Search the web
Sign In
New User? Sign Up
latifemiz · "latife, latif gerek"
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Hear how Yahoo! Groups has changed the lives of others. Take me there.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
Messages 1636 - 1665 of 1665   Newest  |  < Newer  |  Older >  |  Oldest
Messages: Show Message Summaries   (Group by Topic) Sort by Date v  
#1665 From: foto izzet <fotoizzet@...>
Date: Wed Dec 16, 2009 11:08 am
Subject: FOTOĞRAF - Kutsal topraklardan kartpostallık fotoğraflar
fotoizzet
Offline Offline
Send Email Send Email
 
1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14

Bu fotoğraf 2859 kez görüntülendi. Bu galeri 12489 kez görüntülendi.

Kutsal topraklardan kartpostallık fotoğraflar



#1664 From: ferdi ferit <ferdiferit@...>
Date: Fri Dec 18, 2009 6:22 am
Subject: MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM Cuma 2009_00_00 (Sözünün eri yiğitler,Günah, hayaline bile girmesin-haftanın Duası)
ferdiferit
Offline Offline
Send Email Send Email
 

" MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM "

( Kürsü, Haftanın Duası ve Sözün özü )

 

-

[İkindi Sohbetleri] Sözünün eri yiğitler 

 

Doğrulukta zirve Nebiler Sultanı (Sallallahu aleyhi ve sellem) hep doğru olarak yaşamış, ümmetine de daima doğruluğu tavsiye etmiştir.

 

Bunlardan birkaçını teberrüken zikretmek istiyorum: "Bana şu altı şey hakkında tekeffülde bulunun (söz verin) ben de size Cennet'i tekeffül edeyim:

 

– "Konuştuğunuz zaman doğru konuşun!

 

– Vaat ettiğiniz zaman yerine getirin!

 

– Emanette 'emin' olun!

 

– Apış aranızı koruyun!

 

– Gözlerinizi harama yumun!

 

– Ellerinizi haramdan uzak tutun."

 

Evet, O hep ok gibi doğru yaşamış, doğruluğu tavsiye buyurmuş ve kendine has doğrulukla zirvelere ulaşmıştı. Elbette O, her hususta bir beşerdi. Fakat doğruluk O'nu işte böyle bir seviyeye yükseltmişti. O, bize de aynı tavsiyede bulunmakta ve, "Doğru söylemeye söz verin, hayatınıza yalan karıştırmayın, ben de size Cennet'i söz vereyim." demektedir.

 

Başka bir hadislerinde de şöyle buyururlar: "Doğrulukta helâkinizi görseniz bile, daima doğruluğu araştırın. Muhakkak onda sizin kurtuluşunuz vardır."

 

Başka bir hadiste de şöyle ferman eder:

 

"Doğruluktan ayrılmayınız. Doğruluk sizi birr'e (iyiliğe), o da sizi Cennet'e ulaştırır. Kişi doğru olur ve daima doğruyu araştırırsa Allah katında sıddîklardan yazılır.

 

Yalandan sakının. Yalan insanı fücura (günaha), o da Cehennem'e götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalan araştırırsa Allah katında yalancılardan yazılır."

 

Kurtuluş ve necat doğruluktadır. İnsan doğrulukla ölse bile bir kere ölür; hâlbuki her yalan ayrı bir ölümdür.

 

Ve sözünün eri sadıklar Kur'ân'da tebcil edilir:"Mü'minler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var ki, işte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir."(Ahzab/23)

 

Enes b. Mâlik -ki Allah Resûlü'nün hizmetkârıdır. Efendimiz Medine'ye teşrif edince, annesi, henüz sekiz-on yaşlarında olan Enes'in elinden tutup onu Allah Resûlü'ne getirmiş ve "Yâ Resûlallah! Oğlum hayatı boyunca sana hizmet etsin." demiş ve Enes'i orada bırakıp gitmişti- işte bu Enes b. Mâlik, "Bu âyette kastedilen şahıs, amcam Enes b. Nadr ve emsalidir." der.

 

SADâKAT KAHRAMANI ENES

 

Enes b. Nadr, Akabe'de Allah Resûlü'nü görünce O'na büyülenmiş gibi bağlanmış ve delicesine sevmişti. Fakat her nasılsa Bedir'de bulunamamıştı. Hâlbuki Bedir'in ayrı bir yeri vardı. Hatta Bedir'de bulunanlar ashab arasında nasıl seçkinse, Bedir'e iştirak eden melekler de gök ehli tarafından öyle seçkin görülürdü. Bu, Bedir'de bizzat bulunmuş ve meleklere kumandanlık yapmış Cibril'in sözüydü. Gel gör ki Enes b. Nadr bu fırsatı kaçırmıştı ve yanıp yakılıyor, gözüne bir türlü uyku girmiyordu. Geldi derdini Allah Resûlü'ne şerh etti: "Yâ Resûlallah, eğer bir daha onlarla karşılaşmak nasip olursa, işte o zaman kâfirlerin benden çekecekleri var." Enes'in bu içten duası kabul olmuş ve Uhud'da küffarla karşı karşıya gelmişti...

 

Uhud.. Uhud deyince insanın içi burkulur. Çünkü orada yetmiş sahabe şehit edilmiştir. Kim bilir, belki de Uhud'daki bu acı hatıradan ötürü ona bir isnadda bulunuruz diye, Allah Resûlü bir gerçeği ifadenin yanında, buna önlem almış ve bir gün Uhud'un yanından geçerken, "Uhud öyle bir dağ ki, o bizi sever biz de onu severiz." buyurmuştur.

 

Uhud sarp bir dağdır. Fakat Uhud Savaşı o dağdan da sarp cereyan etmiştir. Her nasılsa sahabe geçici olarak nöbet yerini istenen şekilde koruyamamış, hatta mevziini değiştirmiş ve böylece Allah Resûlü'nün gösterdiği tabyanın dışına çıkmıştı. Bu muharebede Allah Resûlü de yaralanmış, mübarek dişi kırılmış, miğferi yüzüne batmış ve vücudu kan revan içinde kalmıştı. Ama her şeye rağmen O mağfiret ve rahmet peygamberi, ellerini açmış, dua dua yalvarmış ve "Allah'ım! Kavmimi bağışla; çünkü onlar bilmiyorlar." buyurmuştu.

 

Enes b. Nadr, Uhud günü oradan oraya koşuyor ve bir sene önce Allah Resûlü'ne verdiği sözü yerine getirmeye çalışıyordu. Çalışıyordu ama o da çokları gibi sona doğru bir noktada dolaşıyordu. Evet, vücudu delik deşik olmuş, son anlarını yaşıyordu. Dudaklarında son tebessüm, yanına yaklaşan Sa'd b. Muaz'a şu sözleri söylüyordu: "Resûlullah'a benden selâm söyle. Vallahi şu anda Uhud'un arkasından Cennet kokularını duyuyorum."

 

O gün nice şehitleri tanımak mümkün olmamıştı. Hamza tanınamamış, Mus'ab b. Umeyr bilinememiş, Abdullah b. Cahş'ın vücudunun parçaları bir araya getirilince ancak hakkında "O'dur." diye hüküm verilebilmişti. Enes b. Nadr da aynı durumdaydı. Kız kardeşi gelmiş, kılıcı tutan eline –ki ihtimal tek oradan yara almamıştı– bakıp onu tanımış ve gözleri dolu dolu, "Bu, Enes b. Nadr, yâ Resûlallah!" diyebilmişti.

 

İşte âyet, bu civanmerdi anlatıyordu. O, verdiği sözde durdu. "Ölesiye savaşacağım." dedi ve öldü. Ölüm dahi onu sözünde yalancı çıkaramadı.

 

Âyetin onu anlatması, onun, inananlara da bir örnek olması içindir. Evet, "Lâ ilâhe illallah" dedikten sonra, her fert bu denli o kelimenin muhtevasına sadık kalmalıdır ki, din harap, iman serâp, şeâir de pâyimâl olmasın...

 

Enes b. Nadr ve Enes b. Nadrlar sözlerinde durdular. Sözlerinin eri ve dosdoğru olduklarını ispatladılar. Çünkü onlar derslerini, Kâinatın Efendisi Muhammedü'l-Emîn'den almışlardı. O nasıl doğru ve emindi, dostları da aynı şekilde doğru ve emindiler...

 

1 - Doğrulukta zirve Nebiler Sultanı hep ok gibi doğru yaşamış, ümmetine de daima doğruluğu tavsiye etmiştir. Elbette O, her hususta bir beşerdi. Fakat doğruluk O'nu insanlığın zirvesine yükseltmişti.

 

2 - Enes b. Nadr, Akabe'de Efendimiz'i görünce O'na büyülenmiş gibi bağlanmış ve delicesine sevmişti. Fakat her nasılsa Bedir'de bulunamamıştı. Bu yüzden yanıp yakılıyor, gözüne bir türlü uyku girmiyordu.

 

3 - Enes, Uhud günü oradan oraya koşuyor ve Allah Resûlü'ne verdiği sözü yerine getirmeye çalışıyordu. O da çokları gibi sona doğru bir noktada dolaşıyordu. Vücudu delik deşik olmuş, son anlarını yaşıyordu.  ZAMAN 18 Aralık 2009, Cuma

 

 

[His Dünyası] Çekişen Dünyalar 

 

Bizim ufkumuz rengârenk; mavi, kırmızı, mor,

Her yerde renk renk nağmeler O'nu heceliyor.

 

Çevremiz pırıl pırıl nûr, buğu buğu huzûr,

Her yörede âhenk, her yanda ayrı bir sürûr!..

 

Kevserler çağlıyor; kevserler etrafında biz,

Suyu kesilmez çeşme akıyor sessiz sessiz...

 

Hiç durma sen de yürü bu iklime ve kurtul..!

Kulluklardan sıyrıl, gel oluver Allah'a kul...

 

Bak her şeyde ölgünleşme, her şeyde tükeniş,

Öyleyse, koş ölümsüzler kervanına yetiş!

 

İnanan ruhlarda pürhis, inançsızlar hissiz;

Mü'minler merhametli, münkirler merhametsiz;

 

İnananlar, her şeyde O'nu hecelemekte..

İnançsız dimağlarsa, ömür boyu hayrette;

 

Yapayalnızdırlar, beşikten mezara kadar,

Bu kara yalnızlıkta bir sürü ızdırap var:

 

Dünya bir derin kuyu, sonu ölüm çukuru,

Yollar zaman tüneli, öte çöl gibi kuru.

 

Önde karadelik, arkada ölüm ejderi,

Ne bir adım ileri, ne de bir adım geri...

 

Ufku şafak bilmez, hazan sarmış baharını,

Bedbinlik, ümitsizlik karartmış her yanını.

 

M. Fethullah Gülen

 

 

[Fasıldan Fasıla] Günah, hayaline bile girmesin 

 

Allah Resûlü, bir hadislerinde, insanın kötülüğe niyet edip yapmadığı zaman, bir sevap kazanacağını; başka bir hadislerinde ise fenalığa niyet edip yapmadığı halde günah kazanacağını bildirir.

 

Bu iki hadiste kastedilen mânâ telif edildiği zaman, birinci hadisin bizim gibi avam insanlara karşı söylenmiş; ikinci hadis-i şerifin ise Allah tarafından bol bol lütuflarla serfiraz kılınmış ve o lütuflar helezonunda yükselmiş insanlara yöneltilmiş bir hitap olduğu anlaşılır. Çünkü o insanın fenalıkları zihninde tasavvur etmesi bile, Allah'a kurbiyetle telif edilemeyeceğinden o, aksi bir hükümle cezalandırılır. Yine önemli (önemli olduğu kadar kudsî) bir mekânda bulunup kendilerinden sadece okuma, düşünme, iman ve Kur'ân hizmetinde çalışmakla Allah'a kurbiyet kesbetme beklenen insanların, bu türlü fısk u fücura girmesi, çarşıya-pazara çıktıklarında gözlerine dikkat etmemeleri, Allah'ın kendilerine karşı onca hıfz, himaye ve kelaetine saygısızlık olacağından, daha büyük tokatlara sebep olabilir. Onlar, bu türlü şeylere maruz kaldıklarında, şeytandan bir ok yemiş gibi hemen Allah'a teveccüh etmeli ve, 'Estağfirullah Ya Rabbi!' demelidirler...

