Loading ...
Sorry, an error occurred while loading the content.

KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ

Expand Messages
  • iklil Kurban
    KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ            Tataristan’da-Kazan’da, 1990’lı yıllardaki özgürlük-bağımsızlık esintilerinden sonra,
    Message 1 of 5 , Sep 1, 2008
    • 0 Attachment

      KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ

       

               Tataristan’da-Kazan’da, 1990’lı yıllardaki özgürlük-bağımsızlık esintilerinden sonra, Tatarca “Xetér Köné” diye adlandırılmış, Türkçemize “Şehitleri Anma Günü” olarak aktarılan  “bir gün” her yılı ekim ayında anılmakta idi. Fakat 2000’li yıllardan başlanmış Putin’li yönetim, bu günün anılmasından çok rahatsız olmuş ve yasaklamıştır. Çünkü bu gün, Rus zalimliğini gündeme getiren, Tatarlar için kaygı ve nefret günüdür. Tatarlara bu “kaygı ve nefret” gününü unutturmak-tarihini unutturmak, Moskova’nın Tatar siyasetinin önceliği olagelmiştir. Tarih ile oynamak, emperyalizmin öz özelliğidir.

               Yıllardır Tatar ulusunun gönlünde yatan, Kazan şehitlerinin anısına heykel dikme dileğine karşı, 30 Ağustos 2008 günü, Esgat Galimcanov adlı yaşayan bir hayırseverin heykelinin dikilmesinden ne anlarız? Moskova ve Kazan yönetiminin “al sana heykel!” diyen bu alaylı eylemi, Tatar ulusunun ve onun değerlerinin yüzüne vurulmuş bir tokattır.  Tatar ulusunun heykel olabilecek kahramanları-büyük zatları yok mu?! Moskova ve Kazan yönetimine göre yok. Ruslar başkalarını aşağılamaktan zevk alan bir ulustur.  

               Ruslar düşmanının içinden hain üretmeyi ve bu hainlerden faydalanmayı çok iyi bilen hilekar-gaddar bir ulustur. Zaten emperyalizmi doğuran ve ayakta tutan iki etkenin biri hile, öbürü silahtır. Bu emperyalist Rus siyaseti, Kazan Hanlığının çöküşünde hayati rol oynamıştır. Bu Rus siyasetinin sonucu, Kazan Hanlığında birbirine zıt olan hiç barışmaz iki parti oluşmuştur: Biri Rus karşıtı, diğeri Rus yanlısı. Bu iki parti arasındaki bitmek bilmeyen taht kavgası, devlet yönetimini zor duruma düşürmüştür. Kazan Hanlığının 1460’lı yıllarından başlayıp, hanlığın bitimine kadar (1552) sürüp giden bu iç kavgayı, Türkiye’de yaşamış Tatar tarihçisi Akdes Nimet Kurat (1903-1971), “Kazan’ın ezeli iç hastalığı” olarak tanımlamaktadır. İşte Kazan’ın bu “iç hastalığı”, gerçekteyse Ruslar tarafından bulaştırılmış bu “dış hastalık” bugüne kadar hiç iyileşmemiş belki daha da azmıştır. Bugün Tataristan’ı, makam, unvan ve ödüle satılmış Rus yanlısı hainler yönetmektedir. Onların karşıtı, Fevziye Bayramova, Yunus Kamaliddin ve Kaşapovların başını çektiği Tatar bağımsızlığını ilke edinmiş insanlar, Rusların öldürmesini bile göze alarak, Rus-Tatar gerçeğini gündeme getirmektedirler.

               Kazan Hanlığını Rus işgalcilerinin basıp almasından beri aradan 456 yıl geçti. Bir ulusun başına gelebilecek en büyük bahtsızlık- hiç kuşkusuz devletsiz kalmasıdır. Bu Rus işgali, Tatarları sadece devletsiz bırakmakla yetinmeyip, Tatarları ulusça topyekun yok etmenin tüm yollarını deneyecek ve insanlık tarihinin en büyük soykırımı Kazan’da gerçekleşecektir. Bu bahtsız ulusun bahtsız bireyleri nasıl hayatta kaldı ve bu güne kadar nasıl gelebildi?

               Kazan Hanlığından bir önceki Tatar Devleti olan Altın Orda, 13. yüzyıl ortalarından 15. yüzyıl ortalarına kadar yaşadığı ömrü süresince, Rus prensliklerini de elinde tutmayı başarmış ve onların diline, dinine dokunmamış, ister bireysel-ister toplumsal yaşamına hiç karışmamıştır. Düşmana karşı yüksek hoşgörü, Altın Orda Devletinin çökme sebeplerinin başında geliyor. Ruslar ise, Tatarlara bunun tam tersini uygulamış, diri kalan Tatarlar sürekli dil-din değişimine zorlanmıştır. Bu sebeple Rus-Tatar Savaşı, bir ölüm kalım savaşı olarak aralıksız günümüze kadar süregelmiştir. Tatarlar Ruslara oranla sayıca çok az olmalarına rağmen, yaradılışı ulu olan bu ulusun ulu bireyleri hiç tereddütsüz bu savaşı günümüze kadar devam ettirmiş ve bundan sonra da elbette devam ettirecektir.  

               Yıl 1552 Ekim ayı, çetin ve kanlı bir savaştan sonra Kazan Hanlığının başkenti Kazan, Rusların ayağının altına düşer. Bu tarih Tatar ulusu için anılması son derece ağır, hüzünlü bir tarihtir. Bu tarih, 1000 yıllık siyasi varlığını Bulgar Devleti, Tatar Devleti adıyla sürdüregelen bir dik başlı ulusun çöküşünün, Büyük Atilla soyunun başkalarının önünde boyun eğişinin tarihidir. Aynı zamanda bu tarih, Rus Emperyalizminin doğuşunun tarihidir.

               Konunun bu şekildeki sonucundan sonra, içeriğine az ve öz olarak değineyim:

               Rus-Tatar ilişkilerinin gittikçe ciddileştiği, savaş girişiminin Rusların eline geçtiği  yıllardaki istatistik bilgilere göre, Rusların sayıca 5 milyon, Tatarların sayıca 1 milyon olduğu bilinmektedir. Kazan kalesi civarında savaşa sevk edilen Rus ordusunun asker sayısı 150 000 olup, kale içindeki Tatarların toplam sayısı 30 000-40 000’dir. Daha önceki yıllarda 4 kez kuşatılmış Kazan kalesi, 5’inci kez 23 Ağustos 1552 günü Rus ordusunca son kez kuşatılır. Sayı üstünlüğü ve kaba kuvvetin her şeye muktedir olduğu o zamanki bu savaşta, Tatarların ne gibi zorluklara maruz kaldığı elbette anlaşılır: Bir Tatar beş Urusa karşı savaşı hiç irkilmeden göze almıştır. Şehri Ruslara teslim etme tekliflerinin tümü reddedilmiş ve Kazanlılar hiç tereddüt etmeden ölüme veya zafere gitmiştir. İşte Kazan şehitleri dediğimiz, tarihte benzerine pek az rastlanan-hayatı pahasına vatan savunmasının destansı öyküsünü yaratmış olan bu kahraman insanlardır. Onlar öldü, fakat onların geride bıraktığı bu ölümsüz Tatar ruhu, Ruslara karşı Tatar devletçilik ilkesini gerçekleştirme savaşında elbette önder rol oynayacaktır.

               02 Ekim 1552 günü Kazan şehri Rusların eline geçince, korkunç bir katliam yapılmış, Rus komutanlığı, tüm erkeklerin öldürülmesini emretmiştir. O zaman yazılıp günümüze kadar gelmiş kitaplardaki anlatımlara göre: “Eş ve küçük çocuklar esir alınsın, askerlerin tümü öldürülsün. Tüm askerler öldürülmüş, fakat kadınlar da az öldürülmemiştir. Günahkar koca ve karıları da amansızca kesilmiş. Şehirde tüyler ürperten bir manzara oluşmuş. Yangınlar alev alev yanmış; evler yağmalanmış; sokaklar cesetlerle dolmuş; her yerde kan seli; derelerde kan akmış. Şehirde ölenler o kadar çokmuş, tüm şehirde yürüyen insanlar cesetler üzerinden yürüyormuş. Kaçışa kapılan han sarayının arkasında, şehir duvarları yanında ve sokaklarda, duvarlarla aynı büyüklükte yığın yığın cesetler yatıyormuş. Şehrin ötesindeki hendekler de ceset ile doluymuş. Kazan nehrinde, nehrin ötesindeki tüm çayırlıkta kokmuş cesetler yatıyormuş. İvan IV’ün şehre girişi için, Nurali kapısından han sarayına giden bir tek sokağı temizleyebilmişler. Erkeklerden bir tek Yadıgar Han öldürülmemiştir.”

