C.H.P GNL. BŞK. DENİZ BAYKAL'A AÇIK MEKTUP VE KÜRT KAMUOYUNA ÇAĞRI
Sn. Deniz Baykal
Özellikle son dört aydır sıkça kullandığınız ‘Her Kişinin ve Halkın etnik kimliği onların Şerefidir, Onurudur’ sözünde samimi olmadığınız son sözde Kürt açılımıyla birlikte ortaya çıkan tartışmalardaki tutumunuzla net bir şekilde ortaya çıkmıştır.
Kürt açılımıyla ilgili her fırsatta sizin ve Parti sözcülerinizin ucuz, Siyasi, Demagojik söylem ve Oportünist yaklaşımlarınız Kürtlerin hala aptal ve yönetilmesi çok kolay insanlar olarak düşündüğünüzü orta yere koymaktadır. Oysa Kürtler kendi coğrafyalarında katledilmekten, zulüm görmekten, evlatlarını kaybetmekten, sürgün edilmekten, işkence görmekten ve aç kalmaktan çok şeyler
öğrendiler.
Bu anlamda tarih sizi başka halklara ve Kürtlere düşmanlığınızla tanıyacaktır.
Kürt halkı açısından takkeniz düşmüş ve çirkin keliniz ortaya çıkmıştır.
Eğer siyaset kurumu, halkların ve toplumların sorunlarını adil ve eşitlikçi bir çözüme kavuşturma sanatı ve topluma saygı ise, sizin ana muhalefet olarak misyonunuz, kan ve gözyaşını sonlandırmaya yönelik iktidarın her türden girişimlerini tüm kaygılardan arınarak desteklemeniz gerekiyor.
Bizce çok anlaşılır olan ancak halkın bir kısmı tarafından tam anlaşılmayan, Kürtlerle ilgili var olan sorunlarını çözmeye yönelik ya da ülkenin demokratikleşmesine katkı sunacak her girişime sizin ve parti yöneticilerinizin insanın aklı ve vicdanıyla tarif edemeyeceği ölçülerde tepki ve rahatsızlıklarınıza tanık olmaktayız.
İşte bu nedenlerden dolayı Kürt ve demokratik kamu oyunun
merak ettiği soruları size yöneltmek istiyorum.
1-Türklerin Anadolu coğrafyasına girişinden Kurtuluş savaşının verilmesine Kıbrıs’ta, Kore’de, Türklerle beraber her cephede dövüşen Kürtlerin evlatlarına bu düşmanlığınız neden?
2-Genel başkanı olduğunuz C.H.P.‘nin yıllarca iktidar veya iktidar ortağı olmasında aynı zamanda sizin Bakan ve Başbakan oluşunuzda hangi Saiklerle olursa olsun Kürtlerin katkısını inkar mı edeceksiniz?
3-Kürtlere bu kadar düşmanlığın kişiliğinizde mevcut olduğu anlaşılan ahde vefasızlığın bir tezahürü mü yoksa ırkçı şoven ilkel milliyetçiliğinizle mi izah edeceksiniz?
4-Sizin Türkler efendi, Kürtler köle mantığınızdan kaynaklanan ve bu nedenle kölesini kaybetme riskinin bir hezeyanı olarak mı anlamalıyız?
5-Yirmi beş yıldır ülkede akan bu kan ve gözyaşına daha ne kadar seyirci kalmayı
düşünüyorsunuz?
Eğer bütün bunlar doğru değilse Kürtlerin iddia ve istekleri oldukça anlaşılır ve nettir. Kürtler bütün dünya milletleriyle barışık ve kardeşçe yaşamak istedikleri gibi Türklerle birlikte kurdukları ve bu güne kadar imarına ve gelişmesine kan ve emek verdikleri topraklarda kendi kültürleri, dilleri ve inançlarıyla eşit ve özgür yaşamak istemektedirler.
Yani Sayın Deniz Baykal, eğer siz demagoji yapmıyorsanız Kürtler kendi topraklarında, kendi kimlikleriyle onurlu ve şerefli yaşamak istiyorlar.
KÜRT KAMU OYUNA ÇAĞRI
İktidar ve demokratik çevreler tarafından çalışması başlatılmış, adına Kürt açılımı veya Demokratik açılım denilen uğraşının bugünkü haliyle gerçek adı NİSBİ DEMOKRATİK KÜRT AÇILIMI dır.Türkiye’de yaşayan Kürtlerin derinlikli sorunlarına tümüyle çözüm olmasa bile coğrafyamızda nisbi demokratik bir ortama
vesile olacağına inandığımız bu olumlu çalışmalara kendi özgürlük, kimlik ve siyasi tercihlerini saklı tutmak koşuluyla destek vermeye çağırıyoruz.Bugünkü mücadele ırkçı şoven, inkarcı,statükocu anlayışla demokrasi ve özgürlük cephesinin mücadelesi olarak anlaşılmalıdır.Bu sürece verilecek her katkı zulüm görmüş, derbeder Kürt halkıyla Türkiye’de ve bölgede barışı özleyen demokratik dinamiklerin mücadelesinin önünü açma anlamında çok önemlidir.Yıllardır kahredici bir yaşama ve her türlü haksızlığa maruz kalmış Kürt halkının acılarını bir nebze dindirmek adına tüm Kürt halkını ve onun gerçek temsilcilerini sürecin olumlu gelişmesi adına katkı sağlamaya davet ediyorum.
Saygılarımla 28/08/2009
M.HÜSEYİN TAYSUN
HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PARTİSİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
Kürt milletinin kendi iç dinamikleriyle dünya siyaset arenasında söz hakkına sahip olabilmesi, onu diğer etkin uluslar gibi yetkin bir konuma yükselterek merkezi bir rol üstlenme işlevselliğine sahip kılacaktır.
Kürt milletinin kendi iç dinamikleriyle dünya siyaset arenasında söz hakkına sahip olabilmesi, onu diğer etkin uluslar gibi yetkin bir konuma yükselterek merkezi bir rol üstlenme işlevselliğine sahip kılacaktır. Çünkü Kürtler, dünyanın dört önemli jeopolitik güç oluşumunun; yani, Arap dünyası, NATO, Sovyet bloğu ve Orta Asya bloğu'nun temsil edildiği toprakların yerli temsilcileri olan tek etnik gruptur. Mezopotamya'nın kalbi olan Kürdistan topraklarının üç büyük sömürgeci devletin tekelinde olması ise, politik alanda Kürtleri atıl bir derekeye düşürmüştür.
Afrika ve Orta Doğu uluslarının yirminci yüzyıl boyunca coğrafyalarını istila eden işgal güçlerine karşı vermiş oldukları onurlu direniş, Kürdistan mıntıkasını da etkileyerek evrensel bir ruha dönüşmüştür. Kürdistan, diğer sömürge topraklarına oranla çok daha vahşi
yöntemlerle ve uzun soluklu bir zaman sürecine yayılarak gasp edilmiştir. Çoğu sömürge toprakları, siyasi ve ekonomik açıdan sömürülmeye elverişli bir hale getirilirken; Kürdistan toprakları, siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal bakımdan kolonileştirilerek yok oluşun eşiğine doğru sürüklenmiştir. Tüm bu olup bitmeler karşısında Kürt halkı var oluşuna bir mana katma amacıyla nice başkaldırılara imza atarak, onurlu bir direniş silsilesi oluşturmuştur. Maddi ve manevi her türlü olanağın seferber edilerek girişilen bu ayaklanmalar, ırk merkezli bir temel üzerine kurulan faşist güçler tarafından sert bir şekilde bastırılarak, işbirlikçi Kürt denilen geniş ölçekli bir sınıfın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu sınıf, yüz kızartıcı nitelikte olan bu eyleme, kendi düşünüş ve duyuş perspektiflerinden hareketle kılıflar uydurarak korkaklıkları gizlemeye çalışmışlardır.
Sömürücülerinin ısrarla vurguladıkları toprak bütünlüğüne halel gelmemesi için, hümanist ayaklara yatarak tüm insanların kardeşçe beraber yaşamaları gerektiğinin altını çizen işbirlikçi güruh, kendi akıllarının kurbanı haline gelerek halkının çektiği ıstırapları katmerli bir şekle bürümüşlerdir.
Asırlardır yaşadıkları ve içli dışlı oldukları toprakları dost görünümlü düşmanları tarafından cebren ele geçirilen Kürt milleti, ya herhangi bir maddi çıkar gözetmelerinden, ya da bilinç yanılsamalarından ötürü doğrudan ya da dolaylı olarak, işgalci pozisyonundaki kuvvetlerle işbirliğine girişmişlerdir. Bu işbirliğine karşın, Kürt halkının bir ulus olarak ayakta kalabilmesi için, tüm imkânlarını seferber eden ve gelebilecek her türlü zorluğa sebat eden milli hareketlenmeler de var olagelmiştir. Bu milli yapılanmalar, halkının hürleşmesi noktasında
sadece sömürgeci devlet mekanizmalarıyla değil, aynı zamanda tiranlarıyla sıkı bir bağları olan ve yerel bir nitelik taşıyan işbirlikçilerle de hem sözel bazda, hem de eylemsel bazda çatışmaya girişmiştir. Sosyal platformda kindar bir toplumun zeminini daimi bir hüviyete bürüyerek şüphe ve korkunun tasallutunu boyunlara geçiren sadist nitelikli oligarşik düzenler ve onların türevleri konumunda olan her türlü fırka, zümre, kurum ve şahıslar Kürt ruhunda ikircikli ve yapay bir benlik vücuda getirerek hastalıklı bir bünye yaratmışlardır. İç çelişkilerin sıkça yaşandığı ve yaşatıldığı Kürdistan mıntıkasında güç istencine duyulan arzu ise, bu toprakların azami ölçüde kana doymasına yol açarak gergin bir atmosferin oluşmasına neden olmuştur.
İstilacı devlet yapılanmaları, sömürgeleştirdikleri yerlerdeki çıkarlarını uzun soluklu olarak devam ettirebilmek için,
sömürge halkından kolluk kuvvetleri oluşturarak, meydana gelebilecek her türlü isyanvari davranışa karşı denetim ve kontrol mekanizmasını tekellerine geçirmişlerdir. Sömürgecileriyle birkaç kuruş karşılığında dirsek teması kurmaktan çekinmeyen bu öbek, Kürdistan'da önce Hamidiye Alayları, daha sonra da Köy Koruculuğu şeklinde isim değiştirmesine karşın muhtevasını hiçbir zaman değiştirmemiştir. İşgal güçleriyle direkt temas kurmaları itibarıyla doğrudan bir işbirliği içerisinde bulunan Koruculuk sisteminin aktörleri, hem zihnen hem de ruhen birer Kürt olmaktan uzaklaşıp hizmetini yaptığı milletin sadık birer kölesi haline gelmişlerdir. Onlar artık kendi toplumuna değil, hizmetinde çalıştığı topluma bağlıdırlar ve kendilerini geçmişle ilişkilendirmeye çalışanlara karşı nefret hissiyle yaklaşmaktadırlar. Korucular gibi avcılarıyla aracısız bağ kuran diğer kesimler
ise, Kürtlükleri adına hiçbir değere sahip olmayan burjuvaziler ve müzik sanatçılarıdır. Sömürge metropollerinde şirketler, fabrikalar, süpermarketler açarak ağını genişleten; ama anayurdundaki baskılara nötr kalan iş adamları ve ara sıra birkaç kelime Kürtçe konuşup, bir iki Kürtçe parça söyleyen sanatçı türedileri asli unsurlarından tamamen soyutlanarak kendilerine yabancılaşmışlardır. Lüks bir hayat yaşama ve kariyer yapma adına halkının çektiği ıstıraplara gözlerini yuman bu elitist fırkaların bilinç havzası ise, düşmanlarını taklit etmeye eğilimli bir seyir izler.
Zihniyet noktasında, Kürdistan topraklarının soykırıma ve asimilasyona maruz kaldığını ifade edip, Kürt halkının anayasal yurttaşlık temelinde siyasi, sosyal ve kültürel haklarına kavuşması gerektiğinin altını çizen sol ve İslami fraksiyonlu Kürt yapılanmaları ise, milli birlik ve beraberlik
çerçevesinde faaliyet yürüttüklerinden dolayı, dolaylı yoldan sömürge düşünüş biçimine destek vermektedirler. Sömürülen halkı sömürücüsüyle beraber yeni bir yaşam projesi etrafında bir arada tutmaya çalışıp, var olan zulmün daimi bir şekilde devam etmesini sağlayan ümmet bekçileri(!) ve enternasyonalizm korucuları(!) halkların parçalanmasının bu iki kutsal kavramı sulandıracağını ısrarla dile getirip reel politikadan kaçmaktadırlar. İdeolojik bakış tarzının ütopik kavramlarıyla sanal bir cennet tasarımı oluşturan modern çağın Don Kişotları, kaş yapayım derken göz yararak bütüncül bir yıkıcılığın altına imza atarlar. Evrensel nitelikli basmakalıp sözlerle ve gönül okşayıcı tebessümlerle öğretilerinin hudutlarla sınırlandırılamayacağını izah etmelerine karşın kendileri istila devletlerinin çizmiş olduğu sınırlar dahilinde faaliyet yürütmekle beraber bu
sınırları sorgulamayarak çifte standartçı bir metot izlemektedirler. Kürtlerin ideolojik kanadını temsil eden ve ciddi bir potansiyele sahip olan bu kesimin, ayrıca Kürtlere yapılan her türlü insanlık dışı muamelenin yegâne kaynağı olarak, devlet adlı tüzel varlığı gösterip, bu tüzel varlığı ayakta tutan ve gelişmesini sağlayan sömürücü halkları görmezlikten gelmesi illüzyonun varmış olduğu son kerteye delalettir.
İçinden çıkılmaz bir hal alan ve adeta kangrenleşen bu girdaba, ülke içi bir sorun gözüyle değil de, bir coğrafyanın talan edilmesi sonucu sömürge bir toprağa dönüştürülmesi şeklinde bakan farklı keyfiyetteki hareketler ve şahıslar “Özgür Kürt” açılımını en iyi ifade eden taraflar olarak, Kürt halkı nezdinde haklı olarak apayrı bir yere sahiptirler. En asgari talep olarak federatif bir yönetimi ön plana çıkaran bu anlayışın temsilcileri,
Kürtlerin makul bir beyni aşamaya ulaşmaları halinde istemlerini en üst seviyeye ulaştırarak işgal altında olan üç parçanın birleştirileceği Bağımsız Büyük Kürdistan İmparatorluğuna geçişi mümkün hale getireceklerdir. Sömürgeci düzenlerin önlerine attıkları kırıntıları ellerinin tersiyle iterek yüce ruhlarını mükemmel tutkularla süslerler. Geçmişte, ateşe atılarak yakılan çocukları, evlere toplatılarak kurşuna dizilen yaşlıları ve kadınları, mitralyözlerle vücutları delik deşik edilen gençleri anımsayarak ayrılıkçı ve özgürlükçü bir zihniyetle hareket eden hür beyinli bağımsızlık taraftarları, sık sık öfke krizleri geçirerek insan oluşun taşıdığı ulvi minvale doğru hareketlenirler. Ayrıca sömürgecilerin, devasa boyuttaki araçlarla giriştiği nice katliamları zihinlerinin en önemli bölmesine kazıyarak, sömürülenin girişeceği her türlü şiddet içerikli
eylemleri meşru bir çerçevede yasallaştırırlar.
Sömürge Kürdistan halkı, ya sömürücüleriyle birlikte yaşama, ya da sömürücülerinden kopma olmak üzere iki seçenekle karşı karşıyadır. Kendilerine her türlü zulmü reva gören istilacı kuvvetlerle onların uzantıları konumunda olan halkları nezdinde, ikinci sınıf insan konumuna indirgenip tatlı sözlerle kandırılan Kürt milleti, artık kendi ayakları üzerinde durmasını bilen ve kendi işini kendisinin halledebileceği bilincine sahip bir zihin havzasına adım atabilmelidir. İdeolojisi ne olursa olsun, hakkını çiğneyen her türlü işgal gücüne karşı işbirliğini dışarsayan ve hakkını savunma cihetinde savaşımını son ana kadar devam ettirme şuuruna sahip uyanık bir neslin vücuda gelmesiyle, özgür Kürdistan'ın özgün bireyleri ortaya çıkacaktır.
Firat Aygun: İsveç Seçimleri ve kürt adayların durumu 2009 06 11 - 17:25
Nihayet dün Avrupa Parlamentosu için Avrupa geneli ve İsveç’te yapılan parlamento seçimlerinin son ayağı olan adayların aldığı kişisel oy oranları açıklandı. Açıklanan sonuçlar İsveç ve kürt adaylar için süprizlerle doluydu hem yenilen hemde seçimden galip çıkanlar için.
