Loading ...
Sorry, an error occurred while loading the content.

TEHLİKELİ BİR GİDİŞAT

Expand Messages
  • iklil Kurban
    TEHLİKELİ BİR GİDİŞAT            Bu yazımı da, daha önceki yazılarımda bahsi geçen bir Tatar atasözüyle başlamak istedim: “Urus ile
    Message 1 of 2 , Apr 30, 2010
    • 0 Attachment

      TEHLİKELİ BİR GİDİŞAT

       

               Bu yazımı da, daha önceki yazılarımda bahsi geçen bir Tatar atasözüyle başlamak istedim: “Urus ile yoldaş olsan ay baltan yanında olsun.” Bu, Tatar atasözü, 500 yıllık Rus-Tatar ilişkilerini özetliyor, Tatar tarihinin derinliklerinde yatan bir hakikati yansıtıyor. Bu hakikat, zaman geçtikçe inkarı güç bir mantık olarak etnoloji bilimindeki yerini alıyor: Ruslar, ikiyüzlü-arsız-zalim bir ulus olduğu için, onların hiçbir şeyine güvenilmez. Sovyetlerin çöküşünü izleyen 1990’lı yıllardan günümüze kadar (2010) geçen 20 yıllık süreç, bu 500 yıllık Rus-Tatar ilişkilerinin bir özetini yansıtıyor niteliktedir. İşte bu özet:

               Bağımsızlık ve özgürlük uğruna canını feda eden Mirseyit Sultangaliyev’in (1892-1940) Moskova’da Ruslarca öldürülmesinden tam yarım yüzyıl (1940-1990) geçmiştir. Sultangaliyev ölse bile, Tataristan’daki-Tatarlar arasındaki birçok gelişmeler, Onun adına ve Tatarlığına borçlu idi.

               Yıl 1990, Temmuz ayı, Boris Yeltsin Tataristan’a gelir. O, Tataristan’ın birçok bölgelerini gezdikten sonra, Kazan’daki Yazarlar Birliğinin salonunda Tatar aydınlarının sorularını yanıtlar. Onun konuşması içindeki en çarpıcı olanı, “Bağımsızlık istediğiniz kadar olsun, ne kadar hazmedebilseniz, o kadar olsun” şeklindeki değişidir. Yeltsin’in bu değişi, zamanında ve yerinde söylenmiş bir girişim idi. Bu girişim ile Yeltsin Tatarlar arasında ne kadar taraftar toplayabildiyse, Tatarlar da bu girişimi kendi yararları için o kadar kullanabilmiştir. 30 Ağustos 1990 günü, Tataristan kendi “Devlet Bağımsızlığı Bildirisi”ni ilan eder. Tatar ulusu demokratik yolla bu bağımsızlığını pekiştirmek için, 21 Mart 1992 günü sandığa gitmiş ve yüzde 61 oy çokluğuyla bağımsız devlet olduklarını dünyaya duyurmuştur. İşte bu gün (30 Ağustos), 1990’dan beri her yılı, Tataristan Cumhuriyetinin devlet bayramı olarak coşkulu bir şekilde kutlanmaktaydı.

               Yıl 1994 Şubat ayı, Boris Yeltsin Kazan’a ikinci kez gelişinde Onun maskesi düşer, Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şeymiyev ikilisi ortasında “Yetki Paylaşımı” adlı bir anlaşma imzalanır. Bu anlaşma gereği, Tatarların bugüne kadar elde ettiği tüm hakları geçersiz sayılır, Şeymiyev’in ulusuna yaptığı hainlik girişimleri yürürlüğe girer. Yeltsin’in Korkunç İvan’a (1530-1584) ve Büyük Petro’ya (1672-1725) olan hayranlığı ve sadakati yavaş yavaş gündeme gelmeye başlar. Makamına oturtacak kişisini de seçerken yanılmaz-Vladimir Putin. Artık gizli de ve sinsi de olsa, Büyük Petro’nun “Gizli Vasiyeti”nin gündeme geleceği yıllara uzak kalmamıştır. Bu “Gizli Vasiyet”in içeriği:

               Osmanlı İmparatorluğu tarumar edilecek; Boğazlara Ruslar egemen olacak; İstanbul şehri işgal edilerek, şehrin önceki adı geri getirilecek ve Ayasofya minaresine haçlı işareti konulacaktır. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü hızlandıran, 93 Harbi diye bilinmiş 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Rusların en arsız-en namussuz işgallerinden biridir. Bu savaşta Osmanlı Devleti Kafkasları ve Balkanları kaybeder. Rus ordusu İstanbul’un eşiğine-Yeşilköy’e kadar gelir. Bu savaş sonucu Ruslar, Petro’nun “Gizli Vasiyeti”nin yerine getirilmesi için, Boğazlara ve İstanbul’a girebilirlerdi. Fakat Avrupa’da dengenin Ruslar lehine bozulduğunu gören Avusturya, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın sert tepkisi sonucu, Berlin Antlaşması ile Ruslar dizginlenir. Fakat, Rusların Boğazlara egemen olma ideali hiç sönmez, Stalin tarafından da gündeme getirilir. İkinci Dünya Savaşının kızgın 1940. yılı, Adolf Hitler’i ziyaret eden Rus Dışişleri Bakanı Molotof, Almanlardan Türklere karşı askeri yardım ister. Molotof’un bu isteğini Türk dostu Adolf Hitler kesin olarak reddeder.