 

Bir diğer husus da şudur, kasdî ve iradî olmaksızın, vazife icabı bu türlü şeylere tevessül eden Müslümanlar hakkında sû-i zan etmemiz hiçbir zaman doğru olmaz. Zira bu insanlar, vazife icabı toplumun içine girmekte ve görevlerini ancak bu şekilde yürütebilmektedirler. Dolayısıyla, 'Toplumun içinde kalıp da ondan gelenlere katlanmak, tek başına olmaktan daha hayırlıdır.' hadisi, onlar için bir sığınak sayılabilir. Böyle bir hayır arama düşüncesiyle, ister okulda talabe ya da hoca olarak görev yapsınlar, ister çarşıda esnaflık, isterse başka yerde çalışsınlar, kasdî olarak bu türlü şeylere tevessül etmedikleri müddetçe, tıpkı sokakta gezerken paçalara sıçrayan çamurun namaza engel olmadığı gibi bu durum da onlar için sorumluluk vesilesi olmaz.

 

Fakat bir mecburiyet olmadan, kasdî ve iradî olarak bu tür günahlara kapı aralanırsa, o zaman da Cenâb-ı Hak burada sormasa bile, âhirette sorabilir; dünyada sorulması ehven; ahirette sorulması ise daha eşed/şiddetlidir. Dolayısıyla, özellikle Cenâb-ı Hakk'ın has dairesi içinde bulunan kişilerin, içtimaî münasebetlerinde olabildiğince dikkatli olmaları ve iktisat etmeleri gerekmektedir. Bu sebeple bu mevzuda hassasiyet gösterenleri hafife almak kesinlikle doğru değildir.  ZAMAN 18 Aralık 2009, Cuma

 

 

Haftanın Duası 

 

Ey, varlığı canlarımızın cânı, nûru gözlerimizin ziyası Yüce Varlık! Sen tenlerimize can vermeseydin, bizim çamurdan, balçıktan ne farkımız olurdu.!

 

Sen gözlerimize ziya çalmasaydın, kâinatları nasıl değerlendirebilir ve Seni nasıl bilebilirdik.! Sana kâinatın zerreleri adedince hamd ü senâda bulunsak, yine de hakkıyla şükretmiş sayılamayız... Ey Güzeller Güzeli! Gönüllerimizi güzellik duygularıyla mamur kıl ve bize her zaman güzel kalmanın yollarını göster!

 

Sözün Özü 

 

Hayal, tıpkı tefekkürde olduğu gibi, azme, ideale.. ait hususlarla ilgili olduğu zaman iyi ve faydalı; çirkin ve çirkef şeylere ait olduğu zaman da kötü ve zararlıdır.

 

Hususiyle genç dimağlarda hevesata ait hayal ve tasavvurlar, onları öyle fenalıklara sürüklerler ki, bir daha kendilerini toplamaları çok zor olur. Bu bakımdan, her günah içinde küfre giden bir yolun olduğu gibi, içinde fesat ve fücur olan her hayal de sahibini fıska ve dalâlete çekip götüren zihnî bir gulyabânidir.

 

ZAMAN

18 Aralık 2009, Cuma



1 of 1 File(s)


#1663 From: resim sever <resim.sever@...>
Date: Wed Nov 4, 2009 9:57 am
Subject: GUZEL_RESIMLER iki gzel ku
resim.sever@...
Send Email Send Email
 

GUZEL_RESIMLER iki gzel ku


1 of 1 Photo(s)

#1662 From: Munevver AYDIN <munayd@...>
Date: Wed Dec 16, 2009 6:23 am
Subject: Fw: ..::Fethimiz::.. 1431 Hicri Yılbaşımız ve Muharrem ayımız hayırlı olsun
munayd
Offline Offline
Send Email Send Email
 


--- On Mon, 12/14/09, Nevin Kaya <nevink26@...> wrote:

From: Nevin Kaya <nevink26@...>
Subject: ..::Fethimiz::.. 1431 Hicri Yılbaşımız ve Muharrem ayımız hayırlı olsun
To:
Date: Monday, December 14, 2009, 10:21 AM

 
Arabî aylarin hicrî tarih ile sene basi Muharrem ayi’dir. Ramazan ayindan sonra aylar içerisinde en hayirlisidir. "Zilhicce’nin sonuncu günü ile Muharrem’in birinci günü oruç tutanin orucu elli yillik günahina keffarettir" Hadis-i Serîf
Muharrem ayinin ilk Cuma gecesi: Tâhâ Sûre’si bir defa okunacak. 9, 10 veya 10 ve 11.nci günler (10.ncu gün Asûre günü) oruç tutulacak. 10.ncu gece yatsidan sonra 2 rek’at namaz kilinacaktir. Her rek’atinda; 1 Fâtiha-i Serîfe, 1 Ayet-el Kürsî okunup namazdan sonra 313 defa "Lâ ilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minezzâlimîn" 1 defa Tenzile Sûresi okunacaktir. Muharrem’in 10.ncu günü Kusluk vaktinde 8 rek’at namaz; her rek’atte 1 Fâtiha-i Serîfe, 1 Ayet-el Kürsî ile kilinacak, namazdan sonra 100 Ihlâs-i Serîf okunacaktir.
 
Muharrem Ayı ve Aşure Günü

"Şehrullahi'l- Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir. (1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur
.(2)
Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
"Bu ne orucudur?" diye sordu.
Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir"
buyurdu.(5)
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)
"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(
7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Diğer önemli vakıa ise "Kerbela"...
Hz. Hüseyin'in Şehadeti. Resulullah (s.a.v)'in ailesinden 72 kişinin şehadeti. Muhammed ümmeti olduklarını iddia eden bir kalabalık tarafından Muhammed(s.a. v)'in ailesinden 72 kişi şehit edildi ve sağ kalanlar ise tutsak edildi...
İnsanoğlunun yaşam tarihinde birçok önemli dönüm noktaları olmuştur. Bunlardan bazıları insanlığın geleceğine ışık tutacak ve insanı tekamüle erdirecek olaylardır, bazıları ise insanlığın yüz karası ve utanç tablolarıdır.
   İnsan kendi geçmişine baktığında, önemli olan bu olayları analiz edip boyutlarını tanımaya çalışıyor.
   İnsanoğlunun, özellikle Müslümanların tarihinde, önemli bir yeri vardır kuşkusuz Kerbelâ olayının...
   Kerbelâ olayı tahlil edildiğinde, görülecek ki bu olay, ne sırf tarihî bir vakıa, ne salt bir kahramanlık destanıdır; ne sırf siyasî ve ideolojik, ne de salt kavmî ve sosyal bir hadisedir.
   Bütün bunlar vardır Kerbelâ"da; ama Kerbelâ bunların hiçbiri değildir.
Allah"ın dininin değiştirildiğini, İslâm"ın tersine bir gömlek gibi ümmete giydirildiğini, ahlâk ve dinî vecibelere boyun eğmeyen bir eğlence düşkününün ümmete musallat olduğunu gören Hz. Hüseyin"in (a.s); dedesi Hz. Resulullah"a (s.a.v) babası Hz. Ali'ye ve şanlı annesi Hz. Fatıma-ı Zehra"ya yaraşır bir "cesaret" ve "yiğitlik" örneği sergileyerek, Allah'ın dinini kurtarma ve uçuruma yuvarlanmak üzere olan ümmete bir kurtuluş meşalesi olma gayreti ve hamasetinin toprak tenler için inanılmaz bir tecellisidir Kerbelâ... 
Yezidilerin İslam nizamı diye ileri sürdükleri saltanat'ın önüne geçerek, kendini kurban edip gerçek islam'ın, hilafet sancağının, tüm nesillere ve çağlara ulaştırılmasının adıdır kerbela...
Bir çok önemli olaylara sahne olan Muharrem ayı ve aşura günü'nün bireysel ve toplumsal olarak bir çok hayırlara vesile olmasını diliyoruz...
Her Gün Aşura, Her Yer Kerbela...  
1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savın: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8) İhyâ, 1:238
9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.



#1661 From: Munevver AYDIN <munayd@...>
Date: Wed Dec 16, 2009 6:21 am
Subject: 1431'inci hicret yılımızın hayırlara vesile olmasını diliyoruz
munayd
Offline Offline
Send Email Send Email
 

1431'inci hicret yılımızın hayırlara vesile olmasını diliyoruz         

 

Yarın idrak edeceğimiz 1431'inci hicri yılımızla, ay sonunda ulaşacağımız miladi yılımızın İslam âlemine ve insanlık dünyasına hayırlar getirmesini dilerken, hicri tarihimizin başlangıcına ait kısa bir özet arz etmek istiyorum.

Miladi tarih: 622.

Efendimiz (sas) Hazretleri 53 yaşında, peygamberliğinin de on üçüncü senesindedir. Mekke'de Müslümanlara yapılan zulüm ve baskı, sabır sınırlarını aşan boyutlara ulaştığından dolayı, uzun zamandır beklenen hicret izni nihayet çıkmıştır.

Bu sebeple muharrem ayı boyunca sürdürülen gizli hicret, peşinden gelen safer ayında da devam eder, iki ay boyunca Mekke'yi gizli ve aleni terk edenlerin sayısı 15O aileyi geçer.

Artık hicret sırası onları yolcu eden Efendimiz'e gelmiştir.

Nitekim safer ayının 27'sinde Efendimiz (sas) Hazretleri de evinin etrafını sarmış bulunan silahlı müşriklerin arasından gece karanlığında çıkıp yol arkadaşı Ebu Bekir'le buluşarak birlikte bir saatlik uzaktaki Sevr Mağarası'na ulaşıp saklanmaya muvaffak olmuşlardır. Üç gün boyunca burada yol hazırlıklarını tamamlayan Efendimiz, rebiul'evvelin başında Medine'ye doğru dört kişilik bir kafile halinde yola çıkarlar. Kafilede kendilerine kılavuzluk yapacak olan Abdullah bin Ureykıt bir müşriktir!. Ancak Resulullah onu, kılavuzluğundaki maharetine ve sözünde duruş dürüstlüğüne bakarak tercih etmiştir.

Nitekim 15 günde ancak kat edilecek 45O km'lik yolu, 8 günde en kısa yoldan giderek Medine'nin kenarındaki Kuba köyüne ulaşmayı başaran bu kılavuzuna, Efendimiz ücretini anlaştıklarından fazla vererek memnuniyetini ifade eder. 15 gün kaldığı Kuba'da bir mescid inşa eden Efendimiz (sas) Hazretleri, burada cemaatle birlikte namaz kılınmasını sağlar.

Buradan cuma günü Medine'ye doğru yol alırken gelen ayetlerle farz olan cuma namazını yolda kıldırdıktan sonra, büyük bir kafile ile nihayet hicret yolunun sonu olan Medine'ye ulaşır, bugünkü mescidin bulunduğu yerde çöken devesinin misafir olacağı evi de işaret ettiğini ifade ile Halid bin Zeyd'in evine misafir olur.

Böylece 53 yaşında rebiul-evvelin başında günde 56 km yol yürüyerek başladığı 45O km'lik hicret yolculuğunu ayın 27'sinde Medine'de tamamlamış olur.

Bu kutsal yolculuktan tam 16 yıl sonra Halife Hazreti Ömer (638) de Medine'de meşveret meclisini toplar, devlet işlerini düzenleyen tarihsiz evraklar karışıklığa sebep olduğundan Müslümanlara ait resmî bir tarih tespitine ihtiyaç olduğunu, hangi olayı tarih başlangıcı olmaya layık gördüklerini sorar.

Efendimizin doğumu, vefatı gibi büyük olayları tarih başlangıcı olmaya layık gördüklerini ifade edenler olursa da en ilgi çekici teklif Hazreti Ali'den gelir.

-Müslümanların İslam'ı yaşamak ve yaymak için her şeylerini Mekke'de bırakarak Medine'ye hicretlerini tarih başlangıcı olmaya en layık olay olarak görmekteyim, der.

Bu teklife meşveret meclisinden tasvip sesleri yükselerek karar kesinleşir.

Meşveret meclisinin bu kararını kapıda bekleyen Abdullah, Medine sokaklarında halka şöyle ilan eder:

-Ey Müslümanlar! Haberiniz olsun, artık sizin de bir resmî tarihiniz vardır. İlk hicret kafilesinin yola çıktığı muharrem birinci ay, bu ayla başlayan sene de birinci hicri sene olarak tespit edilmiştir. Birinci muharrem ayınız ve hicret yılınız hayırlı, uğurlu olsun!

Biz de Abdullah'ın o günkü duasına bugün de amin diyor, tüm Müslümanlara '1431'inci hicret yılımız hayırlı ve uğurlu olsun!' diyoruz.