               Bu gün, insanlık tarihinin en büyük ve en acı soykırımının yaşandığı bir gün olup, bu  soykırımdan ancak 6000 kişi kale dışına kaçıp, dağ-ormanlara sığınabilmiştir. Kazan şehri tamamen Rus yerleşim alanı haline getirilip, şehirde tek bir Tatar kalmamıştır. Fakat, Kazan şehrinin bu acıklı hali, tüm Kazan Hanlığının düşmesi anlamına gelmemiş; Rus-Tatar Savaşı, diğer savunma alanlarında bir ölüm kalım savaşı olarak yine 6 yıl devam etmiştir. Bu savaşı Ruslar sadece kendi gücüyle kazanmış değildir. Bu savaşta Tatar hainlerinden İsmail Murza, Kamay Murzalar Rusların yanında yer alarak, savaşın kaderini belirlemiştir. Bu savaşta Yapançı Bey, Mamış Birdi, Ahmet Bahadır, Kul-Şerif ve Süyümbike’nin kardeşi Ali Ekrem beyler önder olarak ön cephede savaşmışlar ve şehit düşmüşlerdir.

                 Bu yıl 2008 Ağustos ayındaki, Rusya’nın bağımsız bir devlet olan Gürcistan’a “illegal rejim” diye saldırmasından  ne anlarız!? Ruslar kendi idaresi altındaki Rus olmayan halklara neler yapmaz ki?! Kan gövdeyi götürsün, Rusların umurunda değildir. Ruslarla komşu olmak, Ruslarla beraber yaşamak hiç de kolay bir iş-kolay bir yaşam değildir. Bu yaşam her şeyden önce yalan ve haksızlıklara katlanmak demektir. Ruslarla beraber yaşarken dürüstlüğü ve özgürlüğü seçmek ölümü seçmek demektir.

               Sayın Adolf Hitler (1889-1945), Rus düşmanlığınla ne kadar haklısın! Rus zalimliğine duçar olan herkes sana sonsuz minnet ve özlem borçludur.

               İşte Tatarların yaşadığı geçmişi ile bu gününü anlamak için fazla delillere-izahlara gerek yoktur. Ruslar insanlık tarihinde-insanlık yaşamında var olagelen, insan adını taşıyan zalimlerin-gaddarların en ünlüsüdür. Ruslar kendilerini emir veren üstün ırk olarak algıladığı için, her zaman kaba kuvvete başvurmayı yeğlerler. Onun içindir ki, Rusya tarihi isyanların-savaşların-yenilgilerin-çöküşlerin tarihi, yanı sıra akan kanların-dökülen gözyaşlarının tarihidir.

               Dünyamızın şu anki siyasi gidişatından bakıldığında, artık var olan hiçbir ulusun devletsiz kalmayacağı anlaşılmıştır. Tatarlar ve Uygurlar dahil insanlığın bugüne kadar çektiği sonsuz acılar elbette bir gün sona erecektir. Ulusal devletlerin düşmanı olan Doğu Despotizmini yüzyıllar boyunca bağrında barındıran ve savunan Rus Emperyalizmi ve Çin Emperyalizmi, ömürlerinin son dönemini yaşamaktadır. Yıllar geçecek-devirler değişecek, emperyalizmin sınır tanımayan vahşiliğiyle kirlenmiş bu tarih, acıların bir bedeli olarak adil hükmünü verecek ve mutlaka uygulayacaktır. Rusya ve Çin dağılacak, birçok ulusal devletler yeniden doğacaktır. Emperyalizmin ürettiği yalanlar er geç yok olup gidecek; gerçekler ise enkazların altından yeniden doğacaktır.

       

      Kaynaklar:

       

      Hudyakov, Mixail Georgieviç, Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar, (bu Türkçesi  baskıda).

      Kurban, İklil, Yaşlı Tarihin Yankısı, İstanbul 1998.

       

      İklil KURBAN


    • kamil agis
      .          Sayın Adolf Hitler (1889-1945), Rus düşmanlığınla ne kadar haklısın! Rus zalimliğine duçar olan herkes sana sonsuz minnet ve
      Message 2 of 5 , Sep 3, 2008
      • 0 Attachment
        .

                 "Sayın Adolf Hitler (1889-1945), Rus düşmanlığınla ne kadar haklısın! Rus zalimliğine duçar olan herkes sana sonsuz minnet ve özlem borçludur"

        LAFA BAK LAFA...

         

        BU ADAM TAM BİR FAŞİST.

         

        BANA TÜRK DÜNYASININ KURTULUŞU İÇİN MANTIKLI VE ELLE TUTULUR BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ OLUP OLMADIĞINI SORANLARA SESLENİYORUM:

         

        BU ŞİZOFREN FAŞİST ADAMIN FİKİRLERİ İLE Mİ, TÜRK DÜNYASI KURTULUŞA ERECEK ACABA?

         

        BİLMEZMİSİNİZ Kİ, HİTLER DECCALİ, (1936YILI) ZAMANINDA STALİN FAŞİSTİNE "GEL TÜRKLERİ, KIRIM'DAN-ANADOLU'DAN-KAFKASLARDAN SÜRELİM TÜM DÜNYANIN YAHUDİLERİNİ TÜRKLERDEN ARINDIRILMIŞ KIRIM YARIMADASINA YURT YAPIP İSRAL DEVLETİNİ KURALIM DİYE...

         

        BU NE AYMAZLIKTIR KI BU ADAMIN PALAVRALARINI TÜRK DÜNYASININ SİTELERİNDE "ÇÖZÜM ÖNERİSİ" DİYE YAYIMLAMAKTASINIZ.

         

        YAZIK YAZIK ÇOOOK YAZIK...

         

        SELAM, AKIL VE ESENLİK SİZLERLE OLSUN.

        KAMİL AGİŞ.

         

         

         

         

         

         


        --- On Mon, 9/1/08, iklil Kurban <iklil_kurban@...> wrote:
        From: iklil Kurban <iklil_kurban@...>
        Subject: <Tawish> KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ
        To: tatar-l@yahoogroups.com, kirim-kazan-astana@yahoogroups.com, tawish@yahoogroups.com, TurkBirDev@yahoogroups.com
        Date: Monday, September 1, 2008, 5:16 PM

        KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ

         

                 Tataristan’da-Kazan’da, 1990’lı yıllardaki özgürlük-bağımsızlık esintilerinden sonra, Tatarca “Xetér Köné” diye adlandırılmış, Türkçemize “Şehitleri Anma Günü” olarak aktarılan  “bir gün” her yılı ekim ayında anılmakta idi. Fakat 2000’li yıllardan başlanmış Putin’li yönetim, bu günün anılmasından çok rahatsız olmuş ve yasaklamıştır. Çünkü bu gün, Rus zalimliğini gündeme getiren, Tatarlar için kaygı ve nefret günüdür. Tatarlara bu “kaygı ve nefret” gününü unutturmak-tarihini unutturmak, Moskova’nın Tatar siyasetinin önceliği olagelmiştir. Tarih ile oynamak, emperyalizmin öz özelliğidir.

                 Yıllardır Tatar ulusunun gönlünde yatan, Kazan şehitlerinin anısına heykel dikme dileğine karşı, 30 Ağustos 2008 günü, Esgat Galimcanov adlı yaşayan bir hayırseverin heykelinin dikilmesinden ne anlarız? Moskova ve Kazan yönetiminin “al sana heykel!” diyen bu alaylı eylemi, Tatar ulusunun ve onun değerlerinin yüzüne vurulmuş bir tokattır.  Tatar ulusunun heykel olabilecek kahramanları- büyük zatları yok mu?! Moskova ve Kazan yönetimine göre yok. Ruslar başkalarını aşağılamaktan zevk alan bir ulustur.  

                 Ruslar düşmanının içinden hain üretmeyi ve bu hainlerden faydalanmayı çok iyi bilen hilekar-gaddar bir ulustur. Zaten emperyalizmi doğuran ve ayakta tutan iki etkenin biri hile, öbürü silahtır. Bu emperyalist Rus siyaseti, Kazan Hanlığının çöküşünde hayati rol oynamıştır. Bu Rus siyasetinin sonucu, Kazan Hanlığında birbirine zıt olan hiç barışmaz iki parti oluşmuştur: Biri Rus karşıtı, diğeri Rus yanlısı. Bu iki parti arasındaki bitmek bilmeyen taht kavgası, devlet yönetimini zor duruma düşürmüştür. Kazan Hanlığının 1460’lı yıllarından başlayıp, hanlığın bitimine kadar (1552) sürüp giden bu iç kavgayı, Türkiye’de yaşamış Tatar tarihçisi Akdes Nimet Kurat (1903-1971), “Kazan’ın ezeli iç hastalığı” olarak tanımlamaktadı r. İşte Kazan’ın bu “iç hastalığı”, gerçekteyse Ruslar tarafından bulaştırılmış bu “dış hastalık” bugüne kadar hiç iyileşmemiş belki daha da azmıştır. Bugün Tataristan’ı, makam, unvan ve ödüle satılmış Rus yanlısı hainler yönetmektedir. Onların karşıtı, Fevziye Bayramova, Yunus Kamaliddin ve Kaşapovların başını çektiği Tatar bağımsızlığını ilke edinmiş insanlar, Rusların öldürmesini bile göze alarak, Rus-Tatar gerçeğini gündeme getirmektedirler.