               Yıl 2000 Ocak ayı, Vladimir Putin Devlet Başkanı olarak, Yeltsin’in makamına oturur ve hızlı bir şekilde seleflerinin yoluna devam eder. İşte 10 yıllık Putin devri:

               Rus Emperyalizminin cinayetlerle dolu uzak geçmişine hiç dokunmadan, sadece 10 yıllık (2000-2010) Putin iktidarı devrine dayanarak hükmetmek gerekirse, yaşadığımız bu son 10 yıl, sadece Rus-Tatar ilişkilerinin değil, Rusya-dünya ilişkilerinin de tiksinti ve acıyla dolu dolu geçen bir kargışlı devir olarak gerilerde kalmıştır. Evet, ister Rusya’daki Rus olmayanlar için olsun, ister dünyamız için olsun, Ruslarla beraber yaşamak kolay bir yaşam değildir. Bu yaşam her şeyden önce Pan-Slavizm yırtıcılığına karşı dayanmak demektir. Bu kargışlı-azaplı devrin baş aktörü ise, eski KGB ajanı olan Urus Vladimir Putin’dir. Hiç kuşku yok ki, bugüne kadar olup biten, çok acı ve kanlı geçen iki dünya savaşını başlatan Ruslar, Üçüncü Dünya Savaşını da yine onlar başlatacaktır. Çünkü yırtıcının yaşamı her zaman kana ve cesede muhtaçtır. Putin iktidara gelir gelmez yaptığı uygulamalarını, Rusların tarihleri boyunca “ezeli ve ebedi düşman” olarak algılayageldiği Tatar dünyasından başlamıştır.

               Tatarların Latin alfabesine geçişi yasaklanır. Özerk cumhuriyetlerin seçim ile gelen başkanlarını artık Moskova tayin edecektir. Pasaportlardaki ulus adları kaldırılıp, Rusya’da yaşayan herkes Rus kabul edilir. Tatar tarihini yansıtan eski binalar yerle bir edilir. Tatar okulları sürekli kapatılıp, Tatar dili mutfak dili haline getirilir. 200 yıllık Kazan Devlet Üniversitesi, İdil Boyu Bölgesi Federal Üniversitesi olur. İçi tamamen boşatılmış sözde “Tataristan”, gerçekteyse “Rusya’daki 85 bölgenin biri” olarak adlandırılan bu kuruluşa, artık gereksinim kalmadığı anlaşılır.

               Yıl 2005 Ağustos ayı, Putin Kazan’a gelir ve “Kazan’ın 1000 yıllığı” denilen bir yalan ile, 30 Ağustos’u Kazan’ın doğum günü ilan eder. Böylece bağımsızlık bayram günü olan 30 Ağustos ortadan kalkar. Bu “Kazan’ın 1000 yıllığı” denilen Putin oyunu Kazan ile sınırlı kalmaz, Türkiye’ye de taşınır.

               Yıl 2005 Ekim ayının 4.günü Ankara’daki Resim ve Heykel Müzesi’nde düzenlenmiş kokteylde, “2005’te Başkan Putin’in kararnamesiyle-Kazan şehrinin 1000. yılı kutlamaları nedeniyle madalya” adı verilen ödül, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçiliğince  sahiplerine verilir. Ödül alanların başında Nadir Devlet ile Gönül Putlar da bulunmaktadır.  Bu ödül törenine birkaç AKP’li bakanın da katılıp, bu ödülden aldığı bilinmektedir. Bu ödülü alanlara, “Tatarlığa hizmet verenler” adı verilmiştir.  

               Yıl 2008 Ağustos ayı, Rus ordusu Gürcistan’ın kuzeyini işgal ederek, Abhazya ve Osetya’yı Rus toprağı yaparken, bu olaya karşı ABD başta olmak üzere dünyanın tepkisi sert olmuştu. O günlerde bile Türkiye’nin Başbakanı olan Erdoğan’ın Putin’den hal hatır sormak için Rusya’da bulunduğunu seyretmiştik.

               Yıl 2009 Şubat ayı, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Moskova ziyaretinde, “500 yıllık Türk-Rus ilişkisi”nden övgüyle bahsettiğini duymuştuk. Oysa bu ilişki, Rus saldırısı-Türk savunmasından ibaret, Türk kanıyla yazılmış facialı bir tarihtir. Karşılıklı ziyaretler devam edecek, Rus Başbakanı Putin, Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın davetlisi olarak 06.08.2009 günü Ankara’ya gelmişti. Ertesi günü bu haberi VATAN Gazetesi, “Kremlin’le Yeni Dönem” başlığıyla duyurmuştu. Aslında “Kremlin’le Yeni Dönem” yukarıda bahsettiğim 2005 yılının Ekim ayında başlanmıştı. Bu kez Putin-Erdoğan dostluğunun simgesi olarak bilinen anlaşmalar Ankara’da imzalanmıştı.