1 of 1 File(s)


#1660 From: hizmet muhendislik <hizmetmuh@...>
Date: Thu Nov 12, 2009 10:29 am
Subject: Facebook, Twitter'a üyeyseniz mutlaka okuyun
hizmetmuh
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Facebook, Twitter'a üyeyseniz mutlaka okuyun
Bilgisayar ve internet kullanımının yaygınlaşmasıyla güvenlik sorunları her geçen gün artarken, yüzlerce kişi forum siteleri aracılığıyla dolandırılıyor.
İnternet kullanıcılarının herhangi bir amaç için üye olduğu zararsız gibi görünen forum sitelerinin kullanıcılar için çok büyük tehlike arz ettiği belirtildi. Uzmanlar, çeşitli kişi ve gruplarca oluşturulan forum sitelerine üye olanların kişisel bilgilerinin çalınarak başkalarına satılabileceğini kaydetti.
Türkiye İnternet Evleri (TİEV) İnternet Birliği Komisyon Başkanı Hakan Topuzoğlu, bilgileri çalınan kişilerin her türlü dolandırıcılığa maruz kalabileceği uyarısında bulundu.
Topuzoğlu, Facebook, Twitter, MySpace gibi sosyal ağdaki kullanıcı hesaplarının çalınarak bu siteler üzerinden kurbanın tanıdıklarından para istendiğini dile getirdi.
Ağdaki kötü niyetli kişilerin tanışarak samimi olduğu kişilerden hediye ve para istediklerini aktaran Topuzoğlu, Topuzoğlu, sanal dolandırıcılık hakkında şu bilgileri verdi: "Sahte elektronik postalar ile insanlar tuzağa düşürülüyor. Bu nedenle, arkadaşınızdan veya güvenilir bir kurumdan geliyormuş gibi gelen fake e-mailler (sahte e-posta) kullanılarak kurbana gönderilen mail sayesinde insanlardan bilgilerini istemek. Bu bilgi bankacılık şifresi, e-posta adresinin şifresi, annesinin kızlık soyadı dahi olabilir. O yüzden, size gelen bu tarz e-postaların hiçbirini dikkate almayın, okumadan silin. Aksi takdirde doldurduğunuz forum doğrudan kötü niyetli insanların eline geçecektir."
Sanal ortamda en fazla dolandırıcılığın bahis siteleri aracılığıyla yapıldığını ifade eden Topuzoğlu, ertesi gün oynanacak maçın sonuçlarının önce kurbanın e-postasına gönderildiğini, birkaç gün boyunca doğru sonuçlar gönderilince, ücretsiz olarak tanıtılan bu hizmetin en şüpheci kişiyi bile ikna etmeye yeterli olduğunu söyledi.
'Sonuçları öğrenmeye devam etmek istiyorsan, şu hesaba para yatırmalısın' şeklinde e-maillerin geldiğini dile getiren Topuzoğlu, bu maillerin dikkate alınmamasını tavsiye etti.
(CİHAN)


#1659 From: foto izzet <fotoizzet@...>
Date: Wed Nov 11, 2009 10:13 am
Subject: FOTOĞRAF - Kamuflaj ustaları
fotoizzet
Offline Offline
Send Email Send Email
 
FOTOĞRAF - DAHA FAZLA GALERİ

1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 - 22 - 23 - 24 - 25 - 26 - 27 - 28 - 29 - 30 - 31 - 32 - 33 - 34 - 35 - 36 - 37 - 38 - 39 - 40 - 41 - 42 - 43 - 44 - 45 - 46 - 47 - 48 - 49 - 50 - 51 - 52 - 53 - 54 - 55 - 56 - 57 - 58 - 59 - 60 - 61 - 62 - 63 - 64 - 65 - 66 - 67 - 68 - 69 - 70 - 71 - 72 - 73 - 74 - 75 - 76

Bu fotoğraf 5565 kez görüntülendi. Bu galeri 18544 kez görüntülendi.

Kamuflaj ustaları



#1658 From: fuat ozcelebi <fuat.ozcelebi@...>
Date: Thu Nov 5, 2009 2:20 pm
Subject: Mazlumun Koruyanı...
fuat.ozcelebi
Offline Offline
Send Email Send Email
 

Mazlumun Koruyanı...    
Mehmet Kamış,
Zaman   
04.11.2009
Mehmet Kamış
Mehmet Kamış
Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir.
Her türlü görünür süslerden de arınması gereklidir. Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden.
Derviş usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır. "Vur usturayı berber efendi." der. Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş bir yandan da aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak 'Kalk bakalım derviş, kalk da tıraşımızı olalım.' diye kükrer. Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ne de olsa mahallenin kabadayısı, elinde silah astığı astık kestiği kestik. "Ne diyorsak o'' diye ortalıkta dolaşan bir belalı. Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında sürekli aşağılar dervişi, alay eder. Kabak aşağı, kabak yukarı! Konuşur durur. Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın; bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyari sorar: "Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?" Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: "Vallahi gücenmemiştim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!"
Teşbihte hata olmasın...
Fethullah Gülen Hocaefendi, yıllarca cami kürsülerinde, özel sohbetlerde kendisini dinleyen herkese iyiliği anlattı. Bütün hayatını bu ülkeye bu millete hatta bütün insanlığa vakfetti. Bir karıncayı ezmedi, birine kötü bir söz söylemedi. Soluğunu ulaştırdığı herkese de aynısını tavsiye etti. Onu dinleyenler, onun söylediklerini önemseyenler de hayatlarını bu millete, bu ülkeye hatta insanlığa adadılar. Asya steplerinden Afrika çöllerine yeryüzünün her yerinde iyiliği anlatıp hakkın temsilcisi oldular. Kimse onlardan birinin, başkasının hakkını gasp ettiğini, haksızlık yaptığını söylemedi, söyleyemedi.
Şiddetin İslam dünyasını yakıp kavurduğu bir zamanda o, hep barışı ve suhuleti tavsiye etti. Israrla ve kararlılıkla barışı, hoşgörüyü önerdi. Onu sevmeyenler bile bu millete ya da insanlığa bir zararının dokunduğunu dillendiremedi.
Buna rağmen 1999 yılında bugünkü irtica eylem planı gibi bir planla hakkında bir sürü yalan yanlış haberler yaptırılıp yurtdışında yaşamaya zorlandı. Ama o, düşüncelerinden ve davranışlarından hiç taviz vermedi. Hiç farklı bir düşünce içinde olmadı. Konuştuğu her şeyi milletinin ve insanlığın hayrı için konuştu. Yalancı şahitler bulunup hakkında açılan davaların hiçbirinden bir şey çıkmadı. Suçsuzluğu Türkiye Cumhuriyeti'nin mahkemelerince de tescillendi.
Suç işlemeyenlerin evlerine silah yerleştirerek yeni bir linç girişiminde bulunmayı denediler ama buna da Allah müsaade etmedi. Eee ne de olsa bu dünyada mazlumun bir koruyanı kollayanı var elbette.
ALTTAKİLERDE BENDEN;
VE TABİİKİ BÜTÜN BUNLARIN HEM KABİRDE HEMDE MAHŞERDE HESABINI SORACAK OLANDA.
ZANNETMESİNLER Kİ BU YAPTIKLARI İÇİN ŞU ANDA BİR ŞEY OLMUYOR.ÇOK YANILIYORLAR.
ALLAH HALİM DİR VE ONLARA BU İSMİ VE RAHMAN İSMİNİN TECELLİSİ GEREĞİNCE ŞU ANDA MÜDDET VERİYOR YANİ TÖVBE EDİP PİŞMAN OLMALARI İÇİN HALEN ZAMAN TANIYOR. FAKAT HEYHAT HİÇ AKILLANMIŞADA BENZEMİYORLAR.
ALLAHIM SEN ZALİME GEREĞİ GİBİ DAVRANANSIN VE SEN BİLİRSİN. 


Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr


Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr

#1657 From: ferdi ferit <ferdiferit@...>
Date: Fri Dec 11, 2009 6:25 am
Subject: MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM Cuma 2009_12_11 (Sadakat kahramanı üç yiğit-haftanın Duası)
ferdiferit
Offline Offline
Send Email Send Email
 

" MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM "

( Kürsü, Haftanın Duası ve Sözün özü )

 

 

 

Sadakat kahramanı üç yiğit 

 

Kurtuluş ve necat doğruluktadır. İnsan doğrulukla ölse bile bir kere ölür; hâlbuki her yalan ayrı bir ölümdür. Nitekim sadakat kahramanı Kâ'b b. Mâlik (radıyallâhu anh): "Ben doğruluğumla kurtuldum." der. Evet, doğruluk deyince O'nu hatırlamamak mümkün değildir.

 

Kâ'b b. Mâlik, kılıcı kadar sözü, sözü kadar da kılıcı keskin bir insandı. Şairdi. Şiirleriyle kâfirlerin moral dünyalarını alt-üst edebilirdi. Akabe'de gelip Allah Resûlü'ne biat etmişti. Dolayısıyla da Medine'nin ilklerindendi. Fakat Tebük Seferi'ne katılamamıştı. Tebük zorlu bir savaştı. Bu savaşta bir avuç insan koskoca Roma İmparatorluğu'nun ordularıyla yaka-paça olacaktı. Hem de çölün o kavurucu ve bitirici sıcağında. O düşünceyle gidildi.. o civanmertlik gösterildi.. o sevap alındı ama o korkunç muharebe sadece düşüncelerde kaldı.

 

Allah Resûlü, bütün askerî harekâtlarını gizli tutarken bu defa açık gitmiş ve herkesi açıktan davet etmişti. İşte, böyle açık bir davete rağmen Kâ'b, bu sefere iştirak edememişti. Şimdi siyer kitaplarından, kendi serencamını kendi ağzından icmal ederek anlatalım:

 

"Herkes muharebeye davet edildi. Çünkü mücadele çetin olacaktı. Fakat Allah takdir etmedi ve sadece tatbikattan ibaret bir hareket olarak kaldı. Böyle olacağı bildirilmiş veya bildirilmemişti ama Allah Resûlü bu muharebeye ayrı bir ehemmiyet veriyordu.

 

Herkes gibi ben de hazırlıklarımı tamamladım. Hatta o güne kadar hiçbir harbe bu kadar iyi hazırlanmamıştım. İki Cihan Serveri hareket komutunu verdi ve ordu harekete geçti. Ben kendi kendime: Nasıl olsa onlara yetişirim, diye beraber çıkmadım. Hiç de bir işim yoktu. Fakat kendime olan güvenim beni alıkoyuyordu. Bugün-yarın-öbür gün, derken günler gelip geçiverdi. Artık Allah Resûlü'ne yetişmem mümkün değildi. Mecburen bekleyecektim.. ve bekledim de. Hem de her saati günler süren bir bekleyişle bekledim.

 

Nihayet, Allah Resûlü'nün seferden dönüşü her yandan duyulmaya başladı. Zaten her defasında öyle olurdu. Medine, O'nun dönüşüne yakın yeniden bir kere daha canlanırdı. İşte şimdi yine herkesin yüzünde bir beşaşet vardı; Allah Resûlü dönüyordu...

 

Nihayet beklenen vakit geldi. Ordu Medine'ye avdet etti. Efendimiz de mutadı olduğu üzere evvelâ mescide uğrayıp iki rekât namaz kılmış ve halkla görüşmeye başlamıştı. Herkes bölük bölük mescide geliyor, ziyaret ediyor ve harekete iştirak etmeyenler de özür beyanında bulunuyorlardı. Benim durumumda olanlardan da çoğu mazeret bildirmiş ve Allah Resûlü tarafından mazeretleri kabul edilmişti. Ben de aynı şeyi yapabilirdim. Zira içlerinde ikna kuvveti ve söz söyleme kabiliyeti en güçlü olanlardan biriydim. Ama nasıl olur da hiçbir mazeretim olmadığı hâlde Allah Resûlü'ne yalan söyleyebilirdim. Yapmadım, yapamadım. Karşılaştığımızda, İki Cihan Serveri kalbimi delip geçen bir buruk tebessümle karşıladı beni. Ve: 'Neredeydin?' diye sordu. Durumumu olduğu gibi eksiksiz anlattım. Başını çevirdi ve dil ucuyla: 'Kalk git!' dedi.

 

Dışarı çıktım. Kavmim etrafımı sardı: 'Sen de bir mazeret söyle, kurtul!' dediler. Dedikleri bir aralık kalbime yatar gibi de oldu. Fakat birden kendime geldim ve sordum: 'Benim durumumda olan başkaları var mı?' 'Var.' dediler ve iki isim söylediler. İkisi de Bedir'e iştirak etmiş namlı, şanlı sahabeler arasında bulunuyorlardı: Mürâre b. Rebî ve Hilâl b. Ümeyye. Evet, onlar da hiçbir mazeret beyan etmeyerek doğruyu söylemişler ve benim durumuma düşmüşlerdi. –Estağfirullah– intizar koridoruna girmişlerdi. Benim için ikisi de kendilerine ittiba edilecek insanlardı.. ben de onlara uymaya karar verdim; mazeret ileri sürmekten vazgeçtim.