                 Kazan Hanlığını Rus işgalcilerinin basıp almasından beri aradan 456 yıl geçti. Bir ulusun başına gelebilecek en büyük bahtsızlık- hiç kuşkusuz devletsiz kalmasıdır. Bu Rus işgali, Tatarları sadece devletsiz bırakmakla yetinmeyip, Tatarları ulusça topyekun yok etmenin tüm yollarını deneyecek ve insanlık tarihinin en büyük soykırımı Kazan’da gerçekleşecektir. Bu bahtsız ulusun bahtsız bireyleri nasıl hayatta kaldı ve bu güne kadar nasıl gelebildi?

                 Kazan Hanlığından bir önceki Tatar Devleti olan Altın Orda, 13. yüzyıl ortalarından 15. yüzyıl ortalarına kadar yaşadığı ömrü süresince, Rus prensliklerini de elinde tutmayı başarmış ve onların diline, dinine dokunmamış, ister bireysel-ister toplumsal yaşamına hiç karışmamıştır. Düşmana karşı yüksek hoşgörü, Altın Orda Devletinin çökme sebeplerinin başında geliyor. Ruslar ise, Tatarlara bunun tam tersini uygulamış, diri kalan Tatarlar sürekli dil-din değişimine zorlanmıştır. Bu sebeple Rus-Tatar Savaşı, bir ölüm kalım savaşı olarak aralıksız günümüze kadar süregelmiştir. Tatarlar Ruslara oranla sayıca çok az olmalarına rağmen, yaradılışı ulu olan bu ulusun ulu bireyleri hiç tereddütsüz bu savaşı günümüze kadar devam ettirmiş ve bundan sonra da elbette devam ettirecektir.  

                 Yıl 1552 Ekim ayı, çetin ve kanlı bir savaştan sonra Kazan Hanlığının başkenti Kazan, Rusların ayağının altına düşer. Bu tarih Tatar ulusu için anılması son derece ağır, hüzünlü bir tarihtir. Bu tarih, 1000 yıllık siyasi varlığını Bulgar Devleti, Tatar Devleti adıyla sürdüregelen bir dik başlı ulusun çöküşünün, Büyük Atilla soyunun başkalarının önünde boyun eğişinin tarihidir. Aynı zamanda bu tarih, Rus Emperyalizminin doğuşunun tarihidir.

                 Konunun bu şekildeki sonucundan sonra, içeriğine az ve öz olarak değineyim:

                 Rus-Tatar ilişkilerinin gittikçe ciddileştiği, savaş girişiminin Rusların eline geçtiği  yıllardaki istatistik bilgilere göre, Rusların sayıca 5 milyon, Tatarların sayıca 1 milyon olduğu bilinmektedir. Kazan kalesi civarında savaşa sevk edilen Rus ordusunun asker sayısı 150 000 olup, kale içindeki Tatarların toplam sayısı 30 000-40 000’dir. Daha önceki yıllarda 4 kez kuşatılmış Kazan kalesi, 5’inci kez 23 Ağustos 1552 günü Rus ordusunca son kez kuşatılır. Sayı üstünlüğü ve kaba kuvvetin her şeye muktedir olduğu o zamanki bu savaşta, Tatarların ne gibi zorluklara maruz kaldığı elbette anlaşılır: Bir Tatar beş Urusa karşı savaşı hiç irkilmeden göze almıştır. Şehri Ruslara teslim etme tekliflerinin tümü reddedilmiş ve Kazanlılar hiç tereddüt etmeden ölüme veya zafere gitmiştir. İşte Kazan şehitleri dediğimiz, tarihte benzerine pek az rastlanan-hayatı pahasına vatan savunmasının destansı öyküsünü yaratmış olan bu kahraman insanlardır. Onlar öldü, fakat onların geride bıraktığı bu ölümsüz Tatar ruhu, Ruslara karşı Tatar devletçilik ilkesini gerçekleştirme savaşında elbette önder rol oynayacaktır.

                 02 Ekim 1552 günü Kazan şehri Rusların eline geçince, korkunç bir katliam yapılmış, Rus komutanlığı, tüm erkeklerin öldürülmesini emretmiştir. O zaman yazılıp günümüze kadar gelmiş kitaplardaki anlatımlara göre: “Eş ve küçük çocuklar esir alınsın, askerlerin tümü öldürülsün. Tüm askerler öldürülmüş, fakat kadınlar da az öldürülmemiştir. Günahkar koca ve karıları da amansızca kesilmiş. Şehirde tüyler ürperten bir manzara oluşmuş. Yangınlar alev alev yanmış; evler yağmalanmış; sokaklar cesetlerle dolmuş; her yerde kan seli; derelerde kan akmış. Şehirde ölenler o kadar çokmuş, tüm şehirde yürüyen insanlar cesetler üzerinden yürüyormuş. Kaçışa kapılan han sarayının arkasında, şehir duvarları yanında ve sokaklarda, duvarlarla aynı büyüklükte yığın yığın cesetler yatıyormuş. Şehrin ötesindeki hendekler de ceset ile doluymuş. Kazan nehrinde, nehrin ötesindeki tüm çayırlıkta kokmuş cesetler yatıyormuş. İvan IV’ün şehre girişi için, Nurali kapısından han sarayına giden bir tek sokağı temizleyebilmişler. Erkeklerden bir tek Yadıgar Han öldürülmemiştir.”

                 Bu gün, insanlık tarihinin en büyük ve en acı soykırımının yaşandığı bir gün olup, bu  soykırımdan ancak 6000 kişi kale dışına kaçıp, dağ-ormanlara sığınabilmiştir. Kazan şehri tamamen Rus yerleşim alanı haline getirilip, şehirde tek bir Tatar kalmamıştır. Fakat, Kazan şehrinin bu acıklı hali, tüm Kazan Hanlığının düşmesi anlamına gelmemiş; Rus-Tatar Savaşı, diğer savunma alanlarında bir ölüm kalım savaşı olarak yine 6 yıl devam etmiştir. Bu savaşı Ruslar sadece kendi gücüyle kazanmış değildir. Bu savaşta Tatar hainlerinden İsmail Murza, Kamay Murzalar Rusların yanında yer alarak, savaşın kaderini belirlemiştir. Bu savaşta Yapançı Bey, Mamış Birdi, Ahmet Bahadır, Kul-Şerif ve Süyümbike’nin kardeşi Ali Ekrem beyler önder olarak ön cephede savaşmışlar ve şehit düşmüşlerdir.

                   Bu yıl 2008 Ağustos ayındaki, Rusya’nın bağımsız bir devlet olan Gürcistan’a “illegal rejim” diye saldırmasından  ne anlarız!? Ruslar kendi idaresi altındaki Rus olmayan halklara neler yapmaz ki?! Kan gövdeyi götürsün, Rusların umurunda değildir. Ruslarla komşu olmak, Ruslarla beraber yaşamak hiç de kolay bir iş-kolay bir yaşam değildir. Bu yaşam her şeyden önce yalan ve haksızlıklara katlanmak demektir. Ruslarla beraber yaşarken dürüstlüğü ve özgürlüğü seçmek ölümü seçmek demektir.

                 Sayın Adolf Hitler (1889-1945), Rus düşmanlığınla ne kadar haklısın! Rus zalimliğine duçar olan herkes sana sonsuz minnet ve özlem borçludur.

                 İşte Tatarların yaşadığı geçmişi ile bu gününü anlamak için fazla delillere-izahlara gerek yoktur. Ruslar insanlık tarihinde-insanlı k yaşamında var olagelen, insan adını taşıyan zalimlerin-gaddarla rın en ünlüsüdür. Ruslar kendilerini emir veren üstün ırk olarak algıladığı için, her zaman kaba kuvvete başvurmayı yeğlerler. Onun içindir ki, Rusya tarihi isyanların-savaşların-yenilgilerin-çöküşlerin tarihi, yanı sıra akan kanların-dökülen gözyaşlarının tarihidir.