Şüphesiz en fazla üzüntü yaratan olay kürt kızı Evin Çetin’in partisi Sosyal Demokrat Parti tarafından aday listesinin 29. sırasında gösterilmesine rağmen aldığı kişisel oylar ile 5. Sıraya yükselmesine rağmen seçilmemesi oldu. Bu durum İsveç basını tarafından da yapılan yorum ve haberlerde öne çıkarıldı. Öyleki İsveç’in en büyük
haber ajansı TT yarı kürt yarı süryani Evin Çetin’in fotoğrafını Sosyal Demokrat partinin genel başkanı Mona Sahlin ile birlikte servise koymayı uygun gördü. Bu Evin Çetin’in 19 eylül 2010da yapılacak İsveç parlamentosu seçimlerinden eğer isterse listenin en üst sıralarında yer alacağını/yer verileceğini göstermekte.
22 bine yakın tercihli oy almak İsveç’te yaşayan bir yabancı için sık görülen bir durum değil. Çetin’in bu başarısının arkasında şüphesiz kendisinin zekice seçim kampanya stratejisi, bitmez tükenmez ve yorulmaz bilmez performans ve enerjisinin yanında PKK’ye yakın kurum ve kuruluşların Evin Çetin’e İsveç’in her bölgesinde aktif olarak verdiği destek ve propaganda desteği yatmaktadır.
Öyle gözüküyordu PKK, Evin Çetin’in kendileri için ikinci bir Feleknas Uca olmasını temenni ediyorlardı ve bunun için var
güçleriyle İsveç’in tüm seçim bölgelerinde çalıştıklarına bizzat şahit olum- duydum. Evin Çetin’in aldığı oy olanı aslında bir bakıma PKK’nin İsveç’teki aktifliği ve güçlülüğününde göstergesidir kabul etsekte etmesekte.
Berivan Öngörür, AP seçimleri için İsveç’ten katılan ikinci kürt adaydı. En şanslı adaylar arasında gösterilen ve partisi tarafından dördüncü sıraya yerleştirilen Öngörür, eğer partisi geçen seçimlerde gösterdiği başarıyı bu seçimlerde gösterseydi en kötü ihtimal ile yedek olarak seçilme şansı vardı ama maalesef gerek partisi gerekse kendisinin kötü seçim stratejisi kürt kızının hem kendisinin seçimlerde düşük oranda kişisel tercihler bazında oy almasına hemde kendisini dördüncü sıraya yerleştiren partisine oy kaybettirerek kötü bir seçim yarısını sonuçlandırdır. Ve Berivan Öngörür, gösterildiği
yerden bir basamak geriye düştü. Oysa Berivan Öngörür, AP parlamentosunda kürtleri en iyi temsil edebilecek İsveç asıllı kürt parlamenter olabilirdi. Kendisi yıllardır İsveç Sol Parti içinde değişik görevlerde bulunmuş kendisini geliştirmiş gerçek bir siyasetçi profili olan bir adaydı.
Berivan Öngörür’ün en büyük yanlışı kanımca acemi ve deneyimsiz bir ekip ile seçim startına başlaması oldu. Bunu özellikle medya ayağında görmek mümkün. (Tabii bu ekibin gönüllü yada ücret karşılığı veya başka bir şey karşılığında çalışmaya katılıp katılmadığı bilgisi bende mevcut değil.) Kanımca Öngörür’ün diğer ikinci büyük yanlışı seçimler arefesinde Irak Kürdistanına yapmış olduğu bir kaç günlük geziydi. Oysa Öngörür ve ekibi kürtlerin ve diğer İsveç vatandaşlarının İsveç’ten oy kullandığını oraya verdiği zaman ve enerjisini burdaki
seçim çalışmalarına yatırması kendisinin şu an almış olduğu oy oranın çok üzerinde kişisel tercihli oy alabileceğini bilmeliydi. Öngörür, bu gezi ile oy almak yerine oy kaybetti diyebilirm özellikle ordaki temaslarında gerçekleştirdiği görüşmelere bakılırsa. Dileğimiz kürt kızı Berivan Öngörür’ün bir buçuk sene sonra yapılacak olan parlamento seçimlerine katılarak iyi ve profesyonel bir ekip ile seçim çalışmalarına katılıp İsveç’teki kürtleri İsveç parlamentosunda temsil etmesidir. Ve kanımca bunu yapacak yetenek ve kapasitededirde.
Evin Çetin’den sonra en büyük başarıyı yakalayan ve partisinin yükselmesiyle kendisi yükselen Rebwar Hassan. Beklenmedik bir çıkışla fazladan bir parlamenteri Avrupa Parlamentosuna yollayan Çevreci Yeşiller Partisi maalesef kürt adayı gönderemedi. Aldığı 3600 tercihli oy ile gelecek seçimlerde partisinin genel seçimlerde
İsveç parlamentosuna aday gösterme ihtimali olan Rebwar Hassan, diğer kürt adaylar gibi seçim çalışmalarını sessiz ama derinden yürüttü. Her kesime gidip seçim propagandası yapan kürt aday bunun semeresini aldığı oylar ile alıken partisininde oy oranına %1 oranında etki etti.
Josef Erdem, Sosyal Demokrat Partiden katılan diğer bir aday oldu AP seçimlerine. Evin Çetin gibi fazla şans tanınmasada yaptığı etkin ve sonuç verici seçim çalışmasıyla 2700e yakın tecihli oy almasını bilen Erdem, sanırım bu başarısıylada kendi partisi içinde gelecekte etkin bir rol oynayabilecek özellikle kendi seçim bölgesi olan Borlänge bölgesinde.
Altı aday içinde en düşük oranda oy alan diğer iki aday Faruq Aslan ile Jabar Amin oldu. Bu iki kürt adayın şansızlığı sanırım diğer kürt adayların popülerliği ve seçim yarısına başlamış olduğu bölgelerin uzak
oluşu yanı sıra kürt nufüsun azlığından ileri geldi. Ama yinede her iki adayın almış olduğu oy oranları pozitif bir şekilde değerlendirilmeye tutulması gerektiği kanısındayım.
Uzun zamandır yazmaktan kendimi alıkoyduğum yorum-analiz yazılarıma ilkin Kürt adaylar ile başlamanın uygun olacağını düşündüm ve yine İsveç ile ilgili yorumlara fırsat buldukça diğer güncel ve politik konularada değinmeye çalışacağım...
Ergenekon'un kurduğu iddia edilen Hizbullah'a yönelik 2001'deki bir başka operasyonda da, 4 Bixi, 43 Kaleşnikof, 13 RPG-7 roketatar ve 4 lav silahı daha ele geçirildi. Ancak incelemede ilk şok yaşandı. Silahlar jandarma envanterine kayıtlıydı.
İkinci şok ise kriminal incelemede ortaya çıktı. Silahlar sabıkalıydı. Kayıtlara PKK saldırısı olarak geçen köy baskınları, araç tarama gibi katliamlarda kullanılmıştı. Dönemin Şırnak Alay Komutanı ise Levent Ersöz'dü. Silahlar teslim edildi ve konu kapatılmıştı...
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir Ciwan Kurd ve Derimci Demokrat Hareketin Bürosunu ziyaret etti
Baydemir: ”Sizden oy itsemeye gelmedim ama, oyunuzu bana vermenizden de sevinç ve mutluluk duyarım”
Taşçier: “DTP'ye düşen görev ve sorumluluğun büyük olduğunu ama DTP'den beklenilen olumlu yaklaşımları göremedik”
25 Mart 2009 da Ciwan Kurd Derneginde yaklaşık bir saat süren ziyarette Osman Baydemir ve heyetî Derimci Demokratlar Hareketin yötenitici ve mensuplarınca oldukça sıcak karşılandı.
Tevgera Demokratên Şoreşger(TDŞ) sözcüsü İmam Taşçıer ve Sekreter Halim İpek tarafından karşılanan Baydemir, herkesle tek tek tokalaşarak hal ve hatirlarini sordu.
TDŞ sözcüsü İmam Taşçıer yaptığı konuşmada, Baydemir'in ziyaretinin anlamlı bulduğunu ve memnuniyetle karşıladığını ifade ederek, bunun kürt siyasetinde iyi başlangıçlara vesile olacağını “TDŞ'in Kürt sorunun çözümsüzlüğünden yana bütün statükocu parti ve siyasal güçlere karşı bir kürt seçim bloku veya platformunun oluşması için ısrarcı girişimlerde bulunduğunu, ayrıca, TDŞ bu konuda TEVKURD'ün ve diğer güç ve şahsiyetlerin çabalarını da olumlu karşıladığını ve bu konuda üzerine düşen katkıyı sağladığını ama tüm bu çabaların bir Kürt seçim bloğunun oluşturulamamasının üzüntüsünü yaşadıklarını” ifade etti ve bu hususta da kanımızca DTP'ye düşen görev ve sorumluluğun büyük olduğunu ama DTP'den beklenilen olumlu yaklaşımları göremediklerini söyledi.
Ayrıca TDŞ in “ 29 Mart 2009 yerel seçimlerine yönelik gerek Kürt orijinli bir seçim bloğu veya bir seçim platformu içinde, gerekse de siyasal olarak Kürd duruşunda ısrarlı olan parti, grup veya bağımsız adaylara destek vereceğini beyan ettiğini, Kürtler oylarını, Kürt olan ve ulusal perspektife sahip adaylara vermelidir “ tespitinin doğru bir yaklaşım olduğunu söyledı. Devamla DTP' nin Türk solundan ziyade kendi dışındaki Kürtlerle diyaloğ ve birlik arayışlarına gitmenin önemini vurguladı.
Baydemir ise,TDŞ ve CIWAN KURD'ü ziyaret etmekten duyduğu sevinç ve memnuniyeti belirterek yaptığı konuşmada; ”Bunun gecikmiş bir ziyaret olduğunu, bu nedenle kendisinin bir eksikliği olarak görülmesini ve höşgörüyle karşılanması isteğini ifade etti.” Bu bir başlanıgçtır. Bunun olumlu diyaloğ ve gelişmelere vesile olacağı inancındayım. Bir çoğunuzun siyasal yaşamı benim ömrüm kadardır. Her zaman sizin siyasi deneyimleriniz benim için yol gösterici olmuştur ve olacaktır. Kürdi duruş ve Kürdistanilik her zaman önceliğim olmuştur. Şahsım olarak farklı düşüncelere sahip olsak bile, Kürt siyasi hareketleri arasında ayırım gözetmedim. Herkesi kendime yakın ve kendimden bir parça olarak gördüm. M.Baksi' nin vefatıyla başlayan, Mehmet Uzun ve Necmettin Büyükkaya' nın anma
etkinlikleriyle devam eden beraberlik ve işbirlikleri bizleri dahada yakınlaştırdı. Zaten Kürtler kendi aralarında birlik olmadıkları sürece, kendi dışındaki birlik ve arayışlarda medet ummamalıdır.
Bundan iki yıl önce Güney Kürdistan'a yatığım gezi, bana çok şey öğretti. Orda filizlenen kürt özgürlük hareketinin toplumsal yapısıyla nasıl kurumlaştığını gururla izledım. Ordaki gelişmeleden oldukça etkilendim. Kürtlerin birlik olmasının öneminin bilincindeyim. Bu konuda atılacak her olumlu adıma destek ve katkı sunacağmı huzurunuzda taahüt ettğimi bilmenizi isterim. Herşeye rağman düzen partilerine karşı onurlu ve dik duruşumuzu her zamankiden daha güçlü bir beraberlikle göstermeliyiz.”
Baydemir devamla kente ilişkin projelerine değindi. Kapısının her zaman açık olduğunu, kucaklayıcı birlikten ve diyalogdan yana olacağını, üzerine düşen görev ve sorumluluktan kaçmayacağnı, bu konuda gerekli destek ve katkısını esirgemeyeceğini söyledi. Tekrarla bu görüşmeden memnuniyet duyduğunu ifede etti. Konuşmasını şu espriyel tamaladı. ”Sizden oy itsemeye gelmedim ama, oyunuzu bana vermenizden de sevinç ve mutluluk duyarım”
TDŞ sekreteri Halim İpek Baydemir'e hitaben,” Bizlerde sizin gelişinizden memnuniyet duyduk. Özellikle şahsınızın Kurdi duruşunu, halkımızla sürekli Kürtçe konuşmanızı, yaptığınız etkinliklerle Kürt diline, kültürüne, edebiyetına, tarihine,Kürt Şehitlerinin anmasına, kürt değerlerini sahiplenmeniz ve yaptığınız katkılar tarafımızdan takdirle karşılanmıştır. Sizin Kürt siyasi harektlerinin ve şahsiyetlerinin Kürt ulusal birliğinin sağlanması yolunda üzerinize düşen sorumluluğu yerine getireceğinize inancımız tamdır. TDŞ olarak bizlerde üzerimize düşeni yapacağımızdan kuşkunuz olmasın. Güney Kürdistan örneği hepimiz için yol gösterici olmalıdır.” dedi
TDS mensup arkadaşlardan Abdurrahman Aslan görüşmenin önem ve gereğine değindi.
Şahismail Bedirhanoğlu “Ben bu ziyeretin tarihe bir not olarak düşeceğinie inanıyorum” dedi, devamla görüşmenin çok yararlı geçtiğini ve önümüzdeki dönemde olumlu gelişmelerin başlangıcı olacağına ilişkin düşüncelerini dile getirdi.
Daha sonra TDŞ Saymani Faiz Eşin de DTP nin Türk soluyla çatı partisi peşinde harcayacağı enerjiyi kendi dışındaki Kürt siyasi hareketlerle yapması gereğine işaret etti.
Serokê Şaredariya Diyarbekirê Osman Baydemir serdana Tevgera Demokratên Şoreger kir
Osman Baydemir: “Ez ji bona deng ji we bixwazim ez nehatim ziyareta we, lê ger hûn dengê xwe bidin min ez ê pê kêfxweş û bextewar bibim.”
Imam Taşçier: “Divê DTP ne bi Çepên Tirkan re, bi hêz û partî û kesayiyetên kurd re di nav diyalog û tevgerê de be”
Osman Baydemir û heyata wî ji aliyê Berdevk, Sekreter û mensûbên Tevgera Demokratên Şoreşger ve hat pêşavazî kirin û hevdîtina ku l li Komelya Ciwan Kurd di 25 Adara 2009ê de li dar ket nêzî seatek ajot.
Berdevkê Tevgera demokratên Şoreşger Imam Taşçier di axaftina xwe de got ku; ew vê serdanê bi wate dibînin û temeniya wan ew e ku ev serdan di siyasete kurdî de bibe wesileya gavêka bi xêr. Tevgera Demokratên Şoreşger li hember wan partî û hêzên siyasiyên ku naxwazin pirsa kurd çareser bibe ket nava hewildanê ku blokeka ya jî platformeka Kurd a hilbijartinê ava bibe. Li gel wê, hewildanên TEVKURDê û hêz û şaxsiyetên din jî di vî warî de erênî nirxand û piştgiriya wan kir û li gel van hemû hewildanan jî Bloka kurdî a hilbijartinê ava nebû. Taşçier di berdewamiya axaftina xwe de peyvê anî ser DTPê û got ku, di vî warî de berirsiyariya DTPê mezin bû lê mixabin ew berpirsiyariya xwe neanîn cî.
Taşçier helwesta Tevgera Demokratên Şoreşger ji bona hiljartina 29ê Adarê dubare kir û got; “Çi di nav orjinaliya Bloka Kurd a hilbijartinê de, ya jî di nav Platformeka hilbijartinê de be, ew ê piştgiriya xwe ji bona partî, grûb ya jî kesên serbixwe ku di doza kurd a siyasî de bi israr in, bike. Divê kurd dengê xwe bidin namzetên kurdên ku xwediyê perspektifên neteweyî bin.” Ev helwest helwesteka rast e û divê DTP ne bi Çepên Tirk re bi hêz û partî û kesayiyetên kurd re di nav diyalog û tevgerê de be.
Serokê Şarederiya Diyarbekirê Osman Baydemir bi ziyareta xwe ya Demokratên Şoreşger û Ciwan-Kurd re kêfxweşiya xwe anî zimên û got; “Ev serdaneka derengmayî ye, divê wek qisûr û kêmasiyeka min bête dîtin. Ev destpêkeke, baweriya min ew e ku ev dê ji bona diyalog û pêşveçûnên nû bibe wesileyeka erênî. Gelek ji we xebata we yê siyasetê qasî emrê min e. Min hergav ji tercubeyên we yên siyasetê sûd wergirtiye û ji bona min bûye pisûla. Helwesta kurdî û Kurdistanibûnî ji bona min sereke ye. Herçiqas em fikrên cûda biparêzin jî min ferqeq nexistiye navbera siyasetan. Herkesî nêzî xwe û parçeyekê ji xwe hesibandiye. Ev nêzikiya ku bi wefata Mahmud Baksî dest pê kir, bi bîraninên Mehmet Uzun û
Necmettin Buyukkaya hîn jî xûrttir bû. Heta kurd di navbera xwe de yekîtî çênekin, yekîtiyên din bê mahne ne.