 

Namaz kılarken gözümün ucuyla O'na bakıyordum

 

Üçümüz hakkında bir emir yayımlandı. Artık hiçbir Müslüman bizimle görüşüp, konuşmayacaktı. Diğer iki arkadaşım evlerine kapanıp, durmadan gece gündüz ağlıyorlardı. Ben, aralarında en genç ve kuvvetli olandım. Sokağa, çarşıya, pazara çıkıyor ve namaz vakitlerinde de mescide gidebiliyordum. Ancak benimle kimse konuşmuyordu. Vaktimin çoğunu mescidde geçiriyordum. Allah Resûlü'nden bir tebessüm yakalayabilmek için uzun uzun beklediğim oluyordu.. heyhât ki, her gün evime hicranla dönüyordum; O, yüzünden hiç tebessüm eksik olmayan insan, bir kere olsun, bana bakıp tebessüm etmemişti. Selâm veriyordum; acaba dudakları kımıldayacak mı diye gözlerimi dudaklarına dikiyordum. Gel gör ki en hafif bir kımıldama olmuyordu.

 

Çok defa namaz kılarken gözümün ucuyla O'na bakıyordum. Namaza başladığımda bana bakıyordu. Fakat namazımı bitirince hemen benden gözünü kaçırıyordu. Tam elli gün böyle geçecekti. Bütün insanlar ve bulunduğum yer bana öylesine yabancılaşmıştı ki, kendimi yabancı bir ülkede zannetmeye başladım.

 

Bir gün Ebû Katâde –ki amcamın oğluydu, onu çok severdim, o da beni canı kadar severdi– onun bahçesinin duvarından atlayarak yanına sokuldum. Selâm verdim, selâmımı almadı. Sordum: 'Allah için söyle, benim Allah ve Resûlü'nü sevdiğime inanmıyor musun?' O hiç cevap vermedi. Sözümü üç defa tekrar ettim. Üçüncüsünde de: 'Allah ve Resûlü bilir.' dedi ve yanımdan ayrıldı. Dünya başıma yıkılmıştı. Ebû Katâde'den bu sözü hiç beklemiyordum. Gözlerim doldu ve hıçkıra hıçkıra ağladım.

 

Yine bir gün Medine sokaklarında yapayalnız dolaşırken; sokaklarda bir adamın beni soruşturduğunu duydum. Sorduğu şahıslar işaretle beni göstermişlerdi. Adam yanıma geldi, elinde de bir mektup vardı. Mektup bana aitti. Gassân Meliki'nden geliyordu. Melik beni, kendi memleketine davet ediyordu. Mektubunda: 'İşittim ki sahibin seni yalnız bırakmış.. Bize gel; senin gibilerin bizim nezdimizde kadri yüksektir...' gibi sözler ediyordu. "Bu da bir imtihan." dedim ve mektubu yırtarak ateşe attım.

 

Dünyam kararmış ve kabir kadar daralmıştı

 

Kırkıncı gündü. Allah Resûlü bir adam göndermişti. Gelen şahıs bizim, hanımlarımızdan uzak durmamız gerektiğini söylüyordu. 'Boşayayım mı, ne yapayım?' dedim. –Ah vefasına kurban olduğum insan!– 'Sadece uzak dur!' dedi ve gitti. Hanımıma kendi evlerine gitmesini söyledim. Bu arada Hilâl'in hanımı gidip, hizmet etmek kaydıyla izin istemişti. Hilâl yaşlı bir insandı. Kendi işini göremiyordu. Ve Allah Resûlü onun hanımına izin vermişti. Bazıları benim de aynı şekilde izin almamı istediler. Fakat kabul etmedim. Zira Allah Resûlü'nün böyle bir teklifi nasıl karşılayacağını bilemiyordum.

 

Derken bir müddet de böyle geçmiş ve tam elli gün dolmuştu. Artık dayanamaz hâle gelmiştim. Dünyam kararmış ve kabir kadar daralmıştı. Her zaman yaptığım gibi evimin damında sabah namazını kılmış, oturuyordum. Birisinin yüksek sesle ismimi söylediğini duydum. Ses: 'Müjde Kâ'b!' diyordu. İşi anlamıştım. Hemen secdeye kapandım. O gün sabah namazından sonra Allah Resûlü affımızı ilân etmişti. Mescide koştum, herkes ayağa kalkmış beni tebrik ediyordu. Talha boynuma sarıldı, yüzümü, gözümü öpüyordu. Sanki yeniden bir Akabe yaşıyordum. Allah Resûlü'nün huzuruna gelip elini tuttum. O da benim elimi tutmuştu. –O anda Cennet'le müjdelenseydi dahi zannediyorum bu kadar sevinmeyecekti– Allah Resûlü: 'Allah sizi affetti.' buyurdular. Ve hakkımızda inen şu âyeti okudular:

 

"Ve (Allah o tevbeleri) geri bırakılan üç kişinin de tevbelerini kabul etti. Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah Tevvâb'dır, Rahîm'dir."(Tevbe Sûresi, 9/118)

 

O bu âyeti okuduktan sonra Resûlullah'a hitaben, 'Yâ Resûlallah! Ben doğrulukla kurtuldum.. Bundan böyle ömrüm oldukça da doğrudan başka bir şey söylemeyeceğime, söz veriyorum.' dedim."158

 

Evet, peygamberlik hakikati, sıdk dediğimiz, doğruluk çarkı ve esası üzerine döner durur. Her peygamber doğru söyler. Ve öyle olması da zarurîdir. Zira, gayb âleminden emirler getirerek insanlığa tebliğ eden bu şahıslardan herhangi birinde küçücük bir yanılma veya yanlışlık olsa, her şey altüst olur. İnsanlık adına öğrenmemiz gerekli olan bütün hakikatler, bize onlar vasıtasıyla intikal etmektedir. Bu ise zerre kadar yanılgıya tahammülü olmayan çok hassas bir konudur.

 

 

ÖZETLE:

 

1- Kurtuluş ve necat doğruluktadır. İnsan doğrulukla ölse bile bir kere ölür; hâlbuki her yalan ayrı bir ölümdür. Nitekim sadakat kahramanı Kâ'b b. Mâlik (ra): "Ben doğruluğumla kurtuldum." der.

 

2- Allah Resûlü, bütün askerî harekâtlarını gizli tutarken bu defa açık gitmiş ve herkesi açıktan davet etmişti. İşte, böyle açık bir davete rağmen Kâ'b, bu sefere iştirak edememişti.

 

3- Çok defa namaz kılarken gözünün ucuyla O'na bakıyordu. Namaza başladığında Allah Resûlü de ona bakıyordu. Fakat namazını bitirince hemen ondan gözünü kaçırıyordu. Tam elli gün böyle geçecekti. ZAMAN

 

11 Aralık 2009, Cuma

 

 

[His Dünyası] Dava Adamı 

 

Kıvrım kıvrım Hakk'a uzanan ışıktan yolda,

Benliğin her basamağını aşan kahraman;

Yok gözü servette-sâmanda, parada-pulda;

Büklüm büklüm bir yumak onun elinde zaman.

 

Durmuş gök yolculuğuna rampalar kuruyor,

Ermiş Hızır'la bir halvete önceden önce;

Gelip-geçene şafak mesajları sunuyor,

Bağrında tek ışığın çakmadığı her gece...

 

Elinde meş'alesi, saçıyor her yana nûr,

Kandiller sıra sıra geçtiği her bucakta;

Atlas ikliminde her dem üfül üfül huzûr,

Tütüyor amber kokusu, tüten her ocakta.

 

Yeşeriyor geçip gittiği yerler ardından,

Nâra atıyor ovalar, obalar, yamaçlar...

Rüzgâr bahar kokusuyla esiyor her yandan,

Bir bir doğruluyor devrilen ulu ağaçlar.

 

Sonsuzla iç içe onun düşünce dünyası,

Dilinde bir yanık türkü, gönlünde heyecan;

Gözlerinde rengârenk âhiret haritası,

Benliğinde nokta nokta ötelere iman...

 

M. Fethullah Gülen

 

 

Haftanın Duası 

 

Allah'ım! Senden bizim, inanan kardeşlerimizin ve topyekün insanların kalblerini, imana, İslam'a, Kur'an'a, ihsan duygusuna ve Peygamberimiz vasıtasıyla bize gönderdiğin bütün hakîkatlere tastamam açmanı diliyoruz. Kalblerimizi topyekün islerden, paslardan, küçük-büyük bütün virüs ve mikroplardan arındır.. bilerek ya da bilmeyerek içine düştüğümüz hatalarımızı, günahlarımızı mağfiret buyur.

 

 

Sözün Özü 

 

İnsan, Allah nezdinde murad olmayı, meleklerin ve cennet ehlinin muradı hâline gelmeyi istiyorsa ağyarı kafasından silip atmalı, her şeyde bir yönüyle hep O'nu görmeli; Allah'ı murad olarak düşünüp her hâl ve davranışında O'nun rıza ve hoşnutluğunu yakın takibe almalıdır. Yaptığı işin murad-ı İlâhî istikametinde olmadığını hissettiği durumlarda ise, hemen o işten vazgeçmeli, o hâlden sıyrılmalıdır.

 

11 Aralık 2009, Cuma

 

 



1 of 1 File(s)


#1656 From: resim sever <resim.sever@...>
Date: Sat Nov 7, 2009 11:06 am
Subject: GUZEL_RESIMLER Colorful Lorikeets - papaganlar
resim.sever@...
Send Email Send Email
 

GUZEL_RESIMLER Colorful Lorikeets - papaganlar


1 of 1 Photo(s)

#1655 From: gez gor <gezgor@...>
Date: Sat Nov 7, 2009 10:56 am
Subject: Karikatürlerle 40 Hadis
gezgor
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Karikatürlerle 40 Hadis
m1gin
Aylar önce, karikatürlerle ifade edilmeye çalışılan "40 Hadis" uygulamasıyla karşılaşmıştım. Hoşuma gitmişti. 
Uygulamayı siteye eklemek istemiş ve bu uğurda hayli çabalamama karşın; pratik ve düzenli bir yapıda ekleyememiştim... 
Bugünlerde, bu uygulamanın sitelere eklenebilen bir versiyonuyla karşılaştım ve atak yaptım. 
Dilerim böylesi anlamlı çalışmaların sayısı artsın... 
Ve, Hasan Aycın'ın çizgileriyle "40 Hadis"

Konu edilen hadis-i şeriflerin Arapça, İngiizce, Türkçe metinleri, kaynakları ve karikatür dosyaları aşağıdadır. 
Bilgiler, proje sayfasından alıntılanmıştır.
Not:
Hadislerin Arapça metinleri ilk zikredilen kaynakta geçtiği şekilde verilmiştir. Diğer kaynaklar hadisin aynı ifadeyle ya da benzeri bir şekilde yer aldığı farklı kaynakları göstermektedir. Hadisler genellikle serbest tercüme edilmiş, metne manevi olarak sadık kalınmıştır.
  1. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    1. إِنَّ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللَّهِ وَأَحْسَنَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
    1. Sözlerin en güzeli Allah’ın kitabı yolların en güzeli Muhammed’ in yoludur.
    1. The best word is Allah's book. The best path is Muhammad’s path.

    Buhari, Edeb, 70; İ’tisam, 2. Müslim, Cuma, 43. z Nesai, Iydeyn, 22. İbn Mace, Mukaddime, 7.
    Darimî, Mukaddime, 23. Ahmet b. Hanbel, c. 3, s. 319.

     
  2. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    2. خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ
    2. The most dutiful amongst you is the one who learns and teaches the Qur'an.
    2. En hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.

    Buhari, Fezâilü’l-Kur’an, 21. Tirmizi, Sevâbü’l-Kur’an, 15. İbn Mace, Mukaddime, 16. Darimî, Fezâilü’l-Kur’an, 2.

     
  3. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    3. مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلَّا يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ
    3. Every human being is born as a Muslim.
    3. Her çocuk Müslüman doğar.

    Müslim, Kader, 22.

     
  4. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    4. لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ
    4. Those that have a sparkle of arrogance will never enter paradise.
    4. Kalbinde minicik kibir olan kimse cennete giremez.

    Müslim, İman, 149. z Ebu Davud, Libas, 26. z Tirmizi, Birr, 61.

     
  5. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    5. مَا اغْبَرَّتْ قَدَمَا عَبْدٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَتَمَسَّهُ النَّارُ
    5. Those servers whose feet got dusty on Allah's path won’t touch hellfire.
    5. Ayakları Allah yolunda tozlanmış bir kula cehennem dokunmaz.

    Buhari, Cihad, 16. Tirmizi, Fezâilu’l-Cihad, 7. Nesai, Cihad, 9.