                 Dünyamızın şu anki siyasi gidişatından bakıldığında, artık var olan hiçbir ulusun devletsiz kalmayacağı anlaşılmıştır. Tatarlar ve Uygurlar dahil insanlığın bugüne kadar çektiği sonsuz acılar elbette bir gün sona erecektir. Ulusal devletlerin düşmanı olan Doğu Despotizmini yüzyıllar boyunca bağrında barındıran ve savunan Rus Emperyalizmi ve Çin Emperyalizmi, ömürlerinin son dönemini yaşamaktadır. Yıllar geçecek-devirler değişecek, emperyalizmin sınır tanımayan vahşiliğiyle kirlenmiş bu tarih, acıların bir bedeli olarak adil hükmünü verecek ve mutlaka uygulayacaktı r. Rusya ve Çin dağılacak, birçok ulusal devletler yeniden doğacaktır. Emperyalizmin ürettiği yalanlar er geç yok olup gidecek; gerçekler ise enkazların altından yeniden doğacaktır.

         

        Kaynaklar:

         

        Hudyakov, Mixail Georgieviç, Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar, (bu Türkçesi  baskıda).

        Kurban, İklil, Yaşlı Tarihin Yankısı, İstanbul 1998.

         

        İklil KURBAN



      • kamil agis
        ... From: kamil agis Subject: Re: KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ To: tatar-l@yahoogroups.com,
        Message 3 of 5 , Sep 3, 2008
        • 0 Attachment


          --- On Wed, 9/3/08, kamil agis <kamagis@...> wrote:
          From: kamil agis <kamagis@...>
          Subject: Re: <Tawish> KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ
          To: tatar-l@yahoogroups.com, kirim-kazan-astana@yahoogroups.com, tawish@yahoogroups.com, TurkBirDev@yahoogroups.com
          Date: Wednesday, September 3, 2008, 10:54 PM

          .

                   "Sayın Adolf Hitler (1889-1945), Rus düşmanlığınla ne kadar haklısın! Rus zalimliğine duçar olan herkes sana sonsuz minnet ve özlem borçludur"

          LAFA BAK LAFA...

           

          BU ADAM TAM BİR FAŞİST.

           

          BANA TÜRK DÜNYASININ KURTULUŞU İÇİN MANTIKLI VE ELLE TUTULUR BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ OLUP OLMADIĞINI SORANLARA SESLENİYORUM:

           

          BU ŞİZOFREN FAŞİST ADAMIN FİKİRLERİ İLE Mİ, TÜRK DÜNYASI KURTULUŞA ERECEK ACABA?

           

          BİLMEZMİSİNİZ Kİ, HİTLER DECCALİ, (1936YILI) ZAMANINDA STALİN FAŞİSTİNE "GEL TÜRKLERİ, KIRIM'DAN-ANADOLU'DAN-KAFKASLARDAN SÜRELİM TÜM DÜNYANIN YAHUDİLERİNİ TÜRKLERDEN ARINDIRILMIŞ KIRIM YARIMADASINA YURT YAPIP İSRAL DEVLETİNİ KURALIM DİYE..." MEKTUP YAZMIŞTIR VE ORTAKLIK ÖNERMİŞTİR. 

           

          BU NE AYMAZLIKTIR KI BU ADAMIN PALAVRALARINI TÜRK DÜNYASININ SİTELERİNDE "ÇÖZÜM ÖNERİSİ" DİYE YAYIMLAMAKTASINIZ.

           

          YAZIK YAZIK ÇOOOK YAZIK...

           

          SELAM, AKIL VE ESENLİK SİZLERLE OLSUN.

          KAMİL AGİŞ.

           

           

           

           

           

           


          --- On Mon, 9/1/08, iklil Kurban <iklil_kurban@...> wrote:

          From: iklil Kurban <iklil_kurban@...>
          Subject: <Tawish> KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ
          To: tatar-l@yahoogroups.com, kirim-kazan-astana@yahoogroups.com, tawish@yahoogroups.com, TurkBirDev@yahoogroups.com
          Date: Monday, September 1, 2008, 5:16 PM

          KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ

           

                   Tataristan’da-Kazan’da, 1990’lı yıllardaki özgürlük-bağımsızlık esintilerinden sonra, Tatarca “Xetér Köné” diye adlandırılmış, Türkçemize “Şehitleri Anma Günü” olarak aktarılan  “bir gün” her yılı ekim ayında anılmakta idi. Fakat 2000’li yıllardan başlanmış Putin’li yönetim, bu günün anılmasından çok rahatsız olmuş ve yasaklamıştır. Çünkü bu gün, Rus zalimliğini gündeme getiren, Tatarlar için kaygı ve nefret günüdür. Tatarlara bu “kaygı ve nefret” gününü unutturmak-tarihini unutturmak, Moskova’nın Tatar siyasetinin önceliği olagelmiştir. Tarih ile oynamak, emperyalizmin öz özelliğidir.

                   Yıllardır Tatar ulusunun gönlünde yatan, Kazan şehitlerinin anısına heykel dikme dileğine karşı, 30 Ağustos 2008 günü, Esgat Galimcanov adlı yaşayan bir hayırseverin heykelinin dikilmesinden ne anlarız? Moskova ve Kazan yönetiminin “al sana heykel!” diyen bu alaylı eylemi, Tatar ulusunun ve onun değerlerinin yüzüne vurulmuş bir tokattır.  Tatar ulusunun heykel olabilecek kahramanları- büyük zatları yok mu?! Moskova ve Kazan yönetimine göre yok. Ruslar başkalarını aşağılamaktan zevk alan bir ulustur.  

                   Ruslar düşmanının içinden hain üretmeyi ve bu hainlerden faydalanmayı çok iyi bilen hilekar-gaddar bir ulustur. Zaten emperyalizmi doğuran ve ayakta tutan iki etkenin biri hile, öbürü silahtır. Bu emperyalist Rus siyaseti, Kazan Hanlığının çöküşünde hayati rol oynamıştır. Bu Rus siyasetinin sonucu, Kazan Hanlığında birbirine zıt olan hiç barışmaz iki parti oluşmuştur: Biri Rus karşıtı, diğeri Rus yanlısı. Bu iki parti arasındaki bitmek bilmeyen taht kavgası, devlet yönetimini zor duruma düşürmüştür. Kazan Hanlığının 1460’lı yıllarından başlayıp, hanlığın bitimine kadar (1552) sürüp giden bu iç kavgayı, Türkiye’de yaşamış Tatar tarihçisi Akdes Nimet Kurat (1903-1971), “Kazan’ın ezeli iç hastalığı” olarak tanımlamaktadı r. İşte Kazan’ın bu “iç hastalığı”, gerçekteyse Ruslar tarafından bulaştırılmış bu “dış hastalık” bugüne kadar hiç iyileşmemiş belki daha da azmıştır. Bugün Tataristan’ı, makam, unvan ve ödüle satılmış Rus yanlısı hainler yönetmektedir. Onların karşıtı, Fevziye Bayramova, Yunus Kamaliddin ve Kaşapovların başını çektiği Tatar bağımsızlığını ilke edinmiş insanlar, Rusların öldürmesini bile göze alarak, Rus-Tatar gerçeğini gündeme getirmektedirler.

                   Kazan Hanlığını Rus işgalcilerinin basıp almasından beri aradan 456 yıl geçti. Bir ulusun başına gelebilecek en büyük bahtsızlık- hiç kuşkusuz devletsiz kalmasıdır. Bu Rus işgali, Tatarları sadece devletsiz bırakmakla yetinmeyip, Tatarları ulusça topyekun yok etmenin tüm yollarını deneyecek ve insanlık tarihinin en büyük soykırımı Kazan’da gerçekleşecektir. Bu bahtsız ulusun bahtsız bireyleri nasıl hayatta kaldı ve bu güne kadar nasıl gelebildi?

                   Kazan Hanlığından bir önceki Tatar Devleti olan Altın Orda, 13. yüzyıl ortalarından 15. yüzyıl ortalarına kadar yaşadığı ömrü süresince, Rus prensliklerini de elinde tutmayı başarmış ve onların diline, dinine dokunmamış, ister bireysel-ister toplumsal yaşamına hiç karışmamıştır. Düşmana karşı yüksek hoşgörü, Altın Orda Devletinin çökme sebeplerinin başında geliyor. Ruslar ise, Tatarlara bunun tam tersini uygulamış, diri kalan Tatarlar sürekli dil-din değişimine zorlanmıştır. Bu sebeple Rus-Tatar Savaşı, bir ölüm kalım savaşı olarak aralıksız günümüze kadar süregelmiştir. Tatarlar Ruslara oranla sayıca çok az olmalarına rağmen, yaradılışı ulu olan bu ulusun ulu bireyleri hiç tereddütsüz bu savaşı günümüze kadar devam ettirmiş ve bundan sonra da elbette devam ettirecektir.  

                   Yıl 1552 Ekim ayı, çetin ve kanlı bir savaştan sonra Kazan Hanlığının başkenti Kazan, Rusların ayağının altına düşer. Bu tarih Tatar ulusu için anılması son derece ağır, hüzünlü bir tarihtir. Bu tarih, 1000 yıllık siyasi varlığını Bulgar Devleti, Tatar Devleti adıyla sürdüregelen bir dik başlı ulusun çöküşünün, Büyük Atilla soyunun başkalarının önünde boyun eğişinin tarihidir. Aynı zamanda bu tarih, Rus Emperyalizminin doğuşunun tarihidir.

