Loading ...
Sorry, an error occurred while loading the content.

Son yıllarda, ama özellikle son aylarda herkes ' K üresel Isınma 'dan söz ediyor. Kimse ne dediğini b

Expand Messages
  • Timur Ali Kaan
    FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI Son yıllarda, ama özellikle son aylarda herkes Küresel Isınma dan söz ediyor. Kimse ne dediğini bilmeden aynı şeyi
    Message 1 of 1 , Mar 16 1:41 AM
    • 0 Attachment
      FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI
       

      Son yıllarda, ama özellikle son aylarda herkes ' Küresel Isınma 'dan söz ediyor. Kimse ne dediğini bilmeden 'aynı şeyi' söylüyor . İnsanoğlunu büyük felaketlerin beklediği anlatılıp/yazılıp duruyor. Kimilerine göre Atmosferdeki karbondioksit 400 000 yıldır, kimilerine göre de 650 bin yıldır görülmemiş bir düzeye çıkmış bulunuyor! Greenpeace (çevreci) denilen zihni kirlenmişler de dahil hemen herkes, neden olması gerektiğini bilmeden, " fosil yakıtlara dayalı Enerji Sistemimizi hemen değiştirmeli, tarım politikamız da yeniden düzenlenmeli " diyor.

      Peki de bu neden olması gerekiyor?

      1990 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi için Hükümetler Arası Müzakere Komitesi'nin kurulmasını (INC) kararlaştırmıştı.

      1992'de Rio de Jenario'daki Dünya Zirvesi sırasında imzaya açılan INC sözleşmesi ile, " yeryüzünde iklim değişikliği yaşandığı ", bir anlamda ülkelere zorla kabul ettirildi.

      Mart-1995'de Berlin'de gerçekleştirilen Karbon yayımını azaltılmayı amaçlayan ilk anlaşma ile Hükümetler, kucaklarında hazır buldukları 'Küresel Isınma' bombasına karşı mücadele için de, karbon yoğunluğu düşük teknolojilerin ülkeler arasında transfer edilmesi için bir dizi pilot projeyi başlatmayı (- fosil yakıt subvansiyonlarının azaltılması, enerji vergilerinin yükseltilmesi ve yeni enerji teknolojilerinin önündeki pazar engellerinin azaltılmasını ) ve yapılacak düzenlemeler sonucunda karşılaşacakları sıkıntıları çekmeyi de kabul etmiş oluyorlardı.

      Küresel Isınma yaşandığı ve de bunun suçlusunun 'insan' olduğu yaygarasını onaylayan da, Birleşmiş Milletler'in kurduğu Hükümetlerarası komisyona ait ilk rapordu.

      İcat edilen 'iklim değişikliği'nden, en olumsuz etkilenecek olanların, kirlenmeyi yapan ' zengin ülkeler ' değil de, onların kirlettiği ' yoksul ülkeler ' olduğu da yine aynı raporla açıklanıyordu.

      Var edilen tehlikeden suçlu olmayan yoksulların ' ceza çekeceğinin ' ilan edilmesi de yine bu komisyona ait raporlar oluyordu.

      " Birleşmiş Milletler raporunda dikkat çeken bir diğer gözlem, zengin ülkeler kaçınılmaz gözüken iklim değişikliğine kendilerini hazırlarken, yoksul ülkelerin büyük ölçüde savunmasız durumda olduğu...yoksul ülkelerin küresel ısınmanın getireceği felaketleri önleme, ya da hiç olmazsa etkisini azaltma yönünden yapabilecekleri sınırlı. "

      denilmesi
      ( Baran Tuncer: "İklimler değişirken",Radikal,08.04.2007 ).

      Açıklanan 'sözde' raporların asıl gerçeği ise, 'yoksul ülkelerin' 'zengin ülkeler' için 'tehlike olduğu' idi:

      " zengin ülkeler ne yaparlarsa yapsınlar uzun dönemde tehlikenin kendileri için de nereye varacağını kestirmeleri kolay değil. Örneğin, açlık ve susuzlukla karşılacak yoksul ülke insanlarının kuzeydeki ülkelere göç etmesini önlemek çok da kolay olmayabilir . Bu da olayın siyasal boyutlarının ihmal edilemeyeceği gerçeğini ortaya koyuyor ."

      denilmesi bu oluyor ( A.g.e ).