Beriya du salan min serdana Başûrê Kurdistanê kir û ez gelek tişt fêr bûm. Li wê min bi gurûr dît ku bi azadiyê re çawa civata kurd ber bi dezgehbûnê ve çûye. Ez bi pêşketinên li wê serbilind bûm. Ez di giringiya zanayariya yekîtiya kurdan de me. Di vî warî de çi gav bête avêtin ez ê pê re bim û ez li vir di hizura we de wê tehahud dikim. Li hemberî partiyên sîstemê divê em bi hevre bi onûr û serbilnd rawestin û li hember wan yekitiyeka xurt nîşan bidin.”
Baydemir ser projeyên xwe jî sekinî û got ku; deriyê wî ji herkesî re vekiriye, li gel diyalogê ye û berpirsiyarî û alikariyên ku bikeve stuyê wî dê bîne cî û wî di dawiyê de bi espiriyê axaftina xwe xelas kir û got; “Ez ji bona deng ji we bixwazim ez nehatim ziyareta we, lê ger hûn dengê xwe bidin min ez ê pê kêfxweş û bextewar bibim.”
Sekreterê Tevgera Demokratên Şoreşger Halim Ipek jî di axaftina xwe de got ku; “bi ziyareta we em kêfxweş bûn, helwesta we ya kurdewariyê, axaftina we ya kurdî, xebat û çalakiyên we yên li ser zimên, kultur, dîrok, edebiyat û xwedîlêderketina li şehîdên me û nirxên me, ji aliyê me ve bi taqdîr tê dîtin û baweriya me ew e ku di warî yekîtîya hêz û rêxistinên kurdan de barê ku dikeve ser milê we hûn bi cî bînin. Û divê gumanên we tunebe ku em wek Tevgera Demokratên Şoreşger di warê yekîtiyê de çi wezîfe bikeve ser milê me, emê pê rabin. Divê em ji tercûbeya Başûrê Kurdistanê sûd werbigrin.”
Mensubên Tevgera Demokratên Şoreşger, Şahismail Bedirxanoglu di axaftina xwe de got; “ez vê hevdîtinê wek têbineyek ku bikeve dîrokê dinirxînim û baweriya min ew e ku ji bona pêçveçûnên nû bibe gaveka girîng”.
Abdurrahman Aslan jî li ser giringî û wateya hevdîtinê sekinî.
Berpirsê Aborî yê Tevgera Demokratên Şoreşger Faîz Eşîn jî di axaftina xwe de got ku; enerjiya ku DTP bi çepên Tirkan re ji bona partiya “siwan” xerc kir, diviyabû ji bona tifaqa kurdan re xercbikira.
Divê kurd Newroza xwe bi terefbûna xwe pîroz bikin!
Gelê kurd sembola azadî û rizgariya xwe Newrozê di parçeyeka welêtê xwe de, di bin misogeriya hiqûqî de bi serbestî pîroz dike! Em Demokratên Şoreşger jê vê rewşa başûrê Kurdistanê xweşhal in û bi şênazî pêşewaziyê ji bo wan diyar dikin.
Êdî wext hatiye divê Neteweyên Yekbûyî li gorî prensibên xwe tedaxulê dewletên ku kurd xistine bin nîrê xwe bike û pirsa kurdî re çareyek bibîne. Nimûneya Iraqê û Kurdistana başûr ji bo parçayên din jî dikare yek ji modela çareseriyê bê dîtîn.
Komara Tirkiyeyê di pêvajoya berendametiya xwe ya YE de divê ji vê nimûneya Iraqê siûd werbigire û gavên berbiçav bavêje. Divê ew nasnameya kurdan ya neteweyî û hemû maf û azadîyên ku bi vê nasnameyê ve girêdayî ne, di qanûnaesasî ya xwe de weke mafên kollektîf bi cîh û garantî bike. Heta maf û azadiyên kurdan û daxwazên wan yên neteweyî û demokratîk li Tirkiyeyê bi huqûqî neyê misogerkirin em ne pê re ne ku YE di muzakereyên xwe yê bi Tirkiyeyê re ku di çerçeweya muktesebata programa guncandinê de dimeşîne, li hev bike. Divê Ewrûpî guhên xwe bidin daxwaz û banga kurdan û wan jî di vê pêvajoyê de wek teref bibînin.
Îsal, li bakurê welêt di bin atmosfera hilbijartina herêmî de Newroz tê pîrozkirin. Di 29ê Adarê de li bakurê Kurdistanê û li Tirkiyeyê hilbijartina herêmî çêdibin. Hin Komara Tirkiyeyê qaşo di berendambûna YE de jî di qanûna xwe ya partiyên siyasî de guherandineka berbiçav çênekiriye da kurd bi nav û nasnemaya xwe bikevin hilbijartinê.
îro partiya ku kurdan aleqedar dike DTP e; ew jî xwe partiyeka Tirkyeyeyî û di çerçeweya ”dewleta unîter” de dibîne û bi partiyên Kemalîst yên çep yên Tirkan re qaşo di bin partiya ”siwan” re ketiye tifaqê. Bi ya me ev siyaseteka şaş e û menfeata kurdan di vir de tuneye. DTP bang û hevdîtinên grub û hêzên din yên kurdan ku bi Bloka kurd bikevin hilbijartinê paşguh kir û qîma xwe bi hêz û rêxistinên kurdan neanî.
Divê siyaseta hêzên kurdan ew be ku kurd di her warî de bibin teref û ew bi destê xwe welatê xwe îdare bikin. Divê em bîrve nekin ku yek ji sedemên hemû serhildanên kurdan ew bûye ku; ”Divê Kurdistan ji aliyê kurdan ve bê îdarekirin û birêvebirên îdarî, mulkî û memûrên Kurdistanê divê kurd bin.” Di warî xebata demokratîk de divê ev politika bibe polîtikaya bingehîn ya hêz û partiyên kurdan. Bi vê mantiq û felsefê divê kurd xwedî li nirxên xwe yên neteweyî derkevin û bi sembolên xwe Newroza xwe pîroz bikin. Bijî Newroz!Newroz pîroz be.
PKK dışındaki Kurdyurtseverlerinin dillendirdiği konu Ergenekon iddianemesinede yansıdı. PKK dan ayrılan bir çok PKK li ve PKK kökenli yurtsever PKK_Ergenekon bağlantılarını anlatan mektuplar ifadeler veriyor. Bağlantıları anlatıların sayısı sürekli artıyor...
1000 sayfayı aşkın bir şekilde hazırlanan yeni iddianemenin ezberleri bozacağısöyleniliyor.İddianemede ilk göze çarpan konunun Ergenekonun AKP yi demokratik olmayan yollarla düşürmeye çalıştığı ifade ediliyor.
PKK-Ergenekon ilşkilerinde en önemli bağlantı gizli tanıklar..
Ergenekon iddianamesi başlar başlamaz çok sayıda PKK'lininde ifade vermek için savcılıklara başvurduğu, mektup yazdığı ve ifade verdiği ve hala ifade vermelerin devam ettiği ifade ediliyor.
PKK Kurd halkının yaraına değil, daha çok Kurd halkını esaret altında tutan güçlerin adına hareket ettiği 2. iddianame ile ortaya çıkmış oluyor. PKK' nın lider kadrolarını Ergenekon Yönetiyor.
İddianemede PKK içindeki "Ankara Grubu" denilen PKK üst düzey kadrolarının Ergenekon ile ciddi bağlantılarına dair ifadeler olduğu söyleniyor...
Ayrıca iddianemede Hurşit Tolonun lider olduğu, DEV-SOL,DHKPC,EL-KAİDE örgütlenide Ergenekonun yönettiği ifadeleri var.
Hablemitoğlu, Özdemir Sabancı,Gazi Olaylarıda iddianemenin önemli başlıklarından.
Ülkemizde olsaydık oylarımızı hangi partiye verecektik? Kürdistan' da şu anda iki partinin oy oranı yüksektir. Birisi AKP, diğeri, DTP dir.
Diğer partilerin, Kürdistan'da şansları zayıftır. Bir de bağımsız belediye başkanları, çeşitli illerde adaylığını koyabilirler. DTP ve Hak-Par isimli iki Kürt kimlikli partinin bu seçime gireceğini de vurgulamakta yarar vardır. Bu partilerden birincisinin pek çok belediye başkanı çıkarma şansı vardır. Ama ikincisinin neredeyse hiçbir yerde kazanma durumu yoktur.
Kürtler hangi partiye oy versin?
AKP ye oy versinler demek doğru olur mu?
AKP Kürdistan' da ki bütün Belediyeleri alırsa, ne olur? Kürt sorununa bir çözüm bulur mu?
Bu Parti, gerçekten Kürt sorunu diye bir sorunun varlığını kabul ediyor mu? Zan etmiyoruz. Zira uzun süreden beri iktidarda olan bu partinin Kürt sorununu çözme politikasına sahip olmadığını artık herkes biliyor. Ama AKP Kürdistan'da' ki belediyelerin hepsini alsa, hükümet olduğundan dolayı Mutlaka bazı ekonomik yatırımlar yapacaktır. Halka tabak, tencere, buz dolabı, çamaşır makinası dağıtacak. Buna kömür, makarna çay şeker eklenecek! Bir halkı önce "nana muhtaç" hale getirmek, ardından ona sadaka vermek kadar utanç verici bir durum yoktur. Yoksulluk ve sefalet, Kürtlerin içinde tutuldukları statükonun sonucudur. AKP ve taraftarları nedenle değil, sunuçlarla uğraştıkları için soruna çözüm bulamazlar. Çözüm konusunda politikaları, Kürt sorununu, diğer partiler gibi askerlere havale etmiştir.
DTP ye oylarımızı versek/ vermezsek ne olacak? Önce DTP yi analiz etmek gerekmektedir. Bu partinin tabanı yoksul Kürt halkıdır.
Otuz yıllık baskı zulüm ve işkenceye karşı direnmiş veya mağdur duruma düşmüş insanlardır. Bu kitlenin bir bölümünün köyleri yakılmış, bir kesimi göçmen duruma düşmüş. Kimi işkence görmüş, kiminin çocukları öldürülmüş, Kiminin yakınları tutuklanmış, çoğunluğu sefalete mahkum edilmiş: Ve bu kesim 20 yıldan beri Türk devletinden ulusal haklarını istemektedir. Bu tabanın bütün istekleri yerindedir Bu kitle yerel yönetimlerde iktidar olmak istiyorsa, yerden göğe kadar haklıdır. Bu kitle baskı zulüm sürgün son bulsun diyorsa doğru söylüyordur. Bu kitle kendi kendisini yönetmek istiyorsa, buna saygı duymak gerekir. Bu kitlelerin kendi içlerinden belediye başkanları çıkarması Ve belediye başkanlarının bu kitlelerin emrinde olması kadar doğal bir durum yoktur.
DTP Madalyonunun bir yüzü böyledir. Ya diğer yüzü? Abdullah Öcalan'ın iradesi Kürtler'in düşmanı olan orduya teslim edilmiştir. Qandil'deki PKK başkanlık konseyinin iradesi de dört dörtlük Öcalan' ın kullanımına sunulmuştur. DTP' nin karar mekanizması ise; teslim alınmış bu iradelerin mengenesindedir. Tabanı Kürt yurtseveri, tavanı neo Kemalistlerin esiri bu parti, Kürt sorununu nasıl çözer? İmralı' da ki hazret Lozan' ın güncellenmesinden söz ediyor.
Yani Kürtleri yok sayan, haklarını inkar eden anlaşmayı güncelleyelim diyor Bunun ne anlama geldiğini kimse sormuyor! DTP nin bir proğramı yok, olsa bile bir önemi yok. Bu partinin yazdığı bütün programların ömrü İmralı' dan çıkan bir sözle son bulmuştur. Mesalâ Parti konfederalizm ve ekolojik toplum projesini hazretin talimatıyla proğram haline getirmişse, birkaç ay sonra bu kez haztretin "Demokratik özerklik" sözünü kullanmasıyla, bu proğram çöpe gitmiş, yeni söze göre yeni proğram yapılmış, "çatı partisi" sözü yeni proğramıda diğerinin yanına atmıştır.
Ve Demokratik Toplum Partisi nin yöneticileri İmralı ile Qandil mengenesinde, devletin çekici altında "politika" yapıyorlar. Halleri böyle olduğu için Kürt sorununun çözümü konusunda olumlu bir rol oynayamazlar. AKP nasıl ki Ordunun diktasından dolayı Kürt sorununun çözümü konusunda iradesizse; DTP de ordunun güdümünde ki Qandil ile İmralı' nın mengenesinden dolayı iradesizleştirilmiştir.
Fazla söze gerek yoktur, anlayanlar ne dediğimi anlamışlardır. Anlamak istemeyenler ise anlamak istemediklerinden dolayı anlamamışlardır.
Geriye Hak- Par kalıyor. Bu partinin oyları çok azdır. Ama Kürdistan' da bir renktir.Onu Kürtlerin oyunu bölüyor olarak değerlendirip mahkum etmek Kemalizmin bir oyunudur.
Sonuç olarak DTP, devlet güdümlü İmralı ve Qandil mengenesini red edecekse, Kürt sorununun çözümü için halkın yararına bir proğrama sahip olacaksa, Bir Parti olarak iradesine sahip çıkacaksa, daha doğru bir deyimle iradesini başkalarına ipotek etmeyecekse, desteklenmelidir.
Eğer bunların hiç birini yapmazsa, şimdiye kadar yürüdüğü yoldan yürürse, Yine bazı il ve ilçelerde önemli oranda oy alacak, bu Belediyeleri ellerinde tuttuğu için Otuz yıldır Kürt halkının mücadelesine emek, kan ve can vermiş çevrelerin dar bir kesimi belediyelerin olanaklarından faydalanacaktır.
Bunun dışında mevcut politikasızlığıyla DTP nin Kürt halkının mücadelesine zararı olacak ama katkısı olmayacaktır.
Zira kendisi, diğer sömürgeci partilerden daha çok bağımlıdır. Kitlelere söyleyebileceğimiz tek şey: oyunu vermeden önce seçeceğin adamların başlarının dik olup olmadığına bak!
“Hêzên Kurd ji yekîtiyekê bêpar dikevin hilbijartinê”
Meclîsa Tevgera Demokratên Şoreşger di civîna xwe ya berfireh ku di 7 û 8ê Sibata 2009ê de li Diyarbekirê li Komeleya Ciwan-Kurdê li dar xist, bi firehî li ser hilbajartina herêmî ya di 29 Adar a 2009ê de ku çêbe rawestiya.
Di roja yekem a civînê de li gel endamên Meclîsa me endamên me yên din; Şêx Mahmûd Yeşîl, Mehmed Vural, Dr. Firat Yuksekkaya, Idris Anik, Vahit Aba, Osman Karavil, Adnan Ozbingol, Nuran Yilmaz (Seroka Ciwan-Kurd), Ramazan Gulerce, Feyyat Bakaya, Naşîd Bakaya, Giyasettin Ozbay û gelek endamên din ku tevayî hejmara wan 50 kes bûn amade bûn, dîtin û pêşniyazên xwe pêşkêşî civînê kirin.
Di roja duyem a civînê de endamên Meclîsê li ser pêşniyaz û dîtinên ku di roja yekem a civînê de hatibûn pêşkêşkirin sekinînin û hin ji wan kirin biryar û ji bona raya giştî eşkere kirin.
1-Tevgera Demokratên Şoreşger li hember wan partî û hêzên siyasiyên ku naxwazin pirsa kurd çareser bibe ket nava hewildanê ku blokeka ya jî platformeka Kurd a Hilbijartinê ava bibe. Li gel wê, hewildanên TEVKURDê û hêz û şaxsiyetên din jî di vî warî de erênî nirxand û piştgiriya wan kir. Meclîsa me bi xemgînî dinirxîne ku ev hewildan ji bona avakirina blok ya jî platforma kurd a hilbijartinê negihîşt armanca xwe. Divê bête diyarkirin ku sedama vê yekê ew bû ku hin partî û rêxistin berjewendiyên grûbî xistin peşîya berjewendiyên neteweyî û helwestên wan yên sekter û teng yên siyasî bûn. Mixabin hêzên kurd dîsa ji yekîtiyekê bêpar û bela-wela bêşdarî hilbijartina herêmî ya 29 Adar a 2009ê dibin.
2-TDŞ, huqûqa xwe ya rêxistinî di 1ê Mijdara 2008ê de bi dest xist û tevgereka siyasî ya ku sê meh berê hilbijartinê hatiye avakirin. Ew xwe ne wek tevgereka hilbijartinê dibîne, xwe terefeka gelê kurd a têkoşîna desthilatê dihesibîne û ji ber vê yekê jî di wê baweriyê de ye ku di demek weha kurt de ne bi serê xwe ne jî bi hêzek din yê siyasî re şerd musaîd in ku bikeve hilbijartinê. Lê li gel wê jî ev nahê wê wateyê ku TDŞ li hember hilbijartinê leqayîd bimîne.