                   Konunun bu şekildeki sonucundan sonra, içeriğine az ve öz olarak değineyim:

                   Rus-Tatar ilişkilerinin gittikçe ciddileştiği, savaş girişiminin Rusların eline geçtiği  yıllardaki istatistik bilgilere göre, Rusların sayıca 5 milyon, Tatarların sayıca 1 milyon olduğu bilinmektedir. Kazan kalesi civarında savaşa sevk edilen Rus ordusunun asker sayısı 150 000 olup, kale içindeki Tatarların toplam sayısı 30 000-40 000’dir. Daha önceki yıllarda 4 kez kuşatılmış Kazan kalesi, 5’inci kez 23 Ağustos 1552 günü Rus ordusunca son kez kuşatılır. Sayı üstünlüğü ve kaba kuvvetin her şeye muktedir olduğu o zamanki bu savaşta, Tatarların ne gibi zorluklara maruz kaldığı elbette anlaşılır: Bir Tatar beş Urusa karşı savaşı hiç irkilmeden göze almıştır. Şehri Ruslara teslim etme tekliflerinin tümü reddedilmiş ve Kazanlılar hiç tereddüt etmeden ölüme veya zafere gitmiştir. İşte Kazan şehitleri dediğimiz, tarihte benzerine pek az rastlanan-hayatı pahasına vatan savunmasının destansı öyküsünü yaratmış olan bu kahraman insanlardır. Onlar öldü, fakat onların geride bıraktığı bu ölümsüz Tatar ruhu, Ruslara karşı Tatar devletçilik ilkesini gerçekleştirme savaşında elbette önder rol oynayacaktır.

                   02 Ekim 1552 günü Kazan şehri Rusların eline geçince, korkunç bir katliam yapılmış, Rus komutanlığı, tüm erkeklerin öldürülmesini emretmiştir. O zaman yazılıp günümüze kadar gelmiş kitaplardaki anlatımlara göre: “Eş ve küçük çocuklar esir alınsın, askerlerin tümü öldürülsün. Tüm askerler öldürülmüş, fakat kadınlar da az öldürülmemiştir. Günahkar koca ve karıları da amansızca kesilmiş. Şehirde tüyler ürperten bir manzara oluşmuş. Yangınlar alev alev yanmış; evler yağmalanmış; sokaklar cesetlerle dolmuş; her yerde kan seli; derelerde kan akmış. Şehirde ölenler o kadar çokmuş, tüm şehirde yürüyen insanlar cesetler üzerinden yürüyormuş. Kaçışa kapılan han sarayının arkasında, şehir duvarları yanında ve sokaklarda, duvarlarla aynı büyüklükte yığın yığın cesetler yatıyormuş. Şehrin ötesindeki hendekler de ceset ile doluymuş. Kazan nehrinde, nehrin ötesindeki tüm çayırlıkta kokmuş cesetler yatıyormuş. İvan IV’ün şehre girişi için, Nurali kapısından han sarayına giden bir tek sokağı temizleyebilmişler. Erkeklerden bir tek Yadıgar Han öldürülmemiştir.”

                   Bu gün, insanlık tarihinin en büyük ve en acı soykırımının yaşandığı bir gün olup, bu  soykırımdan ancak 6000 kişi kale dışına kaçıp, dağ-ormanlara sığınabilmiştir. Kazan şehri tamamen Rus yerleşim alanı haline getirilip, şehirde tek bir Tatar kalmamıştır. Fakat, Kazan şehrinin bu acıklı hali, tüm Kazan Hanlığının düşmesi anlamına gelmemiş; Rus-Tatar Savaşı, diğer savunma alanlarında bir ölüm kalım savaşı olarak yine 6 yıl devam etmiştir. Bu savaşı Ruslar sadece kendi gücüyle kazanmış değildir. Bu savaşta Tatar hainlerinden İsmail Murza, Kamay Murzalar Rusların yanında yer alarak, savaşın kaderini belirlemiştir. Bu savaşta Yapançı Bey, Mamış Birdi, Ahmet Bahadır, Kul-Şerif ve Süyümbike’nin kardeşi Ali Ekrem beyler önder olarak ön cephede savaşmışlar ve şehit düşmüşlerdir.

                     Bu yıl 2008 Ağustos ayındaki, Rusya’nın bağımsız bir devlet olan Gürcistan’a “illegal rejim” diye saldırmasından  ne anlarız!? Ruslar kendi idaresi altındaki Rus olmayan halklara neler yapmaz ki?! Kan gövdeyi götürsün, Rusların umurunda değildir. Ruslarla komşu olmak, Ruslarla beraber yaşamak hiç de kolay bir iş-kolay bir yaşam değildir. Bu yaşam her şeyden önce yalan ve haksızlıklara katlanmak demektir. Ruslarla beraber yaşarken dürüstlüğü ve özgürlüğü seçmek ölümü seçmek demektir.

                   Sayın Adolf Hitler (1889-1945), Rus düşmanlığınla ne kadar haklısın! Rus zalimliğine duçar olan herkes sana sonsuz minnet ve özlem borçludur.

                   İşte Tatarların yaşadığı geçmişi ile bu gününü anlamak için fazla delillere-izahlara gerek yoktur. Ruslar insanlık tarihinde-insanlı k yaşamında var olagelen, insan adını taşıyan zalimlerin-gaddarla rın en ünlüsüdür. Ruslar kendilerini emir veren üstün ırk olarak algıladığı için, her zaman kaba kuvvete başvurmayı yeğlerler. Onun içindir ki, Rusya tarihi isyanların-savaşların-yenilgilerin-çöküşlerin tarihi, yanı sıra akan kanların-dökülen gözyaşlarının tarihidir.

                   Dünyamızın şu anki siyasi gidişatından bakıldığında, artık var olan hiçbir ulusun devletsiz kalmayacağı anlaşılmıştır. Tatarlar ve Uygurlar dahil insanlığın bugüne kadar çektiği sonsuz acılar elbette bir gün sona erecektir. Ulusal devletlerin düşmanı olan Doğu Despotizmini yüzyıllar boyunca bağrında barındıran ve savunan Rus Emperyalizmi ve Çin Emperyalizmi, ömürlerinin son dönemini yaşamaktadır. Yıllar geçecek-devirler değişecek, emperyalizmin sınır tanımayan vahşiliğiyle kirlenmiş bu tarih, acıların bir bedeli olarak adil hükmünü verecek ve mutlaka uygulayacaktı r. Rusya ve Çin dağılacak, birçok ulusal devletler yeniden doğacaktır. Emperyalizmin ürettiği yalanlar er geç yok olup gidecek; gerçekler ise enkazların altından yeniden doğacaktır.

           

          Kaynaklar:

           

          Hudyakov, Mixail Georgieviç, Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar, (bu Türkçesi  baskıda).

          Kurban, İklil, Yaşlı Tarihin Yankısı, İstanbul 1998.

           

          İklil KURBAN




        • Iskender Agi
          2008/9/3 kamil agis ... 2008/9/3 kamil agis . Sayın Adolf Hitler (1889-1945), Rus düşmanlığınla ne kadar
          Message 4 of 5 , Sep 3, 2008
          • 0 Attachment


            2008/9/3 kamil agis <kamagis@...>

            .

                     "Sayın Adolf Hitler (1889-1945), Rus düşmanlığınla ne kadar haklısın! Rus zalimliğine duçar olan herkes sana sonsuz minnet ve özlem borçludur"

            LAFA BAK LAFA...

             

            BU ADAM TAM BİR FAŞİST.

             

            BANA TÜRK DÜNYASININ KURTULUŞU İÇİN MANTIKLI VE ELLE TUTULUR BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ OLUP OLMADIĞINI SORANLARA SESLENİYORUM:

             

            BU ŞİZOFREN FAŞİST ADAMIN FİKİRLERİ İLE Mİ, TÜRK DÜNYASI KURTULUŞA ERECEK ACABA?

             

            BİLMEZMİSİNİZ Kİ, HİTLER DECCALİ, (1936YILI) ZAMANINDA STALİN FAŞİSTİNE "GEL TÜRKLERİ, KIRIM'DAN-ANADOLU'DAN-KAFKASLARDAN SÜRELİM TÜM DÜNYANIN YAHUDİLERİNİ TÜRKLERDEN ARINDIRILMIŞ KIRIM YARIMADASINA YURT YAPIP İSRAL DEVLETİNİ KURALIM DİYE...

             

            BU NE AYMAZLIKTIR KI BU ADAMIN PALAVRALARINI TÜRK DÜNYASININ SİTELERİNDE "ÇÖZÜM ÖNERİSİ" DİYE YAYIMLAMAKTASINIZ.

             

            YAZIK YAZIK ÇOOOK YAZIK...

