Search the web
Sign In
New User? Sign Up
tunalim-btp-17 · WORLD POLICY STAGE
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Real people. Real stories. See how Yahoo! Groups impacts members worldwide.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
EKONOMIK IDEOLOJI   Message List  
Reply | Forward Message #56 of 73 |


Her felâketin, her belânın terbiye edici, düşündürücü, yeni ufuklar açıcı bir
tarafı bulunabilir. Küresel ekonomik krizde de böyle olmuştur. Bu kriz
olmasaydı, birçok kimse liberalizmi, daha geniş anlamda Batılı ekonomik
modelleri tartışmayacaktı. Nitekim tartışmıyorlardı. Temelleri sakat, kuralları
tutarsız, birçok sorun karşısında çözümsüz ve çaresiz kalan bu modeller, kesin
doğrular gibi kabul görüyorlardı. Şimdi ise sadece Batılı ekonomi modelleri
değil, topyekün Batı medeniyeti tartışılıyor. Tartışanlar arasında o medeniyetin
asıl sahipleri de var. İşte, işin ilginç ve önemli yanı burası. Küresel kriz
sebebiyle Batılı ekonomistler, yazarlar, siyaset, bilim ve işadamları fikir
beyan ettiler, halen de ediyorlar.
Beyan edilen fikirler içerisinde en dikkat çekici ünlü milyarder James
Goldsmith’inki oldu. Goldsmith şöyle diyor: “Tamamen değişen şartlara rağmen
benimsemiş olduğu ekonomik ideolojinin geçerliliğini sorgulamayan medeniyetin
kendi kendini yok etmesini seyretmek, ne kadar da şaşırtıcı bir şey”. Demek ki,
bugüne kadar Batıda uygulanan ve dünyaya dayatılan ekonomi modelleri bilimsel ve
evrensel gerçekler değilmiş, ekonomik ideolojilermiş. Dahası, Batı medeniyeti
bunların üzerine bina edilmiş. Eğer bunlar çökerse –ki çöküyor- o zaman Batı
medeniyeti de çökecektir. Burada akla şu soru gelebilir: “Peki, ideolojiler
bilimsel ve evrensel değil mi?”. Hemen cevap verelim. Değil, ideolojiler, Batı
dünyasında belli bir sınıfın, özellikle de egemen, sömürücü sınıfın gerçeğidir.
Bu anlaşılınca Batılılar, ideolojileri bilimsel kılıflara soktular ve ardından
da “ideolojiler öldü” diyerek toplumları kandırmaya çalıştılar, büyük oranda da
kandırdılar.
Rahmetli Cemil Meriç, bu konuda şunları söyler: “İdeolojilerin zevali
nazariyesi, dünyamızdaki ilerleme hamlelerini durdurmak için başvurulan son hile
belki de. Kimse toplum yapısını değişiştirmeye kalkmasın diye, babadan kalma
tutucu ideoloji yepyeni bir hüviyetle sahneye çıkarılmaktadır. Filhakika
kalabalıkların ideolojilerden soğuması, kurulu düzenin çok işine gelmektedir ve
tevekküle götüren bir soğuma. Tenkit zihniyetini boğan bir ruh iklimi
geliştirmektedir”. (Bkz. Kırk Ambar, c.2, s. 299-300). Goldsmith’in sözleri, bu
gerçeğin itirafı mahiyetindedir. Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu söyleyen
Batılı yalnız Goldsmith değil. Aklı başında olan her Batılı bunun farkındadır.
Bunlardan biri de BM İnsan Hakları Danışma Kurulu Üyesi Jean Ziegler’dir.
Ziegler, küresel ekonomik krizin bir ‘medeniyet krizi’ olduğunu söylüyor.
Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu, küresel kriz çıkmadan, yıllar önce de
söyleyenler vardı. Meselâ, Fransız filozof Rene Guenon, Batı medeniyetinin
sürekli kriz doğurduğunu ve çökeceğini haber verenlerdendir. Geunon, “Çağdaş
Dünyanın Bunalımı” adlı eserinde şöyle diyor: “Bitecek olan bugünkü şekliyle
Batı medeniyetidir. Batı medeniyetini dünyanın bütünü sayanlar, onun için
kıyamet kopacakmış gibi telâşa düşüyorlar. Aslında bir devrin sonu bu, daha
doğrusu kozmik bir devrenin. Mazide kavimler, ırklar, medeniyetler silinmiş
tarih sahnesinden, silinecek de. Ne var ki, bu defaki kapsamlı, etkilerini bütün
dünyaya hissettirecek bir değişiklik” (A.g.e., c.2, s. 443). Batı medeniyetin
yıkılmasıyla, dünya yıkılmaz. Bir medeniyetin yıkılması, yeni bir medeniyetin
müjdecisidir. İyi de, bu medeniyet hangi medeniyet olabilir? Bu soruya cevap
verebilmek için tekrar Goldsmith’in sözüne dönmek gerekir. Goldsmith’e göre,
Batı medeniyetinin temeli, geçerliliğini yitirmiş ekonomik ideoloji değil miydi?
O halde yeni medeniyetin müjdecisi, bilimsel gerçeklere dayanan yeni bir ekonomi
modeli olmalıdır. Bu da, ‘Milli Ekonomi Modeli’ adıyla ortaya konulan modeldir.
Gerçekten krizden çıkmak, krizi fırsata dönüştürmek isteniliyorsa, tek çare
‘Milli Ekonomi Modeli’ni uygulamaktır. Gerisi, bataklıkta debelenmektir.