3-Meclîsa TDŞ di civîna xwe ya 14.12.2008ê de di warê hilbijartina 29ê Adar a 2009ê de destnîşankiribû ku, “Çi di nav orjinaliya Bloka Kurd a hilbijartinê de, ya jî di nav Platformeka hilbijartinê de be, ew ê piştgiriya xwe ji bona partî, grûb ya jî kesên serbixwe ku di doza kurd a siyasî de bi israr in, bike. Divê kurd dengê xwe bidin namzetên kurdên ku xwediyê perspektifên neteweyî bin.”
Ji ber hewildanên ku negihîştin armanca xwe û li gor tespîta me ya berê, Meclîsa me gihaşt vê biryarê ku; ew dê di hilbijartina herêmî ya 29 Adar a 2009ê de piştgiriya wan partî, grûb ya jî kesên serbixwe ku di doza kurd a siyasî de bi israr in û li ser bingeha nasname û welêt têkoşînê esas digrin, bike û di vî warî de li gorî şertên navçeyî û namzetan helwest werbigre û aktîf alîkariya wan bike.
4-Meclîsa TDŞê biryar wergirt ku di Gulana 2009ê de konferansekê bi deklerasyona siyasî ya TDŞ re lihevhatî di warê kadro, rêxistin û bi asoya perspektifên nû li dar bixe û ji bona wê komîteyek ji 5 kesan hilbijart.
5-Meclîsa TDŞ biryar wergirt ku bi şevêkê hevaheng Newroza 2009ê pîroz bike
6-TDŞ girîngiyê dide konferansa kurd a ku li başûr li dar bikeve. Baweriya me ew ku
konferanseka weha di nav kurdan de di warî hevkarî, şewr û piştgiriya de bibe platformekê ku ev platform ji dinamikên neteweyî yên hêzên kurdan pêk bê û hewil bête dayin ku ew bibe dezgeheka payîdar. Bi vê awayî konferansê dinirxîne û bi vê perspektifê bêşdarbûna konfernasê bi wate dibîne.
7-Meclîsa TDŞ bêşdarbûna xwe ya ji bona civîna rêxistina Ewrûpayê ku di 28ê Sibata 2009ê de bê li dar xistin anî zimên û ji bona bêşdarê civînê bibe şertên bên amadekirin.
8-Meclîsa TDŞ li ser pirsên xwe yên aborî rawestiya û bi bîr anî ku di destpêkê de rêxistina Ewrûpayê û herêmên din ji bona çareserkirina pirsê divê aktif bikevin nav hewildanê.
Diyarbekir, 8 Sibata 2009
Meclîsa tevgera Demokratên Şoreşger
Devrimci Demokratlar Hareketi Meclisi Toplantı Sonuç Bildirisi
Devrimci Demokratlar Hareketi Meclisi 07-08- Şubat 2009 günü Diyarbekır Cıwan Kurd Derneğinde 50 yi aşan sayıyla genişletilmiş meclis toplantısını yaptı.
Ilk günkü toplantıya meclis üyelerinin yanı sıra Şéx Mahmut Yeşil, Mehmet Vural, Dr.Firat Yüksekkaya, İdris Anık,Vahit Aba, Osman Karavil, Adnan Özbingöl,Nuran Yılmaz (Ciwan-Kurd Başkanı), Ramazan Gülerce, Feyyat Bakaya, Naşit Bakaya, Gıyesettin Özbay ve diğer birçok Devrimci Demokrat arkadaşların katılımıyla yapılan toplantıda; 2009 Yerel Seçimleri ve bu sürece ilişkin yaşanılan güncel gelişmeler, Hewlér'de yapılması düşünülen Kürt Konferansı, Newroz, 28 Şubat 2009 da yapılacak TDŞ in Avrupa toplantısı, Önümüzdeki Bahar aylarında yapılması uygun görülen “TDŞ in Siyasi Deklerasyonun ruhuna uygun yeni yaklaşımların sunumu, örgütsel sorunlar ve kadrosal dağınıklığın aşılması” konulu bir konferansın düzenlenmesi gibi oldukça düzeyli ve verimli hususlar görüşüldü.
TDŞ Meclisi yalnız üyeleriyle ikinci günde toplantısına devam ederek, bir önceki günde görüşülen konuları görüşerek karar altına alarak kamuoyuyla paylaşmayı uygun görmüştür.
1. TDŞ'in Kürt sorunun çözümsüzlüğünden yana bütün statükocu parti ve siyasal güçlere karşı bir kürt seçim bloku veya platformunun oluşması için ısrarcı girişimlerde bulundu. Ayrıca, TDŞ bu konuda TEVKURD'ün ve diğer güç ve şahsiyetlerin çabalarını da olumlu karşılamış ve bu çabalara etkin destek sunmuştur. TDŞ Meclisi, tüm bu çabaların bir Kürt seçim bloku veya platformu yaratılmasına yetmediğini üzülerek tespit etmiştir. Belirtmek gerekir ki, bu çabalardan sonuç alınamamasının temel nedeni grupsal çıkarların ulusal çıkarların önüne konulması ve dar grupçu ve sekter siyasal tutumlardır. Böylece, 29 Mart 2009 yerel seçimlerine Kürt halkı malesef yine dağınık ve birlikten yoksun olarak katılmak zorunda kalmıştır.
2. TDŞ, tüzel kişiliğini 1 Kasım 2008 tarihli kongresi ile kazanmış üç aylık bir siyasi harekettir. Kendisini bir seçim hareketi olarak değil, Kürt halkının iktidar mücadelesinin bir bileşini olarak tanımlayan TDŞ, kuruluşunun üzerinden geçen bu kısa süre içinde tek başına veya başka bir siyasal güç ile seçime katılması için gerekli koşulların oluşmadığını tespit etmiştir. Ancak bu tespit, TDŞ'nin adı geçen yerel seçimlerde kayıtsız kalacağı anlamına gelmemektedir.
3. TDŞ Meclisi 14.12.2008 tarihli toplantısında “ 29 Mart 2009 yerel seçimlerine yönelik gerek Kürt orijinli bir seçim bloğu veya bir seçim platformu içinde, gerekse de siyasal olarak Kürd duruşunda ısrarlı olan parti, grup veya bağımsız adaylara destek vereceğini beyan eder. Kürtler oylarını, Kürt olan ve ulusal perspektife sahip adaylara vermelidir “ tespitini yapmıştı.
Yukarıda belirtilen çabaların sonuçsuz kalmasından ve aktardığımız taspitimizden hareketle, Devrimci Demokratlar Hareketi Meclisi 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde siyasal olarak Kürt duruşunda ısrarlı olan, kimlik ve ülke temelindeki vazgeçilmez ulusal haklarımız için mücadeleyi esas alan parti, grup veya bağımsız adayları desteklemeyi kararlaştırmış ve bu konuda yerel şartlara ve adaylara göre tutum almayı ve aktif destek sunmayı benimsemiştir.
4. Devrimci Demokratlar Hareketi Meclisi,TDŞ in Siyasi Deklerasyonun ruhuna uygun “Yeni yaklaşımların sunumu,Kadrosal dağınıklığın ve örgütsel sorunların aşılması” konulu bir konferansın Mayıs 2009 ayında yapılmasını kararlaştırmıştır. Ayrıca konferans hazırlık çalışmalarını yürütecek beş kişiden oluşan bir komite oluşturmuştur.
5. Devrimci Demokratlar Hareketi Meclisi 2009 Newroz Bayramı etkinlikleri çerçevesinde müzikli, yemekli bir kapalı salon kutlaması düzenlemeyi uygun görmüştür.
6. TDŞ Meclisi Güney'de yapılacağı tartışılan “Kürt Konferansı”na önem vermektedir. Böyle bir konferansın Kürtler arasında, işbirliği, danışma ve dayanışma platformu olarak gerçekleşmesi, bileşiminin tüm dinamik ulusal güçlerden oluşumunu sağlanması ve böyle bir konferansın kalıcı bir yapıya ulaştırılması doğrultusunda çaba göstermeyi ve bu çabalarını konferansa katılarak sürdürmeyi ulusal birlik ve dayanışma perspektifinin önemli bir ögesi olarak değerlendirmektedir.
7.TDŞ Meclisi 28 Şubat 2009 da yapılacak Avrupa Örgütü kuruluş Toplantısına katılmanın yararını tespit etmiş ve katılımın sağlanması için gerekli girişimleri yapılması ve koşulların sağlanmasını kararlaştırmıştır.
8. TDŞ Meclisi mali sorunları ele almış ve başta Avrupa örgütlenmesi olmak üzere tüm birimlerin mali sorunların çözümü için katkı sunmak üzere aktif çaba harcamasının önemini ve gerkliliğini hatırlatmayı uygun görmüştür.
Amed Büyükşehir Belediyesi'nin 2007 yılı hesaplarını inceleyen Sayıştay, 100'den fazla usulsüzlük tespit etti. Belediyede meydana gelen kamu zararının 20 milyon TL. olduğu belirtildi. devamı----------> http://kurdwebb.com/files/turki.php?id=4919
Tanrdan Gelen Sayklamalar IV (Frat KAYA)
Ocak 12, 2009 by argun
Filed under 4-Nivskar, Frat KAYA, Manset
irove bike
Dicle'nin sessiz ve derin olan aknts beni kaynana doru ekiyor
ve bu ekim gcnn beni doruklara doru ykselttiini
hissedebiliyorum. Dicle'nin akna kar yzen bedenime, suyun
zerreleri elbirliiyle aka kar beni ekerek bana yardmc oluyor.
Suya kar yzen bedeni eken gcn farkndalyla ve byk bir
heyecanla varacam dorua doru usulca yol alyor
Dicle'ye can katan kaynan en doruklarndaym artk. Ucu bulutlarda
Palu dalarndaym. Gz alabildiince yeil ve usuz bucaksz
enginlerdeyim Esen zgrlk rzgarnn serinliindeyim. Muazzam
corafyann sarholuundaym. Gzlerim ve kulaklarm dikkat kesilmi
durumda suyun prlts, yapraklarn rzgarla dans, gn doruklara
olan ak, kularn ve ormann trks beni baygn etmeye yetmiyormu
gibi, o da ne! su imeye eilmi; nur yzyle etrafa yakamozlar
saan, uzun beyaz sakall adam tm dikkatimi ekiyor. Ve ormandaki
tm canllarn yal adam grmek iin adeta yartklarn
gryorum; aknlm gizleyemiyorum. Uzun bir sre bu grsel
riteli izlemenin keyfini yayorum.
Onun kahramanm olan x Said olduunu anlyorum
x Said milisleriyle birlikte Palu'dan Piran' a oradan da Ergani'ye
doru giderlerken dinlenmek iin bu esiz mekanda mola vermilerdi.
Bende byk bir heyecanla bu yolculuunda x Said'in yannda yer
almak zere kafileye katyorum Yolculuum boyunca gzlerimi bu yal
nderden alamyor, hep onu izliyorum. Beyaz yeleli atnn stnde ki
duruu olduka etkileyiciydi Benim gibi tm kafiledeki milislerinde
ayn dncede olduklar yzlerindeki ifadeden belli oluyordu Ve
gstermi olduklar hrmetle nderleri yal x Said'in uruna
lmeye hazr olduklarn her defasnda gsteriyorlard
x Said' in yzndeki derin izgiler her eyi anlatyordu aslnda
Sahip olduu ahlak, mazlum halkn savunmaya yetiyordu. Halk iin
yola kmt ve bu uurda halkna deer katma uruna yol alyordu
Sorumluluunun farkndayd ve bu yzden dnyordu. Acya, zulme ve
lme balanm halkn acdan, zulmden ve lmden nasl
kurtarabilirim gayesiyle hep dnyordu. zgrle giden yolun
hayalini kuruyordu; beyaz yeleli atnn srtnda Pousunun altnda
uzun sakalyla birleen sa, hrn dalgalarla kprm deniz gibi
kpk kpkt Ben yal nderden gzlerimi alamyor ve onunla
birlikte yola devam ediyorum
x Said' in bu zgn ve dnceli hali yol boyunca devam etti. Halk
adna km olduu bu yolun; ykmlar, zulmler ve lmlerle
doludizgin olduunu biliyor ve tm bunlar dndnde; vicdani
girdaplar iinde soluksuz kaldn gryordum. Bu vicdan
muhasebesinin bir son bulmas gerekiyordu ve artk bu anlamda bana
den grevi yerine getirmeye hazrdm
Bir sonraki konaklama yerinde ex Said abdest alrken, aaca ast
ceketinin cebine kutsal emaneti brakyorum ve bir daha grnmemek
zere x Said' in yannda saf tutuyorum.
x Said abdestini alp, namazn da kldktan sonra, ceketini giyip
atyla yol almaya devam ediyor. Seilmi olduunun farknda olmadan,
sahiplenmi olduu halknn vebali onu dnceler kemekeinde adeta
bouyordu; bu dnceler iinde boulurken bir ara elini ceketinin
cebine doru uzatt. Ve kutsal emanete dokunmu olmalyd ki o ilk
dokunuun byl gc o an zaman durdurmutu Yitirilenler bir bir
geri geliyordu sanki. Korku ve karanlk geride kalyordu.
Ve olmas gereken en laykyla yaplmalyd
Artk hibir zaman yanndan ayrmayaca bal sars, ektike kzla
boyanan kutsal kehribar tespih elindeydi x Said ` in. Bir yandan
ceketinin cebinde bulduu bu tespihin aknl bir yandan da daha
ilk dokunuta tespihin onda yaratt gcn kudretini yaamann
mutluluunu yayordu.
Kehribar tespihi nce avularnn arasnda ovuturdu, sonrada usulca
burnuna doru gtrp koklad. Bu koku cennetin amber kokusuydu Bu
grnyle cennete secde durduunun farknda bile deildi
Kehribar tespihin onun olduunu artk biliyordu. Yznde mthi bir
mutluluk halesi belirmeye balamt bile. Herhangi biri olmadn,
halk adna kt bu yolda seilmi olduunu ve isyannn halkna
brakaca onurlu bir miras olduunu tespihi ektike, tanelerinde
yazl olduunu okuyordu
Okuduu tespih tanelerinde kaderini de gryordu. Gzlerinden akan
i damlalar sehpadaki sonu iin deildi zgrl halkna
yaatacak son kiinin kendisi olmayacan ok iyi biliyordu. Bu
yzden ar bedellere maruz kalacak halk iin alyordu.Gzel
gnlere giden yolun bu kadar ar badirelerle dolu olmas ruhiyetinde
gel-gitlere sebep oluyordu. Mutlak sonu biliyordu artk; beyaz
sakall, halknn nderi olan yal adam Kzla boyanan kehribar
tespihi her eyi anlatyordu
zgrle geit vermeyen Amed surlarnn ihanetine zlmemesi
gerektiini okuyordu nk; artk biliyordu ki o sehpada salnan
bedeninin glgesi l bazalt talarn tm gzeneine ruh verecek ve
bu ruh onursal uyannn geilmezliini surlara kazyacakt
Olacaklarn mutluluunu yayordu. Halkna bu onuru yaatmak adna
sehpaya doru yol alyordu artk yal halk nderi.
Onca grntnn arasnda bana bakp glmsyordu; yorgundu. Her eye
ramen dimdik durmaya alyor ve grevini yerine getirmenin
huzurunu yayordu elleri arkadan balyken bir ara bana dnp `en
son grevini de yap artk' dedi.
Ben anlamtm ne demek istediini. Ve gzlerine srme ekmeye
baladm; gzyalarm tutamadan Kpk kpk dalgalanan beyaz
sakalna kna yaktm; yreime kzl ateler drerek
Halknn ruhunda dirileceini ve bitmek bilmeyen bir gle
yeereceini biliyordu47 yoldayla birlikte idam sehpasnda lme
inat yeniden doacaklarn gryordu.
Sonsuzlua derken bedeni, elindeki kzl kehribar tespihin ipini de
koparmt
Korkun bir grltyle tespih taneleri drt bir yana dalyordu.
Bense kahramanma bakarak selam duruyordum.
ex Said' in halk, o tespih tanelerinin imdilik 24 ` ile
onurlanrken; daha ka tanesinin olduu hala bilinmemektedir
Frat KAYA
firatkaya1@...
12/01/2008
Tags:
Enter Google AdSense Code Here irove
One Response to "Tanrdan Gelen Sayklamalar IV (Frat KAYA)"
sakip on Ocak 12th, 2009 16:19 selam firat
eline, yuregine, diline saglik
yazini,yazilarini okuyunca cogu zaman seninle yane basinda uctugumu
seninle ve o kutsal, kutsal olduklari kadar da yigit KURDISTAN kartal
lariyla ter kan icinde yurudgumu his ediyorum.
