
      göre-hele Çin gibi bir ejderhanın isteğine göre yaşamak zorunda kalmışsa, onlar
      için dünyada bundan daha ağır olan başka bir işkence-başka bir ceza yoktur. Eski
      Çağ kölelik düzeninde de, köle sahibi kölesinin ölmesini-yok olmasını istemez.
      Çünkü köle sahibi kölesinin düşmanı değildir. Fakat bugün Çin, ne yapıp ne yapıp
      idaresindeki Uygurların ölmesini-yok olmasını istemektedir. Çünkü Çin Uygurların
      düşmanıdır ki, ancak Uygurlar yok olduktan sonra Uygur toprağı olan Şarki
      Türkistan “Shin Jang” olacaktır. 1000 yıl önceki köleler yarınki yaşamından emin
      olduğu halde, bugünkü Uygurlar yarın ne olacağı kaygısını yaşamaktadırlar. Bu
      karşılaştırmadan anlaşılıyor ki, Eski Çağ kölelik düzeni, bugünkü Çin’in yarı
      komünist-yarı kapitalist olan çağdaş (!) düzeninden daha sevecen-daha
      insancıldır. Dünyada sadece Çin’e özgü bu düzeni-bu işkenceyi ben vatanımdayken
      24 yıl (1955-1979) yaşamıştım. Bugün bu işkenceyi oradaki kardeşlerim
      yaşamaktadır. Şarki Türkistan’ın işgalcisi ve ezeli-ebedi düşmanımız olan Çin,
      bugün vatan sahibi Uygurların öldürülmekten geri kalanlarının yaşayarak olsa
      bile yok olmasını istemektedir. Bu “yaşayarak yok olmasını istemek” demek, ne
      demektir? Bu sessizce toplu halde ölmek demektir. Örnekler:
               Uygur çocukları, “çift dilli eğitim” siyasetiyle anadilini öğrenmek,
      anadilini konuşmak olanaklarından yoksun bırakılırken, Uygur gençleri toplu
      halde Çin ülkelerine sürgün edilmekte, milyonlarca Çinli göçmen Uygur iline
      yerleştirilmektedir. Çin bununla yetinmeyip, yurdunu terk edip başka ülkelere
      sığınmak zorunda kalan Uygurları da rahat bırakmamaktadır. Örneğin:
               Türkiye’deki Uygur sorununa değineyim. Şarki Türkistan denilen Uygur
      ili bugün Çin’in sömürgesi iken, hain olmayan tek bir Uygur, hain olmayan tek
      bir Uygur kuruluşu, “Bu konu beni ilgilendirmez, siyasetin dışındayım” diyemez.
      Eğer “siyasetin dışındayım” derse, bu yalanın temelinde Çin sömürge
      siyasetinin-Çin yalakalığının gizlendiği gün gibi açıktır. RFA-Uygu Radyosunun
      27.04.2011 tarihindeki haberinde, İstanbul’daki Şarki Türkistan Vakfı Başkanı
      Ilgar Alptekin’in şu deyişleri yayınlanmıştır: “Türkiye özgür bir ülke, buradaki
      Uygur öğrenciler isterse Çin konsoloslukları ile görüşe bilir, isterse görüşmez.
      Bizim Şarki Türkistan Vakfı siyasetin dışındadır, böyle şeylere karışmayız.”

               Ilgar Alptekin’in dediği gibi bu kuruluş gerçekten siyasetin
      dışındaysa, neden “Şarki Türkistan” adını kullanıyor. Zaten “Şarki Türkistan”
      adı, Çin’in kullandığı “Shin Jang” (Yeni Toprak) adına karşı bağımsızlık
      savaşını-bağımsız bir devletin adını simgelemektedir-siyasidir. Madem ki bu
      kuruluş siyasetin dışındaysa, adını “Çin ve Alptekinlerin Dostluk Vakfı” diye
      değiştirsinler.