               Bu günlerde Erdoğan, Türkiye’nin uluslararası siyasetini Rusya çizgisine oturtmak amacıyla, “İran ile 350 yıllık stratejik dostluğumuz var” diye, sanki tarihe dayalı bir gerçeği söyleyebilmiş bilim adamı gibi ortalarda boy göstermekte, ABD Başkanı Obama ile bu konuda tartıştığını da duymaktayız. Oysa tarihte “Türk-Fars Dostluğu” olarak bilinen ve yüzyılları içine alacak kadar sürekli-kalıcı olan bir olgu yoktur. Günümüz İran’ındaki nüfusun üçte birini oluşturan Azeri Türklerinin ulusal çaresizlik içindeki kıvranışları bilinen bir gerçektir. Türkistan Türklüğünün devletsiz kalmasında, en azından Rusların düşmanlığı kadar düşmanlığı Farslardan gördüğümüze tarih şahittir. Din propagandası karşılığında siyasi ve iktisadi çıkar elde etmek için, İran’dan Türkistan’a akın akın gelen hocalar-mollalar önce Türklüğün benliğini çürütmüş, sonra oraları Rusların-Çinlilerin işgaline uygun bir siyasi çöküntüye sürüklemiştir. Ben bu konuyu, “Hocalar Devri” adıyla yazdığım doktora tezimde kaleme almıştım. Türk Tarih Kurumu tarafından 1995 yılında “DOĞU TÜRKİSTAN İÇİN SAVAŞ” başlığıyla adı değiştirilip basılmış bu eserim, Erdoğan’ın “İran ile 350 yıllık stratejik dostluğumuz var” iddiasına gereken yanıtı verecektir. Dostlar-dostluklar çıkara göre değil, ilkeye göre seçilir-yapılır.

               Türk Dışişleri Bakanlığınca, “Tatar milli şairi Abdullah Tukay’ın 124. doğum günü vesilesiyle gerçekleştirilecek anma programı.” olarak adlandırılan ve duyurulan toplantı, yıl 2010 Nisan ayının 26. günü saat 20’de, Ankara Palas Devlet Konuk Evinde açılmıştır. Toplantının girişimcisi ve saygıdeğer(!) konuklarından olan Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Vladimir İvanovskiy, Tataristan Devlet Başkanının Dışişleri sorumlusu Timur Akulov, “ünlü bilgin”(!) Nadir Devlet ve Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu protokoldaki yerlerini almışlardır.

               Bu toplantıyı düzenlemede sorumlu gözüken Ahmet Rıza Demirer adlı kişinin (Telefon: 0 312 292 14 46-47), bizim bu toplantıya katılmak isteğimize karşı verdiği yanıt düşündürücüdür: “Biz bu toplantıyı ihtiyacımıza göre düzenliyoruz. Listeyi de ona göre yapıyoruz. Listeyi ben yapıyorum, siz davetli değilsiniz-katılamazsınız.” Neden? Yanıt yok. Davet etseler bile, eşim ile ben, Rus propagandası yapılacak olan bu toplantıya elbette gitmeyecektik-kendimizi kirletmeyecektik. Çok resmi gözüken ve davetli olmayanları kesin olarak içeri almayan bu toplantının gizemi nedir? Korkusu nedir? Dürüstlükten yoksunluktur. Dürüstlükten yoksun olan her şey, her zaman gizemi ve korkusuyla vardır. Bu bir doğal ve toplumsal kanundur.

               Toplantıda ilk olarak Türkiye Tatarları adına konuşma yapan Nadir Devlet, Tatar tarihine değinirken, “1552 yılında Tatarların Rusya egemenliği altına girmesi” şeklindeki değişiyle, Tatarların Rusya’ya kendi rızasıyla katılmış olduğu anlamı yaratılmaya çalışılmıştır.

               İkinci olarak konuşma yapan İvanovskiy, “Rusya’da Tataristan gibi 85 bölge vardır, onların da bu binada böyle temsil edilmesini istiyorum” diyerek, Tatarlara sen de kimsin?! 85 bölgenin biri sensin, demek istemiştir. Anlaşılıyor, bu hilekar Urus, bu toplantıda, Tatarları küçük düşürmenin ve Tatarların bağımsızlık davasını geçersiz saymanın fırsatını yakalamış-Rus reklamını yapmıştır. Rusya, “ezeli ve ebedi düşman” olarak algıladığı Tatarlara karşı bu darbe indiriminde, bu meydan savaşında, bulunmaz bir fırsat yaratıp verdiği için, AKP hükümetine sonsuz minnet borçludur. Türkün tarih boyunca “ezeli ve ebedi düşman” olarak algılayageldiği Ruslara, AKP hükümetince duyulan bu hayranlık, elbette yanıtsız kalmaz.  AKP hükümeti er geç bu Rus hayranlığının bedelini ödeyecektir.