             

            SELAM, AKIL VE ESENLİK SİZLERLE OLSUN.

            KAMİL AGİŞ.

             

             

             

             

             

             


            --- On Mon, 9/1/08, iklil Kurban <iklil_kurban@...> wrote:

            From: iklil Kurban <iklil_kurban@...>
            Subject: <Tawish> KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ
            To: tatar-l@yahoogroups.com, kirim-kazan-astana@yahoogroups.com, tawish@yahoogroups.com, TurkBirDev@yahoogroups.com
            Date: Monday, September 1, 2008, 5:16 PM

            KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ

             

                     Tataristan'da-Kazan'da, 1990'lı yıllardaki özgürlük-bağımsızlık esintilerinden sonra, Tatarca "Xetér Köné" diye adlandırılmış, Türkçemize "Şehitleri Anma Günü" olarak aktarılan  "bir gün" her yılı ekim ayında anılmakta idi. Fakat 2000'li yıllardan başlanmış Putin'li yönetim, bu günün anılmasından çok rahatsız olmuş ve yasaklamıştır. Çünkü bu gün, Rus zalimliğini gündeme getiren, Tatarlar için kaygı ve nefret günüdür. Tatarlara bu "kaygı ve nefret" gününü unutturmak-tarihini unutturmak, Moskova'nın Tatar siyasetinin önceliği olagelmiştir. Tarih ile oynamak, emperyalizmin öz özelliğidir.

                     Yıllardır Tatar ulusunun gönlünde yatan, Kazan şehitlerinin anısına heykel dikme dileğine karşı, 30 Ağustos 2008 günü, Esgat Galimcanov adlı yaşayan bir hayırseverin heykelinin dikilmesinden ne anlarız? Moskova ve Kazan yönetiminin "al sana heykel!" diyen bu alaylı eylemi, Tatar ulusunun ve onun değerlerinin yüzüne vurulmuş bir tokattır.  Tatar ulusunun heykel olabilecek kahramanları- büyük zatları yok mu?! Moskova ve Kazan yönetimine göre yok. Ruslar başkalarını aşağılamaktan zevk alan bir ulustur.  

                     Ruslar düşmanının içinden hain üretmeyi ve bu hainlerden faydalanmayı çok iyi bilen hilekar-gaddar bir ulustur. Zaten emperyalizmi doğuran ve ayakta tutan iki etkenin biri hile, öbürü silahtır. Bu emperyalist Rus siyaseti, Kazan Hanlığının çöküşünde hayati rol oynamıştır. Bu Rus siyasetinin sonucu, Kazan Hanlığında birbirine zıt olan hiç barışmaz iki parti oluşmuştur: Biri Rus karşıtı, diğeri Rus yanlısı. Bu iki parti arasındaki bitmek bilmeyen taht kavgası, devlet yönetimini zor duruma düşürmüştür. Kazan Hanlığının 1460'lı yıllarından başlayıp, hanlığın bitimine kadar (1552) sürüp giden bu iç kavgayı, Türkiye'de yaşamış Tatar tarihçisi Akdes Nimet Kurat (1903-1971), "Kazan'ın ezeli iç hastalığı" olarak tanımlamaktadı r. İşte Kazan'ın bu "iç hastalığı", gerçekteyse Ruslar tarafından bulaştırılmış bu "dış hastalık" bugüne kadar hiç iyileşmemiş belki daha da azmıştır. Bugün Tataristan'ı, makam, unvan ve ödüle satılmış Rus yanlısı hainler yönetmektedir. Onların karşıtı, Fevziye Bayramova, Yunus Kamaliddin ve Kaşapovların başını çektiği Tatar bağımsızlığını ilke edinmiş insanlar, Rusların öldürmesini bile göze alarak, Rus-Tatar gerçeğini gündeme getirmektedirler.

                     Kazan Hanlığını Rus işgalcilerinin basıp almasından beri aradan 456 yıl geçti. Bir ulusun başına gelebilecek en büyük bahtsızlık- hiç kuşkusuz devletsiz kalmasıdır. Bu Rus işgali, Tatarları sadece devletsiz bırakmakla yetinmeyip, Tatarları ulusça topyekun yok etmenin tüm yollarını deneyecek ve insanlık tarihinin en büyük soykırımı Kazan'da gerçekleşecektir. Bu bahtsız ulusun bahtsız bireyleri nasıl hayatta kaldı ve bu güne kadar nasıl gelebildi?

                     Kazan Hanlığından bir önceki Tatar Devleti olan Altın Orda, 13. yüzyıl ortalarından 15. yüzyıl ortalarına kadar yaşadığı ömrü süresince, Rus prensliklerini de elinde tutmayı başarmış ve onların diline, dinine dokunmamış, ister bireysel-ister toplumsal yaşamına hiç karışmamıştır. Düşmana karşı yüksek hoşgörü, Altın Orda Devletinin çökme sebeplerinin başında geliyor. Ruslar ise, Tatarlara bunun tam tersini uygulamış, diri kalan Tatarlar sürekli dil-din değişimine zorlanmıştır. Bu sebeple Rus-Tatar Savaşı, bir ölüm kalım savaşı olarak aralıksız günümüze kadar süregelmiştir. Tatarlar Ruslara oranla sayıca çok az olmalarına rağmen, yaradılışı ulu olan bu ulusun ulu bireyleri hiç tereddütsüz bu savaşı günümüze kadar devam ettirmiş ve bundan sonra da elbette devam ettirecektir.  

                     Yıl 1552 Ekim ayı, çetin ve kanlı bir savaştan sonra Kazan Hanlığının başkenti Kazan, Rusların ayağının altına düşer. Bu tarih Tatar ulusu için anılması son derece ağır, hüzünlü bir tarihtir. Bu tarih, 1000 yıllık siyasi varlığını Bulgar Devleti, Tatar Devleti adıyla sürdüregelen bir dik başlı ulusun çöküşünün, Büyük Atilla soyunun başkalarının önünde boyun eğişinin tarihidir. Aynı zamanda bu tarih, Rus Emperyalizminin doğuşunun tarihidir.

                     Konunun bu şekildeki sonucundan sonra, içeriğine az ve öz olarak değineyim:

                     Rus-Tatar ilişkilerinin gittikçe ciddileştiği, savaş girişiminin Rusların eline geçtiği  yıllardaki istatistik bilgilere göre, Rusların sayıca 5 milyon, Tatarların sayıca 1 milyon olduğu bilinmektedir. Kazan kalesi civarında savaşa sevk edilen Rus ordusunun asker sayısı 150 000 olup, kale içindeki Tatarların toplam sayısı 30 000-40 000'dir. Daha önceki yıllarda 4 kez kuşatılmış Kazan kalesi, 5'inci kez 23 Ağustos 1552 günü Rus ordusunca son kez kuşatılır. Sayı üstünlüğü ve kaba kuvvetin her şeye muktedir olduğu o zamanki bu savaşta, Tatarların ne gibi zorluklara maruz kaldığı elbette anlaşılır: Bir Tatar beş Urusa karşı savaşı hiç irkilmeden göze almıştır. Şehri Ruslara teslim etme tekliflerinin tümü reddedilmiş ve Kazanlılar hiç tereddüt etmeden ölüme veya zafere gitmiştir. İşte Kazan şehitleri dediğimiz, tarihte benzerine pek az rastlanan-hayatı pahasına vatan savunmasının destansı öyküsünü yaratmış olan bu kahraman insanlardır. Onlar öldü, fakat onların geride bıraktığı bu ölümsüz Tatar ruhu, Ruslara karşı Tatar devletçilik ilkesini gerçekleştirme savaşında elbette önder rol oynayacaktır.

                     02 Ekim 1552 günü Kazan şehri Rusların eline geçince, korkunç bir katliam yapılmış, Rus komutanlığı, tüm erkeklerin öldürülmesini emretmiştir. O zaman yazılıp günümüze kadar gelmiş kitaplardaki anlatımlara göre: "Eş ve küçük çocuklar esir alınsın, askerlerin tümü öldürülsün. Tüm askerler öldürülmüş, fakat kadınlar da az öldürülmemiştir. Günahkar koca ve karıları da amansızca kesilmiş. Şehirde tüyler ürperten bir manzara oluşmuş. Yangınlar alev alev yanmış; evler yağmalanmış; sokaklar cesetlerle dolmuş; her yerde kan seli; derelerde kan akmış. Şehirde ölenler o kadar çokmuş, tüm şehirde yürüyen insanlar cesetler üzerinden yürüyormuş. Kaçışa kapılan han sarayının arkasında, şehir duvarları yanında ve sokaklarda, duvarlarla aynı büyüklükte yığın yığın cesetler yatıyormuş. Şehrin ötesindeki hendekler de ceset ile doluymuş. Kazan nehrinde, nehrin ötesindeki tüm çayırlıkta kokmuş cesetler yatıyormuş. İvan IV'ün şehre girişi için, Nurali kapısından han sarayına giden bir tek sokağı temizleyebilmişler. Erkeklerden bir tek Yadıgar Han öldürülmemiştir."