Bu buyuk insanlarin evlad i olarak, bize bu hisleri yasattigin icin,
ellerin dert gormesin.
Senden ricam beyaz tenli aksakkalli Sex Said efendiye,evlatlarinin
seninle birlikte yasadigini, senin o kutsal bedenini kizila boyayan
dsmanlarimizida hic bir zaman unutmayip intikamini, intikamlarini
alacagimizi ,kulaklarina fisildamandir .
Birde six efendimizin kulagina onun sakalinin kilina dokunmuslari,
kurdistan evladinin tirnagina zarar vermisleri, unutmadigimizi ve
unutmuyacagimizida fisilda.
Ve deki, evladi kurdistan a en ufak zarari vermisleri o kutsal
topraklardan temizlemeye yeminliyiz.
sagol firat can kalemin dert grmesin
sakip
Bundan bir kaç ay önce Said isimli bir arkadaşımla sohbet ediyordum. Kürd sorunuyla haşir neşir olan, bir çok işin girdisini çıktısını bilen bu arkadaşım Bana dedi ki; beş Said’ in öykülerini biliyormusun?
Beşinin de mezarı yok dedi. Ben tanıdığım Said’ leri hafızamda canlandırırken O, Seyid Rıza’nın asıl adı Seid Rıza’dır dedi.
Önce inanmadım, bana yazılı bir belge gösterdi Google’ ye sordum, doğru çıktı. Konu gerçekten araştırmaya değerdi. Beş Said hakkında küçüklüğümden beri çok şey okumuş veya duymuştum. Said Nursi’nin hayat hikayesini genç yaşlarımda öğrenmiş, Risale î Nur kulliyatını Özümseyerek okumuştum. Aklımda kalabildiği kadarıyla 1873 yılında Bitlis’ in Nurs köyünde doğmuştu. Din eğitimine 9 yaşındayken başlamış, 21 yaşındayken „Bediüzzaman“ olarak çağrılmıştır. Kürt sorunu üzerine hayli kafa yormuş düşünceler ürettmiş Şu mükemmel sonuçlara varmıştır:
„1) Kürtler, milyonlarca nüfusa sahip; binlerce seneden beri milliyetini ve dilini unutmayan; mutlak çoğunluğu Müslüman olan bir halktır.
2) Kürdistan’da en yaygın ve geçerli olan değerler; ahlak, cesaret, şeref, dine bağlılık, özü ile sözünün bir olmasıdır. Medenilerin adına “nezaket” dedikleri şey onların yanında “yağcılık” sayılır. 3) Kürtler, milli karakterleri gereği despotik sistemlere değil özgürlükçü sistemlere yatkındırlar.
4) Kürdistan mutlak hürriyetin meydanı olduğu gibi Kürtler de hürriyetlerine aşırı düşkün bir millettir. Hatta Kürtlerin medeniyete girmelerini geciktiren en büyük etken; alışmış oldukları hürriyetlerini kaybetme korkusudur.
5) Kürtler örf ve adetlerine bağlı bir millettir. Bu yüzden maddi ilerlemede model almaları gereken millet Japonlar olmalıdır. Kürt milliyetine mensup bir lider Avrupalılara yaranmak adına “Frenk elbisesi” giyse Kürtler o lidere itaat yerine ihanet ederler. Milli giysisi olan şal ve şalvarını değiştirdiği için “milletine hakaret etmiş birisi” gözüyle bakarlar. 6) Kürtçe, cennet ağaçları gibi yemiş vermeye müsait bir dil olmasına rağmen aşılanmamış olduğundan yeterince geliştirilememiştir.
7) Ulema Kürtlerin toplumsal iradesini en fazla etkileyen faktördür.
8) Arapça ve Türkçeyi tam bilmeyen Kürtlerin, mürşitleri ve alimleri perişan durumdadır.
9) Milletler arasında en fazla zulüm ve baskılara maruz kalan, Kürtlerdir.“Allah’ın (elim) günlerini onlara hatırlat” ayetinin işaretiyle Kürtlerin başlarına gelen elim ve kederli olayları onlara hatırlatarak irşad ve ikaz edilmeleri lazımdır.
Said' e Nursi Hazretleri siyaset ile ilgilendiği kadar din, ilim, irfan ile de uğraştı. Mesala II.Abdülhamit’e başvurarak Van’da bir üniversite kurulmasını istedi. Fakat padişah onu akıl hastahanesine attı. Oradan kurtulunca Selanik ‘ e gitti, ittihat ve Teraki cemiyetine katıldı. Fakat onlarla anlaşamadı, İttihadı Muhammedi partisinin kurucularından biri oldu. 31 Mart Olayı’na karışmaktan idamla yargılandı ama beraat etti. Oda diğer kürt ileri gelenleri gibi Kemalist harekete olumlu baktı. 1925’te Şeyh Said kıyamı nedeniyle hakkında soruşturma açıldı. Isparta’nın Barla nahiyesine sürüldü.
Artık onun hayatı takip, sürgün zulüm ve hasretti. Boyun eğmedi zalime, sustu gibi göründü. Risalei Nur külliyatını yazarak bir derya olduğunu, Kendisini susturmaya çalışanların, bu deryanın içinde bir kum taneciği kadar güçlerinin olmadığını ortaya koydu. Ve tarihler derki;
Said Nursi 23 Mart 1960’da Urfa’da öldü. Halilürrahman Camii’ne defnedildi. Fakat 27 Mayıs 1960 darbesinde sonra askerler onun naaşını alıp askeri bir uçakla Isparta’ya götürdü. O gün bu gündür nerede gömülü olduğunu çok az kişi bilmektedir. Kimlerdir bu az kişi? Neden böylesi bir zatın Urfa’ daki mezarını kazarak cesdi alındı ve „bilinmez“ bir yere gömüldü? Diriyken onu göz altında tutanlar, ölüsünden neden korktular? Mezarının yerinin neden bilinmesini istemediler? Onun kemiklerini veya cesedini kaçıranların alçaklığını ölçebilecek bir ölçü birimi var mı acaba?
Şeyh Said 1865 yılında Erzurum’un ilçesi Hınıs’a bağlı Kolhisar Köyü’nde dünyaya geldi. Babasının adı Şeyh Mahmut Fevzi’dir. Şeyh Said’in ailesi köklü ve büyük ailelerdendir. Eğitimini Muş; Malezgirt Xınıs ve Paluda’ ki medreselerde tamamladı. Din işeri dışında milletinin kaderiyle yakından ilgilendi. Kürdistan tali cemiyetine üye oldu. Daha sonra Cıbran lı Xalit beyin başkanı olduğu Rêxıstına Azadi örgütüne davet davet edildi. 1923 yılında genel bir Kürt ayaklanmasının hazırlanmsı çalışmalarını yürütü. Bu durumu fark eden kemalist rejim bir provakasyonla isyanı örgütsüz ve tez başlattı. Ayaklanma başırıya ulaşmadı, bastırıldı. Şeyx Said arkadaşları ile birlikte tutuklandı, Diyarbakır’ a
götürüldü. Burada oalağanüstü bir mahkeme tarafından yargılanarak idam edilmek istendi. Bizler ve gelecek olan nesillere şu sözleri bıraktı ve alnı açık başı dik olarak darağacına gitti:
„Değersiz dallarda beni asmanıza peryam yoktur. Muhakkaki ölümüm Allah ve islam içindir“
„Şu anda fani hayatta veda etmek üzereyim. Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeterki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahcup etmesinler.“
Onların şehadeti, Kürtlerin maruz kaldığı zulmün katmerleşerek artmasına sebep oldu. İdam öncesi söylenen bu sözlerden sonra Şeyx Said ve arkadaşlarını dağ kapıdaki ağaçlara her kesin gözleri önünde asıldı.
Nasıl nereye gömüldükleri bir söylentidir sadece veya onların asıldığı yere yakın gömüldükleri, sonradan gömülü oldukları yerin üzerine bir sinama inşaa edildiği söylendi. Ama neticede Şeyx Said Hazretlerinin mezarı yok? Onu neden astıklarını bu gün çok iyi biliyoruz? Ama cesedini neden gizledikleri her kesi düşündürüyor! Aradan 84 yıl geçti ve Şeyx Hazretlerinin mezarı hala yok! Ve onun idam edilip mezarının yok edildiği şehirde hala torunlarının isyanı sürüyor! Süren bu isyanı yok edilen mezarla ilşkilendirecek demokrat kafalar henüz ufukta
görünmüyor!
„Seid Riza' nın doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak 1860-62 arasında dağduğu tahmin edilimektedir. İdam tarihi 15 Kasım 1937dir. N.Dersimi, Seyit Rıza asılırken kendi ağzından “75 yaşında” olduğunu söylediğini yazmaktadır. Onun mücadelesini uzun uzun anlatacak değilim. Zira onun düşmanı olan ve idam anında orada bulunan İhsan Sabri Çağlayangil’in yıllar sonra anılarında onu anlatan sözleri bizlere gerekli ilhamı verir: 'Son sözünü sorduk. 'Kirk liram va saatim var. Oğluma verirsiniz' dedi... Seyit
Riza'yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Riza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti: 'Ewlade Kerbelayme. Be gunehe be xetayme. Ayibo, zilmo, cinayeto! ' dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingene'yi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıi ile tekme vurdu infazını yaptı. ihtiyarıın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet Müdürüne 'Ben üşüdüm otele gidiyorum' dedim'.
Said Rıza, cesaretin timsali, mertliğin ve dürüstlüğün abidesidir! Ama onunda mezarı yok? Cenazesini kaçırmışlar? Ya yakmışlar, yada kimselerin bilmediği bir yerde gömmüşler? Cenazeler onların korkunç suçlarıdır, onları saklamakla, suçlarını gizlediklerini sanmışlar! Oysa sırf bu eylemleriyle ne kadar haksız nekadar suçlu
olduklarını bizlere anlatmışlar..
Said Elçi ve Said Kırmızıtoprak! Bizim Said’ lerimiz, bizim ayıplarımız! Ne oldu Said’lerimize?
Kim öldürdü onları? “Birbirlerini öldürdüler” dediler bize. Veya bir Said diğer Said’ i öldürdüğü için Son kalan Said mahkeme kararıyla öldürüldü! Eh, bu olanlara inanalım! Peki mezarları nerede Said’ lerin? Yok! Said Elçi’ nin mezarını bilen var mı? Ben gidip ziyaret etmek, mezar taşını öpmek ve üzerinde ağlamak istiyorum! Çünkü o benim hemşehrim ve milli ruhumdur.
Said Kırmızıtoprak’ın mezarını bilen var mı peki? Onun da bilen yok! Veya bilenler var ama susuyorlar! Ben onunda mezarını ziyaret etmek ve mezar taşını öpmek istiyorum! Çünkü o benim sol tarafımdır. Niye bu iki çok önemli yurtseverin mezarları hala gizlenir? Bu konu üzerinde fikir yürüten var mı? Yoksa birileri suçlarını örtbas etmek için mi gizliyor bizden bu mezarları? Umarım yakın zamanda bu ayıptan kurtuluruz! Zira
düşmanımızın bize, ölülerimize yaptıklarının, aynısını kendimiz yapmamalıyız!. Burada yazımı noktalıyorum Ve bütün bu sözlerden sonra diyorum ki:
Saygıdeğer Said’ler beşinizin de mübarek ellerinizden binlerce kez öpüyorum. Sizlerin yeri kalbimizdir, kabriniz olsaydı, belki bu kadar kalbimizde olmazdınız!
Herkes TRT6’nın çok önceden atılması gereken bir adım olduğunu söyleye dursun kanımca zamanlaması bakımından çok faydalı olacak bir dönemde yayına başladı. Ve sanırım bu zamanlama kürtlerin dörte üçünün konuştuğu kurmanci lehçesi için bir can simidi niteliğinde oldu.
Saddam diktatörlüğünün çökmesinden sonra tıpkı Kürdistanın diğer bölgelerinde yaşana kürtler gibi kuzey Kürdistanlı kürtlerin de yönünü çevirdiği ve medet umduğu bir bölge konumuna geldi İrak Kürdistan Bölgesi. Maddi ve manevi yönden pek çok kürdün büyük umutlar besleyip bel bağladığı bu kürt bölgesi zamanla kendisine bel bağlayan kürtleri; hal, davranı ve politikalarıyla büyük hayal kırıklığına uğrattı ve bu hayal kırıklığı kuzey kürt toplumunu tekrardan PKK ve onun
yasal uzantısı DTPye yönlendirme aşamasına getirmişti.
Özellikle kurmanci konuşan kürtlerin sırf lehçelerinden dolayı sorani lehçesini konuşan birkaç milyonluk Irak kürtleri tarafından aşağılanma derecesinde dışlanması her ne kadar itiraf edilmese, dillendirilmese de kuzey kürtlerinde itiraf edilmeyen bir moral bozukluğuna yol açtı.
Türkiye Başbakanının son şoven sözlerinden sonra devletten zaten umudunu kesmiş kuzey kürtleri AKP’den de uzaklaşmışlardı. Bu durum daha çok PKK’den bir şekilde uzak durmaya çalışan yada terchini nereden yana kullanacağını bilmeyen ve kendisini tercihsizlik içinde gören kürtler arasında yaşandı.
TRTşeş’in önce test daha sonra 24 saat sürekli yayına başlaması ve kurmanci lehçesi ile yapması kuzey kürtleri arasında farklı bir sevinç yaratırken, kurmanci lehçelerininde Iraklı kürtlerin yaklaştığı gibi
aşağılanacak yada küçük görülecek bir dil olmadığınıda göstermiş oldu manevi açıdan.
Gerçekten de son 2-3 yıldır Irak kürtleri kurmanci lehçesine karşı ilan edilmedik bir savaş başlatmışlardı. Türkçeye pek çevrilmeyen pek çok yazı, makele ve kampanya başlatıldı. Öyleki bazı soran yazar, çizer , şair ve akademisyen sorani lehçesinin kürt bölgesinde egemen dil olmasını ve kurmanci lehçesinin ’’kurmaca bir lehçe!?’’ olmasından dolayı sorani lehçesine biat etmesi talebinde bulundular.
Tabii bu talep ve istem her ne kadar resmi olarak kürt bölgesi yönetici ve siyasileri tarafından kabul görmesede pratikte hayata geçirildi. Kürt bölgesinin kurmanci konuşan bölgelerinde sorani okullarda okutulmaya başlandı ve bu zorunlu hale getirildi. Resmi yazışmalarda ve okullarda kurmanci lehçesi dışlanırken yerine sorani lehçesi kullanılır hale getirildi. Öyleki kuzeyden
giden pek çok kürt öğrenci ve işadamı, siyasetçi sırf ordaki kürt bölgesi yönetici ve politikacıları karşısında şirin gözükmek için sorani lehçesini öğrendiler. Yani soranilerin kurmanclar üzerinde bir asimilasyonu başlamıştı…
Doğrusu TRT6’in kurmanci olarak yayına başlaması ve bunun şimdilik tamamının bu lehçede yapılması kurmanci lehçesi açısından büyük bir avantaj. Dileğim TRT6’nın bunu bu şekilde devam ettirmesidir. Zaten kuzeyde soran yada lori olmadığına göre ağırlık kurmanci lehçesinin yanında Zazaki lehçesine vermesinde yarar vardır. Sorani lehçesiyle yayın yapan onlarca Irak kürdü kanalı zaten mevcut. Tabii devlet onlara da ulaşmak ve hitap etmek istiyorsa o ayrı bir mesele…
Sözü fazla uzatmadan diyebilirim ki kuzey kürtleri yakın bir gelecekte TRT6 ve onun kürtçenin kurmanci lehçesindeki yayınlarına müteşekkir kalacak
özellikle TRT’nin kaliteli ve sevilen dizi ve filmlerinin kurmanci dublaj-seslendirmelerini daha fazla duyup izlediği-takip ettiği zaman. Tabii devletin resmi görüş ve politikalarına katılmasakta..
İnkarın ikrarı (kabulü/itirafı), utangaç bir özür ve barışçı çözüm imkanı!..
1 Ocak 2009 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti (TC) devlet televizyonu olan TRT (Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu) Kürtçe yayına başlayacağını kararlaştırmış ve bu kararını kamuya açıklamış bulunuyor.
Böyle bir karar alınmış ve bu devlet kurumunun başında olan TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin tarafından resmen basın toplantılarında ilan edilmiş.
Henüz resmen gerçekleşmemiş ama 1 Ocak 2009 tarihinde KÜRT dili TC devletinin resmi TV yayınında ayrı bir kanal olarak başlayacak olan bu “çok dilli” yayına TRT 6 adı verilmiş.
Dün, TRT 6 adı ile test yayınları başladı ve ben de bu test yayınlarını izledim.