               Bu yılın (2011) başlarında Şarki Türkistan Vakfı’nın yönetiminde büyük
      bir değişim oluvermişti. Eski Vakıf Başkanı General Rıza Bekin ölünce yerine
      Hamit Göktürk bakıyordu. Bu değişimin gizemini öğrenmek için, ilgili kişilere
      telefon ettim, onlar aracılığıyla bu oluşumun gizemini öğrenmeye çalıştım,
      maalesef sonuç alamadım.  Şimdiki Vakıf başkanı, İsa Yusuf Alptekin’in oğlu
      Ilgar Alptekin olmakla beraber, Vakıf yönetim ekibinin terkibinde, Çin
      yalakası-Çinlileşmiş Erkin Ekrem ve eşi Çinli olan Erkin Emet (Tarım)
      bulunmaktadır. Erkin Ekrem, Türkiye’ye ilk defa Çin’den “Uygurları araç olarak
      kullanalım” önerisini getiren bir numaralı alçaktır. Erkin Emet ise Çinliden
      sevgili bulmuş bir numaralı yalancı ki, Onun Çinli eşi TRT Çin bölümünde
      çalışmaktadır. Şarki Türkistan Vakfı’ndaki bu Çin’e meyil gelişmeler, 08 Ekim
      2010 günü imzalanmış, Erdoğan-Ven Ciabao anlaşmasının-dostluğunun sonucu değil
      midir?!   
               Alptekinlerin kimliğine özgü açıklamalarımı biraz daha geçmiş yıllara
      taşısam kolay anlaşılır. Çünkü her oluşumun geçmişi ve kökeni vardır. Mayıs
      1985-Aralık 1987, Marmara Üniversitesinde çalıştığım yıllarda, başında İsa Yusuf
      Alptekin’in bulunduğu Şarki Türkistan Vakfı, “Doğu Türkistan’ın Sesi” adlı
      dergiyi çıkarmak için, beni göreve çağırmışlardı. Yazılar yazarak bir müddet İsa
      Bey ile beraber çalıştım, başka görevliler de vardı. Fakat, İsa Beyin, “Ben
      varım, bu dava var, ben öldükten sonra bu dava bitecektir” diye, her
      davranışında kendisini putlaştırmaya çalışması, çevresinde tiksindirici ortam
      yaratıyordu. Ona göre vatan davası, sonuna inanılan ve uğrunda gerekeni
      yapılacak bir ilke değil, sadece ün kazanmanın, geçinebilmenin bir aracı idi.
      Onun Çinli ile Uygurları karşılaştıran, “Biz azız ve onlar çok, onların silahı
      var, bizim yok” (Pope, 2005: 142) şeklindeki ifadesinden de anlaşılan şu ki, O
      hiçbir zaman Çin’i karşısına alıp, Çin düşmanı olabilmiş bir insan değildir.
      Sanırım, İsa Beyin yukarıdaki sözleri kadar, Doğu Türkistan ile ilgili, Çin’in
      daha çok hoşuna gidecek olan başka bir söz yoktur. Eğer bir ulusal davanın ömrü,
      bir kişinin ömrüyle sınırlı kalacaksa, o dava ölmüş demektir. Eğer bir ulusal
      davanın gücü, haklılık üzerinden değil, silah üzerinden tanımlanıyorsa, o dava
      da ölmüş demektir. Ne yazık ki, Çin siyasetinin zehirleme gücü son derece
      yüksek, zulmü derin kalıcı olduğu için, içimizde hainlerimiz-düşmanlarımız
      çoktur. Böyle bir nefret uyandıran ortamda-vakıfta uzun süre kalamazdım,
      Aksaray’daki vakıf binasından çıktım gittim ve bu binaya bir daha uğramadım.
      Artık benim için, İsa Yusuf Alptekin’in bir işgalci Çinliden farkı yoktu.