EKONOMİK TERÖR ÖRGÜTLERİ:Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve IMF… gibi
uluslararası kuruluşları, ‘Ekonomik Terör Örgütleri’ olarak nitelendirenlerin
sayıları her geçen gün artıyor. Diyeceksiniz ki, “bu kuruluşlarda çalışan
binlerce eleman var. Politikalarını savunan ve uygulayan hükümetler var. Peki,
onları nasıl adlandıracağız?”. Söz konusu kuruluşlarda çalışmış bazı kişiler,
itirafta bulunuyor ve yaptıkları işin, ‘Ekonomik Teröristlik’ veya ‘Ekonomik
Tetikçilik’ olduğunu söylüyorlar. Ekonomik teröristlik kavramı, ülkemizde de
tartışma konusu oldu. TİM Başkanı Oğuz Satıcı, “yapacağımız çalışmalarla
ekonomik terör ortamını önlemek istiyoruz” dedi. Merkez Bankası Başkanı Durmuş
Yılmaz bu eleştiriye, “ekonomik terörist değiliz” diyerek cevap verdi. Bu
tartışma şunu gösteriyor: Demek ki, kimilerine göre, ekonomik terör örgütlerinin
politikalarını uygulayanlar, ekonomik terörist tanımına dahildir. Aslında, adam
öldüren, suikast ve katliam yapan, şiddete başvurun teröristlerle, ekonomik
teröristlerin yaptıkları arasında temelde ve amaçta bir farklılık yoktur.
Dünyada, her gün 24 bin insanın açlıktan ölmesine sebep olan ekonomik
teröristlerin, silâhla insan öldüren teröristlerden farkı var mı? Tek fark
şudur: Birisi silâhla, diğeri aç bırakarak öldürüyor. Ama sonuç aynı. Her ikisi
de öldürüyor.
Ekonomik terör örgütleri ve ekonomik teröristler, yaptıklarını açıklık
içerisinde gizliyorlar. Daha doğrusu, yardım yapma rolü oynuyorlar. Görünüşte,
sahiden yardım da yapıyorlar. Ama karşılığında bazı politikalar dayatıyorlar.
Meselâ, borçlanmaya ve dışa açılmaya dayalı ekonomi politikaları gibi. Bu
politikaları benimseyen ülkelerin, borçları ve bağımlılıkları artıyor. Birkaç
örnek sunalım: Gana, 2002 yılında IMF ile anlaştı. IMF, bilinen politikalarını
dayattı. Tarım ve sanayide devlet desteğini kaldır. Kamu harcamalarını kıs.
Yatırım yapma. Gümrük duvarlarını yık, ithalatı kolaylaştır. Devlet
kuruluşlarındaki memur ve işçi sayısını azalt. Özelleştirmeye devam et. Gana,
denilenleri yaptı. Avrupa Birliği’nden gelen ithal mallar Gana’yı istilâ etti.
Ganalı çiftçiler, ekemez, dikemez, biçemez duruma düştüler. Sözün özü, aç
kaldılar. IMF, Zambia’ya da aynı oyunu oynadı. Zambia’ya yerel giyim sanayiyi
korumaya yönelik gümrük vergilerini kaldırttı. Zambia, ucuz, kalitesiz tekstil