               Toplantıda üçüncü olarak konuşma yapan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “Kazan sosyal hareketliliği yaşamış, doğuyu batıyla, Türkü Rusla buluşturmuş bir mekandır” diyerek, tarih ile oynamanın-yalan söylemenin çirkin bir deyişini dile getirmiştir. Bu deyiş, Rus Emperyalizminin değişidir. Oysa söylenmesi gereken Kazan’a özgü tarihi hakikat şudur:

               Kazan, 1552 yılının Ekim ayında 150 000 kişilik Rus ordusu tarafından işgal edilip, insanlık tarihinin en facialı Tatar soykırımının yaşandığı bir şehirdir. Erkek-kadın-çocuk demeden 30 000 kişilik Kazan Tatarı kılıçtan geçirilip, şehir Tatardan arındırılmıştır. Bu olaya Davutoğlu’nun dediği gibi “Kazan sosyal hareketliliği yaşamış……Türkü Rusla buluşturmuş bir mekandır” denilebilir mi?! Bir de Davutoğlu’nun sözlerinden anlaşıldığına göre, Rus Devlet Başkanı Medvedev 12-13 Mayıs tarihleri arasında Türkiye’de bulunacakmış; Rusya ile Türkiye arasında “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi”nin kuruluşu yönündeki karar onaylanacakmış. Özgünüm, burada söylenmesi gereken söz şu, Türkiye Cumhuriyeti 90 yıllık tarihinin en bahtsız-en korkunç devrini yaşamaktadır. Türkiye’deki siyasi yalanlar ve itibarsızlık, Rusya’daki siyasi yalanları ve itibarsızlığı aratmayacak kadar çoğalmıştır. Onun içindir ki, bu iki ülke arasında “dostluk” denilen bir yalan at oynatmaktadır. Şu gerçek bilinmelidir ki, Ruslar hiçbir zaman ve hiç kimseyle dost olabilmiş bir ulus değildir. Rusya tarihi işgaller-soykırımlar tarihidir.

               Toplantıda Türkiye Tatarları adına konuşma yapan Nadir Devlet kimdir? Rus yalakası bu adam, doktorasız olduğu halde profesörlüğü elde etmiş bir numaralı sahtekar ve yalancıdır. O bu toplantıdaki Rus göz boyamacılık oyununun Büyükelçi İvanovskiy’dan bir sonraki ikinci aktörüdür. Kendi ulusal kimliğinden nefret eden ve “Tatarın Rustan farkı yoktur” diye Rus olmayı amaç edinmiş bir alçağın Tatar-Tatarlık adına konuşmaya hiç hakkı-yetkisi yoktur. Zaten Nadir’in ataları, kendisinin de övgüyle dile getirdiği gibi Çarizme hizmet vermiş olan Ruslaşmış mirzalardandır. Nadir’in yeri ve kişiliği, Türkiye ve Türklük değil, bir kelime bile Tatarca bilmeyen kardeşi Şefika Devlet’in barındığı Moskova ve Rusluktur. Nadir Devlet’in Rus yanlılığı kendi şahsiyle sınırlı kalmıyor, Onun yanıp tutuştuğu Türk-Tatar düşmanlığını yansıtan propagandaları da çok iyi bilinmektedir. Ona göre, “Tatar devleti realite değil”miş, Ona göre, “Türk birliği ütopya”mış.

               AKP hükümeti iç siyasetinde şeriat çizgisini izlediği gibi, dış siyasetinde Rus çizgisini izlemektedir. Bu çizgi, Türklüğün güvenilir son kalesi olan Türkiye’mizin son derece tehlikeli bir gidişat ile sürüklendiğini gösteriyor. Bu gidişata “dur!” diyebilmek için, tüm Türk aydınlarını göreve çağırıyorum.

               Adı geçen bu toplantı, Türkiye’yi ve Tukay’ı kullanarak yapılmış arsız bir Rus göz boyamacılığıdır; uluslararası alanda kendi cinayetlerini örtmek için işlenmiş çirkin bir Rus oyunudur. Bak, bu Rus ikiyüzlülüğüne! Tatar yurdunda-Kazan’da Tatar medeniyeti sessizce baltalanırken, yurt dışında ise, başkaları görsün-duysun diye, toplantılar aracılığıyla Tatar medeniyetinden yana görünüm sergileniyor.

               Yazıma başlarken, “Urus ile yoldaş olsan ay baltan yanında olsun” denilen Tatar atasözünü yazmıştım. Şimdi yazımı bitirirken, şu bir değişi yazmak içimden geldi: Urus ile dost olsan yalan söylemek-yalancı olmak zorundasın.      

               .       

      İklil KURBAN

       

       

       

       

       

       


    • Ilshat Nazipov
      İklil bey,1-Sizleri YÖK ün onaylamış olduğu diplomaları, tezleri, jüri sonuçlarını inkar etmeğe iten sebep nedir acaba?  2- Şahıslara, onların
      Message 2 of 2 , May 4, 2010
      • 0 Attachment
        İklil bey,
        1-Sizleri YÖK'ün onaylamış olduğu diplomaları, tezleri, jüri sonuçlarını inkar etmeğe iten sebep nedir acaba? 
        2- Şahıslara, onların ailelerine  bu şekilde hitap etmek, onlar hakkında hakaret sözleri sarfetmek hakkını size kim verdi? Hiçkimse böyle konuşamaz.
        İlşat.