      İşte, insanlık için bir tehlike sözkonusu ama, bu tehlike " varolmayan küresel ısınma " değil, 'çoğalan yoksulluğun' zenginler ( sömürgenler ) için tehlike oluşturması oluyor.

      Bu sebeple,

      "En kötü etkilenenler yoksul ülkeler olacaktır. 21. yüzyılda diğer bir çok alanda olduğu gibi burada da zenginler ile yoksullar arasındaki küresel eşitsizlik ciddi ölçüde artabilir. Çocukları açlıktan ölen, kaybedecek pek az şeyleri olan milyonlarca insan –devrim tarihinin bize öğrettiği gibi- zenginler için uğraşılması gereken bir ciddi bir sorun oluşturacaktır."

      deniyor
      ( C.SAGAN:Milyarlarca ve Milyarlarca çev:F.Baytok,Tübitak Popüler Bilim Kitapları 217,2.Baskı,Ankara-2006,s.129,130 ).

      Büyük çoğunluğu açlık çeken insanlığın, kendilerini soydukça soyan 'zengin ülkelere' göç etme ihtimalinin, 'zengin ülkeler' için tehlike görülmesi oluyor. 'Küresel Isınma' da gerçek değil, görülen bu tehlikede (!) kullanılan bir argüman oluyor.

      'Küresel Isınma' hurafesini bir tarafa bırakırsak da, "zenginler (sömürgenler)" için tehlikenin, "yoksulların nüfus artışı" olduğu görülebiliyor.

      "Kaderimizin kontrolünü yeniden kazanmamız, nüfusu ve iklimi istikrara kavuşturmamıza bağlı." denilmesi bu oluyor
      ( Lester R.Brown:Dünyanın Durumu, TÜBİTAK-TEMA Vakfı Yayınları 3, Ankara-1997, s.19 ).

      Sömürgenler için yoksul ülkelerin nüfusu, Küresel Isınma yaygaraları ile insanlığın önüne tehlike olarak konuyor. Yaşanacak 'küresel ısınmanın' kıtlık meydana getireceği, dünya kaynaklarının azalacağı ileri sürülüyor. Bu sebeple de insanın üreme davranışında bir devrim gerçekleştirilmesi de isteniyor ( A.g.e., s.20 ).

      Bugün dün olarak yaşanıyor. Sorunlarının çözümü, 19'uncu yüzyıldan geliyor, 'Malthusculuk' yeniden karşımıza çıkmış bulunuyor. Bu, ' Aşağı sınıf' kabul edilen ( insan kabul edilmeyen ) insanların sürekli artan nüfuslarının, kendilerini ve dünya kaynaklarını 'tüketeceği' korkusu; bu sebeple de 'yaşama hakları olmadığı' düşüncesi oluyor .

      Thomas Robert Malthus , 1798 yılında yayınlanan

      ( Essay on the Principle of Population, as it Affects the Future-Toplumun Gelecekteki Gelişimine Etkileri Açısından Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme adlı ) kitabında, insan nüfusunun her 25 yılda geometrik oranda (2, 4, 8,...), yiyecek kaynaklarının ise aynı süre içinde aritmetik oranda (1, 2, 3, 4,...) arttığını iddia etmişti.

      Bu bilimdışı ve de insanlıkdışı iddiaya göre, kaynaklar; hızla artan nüfus için yetersiz kalıyor, bunun olmaması için de n üfusu arzu edilen seviyede tutmak gerekir anlayışı oluyor. Yani, gerekenden fazla doğan çocuklar, yetişkinlerin ölümleri ile onlara yer açılmadığı müddetçe, ölmelidirler anlayışı da bu ( tabii ki de söz edilen çocuklar, kendilerinden olmayanların çocukları ) oluyor. Bu ve benzeri fikirler, tarihsel, yani gelmiş geçmiş fikirler değil, yaşatılan inançtır!..

      İşte, 'küresel ısınma' yaygarasının arka planında bu gerçek vardır, bu inançsızlığın arka planında, "tek dünya devleti-tek dil", yani "küresel idare" özlemi, 'Babil Sendromu çözümü' isteği saklıdır.

      İnsanlığın,

      'Kendini', kendinin dışındaki insanlardan üstün gören "şeytan insan" sorunu vardır
      .