     
  6. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    6. مَا شَيْءٌ أَثْقَلُ فِي مِيزَانِ الْمُؤْمِنِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ خُلُقٍ حَسَنٍ
    6. Nothing more than the believer's good manner will weigh on the scale on Judgement Day.
    6. Kıyamet gününde müminin terazisinde güzel ahlaktan daha ağır gelecek hiçbir şey yoktur.

    Tirmizi, Birr, 62.

     
  7. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    7. وَأَنَّ أَحَبَّ الْأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ
    7. Allah loves the small deeds that are done constantly.
    7. Allah’ın en sevdiği amel, az da olsa sürekli olanıdır.

    Buhari, İman, 32; Rikak, 18; Libas, 43. Müslim, Müsafirin, 216-217; Münafikin, 78. Ebu Davud,
    Tatavvu, 27. Nesai, Kıble, 13; Kıyamu’l-Leyl, 19. Ahmet b. Hanbel, c. 2, s. 350; c. 5, s. 219; c. 6, s. 40, 61, 125, 165, 176, 180, 241, 268, 273, 322.

     
  8. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    8. مَنْ دَلَّ عَلَى خَيْرٍ فَلَهُ مِثْلُ أَجْرِ فَاعِلِهِ
    8. The initiator of a good deed will get the same reward as the one who adapts this deed.
    8. Bir iyiliğe öncülük eden, onu yapan kişi kadar sevap kazanır.

    Müslim, İman, 133. Ebu Davud, Edeb, 115. Tirmizi, İlim, 14. Ahmet b. Hanbel, c. 4, s. 120; c. 5, s. 274, 357.

     
  9. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    9. مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ
    9. Those that believe in Allah and in Judgement day shall either talk good things or remain silent
    9. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır konuşsun ya da sussun.

    Buhari, Edeb, 31; Rikak, 23. Müslim, İman, 74. Ebu Davud, Edeb, 123. Tirmizi, Kıyamet, 50. Muvatta, Sıfatu'n-Nebî, 22. Ahmet b. Hanbel, c. 2, s. 174, 267, 433; c. 4, s. 31; c. 5, s. 247; c. 6, s. 69, 384, 385.

     
  10. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    10. إِنَّ خِيَارَكُمْ أَحَاسِنُكُمْ أَخْلَاقًا
    10. The best of you is the one with best character.
    10. Sizin en iyiniz ahlakı en güzel olanınızdır.

    Buhari, Edeb, 39. Müslim, Fezâil, 68. Tirmizi, Birr, 47. Ahmet b. Hanbel, c. 2, s. 250.

     
  11. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    11. لَا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِ
    11. A believer won't redo the same mistake.
    11. Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.

    Buhari, Edeb, 83. Müslim, Zühd, 63. Ebu Davud, Edeb, 29.İbn Mace, Fiten, 13. Darimî, Rikak, 65. Ahmet b. Hanbel, c. 2, s. 115, 379.

     
  12. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    12. خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ
    12. The best among you is the one who’s useful for his family.
    12. En hayırlınız ailesine en çok faydası olandır.

    İbn Mace, Nikah, 50.

     
  13. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    13. مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ
    13. The food you eat for which you have worked hard for is the best food.
    13. İnsan elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir.

    Buhari, Büyu, 15.

     
  14. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    14. الطُّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ
    14. Purity comes from faith.
    14. Temizlik imandandır.

    Müslim, Taharet, 1.

     
  15. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    15. إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ
    15. Allah won’t appreciate your outer appearance and your wealth, but what’s in your heart and your deeds.
    15. Allah sizin görünüşünüze ve malınıza mülkünüze değil, kalplerinize ve amellerinize değer verir.

    Müslim, Birr, 33 ve 34.

     
  16. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    16. كَفَى بِالْمَرْءِ إِثْمًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ
    16. Only by narrating everything you hear to others you’ll do many sins.
    16. Her duyduğunu başkalarına aktarması kişye günah olarak yeter.

    Ebu Davud, Edeb, 80.

     
  17. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    17. إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ
    17. Beware of speculations. Words which are based on speculations are the biggest lies.
    17. Zandan uzak kalın. Zanna dayanılarak söylenen sözler, sözlerin en yalanıdır.

    Buhari, Edeb, 57 ve 58; Vesâyâ, 8; Nikah, 45; Feraiz, 2. Müslim, Birr, 28. Tirmizi, Birr, 56. Muvatta,
    Hüsnü’l-Hulk, 15. Ahmet b. Hanbel, c. 2, s. 245, 287, 312, 342, 465, 470, 492, 504, 517, 539.

     
  18. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    18. الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
    18. A Muslim is someone from whose hand and tongue others are safe from.
    18. Müslüman, elinden ve dilinden insanların güvenlikte olduğu kimsedir.

    Buhari, İman, 4-5; Rikak, 26. Müslim, İman, 64, 65. Ebu Davud, Cihad, 2. Tirmizi, Kıyamet, 52;
    İman, 12. Nesai, İman, 8, 9, 11. Darimî, Rikak, 4, 8. Ahmet b. Hanbel, c. 2, s. 160, 163, 187, 191, 192, 195, 205, 206, 209, 212, 215, 224, 379.

     
  19. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    19. لَنْ يَشْبَعَ الْمُؤْمِنُ مِنْ خَيْرٍ يَسْمَعُهُ حَتَّى يَكُونَ مُنْتَهَاهُ الْجَنَّةُ
    19. A Muslim won’t stop listening to good advises until he’s entered paradise (ghanna).
    19. Mümin, cennete ulaşana kadar hayra kulak vermeye doyamaz.

    Tirmizi, İlim, 19.

     
  20. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    20. لَا يَرْحَمُ اللَّهُ مَنْ لَا يَرْحَمُ النَّاسَ
    20. Allah won’t be merciful to those who aren’t merciful to others.
    20. İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.

    Buhari, Tevhid, 2. Müslim, Fezâil, 66. Tirmizi, Birr, 16; Zühd, 48. Ahmet

     
  21. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    21. ما آمن بي من بات شبعان وجاره جائع الى جنبه وهو يعلم به
    21. The one who sleeps with a full stomach knowing that his neighbour is hungry doesn’t believe in me.
    21. Komşusunun aç olduğunu bildiği hâlde tok karnına yatan bana iman etmiş olamaz.

    Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, Darü’l-Fikr, Beyrut 1994, c. 8, s. 306.

     
  22. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    22. لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا
    22. Those who aren’t merciful to the little ones and don’t respect the old ones, aren’t from us.
    22. Küçüklerimize merhametli davranmayan, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.

    Tirmizi, Birr, 15.

     
  23. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    23. لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
    23. The things you don’t wish for yourself, don’t wish them for others, either.
    23. Kendin için istemediğini başkası için de isteme.

    Buhari, İman, 7. Müslim, İman, 71.

     
  24. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    24. لَا تَحْقِرَنَّ مِنْ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا وَلَوْ أَنْ تَلْقَى أَخَاكَ بِوَجْهٍ طَلْقٍ
    24. Never underestimate a good deed, even if it’s a smiling face to a fellow Muslim.
    24. Kardeşine güler yüz göstermek kadar da olsa hiçbir iyiliği küçümseme.

    Müslim, Birr, 144. Tirmizi, Birr, 45; Et’ime, 30. Ahmet b. Hanbel, c. 3, s. 344, 360; c. 5, s. 173.

     
  25. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    25. تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أَخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ
    25. Smiling is like giving alms (sadaqa).
    25. Gülümsemek sadakadır.

    Tirmizi, Birr, 36.

     
  26. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    26. لَا يَحِلُّ لِلْمُؤْمِنِ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ
    26. It is unlawful for a Muslim to be disgruntled to a fellow Muslim for more than three days.
    26. Bir Müslümanın kardeşine üç günden fazla küs kalması helal değildir.

    Buhari, Edeb, 62. Müslim, Birr, 26.

     
  27. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    27. الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنْ الْيَدِ السُّفْلَى
    27. The giving hand is better than the one that takes.
    27. Veren el, alan elden üstündür.

    Buhari, Zekat, 18 ve 50; Rikak, 11; Vesâyâ, 9; Nafakât, 2. Müslim, Zekat, 94, 95, 96, 97, 106.
    Ebu Davud, Zekat, 28. Tirmizi, Zühd, 32; Kıyamet, 29.
    Nesai, Zekat, 50, 52, 53, 93.
    Muvatta, Sadaka, 8.
    Darimî, Zekat, 22.
    Ahmet b. Hanbel, c. 2, s. 4, 67, 98, 122, 243, 278, 288, 319, 362, 394, 434, 475, 476, 489, 501; c. 3, s. 330, 346, 403, 434; c. 5, s. 262.

     
  28. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    28. الْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ
    28. A good word is like giving alms (sadaqa).
    28. Güzel söz sadakadır.

    Buhari, Edeb, 34; Sulh, 11; Cihad, 72, 128. Müslim, Zekat, 56. Ebu Davud, Tatavvu, 12; Edeb, 160.

     
  29. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    29. مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ
    29. All Muslims are a part of one body.
    29. Müminler bir vücut gibidir.

    Müslim, Birr, 66. Buhari, Edeb, 27.

     
  30. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    30. الْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ
    30. A Muslim is a mirror to a Muslim.
    30. Mümin mümine aynadır.

    Ebu Davud, Edeb, 49. Tirmizi, Birr, 18.

     
  31. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    31. الناس سواء كاسنان المشط
    31. Mankind is like the points of a comb. They’re balanced.
    31. İnsanlar tarak dişleri gibi birbirlerine denktirler.

    Ali el-Müttaki, Kenzü’l-Ummal, Müessesetü’r-Risale, Beyrut 1989, c. 9, s. 38, hadis no. 24822.

     
  32. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    32. أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ
    32. Spread the Islamic greeting (salam) among yourselves.
    32. Aranızda selamı yayın.

    Müslim, İman, 93. Tirmizi, Et’ime, 45; Kıyamet, 56. İbn Mace, Mukaddime, 9; Edeb, 11. Ahmet b. Hanbel, c. 1, s. 165, 167; c. 2, s. 391, 442, 447, 495, 512.

     
  33. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    33. الْمُؤْمِنُ أَخُو الْمُؤْمِنِ
    33. A Muslim is a Muslim’s fellow.
    33. Mümin müminin kardeşidir.

    Müslim, Nikah, 56; Birr, 32. Buhari, Mezalim, 3. Ebu Davud, Edeb, 40 ve 56. Tirmizi, Birr, 18.

     
  34. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    34. الصِّيَامُ جُنَّةٌ
    34. Fasting (saum) is a Muslim’s shield.
    34. Oruç kalkandır.

    Buhari, Savm, 2; Tevhid, 35. Müslim, Sıyam, 162. Ebu Davud, Savm, 25. Tirmizi, Cuma, 79; Savm, 54; İman, 8. İbn Mace, Sıyam, 1; Fiten, 12; Zühd, 22. Muvatta, Sıyam, 57. Darimî, Savm, 27 ve 50.

     
  35. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    35. الصلاة نور
    35. The ritual prayer (salat) is the divine light (nur).
    35. Namaz nurdur.

    Müslim, Taharet, 1.

     
  36. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    36. كُلُّ خُطْوَةٍ يَمْشِيهَا إِلَى الصَّلَاةِ صَدَقَةٌ
    36. Every step you take to perform the ritual prayer (salat) is like giving alms (sadaqa) for Allah.
    36. Namaza gitmek için attığın her adım sadakadır.

    Buhari, Cihad, 72 ve 128. Müslim, Zekat, 56. Ahmet b. Hanbel, c. 2, s. 312, 316, 350, 374.

     
  37. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    37. سَأَلْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَيُّ الْعَمَلِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ قَالَ الصَّلَاةُ عَلَى وَقْتِهَا
    37. The best deed for Allah is the ritual prayer (salat) which is done on time.
    37. Allah’ın en sevdiği amel, vaktinde kılınan namazdır.

    Buhari, Mevâkîtu’s-Salât, 5. Müslim, İman, 137, 138, 139.

     
  38. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    38. الصلاة معراج المؤمن
    38. The ritual prayer (salat) is the Muslim’s ascension.
    38. Namaz müminin miracıdır.

    El-Âlûsî, c. 8, s. 416. z Er-Râzî, c. 1, s. 243-251. Bursevî, c. 12, s. 267.

     
  39. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    39. نعم سلاح المؤمن الصبر والدعاء
    39. Patience (sabir) and invocation (du’a) are the best two weapons of a Muslim.
    39. Sabır ve dua müminin ne güzel iki silahıdır.

    Ali el-Müttaki, Kenzü'l-Ummal, Müessesetü'r-Risale, Beyrut 1989, c. 3, s. 272, hadis no. 6505.