               Çin, İsa Beyi, Şarki Türkistan’dayken, milletvekili ve makam sahibi
      yaparak, Uygurların kurtuluş savaşına karşı kullanmıştır. Kaşgar’da 1933
      yılında, Gulca’da 1944 yılında kurulan Şarki Türkistan Cumhuriyetlerinin
      önderlerinden olan Mahmut Muhiti ve Ahmetcan Kasimi, İsa Beyin bir numaralı
      düşmanlarından idi. İsa Beyin bu alçak kişiliğinden ötürü, Mahmut Muhiti, Onu
      “Çinci ve hatta haindir” diye tanımlamıştır (“Şarki Türkistan Meseleleri”, Yaş
      Türkistan, sayı-106, 1938, s. 5-6. 4280-4281). Tüm ömrünü Çin işkencesi
      eşliğinde tüketmiş olan şair ve tarihçi Turgun Almas (1924-2001) İsa Beye karşı
      “Satkunga Ölüm” (Haine Ölüm) şiirini yazmıştır (Almas,Uygurlar, 1989: 3). İsa
      Beyin Çin’e ne kadar bağlı olduğunun kanıtı, bizzat kendisinin kaleme almış
      olduğu kitabından yansımaktadır:

               “Her ne kadar kaymakamlık görevinde bulunmasam da, Allah ondan daha
      yüksek mevkiler nasip etmişti. Daha sonraki yıllarda on vali, seksen kaymakama
      bakan makama geldim” (Alptekin, 1985: 49) diye, Çin’in verdiği makamı Allah
      lütfü olarak algılayıp, Çin’e sonsuz minnettarlığının altını çizmektedir. Şarki
      Türkistan’ın bugünkü facialı yazgısında Apak Hoca gibi (ölümü 1694), İsa Yusuf
      Alptekin (1901-1995) gibi makam hırslı hainlerin payı son derece büyüktür. Zaten
      hainler olmasa idi, işgalci hiçbir zaman tutunamazdı. 

               İsa Beyin geçmişte yaptıkları yetmiyormuş gibi, Onun çocuklarından olan
      Ilgar Alptekin de, Onun bu ihanet görevini üstlenmiş bulunmaktadır. Ne diyor,
      “Bizim Şarki Türkistan Vakfı siyasetin dışındadır” diye, Şarki Türkistan’ın
      bağımsızlık davasını yok saymaktadır. Fakat Alptekinler şunu bilsinler ki, bu
      dava hiçbir zaman Alptekinlerin davası olmamış ve bundan sonra da olmayacaktır.
      Bu dava cihanşümul Türklük davasıdır; Uygurların hayatta kalma davasıdır; bu
      dava uğrunda şehit düşen Lutfulla Mutellip’in, Ahmetcan Kasimi’nin, Abdurehim
      İsa’nın, Yakup Rahmanoğlu’nun, Osman Batur’un, Mahmut Muhiti’nin, Nazugum’un
      daha nice sayısı meçhul şehitlerimizin davasıdır. Lutfulla Mutellip ne diyor:
      “Son savaşa bağışladım, oğlumu ben!”
               Evet, özgürlüğün-bağımsızlığın değerini bilen ulu insanlar için, ölüm
      hiçe bedeldir. Uluslar, verdiği kurbanları kadar bağımsız-özgür yaşamaya
      haklıdırlar. Güçlünün yaşayabileceği dünyamızda, bağımsız-özgür yaşamanın başka
      yolu yoktur. İsyan mazlumların son çaresidir.
               Bugün Şarki Türkistan’da ölüm-kalım savaşı devam etmektedir. Zaten
      Şarki Türkistan, Şarki Türkistanlıların Şarki Türkistan’daki ölüm-kalım savaşı
      ile kurtulacaktır. Yurt dışındaki hain olmayan her Şarki Türkistanlının görevi,
      her ne pahasına olursa olsun, savaşmakta olan kardeşlerimize maddi ve manevi
      destek olmaktır. Bulunduğumuz ülkedeki Çinlilere ve Çin yalakası hainlere karşı
      savaşmaktır. Çinlilere, Çin yalakası hainlere ölüm!!!
               Yakında, Nisan ayında, Kaşgarlı Bir Uygur genci bıçakla 6 Çinliyi
      bıçaklayıp, yakalanma tehlikesine karşı intihar etmiştir. Bu ölüm-kalım savaşı
      değil midir!?
               Konu bağımsızlık uğruna ölüm-kalım savaşı iken, Ağustos 2008 yılında
      cereyan eden “Kaşgar Olayı”na değinmek zorundayım.