      Köktendinci bu insanlar,

      kendilerinin 'seçilmiş' olduklarına inanmakta, kendilerinden olmayanları, ancak şiddete dayalı tedbirlerle dizginlenebilen, açlık, savaş ve sefalet gibi etkenlerle kontrol altında tutulabilen 'vahşi varlıklar' gibi görmektedirler.

      Kendilerinden başkasını insan olarak görmeyen
      Batılı Beyaz'ın "tarihsel-kültürel modeli"dir bu .

      Social Darwinism
      olarak da tanımlanabilen bu görüş, kendileri dışındaki insanların hem dinlerini değiştirmeyi, hem de yeryüzündeki hammadde kaynaklarının sadece kendilerine ait olduğunu öngören köktendinci bir ideolojidir.

      Köktendinci " Protestan Hıristiyan ve Yahudiye " ait olan bu görüş, Beyaz Irkın (Batılı Beyazın) dünyaya egemen olma isteğini haklı çıkarmak, daha aşağı ırkları kendi alçak statülerine mahkum etmenin (- yokedilmelerinin ) bir yolu olarak kullanılmıştır
      ( P.Bowle:Doğanın Öyküsü,2.Cilt,İstanbul-2002,s.129,134 ).

      Yeni Dünya Düzeni (küreselleşme) denilen vahşet (Amerikan) imparatorluğunun, 19'ncu yüzyıldaki ataları İngilizler tarafından, o dönemin 'yeni dünya düzeni' olarak kendinden olmayan insanlara benimsetilmesinde kullanılmış; İngiliz sömürgeciliğine ve Hıristiyanlık ihracatına meşruiyet kazandırmıştır!

      19'uncu yüzyılın ´emperyal gücü´ İngiliz emperyalizmi o dönemde hem sömürmüş hem de din ihraç etmiştir ( J.Rıfkın: Darwın'in Çöküşü,İstanbul-2001, s.51 ).

      Halen dünyada 'Küreselleşme (Yeni Dünya Düzeni)' adı altında uygulanmakta olan da budur. Adına 'evrim teorisi' denilmesi sizi aldatmasın, bu teori ile; insan Afrika'da maymundu; Asya'da Yarı Maymun-Yarı insan; Avrupa'da insan oldu şeklindeki iddiaların ileri sürülmesi budur. Kendilerinden olmayanlar insan görülmediği; "maymun" veya "yarı maymun-yarı insan" görüldüğü için, hâlen de Irak'ta, Filistin'de veya dünyanın pek çok yerinden acımasızca insan öldürülmesinin sebebi de bu...

      Köktendinci " Protestan Hıristiyan ve Yahudiye " ait olan bu anlayış,

      " insanların doğal talebinde görülen artış, dünyanın doğal sistemlerinin kapasitesini aşmaya başlıyor, bu da Küresel ekonominin dayandığı temele zarar veriyor "

      korkusu yaşamaktadırlar.

      Kimi yoksul ülkelerin sürdürülebilir verim düzeylerinin artışları 'yerel' gibi olsa da (küresel düzeyde) olumsuzluk yansıması yaptığı için, bu tip gelişmeleri 'küresel ekonomi', bir başka deyişle de, "bütünleşik (tek) dünya devleti" idealleri için tehlike görmektedirler.

      Dünyada Küresel Isınma yada Karbon artışı yok, Küreselcilerin bu korkusu (küresel tek devlet amaçlarına ulaşmada engel görme sorunu) vardır (budur). Sorunu aşmak, toplumları "küresel devlet/din)" idarelerine (küresel işbirliği) yaklaştırmak için de; nüfus dahil, insan faaliyetlerinin gezegenin yaşanabilirliğini tehdit eder düzeye ulaştığını seslendirmek ve de hükümetleri-ülkeleri istedikleri gibi yeniden dizayn etmek için de Dünya Bankası, IMF, NATO, AB, BM gibi aktörlerini görevlendirmiş bulunuyorlar.

      Bu ve benzeri diğer (-Hükümetler arası iklim komisyonları gibi) aktörlerle,

      " Küresel Isınma var; bu küresel sorunla baş etmek yerel-bölgesel olamaz, küresel idare ile olmalı "

      öngörülerini de insanlığa sunuyorlar. Bu sunuşları ile de 'Küresel İdare (tek devlet)' amaçlarına gittikçe yaklaşmış bulunuyorlar.