        --- On Fri, 30/4/10, iklil Kurban <iklil_kurban@...> wrote:

        From: iklil Kurban <iklil_kurban@...>
        Subject: [tatar-l] TEHLİKELİ BİR GİDİŞAT
        To: tatar-l@yahoogroups.com, tawish@yahoogroups.com, TurkBirDev@yahoogroups.com
        Date: Friday, 30 April, 2010, 21:39

         

        TEHLİKELİ BİR GİDİŞAT

         

                 Bu yazımı da, daha önceki yazılarımda bahsi geçen bir Tatar atasözüyle başlamak istedim: “Urus ile yoldaş olsan ay baltan yanında olsun.” Bu, Tatar atasözü, 500 yıllık Rus-Tatar ilişkilerini özetliyor, Tatar tarihinin derinliklerinde yatan bir hakikati yansıtıyor. Bu hakikat, zaman geçtikçe inkarı güç bir mantık olarak etnoloji bilimindeki yerini alıyor: Ruslar, ikiyüzlü-arsız- zalim bir ulus olduğu için, onların hiçbir şeyine güvenilmez. Sovyetlerin çöküşünü izleyen 1990’lı yıllardan günümüze kadar (2010) geçen 20 yıllık süreç, bu 500 yıllık Rus-Tatar ilişkilerinin bir özetini yansıtıyor niteliktedir. İşte bu özet:

                 Bağımsızlık ve özgürlük uğruna canını feda eden Mirseyit Sultangaliyev’in (1892-1940) Moskova’da Ruslarca öldürülmesinden tam yarım yüzyıl (1940-1990) geçmiştir. Sultangaliyev ölse bile, Tataristan’daki-Tatarlar arasındaki birçok gelişmeler, Onun adına ve Tatarlığına borçlu idi.

                 Yıl 1990, Temmuz ayı, Boris Yeltsin Tataristan’a gelir. O, Tataristan’ın birçok bölgelerini gezdikten sonra, Kazan’daki Yazarlar Birliğinin salonunda Tatar aydınlarının sorularını yanıtlar. Onun konuşması içindeki en çarpıcı olanı, “Bağımsızlık istediğiniz kadar olsun, ne kadar hazmedebilseniz, o kadar olsun” şeklindeki değişidir. Yeltsin’in bu değişi, zamanında ve yerinde söylenmiş bir girişim idi. Bu girişim ile Yeltsin Tatarlar arasında ne kadar taraftar toplayabildiyse, Tatarlar da bu girişimi kendi yararları için o kadar kullanabilmiştir. 30 Ağustos 1990 günü, Tataristan kendi “Devlet Bağımsızlığı Bildirisi”ni ilan eder. Tatar ulusu demokratik yolla bu bağımsızlığını pekiştirmek için, 21 Mart 1992 günü sandığa gitmiş ve yüzde 61 oy çokluğuyla bağımsız devlet olduklarını dünyaya duyurmuştur. İşte bu gün (30 Ağustos), 1990’dan beri her yılı, Tataristan Cumhuriyetinin devlet bayramı olarak coşkulu bir şekilde kutlanmaktaydı .

                 Yıl 1994 Şubat ayı, Boris Yeltsin Kazan’a ikinci kez gelişinde Onun maskesi düşer, Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şeymiyev ikilisi ortasında “Yetki Paylaşımı” adlı bir anlaşma imzalanır. Bu anlaşma gereği, Tatarların bugüne kadar elde ettiği tüm hakları geçersiz sayılır, Şeymiyev’in ulusuna yaptığı hainlik girişimleri yürürlüğe girer. Yeltsin’in Korkunç İvan’a (1530-1584) ve Büyük Petro’ya (1672-1725) olan hayranlığı ve sadakati yavaş yavaş gündeme gelmeye başlar. Makamına oturtacak kişisini de seçerken yanılmaz-Vladimir Putin. Artık gizli de ve sinsi de olsa, Büyük Petro’nun “Gizli Vasiyeti”nin gündeme geleceği yıllara uzak kalmamıştır. Bu “Gizli Vasiyet”in içeriği:

                 Osmanlı İmparatorluğu tarumar edilecek; Boğazlara Ruslar egemen olacak; İstanbul şehri işgal edilerek, şehrin önceki adı geri getirilecek ve Ayasofya minaresine haçlı işareti konulacaktır. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü hızlandıran, 93 Harbi diye bilinmiş 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Rusların en arsız-en namussuz işgallerinden biridir. Bu savaşta Osmanlı Devleti Kafkasları ve Balkanları kaybeder. Rus ordusu İstanbul’un eşiğine-Yeşilköy’e kadar gelir. Bu savaş sonucu Ruslar, Petro’nun “Gizli Vasiyeti”nin yerine getirilmesi için, Boğazlara ve İstanbul’a girebilirlerdi. Fakat Avrupa’da dengenin Ruslar lehine bozulduğunu gören Avusturya, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın sert tepkisi sonucu, Berlin Antlaşması ile Ruslar dizginlenir. Fakat, Rusların Boğazlara egemen olma ideali hiç sönmez, Stalin tarafından da gündeme getirilir. İkinci Dünya Savaşının kızgın 1940. yılı, Adolf Hitler’i ziyaret eden Rus Dışişleri Bakanı Molotof, Almanlardan Türklere karşı askeri yardım ister. Molotof’un bu isteğini Türk dostu Adolf Hitler kesin olarak reddeder.