Bu konuda Kürt İnternet basınında yazılanlara ve izlediğim test yayında bu yayın konusunda yapılan röpörtajlarda ifade edilen görüşlere bir iki örnek dışında detaylı olarak bu yazıda değinmeyeceğim.
Bu hamur daha çok su çeker ve bu konularda da muhtemelen herkes gibi, görüşlerimi, eleştirilerimi ve taleplerimi hem bir izleyici hem de esas olarak Kürt ulusal demokratik mücadelesinin devam eden bir üyesi olarak gerekli olan durumlarda ve platformlarda ifade etmekten uzak durmayacağım.
Düşüncelerimi yazılı olarak belirttiğim için genel olarak okuyucunun okuma yazma bildiğini ve dolaysıyla okuduğu konular ile ilgili olarak başka kaynakları ve başka görüşleri de dünden bu güne izlediğini bir ön kabul olarak değerlendiriyorum ve ona göre yazıyorum.
Bunu belirtmemin nedeni ise bazan bazı “okur yazar” olanların Dünya'yı yeniden keşf etmişçesine iddialarda bulunmaları ve sanki bazı konular ilk kez yazılıyor veya tartışılıyormuş gibi hareket etmeleri nedeniyledir.
Günümüzün iletişim olanakları artık bu “okur yazar” takımının kendine has olan kibirliklerini ortadan kaldırmıştır. İsteyen “okur yazar” her şeyi ve her bilgiyi bu yazıyı okuyabildiği kadar ve o kolaylıkla edinebilmektedir. Artık “haberim yoktu” veya “bilmiyordum” vb. gerekçeler bir sığınak olamaz.
Şimdi hizaya gelelim.... Hizaya gelmek zorunda olduğumuza inanıyorum...
Burada kullandığım “biz” öznesi Kürt ve Kuzey Kürdistan ulusal-demokratik hareketidir ve bu konuda da, konu ile direk bağlantılı olmazsa bile, kullandığım Kuzey Kürdistan ulusal hareketi kavramı ile ilgili olduğu için, çok kısa bir açıklamada bulunmak zorundayım.
Kürt ve Kuzey Kürdistan ulusal-demokratik hareketinden kastettiğim de PKK ve onun türevleri olan DTP ve diğer bütün açık ve utangaç savunucuları değil aksine, onların dışında legal veya illegal mücadele yürüten, tüm eksiklikleri ve yanlışlıklarına rağmen Kürt ulusal vizyonunu canlı ve ayakta tutan ve bazılarının, örneğin Murad Cıwan'ın, kendisine ait Netkurd.com sitesinde * işareti ile “marjinal” olarak adlandırdığı gerçek Kürdistan yurtseverliğidir.
Bunlar bu yazıda sadece tespit olarak yer alıyor ve detayları zaten benim başka yazılarımda vardır. Burada sadece, andığım örnekteki gibi, Kürt ulusal-demokratik hareketini PKK-DTP ekseninde somutlaştıran eski sekreterlere ve aslında kendisi marjinal olmuş eski siyasetçi yeni “gazeteci/yazar” olanlara da bu aşamada verilmesi gereken çok kısa cevap olarak yazıyorum.
Ve gerisini zamana bırakıyorum...
Eğer 1 Ocak 2009 tarihinde TRT...., Bilmem Ne adı ile veya dün test yayınında olduğu gibi TRT 6 adı ile bir Kürtçe TV yayını yapılmazsa hepimizin söyleyebileceği var....
Osmanlı'da (Türk'te) oyun bitmez...
Dolaysıyla esas olarak konuşulması gereken TRT adı ile Kürtçe TV yayınının gerçekleşmesi ve sürdürülmesi durumunda, bu konu hakkında Kuzey Kürdistan yurtseverleri ve kamuoyunun nasıl hareket etmesi gerektiğidir...
Bu nedenle de 01.01.2009 tarihinde, yani Takrir-i Sükun'dan 85 yıl, Türk Dil Kanunundan/”Devriminden” 81 yıl ve 12 Eylül Cunta Anayasa'sından 27 yıl sonra TC tarafından resmen kullanılacak olan Kürt dili'nin TRT yayınları çerçevesinde nasıl değerlendirilmesi gerektiği esas tartışma konusudur.
Bana göre öncelilkle bu yayını başlatan TC devletinin AKP yönetimindeki iktidarı, diğer devlet kurumları veya bu yayının muhattabı olan biz Kürtler açısından niyetlerden arındırılmış olan OBJEKTİF durumu, gerekçeleri ve sonuçları hakkında tespitlerde bulunmak gerekiyor.
TRT Kürtçe TV yayını bütün niyetlerden bağımsız olarak OBJEKTİF biçimde şu sonuçları ortaya çıkarmaktadır;
TRT Kürtçe TV yayını Kürt dilinin Kuzey Kürdistan'da toplumsal ve hukuksal MEŞRUİYET kazanmasıdır.
TRT de Kürtçe yayınların resmen başlaması TC devleti'nin Kürt halkı ve Kürt dilinin inkarı üzerine oturtulmuş olan kuruluş felsefesinin İFLAS ettiğinin İTİRAF edilmesi ve dolaysıyla da UTANGAÇ bir ÖZÜR dür..
TRT Kürtçe TV yayını ile gerçekleşen bu itiraf, Kürt halkının yürüttüğü ve en azından TC ile yaşıt olan ulusal mücadelesinin kazanmış olduğu “KÜÇÜK” ama ÖNEMLİ bir mevzidir..
TRT Kürtçe TV yayını Kürt çocuklarının ana-baba ocağında öğrendikleri dilin kendileri için bir insani, hukuki, sosyal, ekonomik, siyasi vb. alanlarda YÜK olmayacağının veya en azından eskisi kadar yük olamayacağının somut bir örneğidir. Yani, artık bu günün çocukları, yarının Kürt yurtseverleri “Kürtçe konuştuk diye biz dövüldük” ifadesi ile kendi sorunlarını Dünya'ya anlatma ihtiyacı hissetmeyeceklerdir... Sorunumuzun sadece bir “dil” sorunu değil bir varlık ve iktidar talebi ve mücadelesi olduğu daha da netleşecektir.
TRT Kürtçe TV yayını ile Kürt dili fiilen bir sosyal yaşam/piyasa dili olacaktır ve bu yayın çerçevesinde olması gereken zorunlu diğer faliyetler ile (TV dergisi, yayın yorumu, çeviri ve prodüksiyon faliyetleri vb.) artık Kürt dili sadece hapse atan değil aynı zamanda yaşamın idamesini sağlayan bir gelir kaynağı olacaktır.
TRT Kürtçe TV yayını ile, köyden şehire geldiği zaman Türkçe konuşmanın zorunlu olduğuna inanan milyonlarca Kürt insanının kendisine öz güvenini yaratacaktır.
TRT Kürtçe TV yayını ile Kürt dili fiilen TC devleti içinde ikinci “resmi dil” olacaktır. (Güney Kürdistan “Bölgesel Yönetim”in fiili -de facto- bağımsız devlet olması gibi!...)
TRT Kürtçe TV yayını, kimsenin verdiği bir lütuf değil, aksine artık PKK/Kemalizmin Kürt versiyonu ile bile bitirilemeyen Kürt yurtseverliğinin, Güney Kürdistan'da “de-facto” Kürt devletinin, 150 yıllık Kürt ulusal mücadelesinin kazandığı bir mevzidir.
TRT Kürtçe TV yayınıyla, Kürt dili ile birlikte bu dilin sahibi olan Kürt ulusunun varlığı ve dolaysıyla da hakları kaçınılmaz olarak toplumun gündemine daha da güçlü bir biçimde oturacak ve artık “sıradan Türk vatandaşı” da bu inkar ile ilgili olarak “kendi” devletinden hesap soracaktır ve kendi kendisini sorgulamaya başlayacaktır.
TRT Kürtçe TV yayını ile Kürt ulusu ve dilinin de inkarı üzerine şekillenmiş olan Türk Dil ve Tarih Kurumu'nun tüm ırkçı tezleri geçerliliklerini kendi toplumu içinde de yitirmiş olacaktır.
TRT Kürtçe TV yayını ile Kürt dili kendisini geliştirme ve Kürt toplumu içinde her alanda ve her düzeyde temel iletişim aracı olmasının zemini daha da güçlenecektir.
Bütün bunlara ek olarak belirtmem gerekiyor ki TRT Kürtçe TV yayını ile Kuzey Kürdistan ulusal hareketinin onlarca maddede ifadesini bulan “asgari/acil demokratik hedefler programı'nın” en az bir maddesi, çok cılız ve/veya aceleye getirilmiş biçimde olsa bile bu adım ile yaşam bulmuştur. Bu benim bizzat şahit olduğum ve zaman zaman yazımında bile bulunduğum programların gerçekleşmesidir. Bunları bu son 40 yıllık tarihin okuyucusu değil, aynı zamanda şahitlerinden birisi olarak BİLİYORUM, sadece tahmin etmiyorum veya iddia etmiyorum. Bilmek ile iddia etmek arasındaki farkın bilincinde olanların dikkatine sunuyorum....
TRT Kürtçe TV yayınının başlaması, tüm bunların bir toplamı ve somut bir sonucu olarak Kürt halkının hak ve özgürlükleri için mücadelesinin barışçı, demokratik ve kabuledilebilir bir çözüme ulaşabilmesinin yeni bir başlangıcını ve yeni bir olanağını oluşturacaktır.
Bunlar ve bu yazıyı yazdığımda göremediğim birçok diğer objektif sonuçlar , niyetlerden bağımsızdır..
Ama...
Evet, “Ama”sı da var..
Onlardan da aklıma gelenleri sıralayayım...
Elbette ki bütün bunlar bir çırpıda hemen gerçekleşebilecek ve/veya olumlu sonuçları görülebilecek durumlar değildir!...
Elbette ki böyle bir karar ile TC devletinin bir bütün olarak ve/veya mevcut hükümetin kendisine özgü niyetleri vardır ve bu niyetleri genel olarak Kürtlerin hayrına olmayabilir!...
Elbette ki TRT Kürtçe TV yayını biz Kürdistan yurtseverlerinin ifade biçimi ve vizyonu ile hareket etmeyecektir.
Elbette ki TRT Kürtçe TV yayını siyasal entegrasyon (Demokratik Cumhuriyet/Özerklik vb. perspektifi gibi) amacının bir parçası olabilir...
Elbette ki TRT Kürtçe TV kanalı kendi yayın konseptini Kürtlerin kendi kimlikleri ile iktidar olma ve/veya iktidara ortak olma eksenine oturtmayacaktır.
Elbette ki, bu yayını başlatanlar, niçin böyle bir yayın için başka dillerde aradıkları eğitim vasıflarını aramıyorlar ve bunun nedeni kendileri değilmi dir diye sorulmalıdır...
Elbette ki mahkeme salonlarında, TBMM'de ve yaşamın diğer “kamuya açık” alanlarında “anlaşılmayan bir dil” olarak adlandırılan Kürtçe'nin, devlet TV yayınında kullanılmasının nedenleri konusunda şüpheci olunmalıdır!..
Elbette ki, TRT Kürtçe TV yayını kararı verilmeden önce Kürt dil öğrenimi için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Yüksek Öğrenim Kuruluna (YÖK) personal eğitimi (öğretmen, gazeteci, yapımcı vb..) için talimat verilmeliydi/dir)...
Elbette ki.....
Ve, bu “Elbette” ile başlayacak cümleler daha da uzatılabilir.
Ancak, bana göre zaten bu “Elbette” ile başlayan cümlelerde ifade edilen “beklentilere” sahip olmak, esas olarak bu perspektif ile gerçek Kürdistan yurtseverliği ile arasında bir mesafenin de bulunduğunu ifade etmektedir.
Çünkü, Kürdistan yurtseverliği, esas olarak kendi ifadesini devletin vereceği lütufların “beklentisinde” değil, Kürt ulusunun sahip olduğu temel haklar ekseninde bulmaktadır.
Yani SİYASAL STRATEJİSİ DEMOKRATİK CUMHURİYET ve ÖZGÜR VATANDAŞLIK olan silahlı “siyasi” lerin Devlet TV kanalında Kürtçe yayına karşı olmalarını anlamak için başka bir Dünya da yaşamak gerekiyor... Bu Dünya'da ve Kuzey Kürdistan da değil..
Yani, gerçek Kürt ve Kürdistan yurtseverleri, TRT Kürtçe TV yayını kararını kendi mücadelelerinin önemli, ancak geliştirilmesi ve ileriye taşınması gereken bir mevzisi olarak değerlendirmelidirler.
İşte belirttiğim bu OBJEKTİF sonuçlar ile yine buna bağlı olarak “elbette” sözcüğü ile başlayan sorulardan anlaşılması gerekenler ve güncelleştirilmesi gereken hedefler vardır.
Bunlara bir kaç örnek olarak şu konular ifade edilebilir;
TRT Genel Müdürlüğü ve Hükümet aleyhine devlet kurumlarına kadro atanması hakkında idari mahkemelerde dava açılmalıdır. Bu davalar TRT personelinin yayın yapılan dilde sahip olması gereken “sabıka kaydı” dışında, eğitim ve iş tecrübesi vb. gibi yapılacak işin kalitesi ve güvenilirliği vb konularda, anayasal haklar çerçevesinde gündemleştirilmeli ve Kürtçe yayın personalinin eğitim kapasitesi, düzeyi ve bunun muhtemel (kesin!...) eksikliğinin nedenleri konusunda sorgulanarak çözüm yolları, yani Kürtçe basın yayın personalinin, dil ve eğitim personalinin eğitim ve öğretimi ile ilgili olarak talepte bulunulmalıdır.
Diyarabakır Barosu başta olmak üzere bütün Kürdistan hukukçuları, Anayasa'ya dayandırılan birçok yasaya göre sosyal yaşamda (kamu yaşamı/siyasi partiler yasası/eğitim kurumları vb. alanlarda) kullanılması yasak olan Kürtçe ile Devlet Tv'sinde yayın yapılmasının hak ve özgürlükler açısından Anayasa'nın eşitlik ilkesine nasıl ve hangi biçimlerde uyum sağladığının sorgulanmasını sağlayacak hukuki süreçler başlatmalıdır. (TRT Kürtçe yayınları bir içtihat olarak alınabilir.)
TRT 1 de “aile programları” ile özdeş yayın yapacağı (TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin'in açaıklamasına göre) belirtilen bu kanalda örneğin Kürtlerin çeşitli toplumsal sorunlar ile ilgili olarak, kendi siyasi tercihlerini ve görüşlerini, AKP ve DTP Hakkari milletvekillerinin test yayınında yaptıkları Kürtçe konuşmalar kadar “özgürce” belirttikleri zaman bunun ne kadar suç teşkil edip etmediğinin sorgulanması gündemleştirilmelidir.
Kürtçe yayın yaptığı için hakkında dava açılmış olan herkesin davalarına son verilmesi ve bu konuda cezalandırılmış olanların (Mehdi Tanrıkulu vb. gibi yayıncılar ile bu dilin serbestliği ve kullanımı için yaşamını feda etmiş Vedat Aydın, Musa Anter gibi aydınlar ve siyasetçiler başta olmak üzere) tazmin edilmesi (maddi ve manevi itibar iadesi gibi tazminat ödenmesi) hakkında Parlamento'nun ve Hükümet'in derhal gerekli hukuki ve siyasi düzenlemeleri yapması talep edilmelidir.
Belirttiklerim sadece bir makale yazımında ilk akla gelenlerdir. Bunlar detaylı olarak düşünülerek, tartışılarak, konu ile ilgili uzmanların denetimi ve inisiyatifi ile düzenlenerek gündeme taşınabilir ve taşınmalıdır.
İşte “bam teli” de buradadır.
Özellikle de biz Kürtler açısından BAM TELİ BURADADIR...
Sebebi ise basittir.
Ben ulusal ortak bilinci ve refleksi bir yana bırakıyorum...
Devlet'in Kürtçe TV yayınına başlaması konusunda bile bir ortak ulusal stratejimiz yoktur.
Artık Kürt ulusal hareketinin eğri oturup doğru konuşması zamanıdır...
Ortak ulusal strateji/program/perspektif olsa bile böyle bir örgütlenme yaratılamamıştır...
Esas mesele de buradadır. Ve bu konu bu yazımın temel değerlendirme konusu dışındadır.
Sonuç olarak ben, işsiz ve yoksul olan ve bunun en önemli nedeninin Kürt olmaları olduğuna inanan tüm Kürtleri, Kürt'üm diyen ve bunun gerekleri doğrultusunda mücadele ettiğini iddia eden “Diyarbakır'da” yani Kürt coğrafyasında, yani Kürdistan'da Eğitim-Sen üyesi tüm eğitim emekçilerini (tecrite hayır sloganı dışında/yanında!...), TTB üyesi tüm doktorları, TBB üyesi tün hukukçuları (Asrın Hukuk Bürosu avukatları da dahil!...), TOBB üyesi tüm işverenleri, yazarları ve aydınları, okumuşları ve okumamışları, yaşlıları ve gençleri, yani her Kürt bireyini ve Kürtlerin temel haklarından yana olan her bir demokrat insanı, TRT Kürtçe TV yayınlarını mücadelemizin yeni bir başlangıcı ve barışçı çözümün önemli bir zemini olarak değerlendirmeye ve bu doğrultuda çaba harcamaya davet
ediyorum.