                     Bu gün, insanlık tarihinin en büyük ve en acı soykırımının yaşandığı bir gün olup, bu  soykırımdan ancak 6000 kişi kale dışına kaçıp, dağ-ormanlara sığınabilmiştir. Kazan şehri tamamen Rus yerleşim alanı haline getirilip, şehirde tek bir Tatar kalmamıştır. Fakat, Kazan şehrinin bu acıklı hali, tüm Kazan Hanlığının düşmesi anlamına gelmemiş; Rus-Tatar Savaşı, diğer savunma alanlarında bir ölüm kalım savaşı olarak yine 6 yıl devam etmiştir. Bu savaşı Ruslar sadece kendi gücüyle kazanmış değildir. Bu savaşta Tatar hainlerinden İsmail Murza, Kamay Murzalar Rusların yanında yer alarak, savaşın kaderini belirlemiştir. Bu savaşta Yapançı Bey, Mamış Birdi, Ahmet Bahadır, Kul-Şerif ve Süyümbike'nin kardeşi Ali Ekrem beyler önder olarak ön cephede savaşmışlar ve şehit düşmüşlerdir.

                       Bu yıl 2008 Ağustos ayındaki, Rusya'nın bağımsız bir devlet olan Gürcistan'a "illegal rejim" diye saldırmasından  ne anlarız!? Ruslar kendi idaresi altındaki Rus olmayan halklara neler yapmaz ki?! Kan gövdeyi götürsün, Rusların umurunda değildir. Ruslarla komşu olmak, Ruslarla beraber yaşamak hiç de kolay bir iş-kolay bir yaşam değildir. Bu yaşam her şeyden önce yalan ve haksızlıklara katlanmak demektir. Ruslarla beraber yaşarken dürüstlüğü ve özgürlüğü seçmek ölümü seçmek demektir.

                     Sayın Adolf Hitler (1889-1945), Rus düşmanlığınla ne kadar haklısın! Rus zalimliğine duçar olan herkes sana sonsuz minnet ve özlem borçludur.

                     İşte Tatarların yaşadığı geçmişi ile bu gününü anlamak için fazla delillere-izahlara gerek yoktur. Ruslar insanlık tarihinde-insanlı k yaşamında var olagelen, insan adını taşıyan zalimlerin-gaddarla rın en ünlüsüdür. Ruslar kendilerini emir veren üstün ırk olarak algıladığı için, her zaman kaba kuvvete başvurmayı yeğlerler. Onun içindir ki, Rusya tarihi isyanların-savaşların-yenilgilerin-çöküşlerin tarihi, yanı sıra akan kanların-dökülen gözyaşlarının tarihidir.

                     Dünyamızın şu anki siyasi gidişatından bakıldığında, artık var olan hiçbir ulusun devletsiz kalmayacağı anlaşılmıştır. Tatarlar ve Uygurlar dahil insanlığın bugüne kadar çektiği sonsuz acılar elbette bir gün sona erecektir. Ulusal devletlerin düşmanı olan Doğu Despotizmini yüzyıllar boyunca bağrında barındıran ve savunan Rus Emperyalizmi ve Çin Emperyalizmi, ömürlerinin son dönemini yaşamaktadır. Yıllar geçecek-devirler değişecek, emperyalizmin sınır tanımayan vahşiliğiyle kirlenmiş bu tarih, acıların bir bedeli olarak adil hükmünü verecek ve mutlaka uygulayacaktı r. Rusya ve Çin dağılacak, birçok ulusal devletler yeniden doğacaktır. Emperyalizmin ürettiği yalanlar er geç yok olup gidecek; gerçekler ise enkazların altından yeniden doğacaktır.

             

            Kaynaklar:

             

            Hudyakov, Mixail Georgieviç, Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar, (bu Türkçesi  baskıda).

            Kurban, İklil, Yaşlı Tarihin Yankısı, İstanbul 1998.

             

            İklil KURBAN




          • iklil Kurban
            KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ Tatarlarda, “Xetér Köné” (Kazan Şehitlerini Anma Günü) diye bilinen, Rus işgaline karşı nefret ve direnişi
            Message 5 of 5 , Oct 10, 2010
            • 0 Attachment
              KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ

              Tatarlarda, “Xetér Köné” (Kazan Şehitlerini Anma Günü) diye bilinen, Rus işgaline karşı nefret ve direnişi simgeleyen bir gelenek vardır. Bu gelenek, 1552 yılının Ekim ayında Kazan şehrinin Ruslar tarafından işgali sırasında şehit düşen Tatar savaşçılarını anmaktan gelmektedir. Bu yıl, soykırım niteliği taşıyan bu işgalin 458. yıl dönümüdür. Tatarlar bu vesileyle durumları müsaitse, her yılı Ekim ayının ikinci haftasında toplantılar aracılığıyla başlarına gelen bu acı olayı hatırlamakta; kahramanlarına minnet, hainlerine lanet duygularını dile getirip, kurtuluş yollarını aramaktadırlar.
              Gerçekleşen her işgalin ve yok edilen her bağımsızlığın, hep hainler aracılığıyla yapıldığını tarih söylüyor. Tarihi gerçekler böyle ise, bağımsızlık uğruna şehit düşen kahramanların anılması ile beraber, işgalcilerin yanında yer alan hainlerin bilinmesi de elbette zorunludur. Bu sebeple, bu anma günü vesilesiyle, daha önce, ÖNCE VATAN Gazetesinin 18.02.2010 tarihli sayısında basılmış, Tatarların ve Uygurların bir numaralı hainlerinin izahı geçen, “Tatar Mirzaları ve Uygur Begleri” başlıklı yazımı tekrar yayınlıyorum:

              TATAR MİRZALARI ve UYGUR BEGLERİ
              Mirzaların ve Beglerin canı tatlıdır, rahatına düşkündür, savaşa gitmez. Onlar için vatan ve ulus yazgısı hiçe bedeldir. Bu sebeple Rus ve Çin emperyalizmine karşı yürütülen tüm kurtuluş savaşı boyunca ortaya çıkan hainlerin hepsi onlardandır. Bağımsızlık savaşı ancak ulusal savaştır, ulusun savaşıdır. Bugün bu savaş Doğu Türkistan’da ve Tataristan’da açık veya gizli kesintisiz devam etmektedir. Bu savaş onlar için, ölüme hükmedilmiş bir yazgı karşısında, ölüm-kalım savaşını göze almak kadar doğal olan bir savaştır.
              Türk dünyasının emperyalizme karşı kurtuluş savaşı artık olgunlaşmıştır. Çin’in topak isteğine karşı, 2010 yılının Ocak sonlarında Almatı caddelerinden yankılanan Kazak milliyetçilerinin “Toprağımız kutsaldır kimseye verilmez!” denilen seslerini duymaktayız. Çin zulmüne karşı, 2009 yılının 5 Temmuzunda Ürümçi caddelerinden çınlayan Uygur milliyetçilerinin “Bitsin şu sömürgecilik!” denilen cihanşümul haykırışını duymaktayız. Rus Emperyalizmine karşı, 1990’lı yıllardan beri sürüp gelen, Kazan ve Çallı şehirlerinden yükselen Tatar milliyetçilerinin “Rusya’da Rus olmayanların yeri yoktur!” denilen acı feryatlarını duymaktayız. Artık ortak düşmana karşı Türk birliğinin zamanı gelip çatmıştır.
              Sahip olduğumuz topraklar engindi, zengindi. Adı-İdil, İli, İrtiş, Sır, Amu deryalarını ve Ural, Altay, Tanrı Dağlarını bağrına basan Türk İli idi. Geçinmede hiç kimseye, hiçbir şeye ihtiyacımız yoktu. Yaradılışımız Han Tanrı zirvesi kadar yüksek, İdil nehri kadar derin olarak Atilla’yı (400-453), Büyük Timur’u (1336-1405) ve Mustafa Kemal Atatürk’ü (1881-1938) doğurabilmiş ulu bir ulus idik.
              Güney doğumuzda bulunan, kişiliğiyle ejderhayı hatırlatan Çinli, kuzey batımızda bulunan, kişiliğiyle vahşi yırtıcıyı hatırlatan Urus komşumuzdur. Her zaman savaş halinde bulunmamızı zorunlu kılan bu iki komşumuz ve vatan savunmamız, çoğu zaman biz Türkleri sonu gelmeyen savaşlara-acı toprak kayıplarına yapayalnız sürüklemiştir. Tarihimizin büyük bir kısmı, ezeli ve ebedi düşman olarak algıladığımız bu iki emperyalist güce karşı savaşlarla doludur.
              Sömürgecilik insanlık tarihinin en ciddi-en can alıcı siyasi konusudur ki, sömürgeciliğin yalın tanımı-başkalarını boyun eğdirip, onların hesabına geçinmek ve boyun eğenlerin ölüm kalım savaşı demektir. Örneğin, Çin askerlerinin Doğu Türkistan’a girdiği 1755’ten Yakup Bey’in iktidara geldiği 1865’e kadar süren 110 yıllık zaman, Birinci Çin İstilası Devri olup, bu kadar uzun zaman içinde Çinliler istilayı gerçekleştirememişlerdir. Çünkü bu yüzyıl Doğu Türkistan için, tam anlamıyla İsyanlar Yüzyılı olmuştur (KURBAN, 1995: 71).
              Sömürgecilik veya emperyalizm, bunlar eş anlamlı siyasi adlardır. Sömürgeciliğin yaşamı ve gücü, sömürgeciliğin kullandığı ideolojilerde ve hainlerde saklıdır. Zaman geçtikçe, bilim ve insanlık geliştikçe, sömürgeciliğin yaşamına ya son verilmiş veya sömürgecilik şekil-renk-yöntem değiştirerek eski yoluna devam etmiştir. Rus ve Çin emperyalizminin, mirzaları ve begleri, kendi uluslarına karşı kullanarak, ulusal direnişi ve ayaklanmaları atlatabildiği-bastırabildiği devirler çoktan geçmiştir. Bugünkü direnişin içinde mirza ve beglerin kendileri değil adları bile yoktur. Bugünkü direniş, bugünkü savaş yeneceği er veya geç kesin olan cihanşümul direniştir, cihanşümul savaştır. Emperyalizm son devrini yaşamaktadır.
              Eski Uygurlarda “Beglik düzeni” ile devlet yönetiliyordu. Beglik unvanı atadan çocuğa miras olarak kalıyordu (KURBAN, 1995: 40, 74). Eski Tatarlarda ise “Mirzalık düzeni” ile devlet yönetiliyordu. Mirzalık unvanı Uygurlardaki gibi atadan çocuğa miras olarak kalıyordu. Yıl 1755, Uygur ili Doğu Türkistan işgal edilince, Çin buranın idaresini begler aracılığıyla yürütürken, yıl 1552, Tatar ili Kazan Hanlığı işgal edilince, Ruslar buranın idaresini mirzalar aracılığıyla yürütmüştür. Örneğin:
              Çin’e hizmet vermiş beglerden Mirza Hudi, Hocisi ve İsa Yusuf Alıptekin’ler ünlüdür. İsa Yusuf Alıptekin (1901-1905) Pekin’e götürülüp Çin parlamentosunun millet vekili yapılarak, Doğu Türkistan’da kurulmuş olan 1933 ve 1944 yıllarındaki Şarki Türkistan Cumhuriyetlerine karşı kullanılmıştır (KURBAN, 2007: 188-191). Aynı begler gibi Tatar mirzalarının da büyük bir kısmı Tatarlara karşı kullanıldığı, Kazan işgal edilirken, İsmail Mirza ve Kamay Mirzaların Rusların yanında ön cepheden yer aldıkları bilinmektedir.
              Ruslaşmak veya Rusluk önünde diz çökmenin bir sembolü olarak, ulusal yaşamdan uzaklaşan mirzaların Sovyetler devrine de gelebildiği bir gerçektir. Kazan’da, 1927 yılının 25 ocak ve 11, 15 şubat tarihlerinde Tatar dili ve medeniyetinin geleceğine bağışlanmış bir toplantıda, Stalin Devri kurbanı ulu devlet adamı Galimcan İbrahimov (1887-1938), “Tatar Medeniyeti Nasıl Bir Yol İzleyecek?” denilen asli konuşmasında şöyle demiştir:
              “Eski padişahlık zamanı ve Tatar mirzaları herkesçe bilinen tarihi bir gerçektir. Mirzalar Urus hükümetinin çinovnikleri (unvanlı memurları) olarak, candan hizmet ettiler. Kendi sınıfından olan Urus dvoryanları ile beraber aynı eğitimi alarak Urus medeniyeti içinde kaynaştılar. Tatar ulusundan ayrı yaşadılar. Onların tüm yaşamı Urus medeniyetine, Urus diline bağlı idi. Tatarların bu tabakası ancak Urus medeniyeti sayesinde ayaktaydılar. Onlara göre Tatar medeniyeti yoktu, olsa bile değersizdi. Onu yükseltme olasılığı ise hiç yoktu. Onlar Tatar dilini bilmez, Tatar okulu, Tatar yaşamı onlar için yabancıydı.” (MUSİN, 1998: 148-149).
              Moskova’nın Altın Orda döneminden günümüze kadar savunageldiği, “Tatar denilen bir ulus yoktur” tezine geçmişte Tatar mirzaları nasıl arka çıktıysa, bugün bu teze Tatarlar arasında Tatar geçinen Rus yanlısı hainler arka çıkmaktadır. Moskova, mirzalar ve Tatar geçinen hainlerin ortak amacı, Rusya’yı, Panislavizm ülkesi-Panislavizm devleti yapmaktır. Bu tip Tatar geçinen hainler Tatarların bulunduğu her yerde-her ülkede vardır. Çünkü, her yerde-her ülkede kendi insanını yaratmaya, Rus gerçeğini örtmeye, Tatar milliyetçilerine karşı cephe almaya çalışan Urus, 500 yıldır arsız doğasının gereğidir ki, bu tip emperyalist eylemler ile ayaktadır.
              Moskova’nın “Tatar denilen bir ulus yoktur” tezi, 1944 yılındaki Komünist Parti Merkez Komitesinin Bilimler Akademisine verdiği, “Tatar tarihi yeniden incelensin” emrinde ve günümüzdeki Putin partisinin “Birlik Rusya Partisi” denilen adında saklıdır.
              Dünyamız, bu kadar güzel ve bolluğuna rağmen, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını yaşatacak kadar-kin, nefret, üç, kıskanç, intikam duygularıyla alabildiğine şişmiş ise; çağımız, bu kadar zengin ve gelişmişliğine rağmen, insanların bir bölümünü halen eski dünya yoksulluğu ile barındıracak kadar cimri ise, bunun baş sorumlusu Emperyalist Rusya ile Emperyalist Çin’dir. Çünkü, dünyamızda var olan her ulusun sahip olduğu toprağının 10 veya 100 kat fazlasına Ruslar sahiptir. Dünyamızda var olan her ulusun sahip olduğu nüfusunun 10 veya 100 kat fazlasına Çinliler sahiptir. Onlar bu üstünlüğe yalanının, açgözlülüğünün ve zalimliğinin sayesinde erişmiştir. İşte bu haksız ve eşitsiz paylaşım, dünyamızdaki tüm huzursuzlukların kaynağı olagelmiştir.
              Pekin’in, eski “begler” kılıfına uydurup yeniden yarattığı sözde başkan Nur Bekir, Carulla Hesamedin ve Moskova’nın eski “mirzalar” kılıfına uydurup yenden yarattığı sözde başkan Mintimer Şeymiyev, Rüstem Mingnehanov gibi kişiler, istenilen görevlerini her ne kadar yüzde 100 yerine getirseler bile artık çağ değişmiştir. Yalanına, açgözlülüğüne, zalimliğine dayanan günümüzdeki Rus-Çin sömürgeciliği yine ne zamana kadar ayakta kalabilir!? Çağı geçmiş güçlere-kurallara dayanan bir sistem-bir düzen yine ne zamana kadar yaşayabilir?!
              Emperyalist Rusya ve Emperyalist Çin bugün, şekil-renk-yöntem değiştirerek, geçmişteki mirzaların ve beglerin kölelik rolünü tekrarlatmak için yeni mirzalar ve yeni begler yaratmaktadır. Fakat bu emperyalistler şunun farkında değiller ki, aradan yüzyıllar geçti, mirzalar-begler çoktan öldü. Türk ulusu mirzaları ve begleri azatlık tarihinden-ulusal gönlünden sonsuzluğa dek silmiştir, tarihin çöplüğüne atmıştır. Doğanın-toplumun kanunları çalışmakta, diyalektiğin kuralları işlemekte, devir değişmekte… Değişemeden ölüme mahkum kalan tek zihniyet-Rus ve Çin zihniyetidir.

              Rus ve Çin Emperyalizmine ölüm!!!
              Yaşasın sömürgeciliğin bulunmadığı özgür dünya!!!

              KAYNAKÇA

              KURBAN, İklil, Doğu Türkistan İçin Savaş, Ankara 1995.
              KURBAN, İklil, Gerçekler ve Yalanlar, Ankara 2007.
              MUSİN, Flün, Gayaz İshakıy (Tormışı Hem İşçenlege), Kazan 1998.

              İklil KURBAN

              www.iklilkurban.net
            • Your message has been successfully submitted and would be delivered to recipients shortly.