                 Yıl 2000 Ocak ayı, Vladimir Putin Devlet Başkanı olarak, Yeltsin’in makamına oturur ve hızlı bir şekilde seleflerinin yoluna devam eder. İşte 10 yıllık Putin devri:

                 Rus Emperyalizminin cinayetlerle dolu uzak geçmişine hiç dokunmadan, sadece 10 yıllık (2000-2010) Putin iktidarı devrine dayanarak hükmetmek gerekirse, yaşadığımız bu son 10 yıl, sadece Rus-Tatar ilişkilerinin değil, Rusya-dünya ilişkilerinin de tiksinti ve acıyla dolu dolu geçen bir kargışlı devir olarak gerilerde kalmıştır. Evet, ister Rusya’daki Rus olmayanlar için olsun, ister dünyamız için olsun, Ruslarla beraber yaşamak kolay bir yaşam değildir. Bu yaşam her şeyden önce Pan-Slavizm yırtıcılığına karşı dayanmak demektir. Bu kargışlı-azaplı devrin baş aktörü ise, eski KGB ajanı olan Urus Vladimir Putin’dir. Hiç kuşku yok ki, bugüne kadar olup biten, çok acı ve kanlı geçen iki dünya savaşını başlatan Ruslar, Üçüncü Dünya Savaşını da yine onlar başlatacaktır. Çünkü yırtıcının yaşamı her zaman kana ve cesede muhtaçtır. Putin iktidara gelir gelmez yaptığı uygulamalarını , Rusların tarihleri boyunca “ezeli ve ebedi düşman” olarak algılayageldiği Tatar dünyasından başlamıştır.

                 Tatarların Latin alfabesine geçişi yasaklanır. Özerk cumhuriyetlerin seçim ile gelen başkanlarını artık Moskova tayin edecektir. Pasaportlardaki ulus adları kaldırılıp, Rusya’da yaşayan herkes Rus kabul edilir. Tatar tarihini yansıtan eski binalar yerle bir edilir. Tatar okulları sürekli kapatılıp, Tatar dili mutfak dili haline getirilir. 200 yıllık Kazan Devlet Üniversitesi, İdil Boyu Bölgesi Federal Üniversitesi olur. İçi tamamen boşatılmış sözde “Tataristan”, gerçekteyse “Rusya’daki 85 bölgenin biri” olarak adlandırılan bu kuruluşa, artık gereksinim kalmadığı anlaşılır.

                 Yıl 2005 Ağustos ayı, Putin Kazan’a gelir ve “Kazan’ın 1000 yıllığı” denilen bir yalan ile, 30 Ağustos’u Kazan’ın doğum günü ilan eder. Böylece bağımsızlık bayram günü olan 30 Ağustos ortadan kalkar. Bu “Kazan’ın 1000 yıllığı” denilen Putin oyunu Kazan ile sınırlı kalmaz, Türkiye’ye de taşınır.

                 Yıl 2005 Ekim ayının 4.günü Ankara’daki Resim ve Heykel Müzesi’nde düzenlenmiş kokteylde, “2005’te Başkan Putin’in kararnamesiyle- Kazan şehrinin 1000. yılı kutlamaları nedeniyle madalya” adı verilen ödül, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçiliğince  sahiplerine verilir. Ödül alanların başında Nadir Devlet ile Gönül Putlar da bulunmaktadır.  Bu ödül törenine birkaç AKP’li bakanın da katılıp, bu ödülden aldığı bilinmektedir. Bu ödülü alanlara, “Tatarlığa hizmet verenler” adı verilmiştir.  

                 Yıl 2008 Ağustos ayı, Rus ordusu Gürcistan’ın kuzeyini işgal ederek, Abhazya ve Osetya’yı Rus toprağı yaparken, bu olaya karşı ABD başta olmak üzere dünyanın tepkisi sert olmuştu. O günlerde bile Türkiye’nin Başbakanı olan Erdoğan’ın Putin’den hal hatır sormak için Rusya’da bulunduğunu seyretmiştik.