               Kaşgar Olayı:
               Abdurahman Azat (34) ve Kurbancan Hemit (29) adlı iki Uygur genci,
      birlikte kollandıkları arabayı, konvoy halinde giden Kaşgar askeri bölüğünün
      üzerine sürmüş ve çiğnetmiştir. Bu ani araba saldırısında 17 Çinli asker ölmüş,
      16 Çinli asker de yaralanmıştır. Ben bu haberi RFA-Uygur Azatlık Radyosundan
      duyduğum gün (08.08.2008), not defterime, “İşte Şarki Türkistan’da Azatlık
      Savaşı başlanmıştır; Abdurahman Azat’a, Kurbancan Hemit’e şan ve şerefler
      olsun!” cümlesini yazmıştım. Onlar, büyük bir patlayıcı eşliğinde cennet yolunu
      seçen sapık inanç sahibi intiharcı değil, yaşamı ve özgürlüğü kutsal bilen yüce
      ruhlu insanlardır. Onlar bir kere yapalım da sonrası ne olursa olsun, diye
      geleceğinden umudu olmayan karamsar insanlardan da değildir. Yanı sıra Onlar, ne
      yapıp yapıp öç alalım diyen intikamcılardan da değildir. Onlar sadece öç alma
      niyetinde olsalardı, kalabalık Çinli sivil üzerine saldırır ve kaçıp kurtulmak
      da kolay olurdu. Onlar bu Azatlık Savaşını düşündüklerinde, arabayla yapılmasını
      ve arabayla kurtulmayı da planlamışlardı ki, savaşı devam ettirebilmek için
      elbette esen kalmak zorundaydılar; maalesef plan yetersiz
      kalmış-yakalanmışlardır. Onlar, bu eylemleriyle, mümkün görünmeyen nice işlerin,
      can ve gönülden yapıldığında mümkün olduğunu kanıtlamış olan fedakar-büyük
      şahsiyetlerdir. Onlar, iyi düşünülmüş, olağanüstü cesaret ve son derece çeviklik
      gerektiren bu örnek eylemleriyle, Şarki Türkistan Azatlık Savaşının yolunu
      açmıştır. Çünkü bu savaş, Çinli zihninde, Türkistan topraklarında kendilerine
      karşı her zaman patlamaya hazır bir bombanın bulunduğu fikrini-korkusunu yine
      bir daha canlandırmıştır ki, korku, kaçmanın-yenilginin ön koşuludur. Onlar,
      Azatlık Savaşının bu “ön koşulu”nu canı ve kanları pahasına hazırlamıştır; kalan
      iş arkadan gelenlere emanet edilmiştir.

               Kaşgar Olay’nın bu iki kahramanı, Çinli cellatlar tarafından 08.04.2009
      tarihinde, sıkı güvenlik çemberi altında kurşunlanarak öldürülmüş, cesetleri
      ailelerine verilmemiş, demek yok edilmiştir. Bu uygulama Çin ulus-devlet
      geleneğinin gereğidir ki, Çin ulusu ve devleti kalıcı
      belgelerden-tarihten-bilimden ecelden korkmuş gibi korkar, tıpkı aydınlıktan
      korkan hırsız gibi. Bu iki müstesna şahsiyetin cesedi mezar haline gelecekse, bu
      mezarların Uygur ulusunu azatlık savaşına çağıran bir simge olacağından Çinli
      elbette korkacaktır. Zaten Çin, bu olayın etkisinden kurtulamayacak, her
      adımını-her sözünü bu olayın yarattığı korku eşliğinde yapacaktır.
               Düşmanımızın gönlüne bu kadar bitmez tükenmez korku salan, ey benim
      aziz kardeşlerim! Sizin bu, ulu ruhunuz karşısında ulusumun adına saygıyla
      eğiliyorum! Size şan ve şerefler olsu! Evet, Uygurları Uygur yapan, Uygurların
      bağrından doğan sizin gibi ulusal bilinç sahibi büyük Uygurlardır. Tarih sizi
      asla unutmayacaktı!

      Uygurlar için tek yol- “YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!”
      KAYNAKLAR
               Almas, Turgun, Uygurlar, Ürümçi 1989.
               Alptekin, İsa Yusuf, Esir Doğu Türkistan İçin, İstanbul 1985.
               Kadiri, Polat, Ölke Tarihi, Ürümçi 1948.
               Kurban, İklil, Şarki Türkistan Cumhuriyeti (1944-1949), Ankara 1992.
               Kurban, İklil, Doğu Türkistan İçin Savaş, Ankara 1995.
               Kurban, İklil, Gerçekler Ve Yalanlar, Ankara 2007.
               Pope, Hugh, Evlad-ı Fatihan, İstanbul 2005.
               “Şarki Türkistan Meselesi”, Yaş Türkistan, sayı. 106, yıl 1938, s.5-6
      (4280-4281).
      Washington’da açılacak Uygur Ali Kurultayı dolayısıyla yazılmıştır.
      İklil KURBAN
      02 Mayıs 2011
    Your message has been successfully submitted and would be delivered to recipients shortly.