Ve biliyorum ki, hem bu yayının yapılmasının Kürtler açısından ulusal kazançları ve hem de “elbette ki” sözü ile başlayan muhtemel sorular ve sorunların her biri başlı başına bir inceleme, araştırma, makale ve kitap konusudur.
Belirttiklerim böyle geniş konularda sadece birer tespiti ve perpektifi ifade ediyor...
Bu yayın esas olarak Kürt halkının mücadelesinin bir siyasal irade ve iktidar sorunu olduğunu ve bu konuda her halükarda ısrarcı olunabileceğini ortaya koyan güçlü Kürdistan yurtseverliğinin bir kazanımıdır.
Bu, DENİZDE BİR DAMLA OLSA bile böyledir.
“Bağdat çok uzak ama bir adım ile daha da yakınlaşır” sözünde ifade edildiği gibi...
Varsın, bana küfretmek isteyenler, TRT 6 Kürtçe yayınında hiç olmazsa bana anladığım ve yorumlayabileceğim bir dil ile küfretsinler!...
Hiç olmazsa böylece küfrettiklerini daha iyi anlayayım!...
Anlayayım ki cevaplarını daha iyi verebileyim!...
Özet olarak, bütün bu belirttiklerime rağmen ve bütün bunlar ile birlikte, Kürt dili ile ilgili yeterli bilgi sahibi olanlar, Türkçe öğretmenlik/doktorluk/mühendislik/ avukatlık/yazarlık/sanatçılık/eleştirmenlik/spor/mizah vb... işler yapmak yerine bütün bu alanların her birinde bu konular ile ilgili TRT Kürtçe TV programlarına katılmak ve/veya bu alanlarda program yapımcısı vb. çalışmalara katılmayı tercih etmelidirler...
Bütün mevcut devlet memurları (tüm öğretmenler, sağlık personeli, avukatlar, doktorlar vb...) güvenlik soruşturması sonucu DEVLET MEMURU olmuyorlar mı?
TRT Kürtçe TV yayınında yer alanları mahkum edenler, önce “demokratik cumhuriyet/ özerklik ve özgür vatandaşlık” konseptini reddetmelidirler ve/vaya bununla birlikte de bütün devlet kurumlarında TÜRKÇE faliyet göstermelerine son vermelidirler.
Ve en başta da kendileri “benim gibi” ve şu anda yazdığım gibi Türkçe yazmaktan ve konuşmaktan vazgeçmelidirler ve en az benim kadar Kürtçe'yi de iyi ve hayatın her alanında kullanabilmeyi de öğrenebilmelidirler!....
Yani, TRT Kürtçe TV kanalı ve yayınının gerçekleşmesi ve bu yayında görev alınmasını doğru görmeyenlerin, bu yayına katılanları “ihanet vb.” kavramlar ile adlandıranların kendi iddialarında samimi, inandırıcı, gerçekçi ve sonuç alıcı olabilmeleri için TC devleti içindeki tüm kurum ve kuruluşlarda ücretli veya başka biçimlerde görev almayı reddetmeleri, Kürtçe'yi hayatın her alanında, sadece edebiyatta değil, siyasette, ekonomide, tıpta, fen ve sosyal bilimlerin her alanında anlaşılır biçimde yazılı ve sözlü olaraka kullanabilmeleri gerekir.
Aksini iddia edenler malesef sadece Kürtlerin özgürlüğüne karşı bir konumda yer alanlar olarak tarih kitaplarına geçerler.
Çünkü sonuçta SÖZKONUSU OLAN VE KAZANACAK OLAN KÜRT DİLİNİN MEŞRUİYETİ ve KÜRT ULUSUNUN VAZGEÇİLEMEZ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİDİR!...
KRAL ÇIPLAK!...
85 yıldır yasak olan ve/veya resmi TC siyasetine göre “var olmayan” Kürt dili, TRT 6 kanalı ile TC nin “resmi” dilleri arasında!
(Anayasal suç işlemediler çünkü artık Kürtçe Irak Anayasası'nın kabul ettiği resmi dil!...)
Güney Kürdistan'nın en çok satan gazetesi Hawler’in Genel Yayın Yönetmeni Rebwar Kerim, PKK ile ilgili şok edici iddiada bulundu.
Burç FM'e açıklama yapan Rebwar Kerim, 1992’de KDP ve KYP'nin Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte PKK’ya karşı savaştığını ve bu savaşta PKK'dan 3000 kişinin teslim olduğunu iddia etti. İddianın bundan sonraki bölümü tam bir skandal. Çünkü, Türkiye bu esirlerin silah numaralarını alıyor ama teslim olan PKK’lıları teslim almıyor. Rebwar yıllardır cevabını aradığı soruyu yine tekrarladı. Türkiye bunları niye istemedi? Esirler neden teslim alınmadı?
Irak'lı gazetecinin iddiasına göre, bu 3000 PKK’lı Türkiye’ye 450 km uzaklıkta ve İran sınırında
bulunan Zale kampına gönderiliyor.
HAYAL GİBİ GÖZÜKÜYOR AMA DEĞİL
Rebwar Kerim, bölgenin geleceği ile ilgili olarak da çarpıcı tespitler yapıyor. Kerim'e göre, belki biraz hayal gibi gözükse bile Türkiye yeniden bölgede Osmanlı rolüne soyunmalı. Güçlü Türkiye’ye bölgedeki bütün Kürtler bağlanırlar.
Însîyatîfê Azadî ya Dersimî/ 71 serri ra raver, 81 serre de, worte ju sewe de serru kene qız, roza ewreêne Sey Riza eve 6 albazanê xora pia, zerrê Xarpeti de fiştra dare. Sey Riza dawa Kirmanciyê berz cêno, hokmati re vilê roninano. Sey Riza xoci qewil nêkeno. Mordemo ke hokmati hêrno ke la vile Sey Rizay erzo, Sey Riza ey thon dano, vejino kursi ser, sarê xu keno berz, sae ke hazar mordemi meydan de estê, vano:
Pirê Welati Sey Riza, To Ma Virri ra Neşiya..!
Ma zaf keyfweş benime ke na şewe de şima leyê xo de bivînîme. Em bi hatina web o vê şeva me gelek dilşad û
bextiyar dibin.
Dem: 08.11.2008 Şeme Sate: 16.00 Ca: Werkstatt der Kulturen Adres: Wissmannstraße 32, 12049 Berlin Tel.: 0163 9872374
71 serri ra raver, 81 serre de, worte ju sewe de serru kene qız, roza ewreêne Sey Riza eve 6 albazanê xora pia, zerrê Xarpeti de fiştra dare. Sey Riza dawa Kirmanciyê berz cêno, hokmati re vilê roninano. Sey Riza xoci qewil nêkeno. Mordemo ke hokmati hêrno ke la vile Sey Rizay erzo, Sey Riza ey thon dano, vejino kursi ser, sarê xu keno berz, sae ke hazar mordemi meydan de estê, vano: "Ma ewladê kêrbelaimê, bêxataimê, bê gunaimê, ayvo, zulmo" linge dano kirsi ro, kirsi eve xo dano waro. Tornê to, hêfê sıma cênê. Naleti şêre ro hukmato bê seref u zurekeri rê! Wes bu
Kırmanciye!
Güpegündüz yapılan bir baskınla 17 askerimizin şehit edildiği, yirmisinin yaralandığı Aktütün Karakolu’nun komutanının kim olduğunu bile öğrenemeden faturanın ‘özgürlüklere’ çıkarılmak istendiği anlaşılmakta...
Güpegündüz yapılan bir baskınla 17 askerimizin şehit edildiği, yirmisinin yaralandığı Aktütün Karakolu’nun komutanının kim olduğunu bile öğrenemeden faturanın ‘özgürlüklere’ çıkarılmak istendiği anlaşılmakta...
Oldum, bittim ‘silahlı, külahlı’ işlerden şüphelenirim... İçindeki gariplikleri çözmediğimiz Aktütün Baskını sonunda askeriyenin sorgulanmasına değil, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına vesile olacağa benzer...
Birkaç gündür kıyısından köşesinden duyulan, dün ise ayyuka çıkan haberlere göre askeriye, terörle mücadelede zafiyete yol açtığı gerekçesiyle beş konuda, ancak Olağanüstü Hal’de görülebilecek yeni yasa istiyor...
Aktütün’deki zafiyetin sebebi ne?
Askere göre ‘temel hak ve özgürlükler’...
Hep söylerim, burası ‘Kuyucu Murat Paşa’ sulbünden...
Sorunu çözme...
Özeleştiri yapma...
Ama baskıyı artır...
Maalesef bu mantık hiç değişmedi...
* * *
Genelkurmay ve Jandarma Genel Komutanlığı’ndan gelen 5 talepte neler var?
1- Arama: Ceza Muhakemesi Kanunu kapalı mekánlarda savcı izni olmadan, arama yapılmasını ve buralardaki delil niteliğindeki belgelere kolluk güçleri tarafından doğrudan el konulmasını engelliyor.
Bu yasal düzenlemede ‘savcı izni’ şartının
kaldırılması isteniyor.
2- Yetki Alanı: Jandarma Teşkilat Kanunu’ndaki hükümler, askerlerin polis kontrolündeki yerlerde operasyon yapmasını engelliyor.
Genelkurmay ve jandarma bu yetkinin kendilerine de verilmesini istiyor...
3- Avukat: Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sorgu sırasında avukatın bulundurulması zorunlu.
Genelkurmay ve diğer güvenlik birimleri bu uygulamayı, delillerin karartılması ve sorguda delil toplamanın sekteye uğraması nedeniyle sakıncalı buluyor.
4- Sorgu: İl İdaresi Kanunu’nun 11’nci maddesi, operasyonlarda ve toplumsal olaylarda güvenlik güçlerine sadece önleme ve olayları yatıştırma yetkisi veriyor.
Asker ise ‘adli kolluk’ yetkisi istiyor. Bu yetki tanınırsa asker, somut bir olay olmasa da ‘delil toplama’ gerekçesiyle daha çok operasyon yapabilecek.
5- Gözaltı:
Sonuncu talep de gözaltı süresinin uzatılması...
* * *
Bu talepler kabul edilirse ne olacak?
‘Arama için izin kalkınca’, arama ‘hukuksal kriterlere göre’ değil, güvenlikçinin ‘isteğine göre’ şekillenecek.
‘Yetki alanı genişleyince’, terörle mücadele eden (jandarma sınıfından olmayan) birimler, operasyon sırasında, adli kolluğun yetkilerini kullanamıyorken kullanmaya başlayacak ve istediğini istediği biçimde gözaltına alıp, ifadesine başvurabilecek... Böylece ‘hukuksal’ sürecin dışına çıkılarak, işler güvenlikçinin ‘kriterlerine’ göre yürüyecek...
Uzatmaya gerek yok... Türkiye şehirleşiyor ama güvenlik Jandarmalaşacak... sorgulamak yerine Türkiye’ye şal örtme isteğini ‘hem güvenlik hem özgürlük’ formülüyle yumuşatmanın anlamı yok...
Burada amaç ‘evrensel hukuk kurallarından’ kurtulmak, İttihat ve
Terakki türü hukuksuz bir keyfiliğe kavuşmak...
* * *
Neden mi?
Çünkü şikáyet edilen konular AB uyum yasaları sayesinde geldi ve çok yeni...
Biz o uyum yasalarını niye kabul ettik?
1993 yılında eski Sosyalist ülkelerin demokratikleşmesini sağlamak için AB tarafından getirilen ‘Kopenhag Kriterlerine’ uymak için...
Ne kadar uyabildik?
Ancak ‘eşiğe’ ulaştık...
Şimdi o bile rahatsız ediyor...
Söylem de şu:
Terörle savaşta AB’ye uyum çerçevesinde çıkarılan yasalar ‘elimizi kolumuzu bağlıyor’...
Sanki bu yasalar olmasa, beş kere baskın yiyip 44 askerimizi şehit düşüren Aktütün’ün savunulmasındaki zaaf giderilecek...
* * *
Kimin elinin kimin cebinde olduğunun anlaşılmadığı ‘silahlı, külahlı işler’ sonunda statükonun işine yarıyor...
Zaten kısıtlı olan özgürlükleri
boğuyor...
Ülkeyi askerileştiriyor...
Bunu ‘savaş lobisi’ kendi yararına görebilir ama ülke için hiç de hayra alamet değil...
Son baskın şimdi bizi, Doğu ve Güneydoğu’da olağanüstü hal ilan edilmeden, olağanüstü hal uygulamasına sürüklüyor... Askeriyeye Anayasa’yla çelişen yetkiler verilmesinin önünü açıyor...
Türkiye’yi doğal hukuktan iyice kopartıyor...
* * *
Biz AK Parti iktidarının ilk yıllarındaki samimi gayretleriyle gerçekleşebilecek, AB standartlarında bir Türkiye özlüyorduk... Bırakın o hedefe gitmeyi, yavaş yavaş elde edilen kazanımlar da uçacak gibi...
Buna rağmen Ankara’nın formülü hep şu oldu:
‘Özgürlüklerde birleşmek yerine, yasakçılık da anlaşmak...’ Galiba bu yaklaşım şimdi yaygınlaşarak, siyasal iktidarı da iyice Ankaralılaştıracak...
AB standartlarından biraz daha
uzaklaşacağız...
Bizdeki siyaset kurumunun özündeki anlayışın temelinde ‘yasakçılık’ olduğu bir kez daha ispatlanacak...
* * *
AB’den...
Avrupa standartlarından...
Evrensel temel hak ve özgürlüklerden uzaklaşınca...
Bu hedefleri alargaya alınca gideceğin yer bellidir:
Tanınmış kürt yazar ve siyasetçi Selim Çürükkaya terör örgütü Ergenekon ve PKK içindeki Ergenekona ile Abdullah Öcalanın örgüt ile ilişkilerini anlattığı röportajın birinci bölümünü seyretmek için...
İşte röportajdan bazı çarpıcı konular:
1- Abdullah Öcalan PKK'nin başına nasıl başkan olarak getirildi? 2- Türk Solunda Ergenekon ve bağlantılar. 3- Abdullah Öcalan gerçekten ergenekon mensubumu? 4- Ergenekon Şemdinli olaylarının neresinde? 5- Hangi kürt örgüt ve liderlerinin Ergenekon ile bağlantısı var? 6- PKK dışında hangi kürt örgütleri Ergenkon ile bağlantı içinde? 7- Selim Çürükkaya'nın Ergenekon bağlantısı nelerdir? 8- Ergenekon bir çetemi yoksa örgüt mü? 9- Ergenekonun hangi şifresini henüz çözemedi? 10- Ergenekon Olof Palmeyi nasıl ortadan kaldırdı?
Ve daha pek çok bilinmeyen bir saatlik videolu röportajda...
..................Genelkurmay Askeri Savcl'nn 15.05.2008 tarihli cevabi yazsnda ise ok tespitlerde bulunuldu. Yazda Baz notlarn tamamen ve yasal olarak Jandarmann grev, yetki, tertibat, tekilat, istihbarat ve operasyonlarna ynelik olduu, baz bilgilerin ise notlarda ismi geen kiilerin yaamn tehlikeye atabilecei ve speklasyona neden olabilecei' uyars yapt.
Ahmet Acar : Bir Dalgakran Olarak Abdullah calan
30 Aug, 2008 05:56:00 Nasname - :
Yaz boyutu
Kuzey Krd bir ilizyona kaplm Abdullah calan' Krtlerin
Mesih'i olarak gren Krtler,onun yaptklarn deerlendirip son
dnemde Ergenekon'un kirli ilikileri iindeki payna dair delilleri
sa duyuyla ele almak durumundadr.Ve genel olarak PKK dndaki Krt
muhalefetin de bu kirli ilikilere ynelik anlalmas mmkn olmayan
sessizliini bozmas ve yllarca her trl bedel detilen bu
Halk,gelimelerin muhteviyatyla ilgili olarak aydnlatmas
gerekmektedir..
Serdef_tori@...