     
  40. 40 Hadis (Resim Dosyası)

    40. لَيْسَ شَيْءٌ أَكْرَمَ عَلَى اللَّهِ تَعَالَى مِنْ الدُّعَاءِ
    40. There’s nothing more precious for Allah, than invocation (du’a).
    40. Allah için duadan daha değerli bir şey yoktur.

    Tirmizi, Daavât, 1.


#1654 From: ferdi ferit <ferdiferit@...>
Date: Fri Dec 4, 2009 6:33 am
Subject: MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM Cuma 2009_12_04 (Yalan öldürücü bir virüstür -haftanın Duası)
ferdiferit
Offline Offline
Send Email Send Email
 

" MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM "

( Kürsü, Haftanın Duası ve Sözün özü )

 

-

 

Yalan öldürücü bir virüstür 

 

Doğruluk, peygamberliğin mihveridir. Peygamberlik, doğruluk yörüngesi üzerinde hareket eder. Peygamberin ağzından çıkan her şey tasdik edalıdır. Çünkü onlar, hilâf-ı vaki hiçbir beyanda bulunmazlar. Allah Resûlü'nün hayat-ı seniyyeleri buna en güzel misaldir.

 

Kâbe tamir edilmiş ve Hacerü'l-Esved'in (Biz Es'ad: Mutlu Taş diyelim) tekrar eski yerine konulması büyük bir mesele hâline gelmişti. Kabileler kılıçlarını yarıya kadar sıyırmış ve herkes bu şerefin kendine ait olmasını istiyordu. Sonunda şöyle bir karara vardılar. Kâbe'ye ilk girenin hakemliğini kabul edeceklerdir. Herkes merakla bekliyordu.. ve tabiî, Allah Resûlü'nün hiçbir şeyden haberi yoktu. O'nun dosta-düşmana güven telkin eden gül yüzü görününce, oradakiler sevinçlerinden havaya zıplayıp "Emîn" geliyor, dediler ve O'nun hükmüne kayıtsız şartsız razı olacaklarını söylediler.

 

Zira O'na güvenleri tamdı. Allah Resûlü o gün henüz peygamber olarak vazifelendirilmemişti ama herkesin itimat edeceği bir insandı ve bir peygambere ait bütün vasıfları üzerinde taşıyordu.

 

Eğer siz de insanlığa sevgi, barış ve kardeşlik götürmek üzere yola koyulmuşsanız ve nübüvvet misyonuna talipseniz doğruluk en büyük sermayeniz olmalıdır. Bir yalan insanı haline gelmeden, temrinat yapa yapa doğru söylemeye kendinizi şartlandırmalı ve asla hilaf-ı vaki beyanda bulunmamalısınız. Özellikle de, bir insanın sözünü ya da bir meseleyi naklederken her hususu kelimesi kelimesine aktarmaya ve yarım kelime de olsa farklı bir söz katmamaya çok dikkat etmelisiniz. Çünkü yalanın iki tarifi vardır: Birincisi, konuşan şahsın gerçek düşüncesini saklayıp kanaatinin aksini söylemesidir. İkincisi ise, vâkîye mutabık olmayan bir beyanda bulunmaktır; tabir-i diğerle, Allah nezdindeki hakikate ve Cenab-ı Hakk'ın gördüğü, duyduğu, bildiği bir meseleye aykırı bir söz söylemektir. Öyleyse, söylediğiniz her cümlenin gerçekten gönlünüzün sesi olup olmadığına özen göstermeli ve mutlaka kesin bildiğiniz şeyleri tam doğru olduğuna inandığınız şekilde söylemeli; bunu yaparken de "İşin hakikatini Allah bilir" düşüncesini zihninizden ırak etmemelisiniz. Günlük konuşmalarınızdaki sıradan gördüğünüz cümlelerinizde bile böyle bir doğruluk aramalı ve yalanın öldürücü bir virüs olarak kalbinize musallat olmasına meydan vermemelisiniz.

 

Sıdk konusundaki hassasiyetiyle hüsn-ü misal olan Abdullah b. Mes'ud hazretleri hadis rivayet ederken tir tir titrermiş. Peygamber Efendimiz'in mübarek beyanlarını naklederken o kadar titiz davranırmış ki, heyecandan adeta bütün vücudu ürperir ve alnından boncuk boncuk terler akarmış. Mesela, herkes tarafından bilinen "Bir günahtan tevbe eden, onu hiç işlememiş gibidir." mealindeki hadis-i şerifi söylerken bile birkaç defa ileri gider, geri gelir, ellerini ovuşturur; "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah.." der, o sözü eksiksiz ve ziyadesiz aktarabilmek için âdetâ göbeğini çatlatır ve sonunda da yine "Allahu a'lem" kaydını düşermiş. Talebelerinden biri der ki, "Bir sene boyunca İbn-i Mesud hazretlerinin yanında kaldığım halde, onun bir kere bile "Resûlullah buyurdu ki" dediğini duymadım."

 

Hortumlamadan uzak durmak için

 

İşte böyle bir hassasiyete de isterseniz "dil iffeti" diyebilirsiniz. Adına ne derseniz deyin, söylediğiniz sözlerin vâkıa mutabık olması ve Allah ilmindeki hakikate, yani, o meselenin mahiyet-i nefsü'l-emriyesine denk düşmesi de iffetin diğer bir parçasıdır. İnsan, iffet ve hayâ perdesini yırtmamak için doğrulukta temrin yapa yapa hilaf-ı vâkî beyanlara da bütün bütün kapanmalı ve yalanın gölgesine bile yaklaşmamalıdır.

 

Dünyevî güzelliklere ve mala-mülke karşı tama duygusu da, henüz zihinde bir görüntü gibiyken oracıkta boğulmalı ve gelişip büyüyerek başkasının kazancını çekememezliğe, hasede ve kıskançlığa dönüşmesine fırsat verilmemelidir. Zira bu zaaf, daha küçükken önü alınmazsa, değil insanı dilenciliğe sevk etmek, karakter bakımından zayıf kimseleri hırsızlığa bile götürebilir. Bundan dolayıdır ki, "hortumlama" sözü son zamanlarda en çok duyulan ifadelerden biri olmuştur. Bazıları, "hırsızlık" kelimesini sevimli bulmadıklarından dolayı mıdır ya da "hortumlama" tabirinde bir kibarlık sezdikleri için midir, yoksa büyük büyük lokmaları yutmayı anlatabilmek maksadıyla mıdır, bilemeyeceğim, sürekli "hortumlama"dan bahsediyorlar; bazıları da halk arasında kocaman kocaman insanlarmış gibi görünmelerine rağmen ancak bir hırsızın yapabileceği bayağı şeyleri yapıyor ve milletin malını haksız yere yiyorlar.

 

Evet, insan mal-mülk mevzuunda da kendinde bir zaaf görüyorsa, daha baştan ayaklarını sağlam tutabileceği yerde durmalı ve yıkılabileceği alanlarda dolaşmamalıdır. Gözünü servet hissi bürümüş bir kimsenin makam, mansıp ve imkân sahibi olması buzlu yolda ulu orta koşması gibi bir şeydir. Onun kayıp düşmesi her an muhtemeldir. Öyleyse, o insan, yüzüstü kapaklanmayacağı sahalara yönelmeli; dönebileceği yerde geri dönmeli ve henüz iş işten geçmemişken iradesinin hakkını vermelidir. Aksi halde, iradesinin sırtına çok ağır bir yük yükleyip devrildikten ve "iffetsiz" damgasını yedikten sonra "Ben ne kadar da iradesizmişim" diyerek yakınmasının bir manası yoktur.

ÖZETLE

 

1- Doğruluk en büyük sermayeniz olmalıdır. Bir yalan insanı haline gelmeden, temrinat yapa yapa doğru söylemeye kendinizi şartlandırmalı ve asla hilaf-ı vaki beyanda bulunmamalısınız.

 

2- Söylediğiniz her cümlenin gerçekten gönlünüzün sesi olup olmadığına özen göstermeli ve mutlaka kesin bildiğiniz şeyleri tam doğru olduğuna inandığınız şekilde söylemelisiniz.

 

3- Günlük konuşmalarınızdaki sıradan gördüğünüz cümlelerinizde bile hep doğruluk aramalı ve yalanın öldürücü bir virüs olarak kalbinize musallat olmasına asla meydan vermemelisiniz.

 

04 Aralık 2009, Cuma

 

 

Peygamber Efendimiz hep doğruluk tavsiye etmişti 

 

O hep doğru olarak yaşadığı gibi ümmetine de daima doğruluğu tavsiye etmiştir.

 

Evet, O hep ok gibi doğru yaşamış, doğruluğu tavsiye buyurmuş ve o kendine has doğrulukla âdeta imkân-vücub arası bir noktaya ulaşmıştı. Öyle bir noktaya ki, onun ötesinde sadece ve sadece Allah sıdkı vardır. Elbette O, her hususta bir beşerdi. Fakat doğruluk O'nu işte böyle bir seviyeye yükseltmişti. O, bize de aynı tavsiyede bulunmakta ve: "Doğru söylemeye söz verin, hayatınıza yalan karıştırmayın, ben de size Cennet'i söz vereyim." demektedir.

 

Kırk yaşına kadar O'nun hilâf-ı vaki bir söz söylediğini veya sözünde durmadığını bir kimse ne görmüş ne de duymuştu. Daha sonra sahabe olma şerefine eren bir zat diyor ki: "Cahiliye devrinde Allah Resûlü'yle bir yerde buluşmak üzere anlaşmıştık. Ben verdiğim sözü unuttum. Üç gün sonra hatırladığımda koşarak anlaştığım yere gittim.. baktım ki Allah Resûlü orada bekliyor. Bana ne kızdı ne de darıldı. Sadece: "Ey genç! Bana meşakkat verdin. Üç gündür seni burada bekliyorum." dedi.

 

İşte, -o güne göre- Efendi-

 

miz'in (sas) en azılı düşmanı Ebû Süfyan'ın, O'nun doğruluğunu tasdiki:

 

Allah Resûlü etraftaki hükümdarlara nâmeler gönderiyordu. Bu mektuplardan birini de, Roma imparatoru Hirakl'e (Hiraklius) göndermişti. Hirakl, mektubu baştan sona okudu. O sırada Şam bölgesinde bulunan Ebû Süfyan'ı çağırttı ve aralarında şu şekilde bir muhavere cereyan etti:

 

- O'na daha ziyade ittiba edenler kimlerdir, zenginler mi fakirler mi?

 

- Fakirler.

 

- Hiç O'na inananlardan dönenler oldu mu?

 

- Şimdiye kadar hayır.

 

- Artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?

 

- Her geçen gün biraz daha artıp çoğalıyorlar.

 

- Hayatında hiç yalan söylediğini duydunuz mu?

 

- Hayır, O'nu hiçbirimiz yalan söylerken duymadık.

 

Ve işte mektubun tesirinden sonra, henüz Müslümanların en amansız düşmanı olan Ebû Süfyan'dan aldığı bu cevaplarla çarpılan Hirakl, kendini tutamayarak şöyle dedi:

 

- Bir insanın bunca zaman, insanlara yalan söylemekten kaçınıp da Allah'a karşı yalan söylemesi düşünülemez.

 

Sadece mevzumuzla alâkalı yönünü aktarmak için çok kısa temas ettiğimiz bu hâdisede, Allah Resûlü'nün doğruluğuna iki delil vardır. Birincisi, Bizans İmparatoru Hirakl'dir ki, yukarıda kaydettiğimiz sözü söylemiştir. İkincisi ise, o gün için henüz İslâm'la şereflenmemiş Ebû Süfyan'ın verdiği cevaptır ki, Allah Resûlü'nün doğruluğunu kabullenip tasdik etmiştir.

 

04 Aralık 2009, Cuma

 

 

Ölene kadar ayrılmayız buradan 

 

1950'lerden sonra dinî hayata biraz daha serbesti gelir. İzmit Gölcük'te oturan İrfan Kopuz ağabey de şuurlu bir şekilde bu konudaki açlığını gidermeye çalışır. 1960'ların ikinci yarısında Fethullah Gülen Hocaefendi'yi tanıma fırsatı bulur: "Hocaefendi askerden geldikten sonra İzmir'de vaiz olduğunda buradan bir arkadaşla İzmir'e dinlemeye gidiyorduk."