ürünleriyle doldu taştı. Haliyle yerli firmalar üretimi terk etti. Peru’da da
aynısı oldu. IMF, Peru’ya hububat üzerindeki gümrük vergilerini aşağı çektirdi.
Tabii olarak, Peru çiftçisi, yılda 40 milyar dolarlık destek alan ABD
çiftçisiyle rekabet edemedi. Peru borçlandırıldı, borcunu ödemek için bakır ve
fosfat madenlerinin işletmesini yabancılara devretmek zorunda kaldı.
IMF ile anlaşan ve IMF programlarını uygulayan ülkelerin durumu hep böyle olur.
Bu inkâr edilemez gerçek ortada iken, birileri çıkıyor, “IMF ile anlaşmanın
ülkemize güven ve güç getireceğini” söyleyebiliyor. Gerçeğin, bu kadar ters yüz
edilmesi insanı şaşırtıyor. Halbuki güvenli ve güçlü hiçbir ülke IMF ile
anlaşmaz, IMF programlarına asla iltifat etmez. Doug Henwood, bunu şöyle
anlatıyor: “Birleşik Devletler, sıradan bir ülke olsa, yapısal ayarlamanın en
birincil adayı olurdu. Kendi servetimizin çok ötesinde bir yaşam sürüyoruz,
muazzam ve gittikçe daha da büyüyen dış borçlarımız var, devasa bir bütçe
açığına sahibiz ve hükümetler bu konuda bir şeyler yapmaya en ufak bir ilgi
göstermiyor. Birleşik Devletler eğer sıradan bir ülke olsaydı, IMF kapımızda
belirir ve ekonomik durgunluk yaratmamızı, dış hesapları dengelememizi, daha az
tüketmemizi, daha fazla yatırım ve tasarruf yapmamızı isterdi bizden. Ama
Birleşik Devletler bildiğimiz Birleşik Devletler olduğundan böyle bir şey
elbette ki gerçekleşmeyecek. O reçete bizim için değilse, başkaları için nasıl
oluyor da o kadar şifa verici kabul ediliyor” (Bkz. Steve Hiatt, Küresel Kriz ve
Büyük Resim, s. 36-37). Bir yabancının, bu itirafları karşısında duralım ve
düşünelim. “IMF bağımlısı olmak, ayrılmayı göze alamamak, neyi ortaya koyuyor?
Acaba, bu kişiler, farkında olmadan ekonomik teröristlik mi yapıyorlar? İşte,
tartışılması gereken en temel sorunlarımızdan birisi de budur. Bu ve bunun gibi
birçok temel sorunun, temel çözümü ‘Milli Ekonomi Modeli’nde. Ama görecek göz
gerek.

H.Yıldırım-TUNALIM….





Tue Jun 9, 2009 12:43 am

mehmettunabas
Offline Offline
Send Email Send Email

Forward
Message #56 of 73 |
Expand Messages Author Sort by Date

Her felâketin, her belânın terbiye edici, düşündürücü, yeni ufuklar açıcı bir tarafı bulunabilir. Küresel ekonomik krizde de böyle olmuştur. Bu...
Mehmet Tunabaş
mehmettunabas
Offline Send Email
Jun 9, 2009
12:43 am
Advanced

Copyright © 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help