                 Yıl 2009 Şubat ayı, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Moskova ziyaretinde, “500 yıllık Türk-Rus ilişkisi”nden övgüyle bahsettiğini duymuştuk. Oysa bu ilişki, Rus saldırısı-Türk savunmasından ibaret, Türk kanıyla yazılmış facialı bir tarihtir. Karşılıklı ziyaretler devam edecek, Rus Başbakanı Putin, Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın davetlisi olarak 06.08.2009 günü Ankara’ya gelmişti. Ertesi günü bu haberi VATAN Gazetesi, “Kremlin’le Yeni Dönem” başlığıyla duyurmuştu. Aslında “Kremlin’le Yeni Dönem” yukarıda bahsettiğim 2005 yılının Ekim ayında başlanmıştı. Bu kez Putin-Erdoğan dostluğunun simgesi olarak bilinen anlaşmalar Ankara’da imzalanmıştı.

                 Bu günlerde Erdoğan, Türkiye’nin uluslararası siyasetini Rusya çizgisine oturtmak amacıyla, “İran ile 350 yıllık stratejik dostluğumuz var” diye, sanki tarihe dayalı bir gerçeği söyleyebilmiş bilim adamı gibi ortalarda boy göstermekte, ABD Başkanı Obama ile bu konuda tartıştığını da duymaktayız. Oysa tarihte “Türk-Fars Dostluğu” olarak bilinen ve yüzyılları içine alacak kadar sürekli-kalıcı olan bir olgu yoktur. Günümüz İran’ındaki nüfusun üçte birini oluşturan Azeri Türklerinin ulusal çaresizlik içindeki kıvranışları bilinen bir gerçektir. Türkistan Türklüğünün devletsiz kalmasında, en azından Rusların düşmanlığı kadar düşmanlığı Farslardan gördüğümüze tarih şahittir. Din propagandası karşılığında siyasi ve iktisadi çıkar elde etmek için, İran’dan Türkistan’a akın akın gelen hocalar-mollalar önce Türklüğün benliğini çürütmüş, sonra oraları Rusların-Çinlilerin işgaline uygun bir siyasi çöküntüye sürüklemiştir. Ben bu konuyu, “Hocalar Devri” adıyla yazdığım doktora tezimde kaleme almıştım. Türk Tarih Kurumu tarafından 1995 yılında “DOĞU TÜRKİSTAN İÇİN SAVAŞ” başlığıyla adı değiştirilip basılmış bu eserim, Erdoğan’ın “İran ile 350 yıllık stratejik dostluğumuz var” iddiasına gereken yanıtı verecektir. Dostlar-dostluklar çıkara göre değil, ilkeye göre seçilir-yapılır.

                 Türk Dışişleri Bakanlığınca, “Tatar milli şairi Abdullah Tukay’ın 124. doğum günü vesilesiyle gerçekleştirilecek anma programı.” olarak adlandırılan ve duyurulan toplantı, yıl 2010 Nisan ayının 26. günü saat 20’de, Ankara Palas Devlet Konuk Evinde açılmıştır. Toplantının girişimcisi ve saygıdeğer(!) konuklarından olan Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Vladimir İvanovskiy, Tataristan Devlet Başkanının Dışişleri sorumlusu Timur Akulov, “ünlü bilgin”(!) Nadir Devlet ve Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu protokoldaki yerlerini almışlardır.

                 Bu toplantıyı düzenlemede sorumlu gözüken Ahmet Rıza Demirer adlı kişinin (Telefon: 0 312 292 14 46-47), bizim bu toplantıya katılmak isteğimize karşı verdiği yanıt düşündürücüdür: “Biz bu toplantıyı ihtiyacımıza göre düzenliyoruz. Listeyi de ona göre yapıyoruz. Listeyi ben yapıyorum, siz davetli değilsiniz-katılamazsı nız.” Neden? Yanıt yok. Davet etseler bile, eşim ile ben, Rus propagandası yapılacak olan bu toplantıya elbette gitmeyecektik- kendimizi kirletmeyecektik. Çok resmi gözüken ve davetli olmayanları kesin olarak içeri almayan bu toplantının gizemi nedir? Korkusu nedir? Dürüstlükten yoksunluktur. Dürüstlükten yoksun olan her şey, her zaman gizemi ve korkusuyla vardır. Bu bir doğal ve toplumsal kanundur.

                 Toplantıda ilk olarak Türkiye Tatarları adına konuşma yapan Nadir Devlet, Tatar tarihine değinirken, “1552 yılında Tatarların Rusya egemenliği altına girmesi” şeklindeki değişiyle, Tatarların Rusya’ya kendi rızasıyla katılmış olduğu anlamı yaratılmaya çalışılmıştır.

                 İkinci olarak konuşma yapan İvanovskiy, “Rusya’da Tataristan gibi 85 bölge vardır, onların da bu binada böyle temsil edilmesini istiyorum” diyerek, Tatarlara sen de kimsin?! 85 bölgenin biri sensin, demek istemiştir. Anlaşılıyor, bu hilekar Urus, bu toplantıda, Tatarları küçük düşürmenin ve Tatarların bağımsızlık davasını geçersiz saymanın fırsatını yakalamış-Rus reklamını yapmıştır. Rusya, “ezeli ve ebedi düşman” olarak algıladığı Tatarlara karşı bu darbe indiriminde, bu meydan savaşında, bulunmaz bir fırsat yaratıp verdiği için, AKP hükümetine sonsuz minnet borçludur. Türkün tarih boyunca “ezeli ve ebedi düşman” olarak algılayageldiği Ruslara, AKP hükümetince duyulan bu hayranlık, elbette yanıtsız kalmaz.  AKP hükümeti er geç bu Rus hayranlığının bedelini ödeyecektir.