 

İrfan ağabey, yakın çevresinden Mustafa İz Hoca vesilesi ile tanımıştır Fethullah Gülen Hocaefendi'yi. Şöyle anlatıyor: "Allah'ın bu dünyayı yaratmasının hikmeti kendisinin bilinmesidir. Kendisinin bilinmesi de varlıkların bilinmesi ile olur. Yani varlıkları yaratmasının sebebi kendisinin kudretinin görülmesi içindir. İlimsiz Allah bilinmez. Ne kadar ilim olursa insan da Allah'ı o kadar iyi bilir. Yaratılışın hikmetine göre insanı yaratan, bilinmez bir varlıktır. Bilinmesini istedi, insanları ve cinleri yarattı. Bütün şey insanların ilmiyle tamamlanıyor. Bu anlayışı kabullendiğimiz için, Hocaefendi de bizim zihnimizi açtığı için baktık ki Hocaefendi'nin yolu bizim istediğimiz yol. Bundan daha ölene kadar ayrılacağımız yok. Gelen arkadaşlar, insanlar yanlış edebilir ama sistem yanlış eder mi? Etmez. Hizmetin gayesi insan yetiştirmektir. İnsanın gayesi de, Allah'ın kendisine yüklediği vazifeyi temsilen en üstün seviyede yaşamaktır. Hocaefendi'nin anlayışı da budur."

 

Sıkıntılar ve yasaklar yüzünden medrese eğitimi almamış, Kur'an'ı bile delikanlılık çağını biraz geçtikten sonra öğrenmiş olan İrfan amca işte böyle düşünmektedir. Bu düşünce onda küçüklüğünden beri mevcuttur. Hırdavat/nalburiye dükkânında sattıkları için de bakın nasıl düşünmektedir o: "Sattığımız herhangi bir malzeme insanların işine yarayacaksa bu bile bir hizmettir."

 

Tabii bugüne kadar kolay gelinmemiştir. İrfan amca da ilklerden olarak, yaşanan ve yaşanacak ne tür sıkıntılar varsa hepsinin çilesini en derinden hissederek hizmetlerine devam etti, bugün de hâlâ devam etmektedir: "Biliyorsunuz, dünyada ne zaman sıkıntıları hoş karşılayabilirseniz o zaman sıkıntılar sıkıntı olmaktan çıkar. 'Ben derdimi dert bilirdim/Derdim bana derman imiş' diyen dostlarımız derdin şifa olduğunu bildiriyor bizlere. Allah kuluna zulmetmez. Yeter ki anlayabilelim."

 

 

haftanın Duası 

 

Ey Rabbimiz! Ey biricik koruyucumuz! Bizi her zaman koruyup kollamanı ve sıyanet etmeni dileniyoruz.

 

Ey sevdiği kullarını hiç yalnız bırakmayan Mevlâmız! Sen bizim için lütufkâr namına lâyık yegâne Zatsın. Biz muhtaç kullarını riayet ve inayetinle, insî ve cinnî şeytanların asla ulaşamayacağı sıyanet kalene al.. etrafımızı muhafaza surlarınla kuşat.. düşmanlıkla oturup kalkan kötü niyetli kimselerin şerlerinden bizi muhafaza buyur

 

 

Sözün Özü 

 

Bayram günlerinde yaşadığımız dolu dolu duygularla çok defa havada uçuyor veya neşeli, ahenkli ve pürüzsüz bir yolda yürüyor gibi oluruz.

 

Bazen gökyüzünde hiç kanat çırpmadan sağa-sola süzülen kuşlar gibi, bazen ağaçların başlarında ince ince salınan dallar gibi, bazen de rüzgârların dokunmasıyla yatıp kalkan, yatıp kalktıkça da, çevreye kokular salan çiçekler gibi incelir, zarifleşir ve şiirleşiriz.

 

ZAMAN

04 Aralık 2009, Cuma



1 of 1 File(s)


#1653 From: resim sever <resim.sever@...>
Date: Wed Nov 4, 2009 9:56 am
Subject: GUZEL_RESIMLER 2 Kedi & 1 Kopek
resim.sever@...
Send Email Send Email
 

GUZEL_RESIMLER 2 Kedi & 1 Kopek

1 of 1 Photo(s)

#1652 From: latifemiz@yahoogroups.com
Date: Tue Dec 1, 2009 12:37 pm
Subject: File - Merhaba, bir konuyu sizin ile paylamak istiyoruz.txt
latifemiz@yahoogroups.com
Send Email Send Email
 
Esa., Merhaba,

Arkadalar bir konuyu sizin ile paylamak istiyoruz,

Grubumuz yeleri uzun sre mesajlarn e-posta kutularnda biriktirdikleri
takdirde meil kutular dolacak ve bal olduklar sunucu meil al-veriini
kesecektir. Bununla birlikte bizim gnderdiimiz mesajlarda sizin meil ku-
tunuzun dolu olmas sebebi ile iletilemiyecektir.

Bu durumda Grubumuzun sponsoru olan Yahoo grup sizi "bounc" yapmaktadr.

Bounce ne demektir ?

Bounce; Grubun size gonderdii mailler 3 kez ulamamsa,
yani; mail kutunuz dolmusa yada baka bir aksilik olmusa yahoo groups
sizi "bounce members" yapar ve yeniden aktifletirilene kadar size mail
gondermez tabiki siz de gruba mesaj gnderemezsiniz.

Bu durumdan kurtulmak iin bir sre sonra yahoo groups tan, konusu
"Please Reactivate Yahoo Groups Accounts" adl bir mail alrsnz.
(Bu mesaj sizin grup yeliinizin aktiflenmesi iin  biz gndeririz.)

Gelen bu meili, adres ksmnda ve ieriinde bir deiiklik yapmadan reply
etmeniz (geldii yere geriye postalamanz) uyeliinizi normal konuma getirir.

selam ve hrmetlerimiz ile
Latifemiz grup mod

#1651 From: Osman Faruk <xen072@...>
Date: Thu Nov 26, 2009 8:41 am
Subject: bayram ve Arife Tebrik
xen072
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Mübarek Kurban Bayramınızı Tevhid-i imaniye ve Uhuvvet-i islamiyde İttifaken Tevazû ve Telaîfle Tebrik Eder.
Âlem-î İslam'a malik-î ebediyen saadet niyaz ederizzz...


xen072 7+2=?


Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr

3 of 3 Photo(s)

#1650 From: fuat ozcelebi <fuat.ozcelebi@...>
Date: Tue Nov 3, 2009 9:45 am
Subject: bu-inanilmaz-kare-hangi-ulkeden
fuat.ozcelebi
Offline Offline
Send Email Send Email
 


Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr

#1649 From: Israfil doğan <israfil_dogan@...>
Date: Sat Oct 24, 2009 2:57 pm
Subject: Kırık cam teorisi
israfil_dogan
Offline Offline
Send Email Send Email
 

Selam

Kırık cam teorisinden çıkan ilginç sonucu öğrenmek için tıklayınız...

 

http://renkli.brinkster.net/kcamteorisi.html

 

http://renkli.brinkster.net/kcamteorisi.html

 

http://renkli.brinkster.net/kcamteorisi.html

 

 

 


#1648 From: Berk Uysal <berkuysal@...>
Date: Mon Oct 19, 2009 5:57 pm
Subject: Bu da Abdestmatik...
berkuysal...
Offline Offline
Send Email Send Email
 
http://www.namazladirilis.com/haber.php?id=105
 


Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr

#1647 From: foto izzet <fotoizzet@...>
Date: Thu Oct 1, 2009 9:43 am
Subject: Bu köy bildiğiniz gibi değil FOTO
fotoizzet
Offline Offline
Send Email Send Email
 
#1646 From: ferdi ferit <ferdiferit@...>
Date: Fri Nov 27, 2009 6:30 am
Subject: BAYRANINIZI ve MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM Cuma_2009_11_27_(Kurban, teslimiyetin sembolüdür-haftanın_Duası)
ferdiferit
Offline Offline
Send Email Send Email
 

" MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM "

Kürsü, Haftanın Duası ve Sözün özü

 

-

Kurban, teslimiyetin sembolüdür 

 

Kurban Bayramı, Hazreti İbrahim ve İsmâil'den günümüze kadar, hep bir kahramanlık, bir fedâkarlık, bir hasbîlik ve bir teslimiyet sembolü olagelmiştir. Kurban Bayramı, tıpkı orduların savaşa gidişi gibi gürül gürül tekbirlerle gelir ve bir velvele olur, her yanda yankılanır. Onda hem bir mûsiki ve şiir hem de muharebelerin bin tarraka ile gürleyen hakkı ilan sesleri iç içedir.

 

Kurban Bayramı'nda evler, sokaklar, mabetler, dağlar, taşlar tekbirlerle lerzeye gelir inler. Minarelerden yükselen temcidler en bayıltıcı nağmelerle, dalga dalga tâ evlerimizin içine kadar gelip yayılırken, köy-kent, şehir-kasaba, ova-oba koyun-kuzu meleyişleriyle sarsılır. O kutlu zaman diliminde hemen herkes, her şey ve her yer âdeta dile gelir ve konuşur. Arafat bir mahşer gibi kaynar ve köpürür, bir hesap meydanı gibi endişe ve ümit soluklar.. Müzdelife, Mîna yoldakilerin telaş ve tedarikiyle uğuldar.. Kâbe, sinesi hasretle yanan gufrana susamışların nabzı gibi atar.. ve bütün bu sesler, soluklar Hakk karşısında divan durmuş inleyen en mükerrem kulların çığlıkları gibi gider verâların kapılarına dayanır. Sanki ebediyet gamzeden bu seslerle, hislerimizin sınırsızlığını, hülyalarımızın sonsuzluğunu edâ ediyormuşuz gibi, duygularımızın bütün hazineleri açılır.. ve bütün mahrem hislerimiz bağı kopmuş tesbih taneleri gibi dört bir yana saçılır. Her yanda köpürüp köpürüp Hak katına yükselen bu sihirli sesleri duyup gönüllerimizde cennetler gibi esen şevk ü tarâbı yaşadıkça, aşktan, şevkten ve bayramın büyüsünden süzülmüş diriltici bir iksiri içiyor gibi oluruz.

 

İmana mazhariyetin, Hakk'a kulluğun, kullukta şuûrun gönüllerimizi yükseltmiş bulunduğu zirvelerden yürüdüğümüz yolu seyreder, kader kitabımızı okur "İşte kitap bu!" der ve talihimize tebessümler yağdırırız. Bu mazhariyet ve mevhibelerin tadı, lezzeti ruhlarımızı o kadar yumuşakça sarar ki, gözlerimiz şükranla açılır-kapanır, duygularımız baharlar gibi yeşerir.. derken ruhlarımıza gelip vâsıl olan ilham ve ruhlarımızdan ötelere yükselen inâyet kanatlı duâlar, münâcâtlar, sızlanışlar, âdetâ tabiatlarımızı aşan semâvî bir mana, bir hâl ve bir te'sire ulaşır. Öyle ki, her yeni saat, her yeni dakika, her yeni iş, her yeni imkan daha derince yaşanmaya, daha şuurluca değerlendirilmeye layık birer kıymet alır; alır da, rûhânî zevklerle coşmuş vicdanlar "lûtfunu artır Allah'ım!" der daha da mest olmak isterler.

 

Bayramda apayrı bir his tufanı yaşarız

 

Bayram günleri, din ve meşrû âdetlerin ferah-fezâ ikliminde ibadetlerle hazza ve rûhânî hazlarla ibadet neşvesine büründükçe, yepyeni bir varlığa erdiğimizi, ebedîleştiğimizi, sinelerimizin kevn ü mekânlar kadar genişlediğini ve şuurlarımızın ilâhî vâridatla aydınlandığını daha açık-seçik duyar.. ve maddiyatımızın bütün bütün çözüldüğünü, tamamen manevîleştiğimizi sanırız.. sanırız da, hep imanın gönüllerimize saldığı ezelî vaadlere doğru akarız.

 

Bazen bütün bütün rikkate gömülür ve duyduğumuz her tekbir, her tehlil, her uhrevî ses ve sözle kendimizi öyle bir ağlamaya salarız ki, tepeden tırnağa sırılsıklam oluruz. Bazen pür-neşe kesilir ve kendimizi havâî fişeklere binmiş ışık ışık gökyüzünde dolaşıyor sanırız.. bazen de sihirli bir seccâde üzerinde yıldızlar arası seyahat ediyor gibi oluruz. Bazen koyun-kuzu meleyişiyle rikkate gelir, duygulanır ve bir kısım tuhaf hislerin te'siriyle içten içe mumlar gibi eririz.. bazen de bunları o kadar tabiî, yerli yerinde ve baş döndürücü bir ahenk içinde görürüz ki, "böylesinden daha mükemmeli olamaz" der, kaderin sırlı nakışları karşısında büyüleniriz.

 

Bazen minarelerden yükselen temcidler, ezanlar, câmilerden taşıp dört bir yanda yankılanan tekbirler, Kur'an'lar ve bunların vicdanlarda meydana getirdiği aks-i sadâlar öyle şiirleşir, öyle insanların içine akar ve onları büyüler ki; zannediyorum gönül dünyamızda hiçbir zevk ne bu derinliğe ulaşabilir ne de bu müessiriyete. Hele bu ses ve bu sözlere bir fon müziği gibi seher yeli de karışıp esince heyecanlarımız tarif edilmez bir noktaya ulaşır, hislerimiz de bir tûfan halini alır.