Yaadklar corafyann nemi,nfuslarnn bykl ve
ezilmiliklerinin apyla yeryznde benzersiz bir ulus olan
Krtler,bu sindiren arktan kurtulmak iin son yzylda zelliklede
son 30 ylda olaanst bir hareketlik iine girdiler.Dnyann
deien koullar,iyi idare edilmesi durumunda Krtlerin bu yndeki
abasn baarya gtrebilecek nitelikteydi.ok uluslu
devletlerin,ulusal devletlere dnmesinin nnn alnamad son
yllarda ,denmi bunca maliyete ramen Krtlerin pozisyonunda
zelikle de PKK'nin barolde olduu paralarda bir arpa boyu yol
alnamam olmas anlalmas zor bir baar olarak karmzda
durmaktadr! PKK gibi Krtlerin ,kimseye nasip olmam desteine
mazhar olan ve deil bir ulusun kaderini belki de bir blgenin
kaderini deitirmeye aday olabilecek bir hareketin gelinen nokta
itibariyle sadece Krtlere zarar vermi olmas da sadece ve sadece
Abdullah calan'n kiisel baarsdr!
PKK icraatlaryla ortak bir akln deil,ortak kullanma
sunulmu tek bir akln,Abdullah calan'n aklnn ve ilikilerinin
eseridir.Ve bundan dolay PKK'nin yaptklar ve yapamadklarnn
birinci dereceden sorumlusu Abdullah calan'dr.
PKK Krtlerin alternatifsizliinin bytt ve bu gnlere
getirdii bir hareket deildir.PKK Krtlerin btn Kurtulu
alternatiflerinin sindirilmesi ve yok edilmesiyle bytlen ve tek
seenek olarak dayatlan bir harekettir.1970'li yllarda Krtlerin
byk bir aka dnen ulusal gayretlerinin istisnasz tm PKK'ye
hedef olmaktan kurtulamamtr.
Byk bir plan ve proje erevesinde anlalmas ve aklanmas
gereken PKK ve Abdullah calan, yklenmi olduklar misyonun
icrasna,Krt ulusal hareketlerine saldrmakla balad.PKK'nin,
Krtlerin z imkanlaryla ,Krtlerin ulusal istemlerine ulama
gayretinde olan ,dier paralardaki Krtlerle de bir yaknlk ve
btnlk iinde olan Krt hareketlerine ynelik saldrs, Krtlerin
iine atlmaya allan ilk nifak tohumlar ve Krtleri zmszle
mahkum etmenin sinsi bir manevrasyd.
PKK'nin Kuruluundan bu gne dek sren PKK'nn karanlk
ilikilerine ilikin iddialarn farkl alardan olmasna ramen
Abdullah calan tarafnda da teyit ve itiraf edilmi olmas (Pilot
Necat,Kesire Yldrm) ok anlamldr.Bu iddialar PKK'nn Krt
Hareketlerine ynelik saldrlaryla birleince PKK'nin k ve
rgtlenme amacn daha net bir biimde ortaya koymaktadr.Gelinen
nokta itibariyle bu amacn Krtler lehine olmad ortaya
kmaktadr.PKK'nin saldrlaryla aptan drmeye alt Krt
Hareketleri gelen 12 Eyll askeri darbesiyle tmden sindirilmeye
alld.12 Eyll askeri darbesinin sindirme bir yana PKK'nn
glenmesi ynnde sonular dourmas salanmtr.
PKK'nn 84'te balatt silahl faaliyetlerinde bu defa,
hedef tahtasndan den Krt hareketlerinin yerinde artk Krt
bebekleri vard."Bamsz Birleik Sosyalist Krdistan"slogan
altnda gsterilen silahl faaliyetlerle Krdistan'n krsal adeta
insanszlatrld.Youn Yurtseverlik duygularna sahip Krtler
zellikle bask altna sokularak,Krdistandan kmalar Pkk-Devlet
ortak basksyla salanmtr.Pkk ,Krdistanda nemli nufuz ve nfus
gcne sahip Airetlere gerekesiz saldrarak onlar Devletle
ittifaa zorlam ve devletin Krdistan'da hibir zaman ulaamad
gce ulamasn salamtr.
Teknik olarak PKK'nin yrtt sava tarz olan gerilla
savann amac ;kar taraf ekonomik olarak ypratmak,moral
bozukluu oluturmak ,sava rgtlenme ve potansiyeli toparlama
aracna dntrmek,uluslar aras platformlarda soruna lehte dikkat
ekmek ve lobi oluturmak olarak zetlenebilir.PKK'nn yapt
savata tamamen Krtlerin aleyhine sonular dourduu
gzlemlenmektedir.
Krtler kendi corafyalarndan bu apta bir k hibir
zaman yaamad.Krtler kendi dzenlerini terk etmek zorunda
brakldklar iin ekonomik olarak byk bir sarsnt yaad.Krtler
sadece iki deil onlarca paraya blnd.Krtler Uluslararas alanda
terrist faaliyetlerle anlarak kendi hakl taleplerinde zemin
kaybetti.Ve btn bunlar Abdullah calan'n snrlarn izdii ve
tek ve tartlmaz komutan olduu savan sonular olarak
karmza kmaktadr.
Kendi corafyalarn terk etmek zorunda braklan ve
metropollere savrulan milyonlarca Krt byk bir depresyonun
yaad.Abdullah calan'n Krtlklerini balarna bela olarak sard
bu insanlarn nemli bir ksm,Krt olarak mcadele etmek bir yana
onurlu bir biimde ayakta durabilme mcadelesini dahi
kaybettiler.Devletin yzyllarca yapamad asimilasyon politikas
Abdullah calan'n desteinde ve sayesinde baarya ulat.Kylerinde
rf ve adetlerine,gelenek ve greneklerine ,kltrne ve diline onca
katliama ramen sahip kan bu insanlar srklendikleri
metropollerde kendi ocuuna dilini retmekte bile acze dmeye
balad.Bu olaan koularda bir dmann Krtlere kar elde
edebilecei bir baar deildir.
Krtler, tarih boyunca karsnda mevzilenen gler
tarafndan malup edilmedi.Ancak Krtler hep ezilmiliklerinin ve iyi
niyetlerinin kurban oldular.Dost bildikleri gler tarafndan hep
kandrldlar.Son dnemde Ergenekon etesi erevesinde aa kan
srlar;Abdullah calan'n ,Devlet tarafndan Krtlere dayatlan bir
zmszlk projesi olduu tezini ispata kavuturmaktadr.
PKK saflarna katlan, kendini halkna adayan on
binlerce Krt genci,Krdistan' kurma hayalleri iindeyken Abdullah
calan'n talimatyla ldrld.Sevdalarna canlar pahasna sadk
kalan bu genler ldrlmekle kalmad,giden canlar gibi onurlar da
gasp edildi.Krt kamuoyu o insanlarn gasp edilen onurunu iade
etmeli,onlar mahkum edenlerin onursuzluunun srdrlmesine imkan ve
frsat vermemelidir.
PKK'nin mcadele sreci ynla ynetici kadronun
yetimesine vesile olmu ve askeri-siyasi ve stratejik ynla deer
ortaya kmtr.Ancak ne acdr ki; yetien bu kadrolardan; yaplan
yanllklarn ve girilen ihanet emberinin farkna varan,srece ve
ynetime kar itirazlarn yksek sesle dile getirmeye alanlarn
hemen hepsi,Abdullah calan'n talimatyla bir ekilde infaz
edilmi,kurtulanlar da ihanetle sulanarak mahkum
Edilmitir.Mcadeleyi gelitirme potansiyeline sahip bu
kadrolarn ,pervaszca tlmesi
Etkisizletirilmesi mcadeleyi zmszle mahkum etme iradesinin
aa kmasdr.Yeryznde Abdullah calan'n PKK'sinden daha ok
kendi ocuklarn yiyen ikinci bir harekete rastlamak mmkn deildir.
Gney Krdistan Halknn verdii mcadelenin tarihsel
birikimi,uluslararas gelimelerle birleince,Gney Krdistan'da
Federal bir Ynetim meydana gelmi ve Krtlerin
Makus talihlerini yenmeleri iin bir hamle frsat
yakalanmken,Abdullah calan ,Gney Krdistan Ynetimini srekli
bask altna sokacak eylemlilikler gelitirmi ve orda ki
kazanmlarn yitirilmesi iin ulusal ve uluslararas her trl
frsat kullanmaktan geri durmamtr.Krt Ulusunun tarihi
denebilecek bu kazanmlarnn yitirilmesi iin Abdullah calan'n bu
olaanst gayretlerinin,kimin amalarna hizmet olduu sorusunun
cevab Ergenekon soruturmas erevesinde aa kmaktadr.Zira
Abdullah calan namna
Ergenekon etesi yetkilileriyle yaplan grmelerde ,PKK'nin, Gney
Krdistan'da Trkiye'nin 3.kol faaliyetleri iin kullanlmas ynnde
vurgular yapld aa kmtr.Trkiye tarafndan srekli "d
mihraklar" ca desteklendii ifade edilen PKK'nin
Ergenekon vastasyla silahlandrld ve bir defasnda gnderilen
alt bin piyade tfeinin bizzat Cemil Bayk'a teslim edildii
iddialar geen sreye ramen Abdullah calan ve szcleri tarafndan
onaylanrcasna suskunlukla karlanmtr.
Trkiye'nin, Gney Krdistan'da ekillenen Krdistan
zleminin bodurulmas ynndeki arzular ,Abdullah calan tarafndan
PKK'nin direk ve dolayl abalaryla hayata
Geirilmeye allmaktadr.Gney Krdistan'da ki ynetim geldii
nokta itibariyle Abdullah calan'n ynelttii sulamalar hak edecek
bir noktada deildir,Krt ve Krdistan'la ilgili beklenenin tesinde
bir aama kaydedilmitir.Abdullah calan'n sindiremedii asl mesele
kaydedilen gelimedir.
Abdullah calan Kenya'dan mral'ya tayin edilene kadar
hep korunmutur.Trkiye basnndan onun anlalmaz ilikilerine
ynelik her irdeleme gayreti bir ekilde sekteye uratlm ve
bunlar yazmak iin mrekkebe daldrlan her kalem krlmtr.Ama
her zaman Abdullah calan gereinin aa kmamas ynndeki gl
irade korunmutur.
PKK ynetimin de Merkez komite yeliine kadar gelip
Abdullah calan'n yanllarna ve baka odaklara yorumlanan
icraatlarna ilikin eletirilerin hayat bulmas srekli engellendii
gibi Abdullah calan'n mral'ya tayini sonrasnda da PKK'nin onun
denetiminde olmas iin her trl tedbir gelitirilmitir.Bylece
PKK'nn Apo'cu olmaktan kp ulusalc bir karakter kazanmas
engellenmitir.Yine ayn ekilde yaplan eletirilere
Ve ihanet sulamalarna ,Abdullah calan hibir zaman kayda deer ve
kabul edilebilir bir cevap vermemitir.Sadece hakaret etmi, hain
ilan etmi,infaz etmi ve kurtulabilenlerin de soyutlanmas iin her
trl gayreti sarf etmi ve gerektiin de ihbar etmitir.(Almanya'da
yaayan Krt aydn ve dnrlerinin Trkiye'ye iade edilmesi
ynndeki talebi gibi.)
Abdullah calan 70'li yllarda yola ktnda ,btn
ulusalc Krtler gibi o da Bamsz ve Birleik Bir Krdistan
idealini ortaya koydu ve o ynde bir rgtlenmeye gitti.Ancak
Bamsz Birleik Krdistan deali erevesinde rgtlenen milyonlar
gelinen nokta itibariyle Demokratik Cumhuriyet talebine geriletilmi
durumdadr.Bir halk kurtarmann maliyeti detilen bu halk Demokratik
Cumhuriyet'i gerekletirme noktasnda mcadele pozisyonuna
sokulmutur.
Abdullah calan `n Krtlere yapt ktlk sadece
Krtlerin Kylerini Derin mttefikleriyle beraber ykmak-yakmak
deildir,Krtlerin on binlerce gencini infaz etmekte
deildir,Krtleri saa sola savuran bir frtnaya benzemesi de
deildir.Abdullah calan Krtlerin idealleriyle oynad.Krtlerin
mcadelesinin amaszlatrlmasn salad.
Herhangi bir mcadelenin arkasndaki destein ls
ve erevesi o mcadelenin
Baar ihtimallerini yaknlatrr ve artrr..Abdullah calan Kuzey
Krdistan'daki Krtlerin baar ansn azaltmak ve mmknse ortadan
kaldrmak iin her trl stratejiyi iletmeye alt.Muhtemel bir
birlikteliin nlenmesi iin ilk etapta Krt hareketlerine ynelik
saldry,Devlete mttefik yaratmak iin gemite devletle sorun
yaam airetlere ynelik ok acmasz ve sarsc saldrlar
izledi.Mteakip dnemde Gney Krdistan'da asl yapy oluturan
unsurlara saldrlar gerekletirilerek ulusal birliin kurulmas
gelecek zamanlar iin engellenmeye alld.
Abdullah calan gelitirdii askeri stratejide,
zellikle terrist damgasnn vurulmasna neden olacak sivil
hedeflere ynelik saldrlar gerekletirerek, Dnyadan gelebilecek
destein ve sempatinin n alnmaya alld ve bu nemli lde
baarld.Sivil hedeflere ynelik saldrlar Devletin etkisini
krmak,uzlamaya zorlamak gibi sonular dourmak bir yana Devletin
tezlerini daha de glendirmekte,Krtleri dnyada
yalnzlatrmaktadr.Abdullah calan mral'dan ,Krtlere gelebilecek
muhtemel uluslar aras destein nne gemek iin son dnemlerde
Dnya siyasetine yn veren g odaklarna kar taarruzlar
dzenlemektedir.Abd'nin ve Dnya Yahudi Tekilatlarnn Dnya ve
Blge siyaseti zerindeki etkisini,Onlarn Krtlere nemlerinden
dolay olan ilgilerini iyi zmleyen Abdullah calan kendini,onlarn
Krtlere muhtemel bir desteinin engellenmesi amacna ynelik
olarak ,onlarn aleyhinde her trl sylemi gelitirmeye adam
bulunmaktadr.Krt lideri grnmnde olan Abdullah calan'n bu
sylemlerini takip eden dnyann etkili glerinin; Krt
sorununa,Krtlerin lehine bir zm perspektifiyle yaklamasn
beklemek mmkn m?
Abdullah calan anlalmadan PKK gereinin anlalmas
mmkn grnmemektedir.Abdullah calan Krtlerin nnde bir duvar
gibi ykselirken ,Krtler iin ilerlemek sadece bir serap olarak
kalacaktr.Krtler kurtulularna harcanmas gereken enerjilerini,
Abdullah calan'n sayn'yla ,sayla,bayla harcad mddete
kendilerine ktlk yapmaya devam edeceklerdir.Krtler, btn
kurtulu umutlarn bir ahtapot gibi saran Abdullah calan'n
kollarndan kurtulmann arelerini bulmaya almak zorundadr.
Abdullah calan' Krtlerin Mesih'i olarak gren
Krtler,onun yaptklarn deerlendirip son dnemde Ergenekon'un
kirli ilikileri iindeki payna dair delilleri sa duyuyla ele almak
durumundadr.Ve genel olarak PKK dndaki Krt muhalefetin de bu
kirli ilikilere ynelik anlalmas mmkn olmayan sessizliini
bozmas ve yllarca her trl bedel detilen bu Halk,gelimelerin
muhteviyatyla ilgili olarak aydnlatmas gerekmektedir..
Krtler kadn,yals,genciyle Krdistan iin mcadeleye
kendilerini adamken,birdenbire kendilerini Ergenekonun kirli
dileri arasnda buldular.alnan Krt Halknn umutlardr.alnan
Krt Halknn Genlii ve kayp nesilleridir.Bunu yapan kadar,buna
yardmc olanlar da,buna gz yumanlar da suludur.Ve bu iin iinde
olanlar kadar dardan sessizce seyredenler de Bu halktan zr
dilemek durumundadr.
Veya en azndan bunlar kendilerinden
Bunlar Krt Halkndan.
Ve bunlar tarihten utanmaldr.
Selim Çürükkaya /"Onlar Kemalizmi kendilerine rehber alıyorlar, sen Kemalizmi güncelleştirelim dersin. Onlar Kuvay-ı Milliye'yi kuruyorlar, sen bir ağız değişikliği ile 'Kuvay-ı Demokrasi'yi önerirsin. Onlar Türkiyenin Avrupa birliğine girmesine karşıdırlar, sen Kürt halkına Avrupa düşmanlığı yayarsın.. Onlar AKP hükümetine şiddetle karşıdırlar, sen sadece hükümete karşı şiddeti vaaz edersin. Onlar Türk ordusuna toz kondurtmuyorlar, sen onlardan daha orducusun."
Yirminci yüzyılın başı, Osmanlı İmparatorluğu’nun etnik haritasının çizildiği, tebaanın etnik kökenlerine göre hesaplandığı, yerleşim alanlarının yeniden biçimlendirileceğinin sorgulandığı bir dönemeçtir. İttihat ve Terakki, Osmanlı Devleti’nin dinsel cemaatlere yönelik olarak kullandığı takibat metotlarını geliştirip “modernleştirerek” etnik kimlik temelli araştırmalar haline getird....