      Tabii ki de bu amaç, insanoğluna uygulanan psikolojik bir savaş ile de yürütülmektedir.

      Gazeteci, yazar, akademisyen, çevreci ve politik eylemci denilen George Monbiot'nun, Şubat 2005'te Londra University College'da yaptığı konuşmadaki:

      "…önümüzde üç büyük görev var gibi geliyor bana:
      Birincisi, iklim değişikliğini sürekli olarak insanların zihninde ön planda tutmak
      ... Irak savaşı öncesinde yapılan kampanya türünden bir kampanyayı sürekli ayakta tutmak... Ama, birkaç ay süreyle değil, daimi olarak. Bunun… varoluşumuza ilişkin bir felaket olduğunu açıklamak

      İkincisi, ortada bir sorun falan olmadığını söyleyen, bunu inkâr eden insanları sürekli olarak teşhir etmek ve onlara sürekli olarak karşı çıkmak


      Ve üçüncü görev. Elbette, hepsinden çok daha büyük ve zorlu olanı. Bu da, hayatlarımızı yöneten ahlâkî pusulayı yeniden ayarlamak. Evet, ilk bakışta, imkânsız gibi görünen bir iş bu. Ama daha önce yapıldı…Size bir tek örnek vereyim:..18. yüzyılda şeker yemek, dünyada yapılacak işlerin en masum olanı gibi görünüyordu…. insanlara şeker yemelerinin ancak kölelerin şeker üretmesi sayesinde olabildiğini anlatabilmek ve onları buna ikna edebilmek için uzun, sürekli ve güçlü bir kampanya yapmak gerekti . İnsanları, köleliğin kaldırılması halinde şeker fiyatlarının yükseleceğine …ikna etmek için büyük bir kampanya yürütülmeliydi ve yürütüldü de. Eh, insanların imparatorluğun sonuç ve etkilerine, tüketimin ta uzaklardaki etkilerine karşı duyarlı olmadığı o dönemde bu kampanya başarılı olabildiyse, bugünkü kampanyamızın başarıya ulaşmaması için de hiçbir sebep yok demektir."

      açıklaması, yaşanmakta olan yalan bombardımanını da açıklar niteliktedir. Kıssadan hisse, 'yağmurdan kaçarken doluya tutulmak' gibi bir şey bu...

      Küresel Isınma yaygarasına hâla da inanan varsa son sözleri Einstein'le birlikte söyleyelim! Deniyor ki;

      " Albert Einstein'ın bir uyarısıydı duvarlara ilk asılan:

      « Arıların varlığı insan için hayatî önem taşır. Günün birinde arılar yeryüzünden kaybolursa, bu, insan soyunun nihayet 4 yıllık ömrü kalmıştır, anlamına gelir. Zira arı olmayınca bitkiler arası döllenme durur. Bu olmayınca da geride ne bitki, ne hayvan kalır, ne de insan! ».

      Wurzburg Üniversitesi'nden Prof. Joergen Tautz, Einstein'ın dediğini bizim anlayacağımız dile çeviriyor:

      « Çiçek ve bitki türlerinin polenleri, tabiatın bu iş için şekillendirdiği arıların bacaklarındaki tüylere takılır. Ve 130 000 farklı bitki türüne konan arılar, bunların tohumlanmasını ve üremesini sağlar. Bir fikir vermek için söylüyorum: tek bir kovandaki arılar günde 1 milyon çiçeği dölleyebilir. Bu aşlama ve dölleme düzeni bozulursa önce bitkiler yok olur; sonra sırayla hayvanlar ve insanlar »
      ( Hakkı Devrim: "Arılar gidiyor dönmüyor..", Radikal,22.04.2007 )…

      Yukarıdaki Einstein'lı açıklamada yer alması gerekirken ' söylenmeyeni ' ben son söz olarak söyleyeceğim, o da şu: " Bu aşlama ve dölleme düzeni bozulursa " şu şu olur deniyor ama, asıl " düzenin bozulmayacağının " söylenmesi gerekiyor. Çünkü " düzen " varsa " düzeni koyan " da vardır, düzeni ancak 'O' bozar; insanoğlu istese de dünyanın "dengesini" bozamaz, gerisi laf-ı güzaf…



      Windows Live Mail'i ilk deneyenlerden olun. Windows Live Mail.
    Your message has been successfully submitted and would be delivered to recipients shortly.