                 Toplantıda üçüncü olarak konuşma yapan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “Kazan sosyal hareketliliği yaşamış, doğuyu batıyla, Türkü Rusla buluşturmuş bir mekandır” diyerek, tarih ile oynamanın-yalan söylemenin çirkin bir deyişini dile getirmiştir. Bu deyiş, Rus Emperyalizminin değişidir. Oysa söylenmesi gereken Kazan’a özgü tarihi hakikat şudur:

                 Kazan, 1552 yılının Ekim ayında 150 000 kişilik Rus ordusu tarafından işgal edilip, insanlık tarihinin en facialı Tatar soykırımının yaşandığı bir şehirdir. Erkek-kadın-çocuk demeden 30 000 kişilik Kazan Tatarı kılıçtan geçirilip, şehir Tatardan arındırılmıştır. Bu olaya Davutoğlu’nun dediği gibi “Kazan sosyal hareketliliği yaşamış……Türkü Rusla buluşturmuş bir mekandır” denilebilir mi?! Bir de Davutoğlu’nun sözlerinden anlaşıldığına göre, Rus Devlet Başkanı Medvedev 12-13 Mayıs tarihleri arasında Türkiye’de bulunacakmış; Rusya ile Türkiye arasında “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi”nin kuruluşu yönündeki karar onaylanacakmış. Özgünüm, burada söylenmesi gereken söz şu, Türkiye Cumhuriyeti 90 yıllık tarihinin en bahtsız-en korkunç devrini yaşamaktadır. Türkiye’deki siyasi yalanlar ve itibarsızlık, Rusya’daki siyasi yalanları ve itibarsızlığı aratmayacak kadar çoğalmıştır. Onun içindir ki, bu iki ülke arasında “dostluk” denilen bir yalan at oynatmaktadır. Şu gerçek bilinmelidir ki, Ruslar hiçbir zaman ve hiç kimseyle dost olabilmiş bir ulus değildir. Rusya tarihi işgaller-soykırı mlar tarihidir.

                 Toplantıda Türkiye Tatarları adına konuşma yapan Nadir Devlet kimdir? Rus yalakası bu adam, doktorasız olduğu halde profesörlüğü elde etmiş bir numaralı sahtekar ve yalancıdır. O bu toplantıdaki Rus göz boyamacılık oyununun Büyükelçi İvanovskiy’dan bir sonraki ikinci aktörüdür. Kendi ulusal kimliğinden nefret eden ve “Tatarın Rustan farkı yoktur” diye Rus olmayı amaç edinmiş bir alçağın Tatar-Tatarlı k adına konuşmaya hiç hakkı-yetkisi yoktur. Zaten Nadir’in ataları, kendisinin de övgüyle dile getirdiği gibi Çarizme hizmet vermiş olan Ruslaşmış mirzalardandı r. Nadir’in yeri ve kişiliği, Türkiye ve Türklük değil, bir kelime bile Tatarca bilmeyen kardeşi Şefika Devlet’in barındığı Moskova ve Rusluktur. Nadir Devlet’in Rus yanlılığı kendi şahsiyle sınırlı kalmıyor, Onun yanıp tutuştuğu Türk-Tatar düşmanlığını yansıtan propagandaları da çok iyi bilinmektedir. Ona göre, “Tatar devleti realite değil”miş, Ona göre, “Türk birliği ütopya”mış.

                 AKP hükümeti iç siyasetinde şeriat çizgisini izlediği gibi, dış siyasetinde Rus çizgisini izlemektedir. Bu çizgi, Türklüğün güvenilir son kalesi olan Türkiye’mizin son derece tehlikeli bir gidişat ile sürüklendiğini gösteriyor. Bu gidişata “dur!” diyebilmek için, tüm Türk aydınlarını göreve çağırıyorum.

                 Adı geçen bu toplantı, Türkiye’yi ve Tukay’ı kullanarak yapılmış arsız bir Rus göz boyamacılığıdır; uluslararası alanda kendi cinayetlerini örtmek için işlenmiş çirkin bir Rus oyunudur. Bak, bu Rus ikiyüzlülüğüne! Tatar yurdunda-Kazan’da Tatar medeniyeti sessizce baltalanırken, yurt dışında ise, başkaları görsün-duysun diye, toplantılar aracılığıyla Tatar medeniyetinden yana görünüm sergileniyor.

                 Yazıma başlarken, “Urus ile yoldaş olsan ay baltan yanında olsun” denilen Tatar atasözünü yazmıştım. Şimdi yazımı bitirirken, şu bir değişi yazmak içimden geldi: Urus ile dost olsan yalan söylemek-yalancı olmak zorundasın.      

                 .       

        İklil KURBAN

         

         

         

         

         

         



      Your message has been successfully submitted and would be delivered to recipients shortly.