Loading ...
Sorry, an error occurred while loading the content.

TATAR YAZGISI

Expand Messages
  • iklil Kurban
    TATAR YAZGISI            Yıl 1998 Ekim ayı, AD Kitapçılık’ta, YAŞLI TARİHİN YANKISI (Bulgar-Tatar Tarihi ve Medeniyeti) başlıklı bir
    Message 1 of 1 , Feb 28, 2010
    • 0 Attachment

      TATAR YAZGISI

       

               Yıl 1998 Ekim ayı, AD Kitapçılık’ta, YAŞLI TARİHİN YANKISI (Bulgar-Tatar Tarihi ve Medeniyeti) başlıklı bir kitabım basılmıştı. Bu kitabımın “Sonuç” kısmında aşağıdaki ifadeler bulunmakta idi:

              

               “Tatarların, Tatar devletçilik ilkesinin bayraktarları olan Kubrat Han’dan (580-642) Süyümbike’ye (1519-1557) kadar 1000 yıllık devlet sahibi olarak, şanlı bir tarih yarattığı gerçeği ortadadır. Doğal olarak bu süreç içinde inişler çıkışlar olmuştur. Bugünkü Kazan Tatarları, Bulgarların, Cengiz dönemi Tatarlarının, Altın Orda Tatarlarının ve son olarak Rus işgali altındaki Tatarların da devamı şeklinde, Atilla’dan (400-453) bugüne kadar geçen 1500 yıllık tarihin dünyada bıraktığı bütün Tatar izlerinin sorumlusudur. Ben inanıyorum ki, “Ben Tatarım” diyen herkes bu sorumluluğu seve seve üstlenir. Çünkü tarihin yüklediği sorumluluktan kaçan uluslar tarih yaratamazlar. Tarih yaratamayan uluslar, yok olup gitmeye mahkûmdur. Ben inanıyorum ki, Tatarlar geçen bu 1500 yılın tarihini nasıl yarattıysa, gelecek 1500 yıllar tarihini de öyle yaratacaktır. Artık Tatarlar için korkunç devirler sona ermiştir” (Kurban, 1998: 196).   

       

               Bu öz olarak sunduğum düşüncelerimin içinde, “Artık Tatarlar için korkunç devirler sona ermiştir” şeklindeki son tümceyi geri çekiyorum. Bu tümceyi neden yazdım ve neden geri çekiyorum? Keşke bu tümcenin yerine, “Fakat sen Tatarlar, daima savaş halinde bulunduğun düşmanının kişiliğini asla unutma! Savaş senin kaçınılmaz yazgındır.” diyebilmiş olsaydım.

       

               1990’lı yıllar, Sovyet İmparatorluğu çökmüş, birçok ulusal devletler doğmuştu. Bu gelişmelerden dolayı dünyanın bilhassa Türk dünyasının heyecanı doruktaydı. Bu heyecan dalgası eşliğinde Türk dünyasını gezdim, üniversitelerde dersler verdim, toplantılarda konuşmalar yaptım, yazılar-kitaplar yazdım. Elimden geldiği kadar, ezeli ve ebedi düşmanımız olan Rusların-Çinlilerin cinayetlerini açmaya ve onlara karşı Türk birliğinin zorunluluğunu anlatmaya çalıştım. Çin’in hapishane ve çalışma kamplarında çektiğim 24 yıllık (1955-1979) acılarımın bedelini bulmuş, intikamını almış gibi sonsuz mutluydum. Evet acılarla dolu geçen bu 24 yıllık ömrümün boşu boşuna geçmediğinin farkına varmıştım. Türk dünyasında benim için en önemli olanı Kazan ile Taşkent şehri idi. Bu sebeple en uzun kaldığım yer oraları olmuştu. Bu iki şehir zamanında Pantürkizmin ana yurdu olarak kalıcı Türklük düşüncelerini ve ünlü Türkçüleri doğurmuştu. Şu da bir tarihi gerçek ki, Kazan’ın kurulduğu yerde Büyük Atilla’nın (400-453), Taşkent’in kurulduğu yerde Büyük Timur’un (1336-1405) izleri vardır. Onların izlerini aradım-bulmaya çalıştım. Fakat derin hayal kırklığına uğradım, Sovyet ve Urus zehri bu iki şehri de derinden kirletmiştir-Ruslaştırmıştır.

       

               Her ne kadar Ruslaşmış olsa da, Kazan’daki gelişmeler baş döndürücü idi: Tatarların Altın Orda devletine sahip çıkmasının gereği olarak uluslararası bilimsel kurultay açıldı; Ünlü İdigey Destanı neşredildi; bağımsızlık beyanatı ilan edildi; 30 Ağustos bağımsızlık günü olarak belirlendi; Tatar anayasası yazıldı vesaire …. Bu gelişmeler, insanlığın yüzyıllar boyu uğrunda savaş verdiği, “demokratik yönetim biçimi ve ulusal devlet düzeni” olarak nitelendirebileceğimiz bir cihanşümul ilkenin yenmesi-uygulanması olarak algılanıyordu. Bana göre artık geriye dönüş yoktu. Maalesef, arsız doğasının gereğidir ki, Urus çark etmiştir. Urus arsızlığının ilk kurbanı yine Tatarlar olmuştur. Tatarların 1990’lı yıllar başından başlayarak elde ettiği tüm ulusal hakları tekrar gasıp edilmiştir. Tatarlar şu anda dilini bile kaybetmenin korkuncunu yaşamaktadır. Artık Tatarlar için, 500 yıldır devamedegelen eski savaşına başvurmaktan başka yol kalmamıştır. İşte bu yol, yukarıda başlık yaptığım “Tatar Yazgısı”dır. Seni birileri savaşa zorlarken, savaşmaktan başka ne çare…. Boyun eğip yaşamaktansa savaşarak ölmek, atalarımızın seçtiği en doğru yol değil midir?! Evet Tatarlar zorlu da olsa daima bu yolu seçtiği için günümüze kadar var olagelmiştir. Ulu uluslar zor günlerinde, ölümü irkilmeden göze alan namsız kahramanlarının omzunda yaşar. Tıpkı Birinci Dünya Savaşındaki Türk ulusu ve İkinci Dünya Savaşındaki Alman ulusu gibi.

       

               Yıl 1995 Temmuz ayı, Kazan’ın Derviş Mahallesinde oturan milliyetçi bir Tatar arkadaşımın evinde misafir olurken, Ona:

               -Rus demokratları ile birleşmek lazım, demiştim, O gülerek:

               -Tatarlara karşı Rusların hepsi Urustur, demokratları olmaz! demişti.

               O zaman bu yargıya yüzde 100 katılmasam da, bugün bu yargıya yüzde 100 katılmanın ötesinde, bu yargıyı kendim söylüyorum: Arsızlık, zalimlik, yalancılık, ikiyüzlülük, Rusların kanında varmış.

       

               Bu milliyetçi arkadaşım bana, satış yerlerinde bulunmayan 1985 baskılı tarihi roman Kubrat Han kitabını hediye etmişti. Bu kitabı seve seve birkaç kez okudum. Tarihi roman yazarı Mösegıyt Hebibullin’in yazdığı eserlerinin en iyisi bu kitaptır. 

       

               Tatarların kaçınılmaz yazgısı haline gelen bugünkü bu savaşının geçmişteki savaşlarından en büyük farkı, Tatarlar bu savaşta geçmişteki gibi yapayalnız değildir. Tatarlar yaşayacaksa bu savaşı mutlaka kazanmak zorundadır. Çünkü Rus idaresinde Rus olmayanların yeri yoktur. Tatarlara yönelik Rus yutma tehdidinin, sadece Tatarlara yönelik olmadığını başka uluslar ve dünya artık anlamıştır. Ruslar yırtıcı ve vahşi kimliğiyle dünyamız için daima bir savaş afeti olagelmiştir. Dünyayı kana batıran Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının baş sorumlusunun Ruslar olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Bu afetin ne olduğunu, neler yapacağını ulu devlet adamı Adolf Hitler (1889-1945) çoktan şu şekilde tanımlamıştır:

       

               “Ruslar olayların baskısı altında Yahudi Marksizminden kopup, yırtıcı ve vahşi ifadesiyle ebedi Pan-Slavizmi temsil edecektir.”

       

               Devletler-uluslar yöneticisine-önderine göre değerlendirilir. Yöneticiler-önderler ise mensubu olduğu devletine-ulusuna göre sayılır. Değerlendirmenin-sayılmanın doğru yolu da budur. Arsızlık, zalimlik, yalancılık, ikiyüzlülük Rusların kanında olduğuna göre, bugünkü Rus yöneticisi-önderi Putin’in de bu özellikleri taşıması gayet doğaldır. Üstelik Putin eski KGB ajanı olması gereğidir ki, bir numaralı hem casus hem katildir. Putin’in üstadı Stalin’in yakın tarihimizdeki insanlık dışı kanlı eylemlerini dünyamız elbette unutacak değildir. Aralarında Çolpan, Magcan Cumabay, Segıyt Sünçeley ve Lutfulla Mütellip gibi ünlü şairlerimizin de bulunduğu milyonlarca insanın katili, işte o adı geçen Stalin idi. Putin Stalin’in halefidir.

       

               Yeri iken burada şöyle bir soru akla gelebilir: Bu kadar olumsuz vasıflarına rağmen Ruslar ve onun devleti, nasılda 500 yıldır Avrasya’nın yarısından fazlasına sahip olarak, günümüze kadar gelebilmiştir? Cevap: Gecikmemiş hile dolu eylemdir; hırsız daima uyanık olur. Bu sebeple Ruslarda “Güç varken akla ne gerek” deyimi vardır. Bu özellik, iradeye öncülük tanıyan Çinlilerde de vardır. Ruslar aklına gelen her şeyi düşünüp taşınıp doğru yanlışını ayıklamaya sarf edilmesi gereken zamanını hemen eyleme çeviri. Böylece zaman kazanmış olarak başkalarını uykuda iken yakalamayı başarır. İşte Rus yenmesinin de, Rus yenilgisinin de sırrı budur. Korkunç İvan 1552 yılında Kazan Hanlığını kana batırıp, Türk dünyasının kapılarını açmaya çalışırken, Osmanlı İmparatorluğu dahil sapasağlam olan Türk dünyası derin uykuda idi. Rus cellatları Yeltsin ile Putin, 1990’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başında 100 binlerce Çeçen direnişçisini boğazlayarak Rus sınırlarını zor bela korumaya çalışırken, dünyamız ise gidişatın doğru veya yanlışını ayıklamakla meşgul idi. Ruslar, 2008 Ağustos ayında Gürcistan’ın bir kısmını hemen işgal edebilmişse, bu kazancı için, Gürcistan’daki olumsuz gelişmelere borçludur.

       

               Bu son 20 yıl (1990-2010), geçen nice 100 yılların özeti olarak, tarihte kendi başına ayrı bir devir yaratmıştır. Bu devir, kimin kim olduğunu, bundan sonra neler yapılması gerektiğini yalın bir şekilde insanlığa anlatmıştır. Artık aklı başında olan kimse inkar etmez-edemez, Rus ve Çin Emperyalizmi insanlığın bir numaralı düşmanıdır.

       İklil KURBAN


    Your message has been successfully submitted and would be delivered to recipients shortly.