 

Husûsiyle hacc esnasında hemen her yerin umûmî lisanı ve umûmî şîvesi olan "tekbir"ler ve "telbiye"lerle en gizli düşüncelerimizi, en muhterem kanaatlerimizi en yüksek bir âvâz ile ilân ederek ve en mahrem hislerimizi en yakıcı nağmelerle dile getirerek âdeta bir mahşer provası yaparız. Bu çok mûnis ve o kadar da ürperten tablolar karşısında, bu alabildiğine derin ve o kadar da fıtrî sözlerle hep ayrı ayrı yerlerde dolaşır, ayrı ayrı vazifeler yaparız ama, her zaman arkamız cehennemlere dönük, gözlerimiz cennetlerin tüllenen şafaklarıyla mest, kalblerimiz de ilâhî rıdvân avında olarak...

 

İşte bu duygularla bütün bütün hudutlarımızı aşarak, bitevî hodgâmlıklarımızdan sıyrılarak, tahtlarımızı kalb ve ruhun ufkuna kurar; dünyaya bakan yönleriyle beden ve cismâniyetin küllerini sağa-sola savurur; vicdanın bir köşesinde muhâfaza ettiğimiz cennetten getirilmiş kıvılcımları bir kere daha tutuşturur.. ve o alev, o harâret, o ışık altında bu yeni varlığımızı yürekten selamlar, bahtımıza tebessümler yağdırırız

 

ÖZETLE:

 

1- Kurban Bayramı, Hazreti İbrahim ve İsmâil'den günümüze kadar, hep bir kahramanlık, fedâkarlık, hasbîlik ve teslimiyet sembolü olarak gelmiştir. O, gürül gürül tekbirlerle gelir ve bir velvele olur, her yanda yankılanır.

 

2- Kurban Bayramı'nda evler, sokaklar, mabetler, dağlar, taşlar tekbirlerle lerzeye gelir, inler. Minarelerden yükselen temcidler dalga dalga tâ evlerimizin içine kadar gelip yayılırken, köy-kent, ova-oba koyun-kuzu meleyişleriyle sarsılır.

 

3- Bayramlarda imana mazhariyetin, Hakk'a kulluğun, kullukta şuûrun gönüllerimizi yükseltmiş bulunduğu zirvelerden yürüdüğümüz yolu seyreder, kader kitabımızı okur "İşte kitap bu!" der ve talihimize tebessümler yağdırırız. ZAMAN

 

27 Kasım 2009, Cuma

 

 

haftanın Duası 

 

Ey Yücelerden Yüce Rabb'im! Bütün mal ve mansıp sahipleri kapılarını sürmelediler. Sen'in yüce dergâhının kapısı ise asla kapanmaz ve dilekte bulunanlara her zaman açıktır.

 

Ya İlâhî! Ulu dergâhına sığınan bu kimsesiz kulunu kapından kovacak olursan ben gidip hangi kapıya iltica edebilirim ki! İlâhî! Yakınlığından mahrum edersen beni, o zaman ben kimin yakınlığını umabilirim ki! ZAMAN

 

[His Dünyası] Akyol 

 

Gördüm nûrlu geleceği rüyâmda bir gece,

Işıklar yağıyordu her tarafa sessizce...

 

Âhenkle işleyen bir saat gibiydi işler;

Bir bir silinip gitmişti asırlık teşvişler.

 

Herkes biri birine yürekten bakıyordu;

Somaki musluklardan kevserler akıyordu.

 

Tertemiz çehreleriyle geçerken kudsîler,

Ümitlerimize birer fer salıp geçtiler.

 

Yeni bir dünya kuruyorlardı; harıl harıl...

Her taraf gökle yarışır gibi; pırıl pırıl!

 

Geçtikçe tekmil bu şimşek bakışlı yiğitler,

Anladım, muştusu verilen zamanmış meğer.

 

Civanlar gördüm yüzlerinde gariplik rengi,

Hükmettim ki bunlar, o ilk kudsîlerin dengi.

 

Dolaştım her tarafı usanmadan, bezmeden;

Ziyâ içenlere erdim bir kadîm çeşmeden...

 

Şükranla gerilip gezenler vardı kol kola..

Sonra teker teker ulaştı herkes AKYOL'a...

 

M. Fethullah Gülen

 

 

Hayatımda üç kere hac nasip oldu 

 

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, hac hatıralarını anlatıyor: "Cenâb-ı Hak, hayatımda üç defa hacca gitmeyi nasip etti. -Ona binlerce hamd ve sena olsun- 68'li yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı, ilk defa görevli olarak hacca üç kişi göndermişti. Eskişehir ve Denizli müftüleriyle beraber bir de fakiri vazifelendirmişlerdi. Görevimiz ise, oradaki hacıların durumunu tetkik edecek ve yapılacak iyileştirme çalışmalarıyla ilgili rapor hazırlayıp, bu mevzuda yapılacak şeylere ışık tutacaktık.

 

İkincisinde; kendisine hac farz olduğu halde gidemeyen çok yakın bir dostumuzun pederi namına gitmiştim. Aslında bu şekilde bir hacca gitmeyi hiç istemezdim. Çünkü öyle birinin namına yapılacak bir hac, bana çok ağır gelirdi. Ama oraları özlemiştim. Bu vesileyle de o dostla beraber ikinci kez o kudsî yolculuğa çıktık.

 

Diğeri ise, medyada aleyhimize şiddetli bir kampanya başlatılmıştı. Buna karşı ruhumda duyup hissettiğim sıkıntılarla, yine hasretini çektiğim o kutsal mekânlara gidip, dua etme ve o arındırma muslukları altında yıkanma ihtiyacını duydum. Cenâb-ı Hakk imkân verdi ve 1986'da üçüncü kez yeniden hacca gitmek nasip oldu.

 

Kâbe'yi ve Ravzâ-i Tâhire'yi ilk gördüğümde öyle bir ruh haline büründüm ki, tarifi mümkün değildir. Hani, benim gibi birine olmaz; ama farz-ı muhal, o anda cennetin bütün kapıları ardına kadar açılsa ve cennete davet edilseydim, herhalde oralardan ayrılıp cennete gitmeyi arzu etmezdim. Harem-i Şerif'te ve Ravza-i Tâhire'de bulunmak bana öyle ledünni bir haz ve lezzet vermişti...

 

Kestanepazarı'ndaki talebelere hep apayrı bir gözle baktım. İslam âlemine ait büyük kurtuluşun hiç olmazsa bir bölümünü onların temsil ettiğine inanıyordum. Hacca giderken onların isim listelerini yanımda götürmüştüm. Hepsine orada teker teker dua ettim. Ayrıca tanıdığım birçok kimseye de ismen dua ettim. O sırada bütün Türkiye çapında tanıdıklarımın sayısı bugünle kıyas edilemecek ölçüde azdı. Onun için hepsini ismen zikredebilmiştim.

 

Bu ilk hacda unutamadığım hatıralarımdan biri de şudur: Harem-i Şerif'te, bilhassa cemaatle namaz kılarken, renk renk çiçekleri andıran cemaatlerin topluca rükû ve secdeye varışlarını seyretmek bana apayrı duygular ilham ediyordu. Orada, her renkten insan, kendine has urba ve giysileri içinde renk renk açmış nadide çiçekler gibiydi. Harem-i Şerif bunlarla, bağrında her mevsimin çiçeğini bitiren bir çiçek bahçesine benziyordu. Bu manzarayı seyretmek için rükû ve secdelere biraz gecikerek gidiyordum. Ve kendimi böyle yapmaktan alıkoyamıyordum. ZAMAN

 

 

Sözün Özü 

 

Bayram günlerinde yaşadığımız dolu dolu duygularla çok defa havada uçuyor veya neşeli, ahenkli ve pürüzsüz bir yolda yürüyor gibi oluruz.

 

Bazen gökyüzünde hiç kanat çırpmadan sağa-sola süzülen kuşlar gibi, bazen ağaçların başlarında ince ince salınan dallar gibi, bazen de rüzgârların dokunmasıyla yatıp kalkan, yatıp kalktıkça da, çevreye kokular salan çiçekler gibi incelir, zarifleşir ve şiirleşiriz. ZAMAN

 

27 Kasım 2009, Cuma

 



1 of 1 File(s)


#1645 From: ENGN NAMLI <enginnamli@...>
Date: Tue Nov 24, 2009 6:36 pm
Subject: Bir Gzel Yok Mu
namli1453
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Bir Gzel Yok Mu

Bir yalnz gnlden sesleniyorum
Beni anlayacak bir gzel yok mu
Gnbegn halime hisleniyorum
Beni anlayacak bir gzel yok mu

Bombo bir hayattan honut deilim
Gnlme girecek yar aryorum
Kalbimce dorudan yana eilim
Gzelden irkine hep taryorum

imde kpraan zelzele midir
Bir saa bir sola ekiliyorum
Koptuum yerlere ekiliyorum
Bu kadar coku bir gzele midir

Dorulara tutkun gerekten yana,
Gnl parltadan gzleri olsun
Bir ulvi sevdayla balansn bana.
Dnyam,ahiretim imanla dolsun

Engin NAMLI 15:05 24.11.2009

bu iir TANITIM amaldr...

www.antoloji.com/engin_namli
mesaj:enginnamli@...

#1644 From: hizmet muhendislik <hizmetmuh@...>
Date: Tue Nov 24, 2009 7:36 pm
Subject: KURBAN'DA EKSİK OLMAYIN! http://kurban.kimseyokmu.org.tr/
hizmetmuh
Offline Offline
Send Email Send Email
 
KURBAN'DA EKSİK OLMAYIN!

Kurbanda bizi hiç yalnız bırakmadınız.
Üç yılda kat ettiğimiz "uzun" yollarda hep yanımızda oldunuz.
 
     
             
     
KURBAN'DA EKSİK OLMAYIN!

Kurbanda bizi hiç yalnız bırakmadınız.
Üç yılda kat ettiğimiz "uzun" yollarda hep yanımızda oldunuz.
anasayfa kurumsal site kurban hikayeleri gerekli bilgiler haberler iletisim
 
 


#1643 From: foto izzet <fotoizzet@...>
Date: Thu Oct 1, 2009 9:42 am
Subject: Birbirinden muhteşem kareler FOTO
fotoizzet
Offline Offline
Send Email Send Email
 
#1642 From: ferdi ferit <ferdiferit@...>
Date: Fri Nov 13, 2009 6:21 am
Subject: MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM Cuma 2009_11_13 (Kenarına yaklaşma ki uçuruma düşmeyesin-haftanın Duası)
ferdiferit
Offline Offline
Send Email Send Email
 

" MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM "

Kürsü, Haftanın Duası ve Sözün özü

--- ~ ----- ~ -- ~ -------- ~ ------ ~ ---------- ~ -- ~ ---- ~ -----

 

Kenarına yaklaşma ki uçuruma düşmeyesin 

 

Bir insanın haddini bilmesi, teklif edilen bir makam-mansıp karşısında hemen ileri atılmaması, hevesleriyle hareket etmemesi, o işe liyakat sahibi olup olmadığını iyi değerlendirebilecek kimselerin kanaatlerine göre tavır belirlemesi, gerekiyorsa müstağni davranması ve bir başkasını o işe teklif etmesi ama şartlar ne olursa olsun kendine terettüp eden bir vazifeden de kaçmaması gibi hususlar bir yönüyle iffetin çerçevesine dâhildir.

 

Öyle ki, bu duygu ve düşüncelerle omuzlanılan bir vazifenin hakkını vermeye "meslek namusu" ya da "meslek ahlakı" denilegelmiştir. Her doktor, öğretmen, üniversite hocası, avukat, asker, savcı ya da hâkim kendi mesleğine ait bazı disiplinlere uymak, bir kısım kural ve kaidelere göre iş yapmak ve "meslek ahlakı" dediğimiz değerler bütününe sadık kalarak çalışmak zorundadır. Dolayısıyla, böyle kurallı, bir intizam içinde ve hakperestçe çalışma da iffetin farklı bir yanı olarak değerlendirilebilir.

 

Ayrıca, söz ve yazılarımızda sık sık kullandığımız ve bazen "fikir namusu" bazen de "düşünce iffeti" olarak zikrettiğimiz bir husus daha vardır. Özellikle, heva ve hevesi fikir suretinde takdim etmeme; ulvî ve derin hakikatleri anlatırken fantastik ve muğlak ifade avcılığı yapmama, fakat pespâye sözlere ve bayağı ifadelere de yer vermeme; kullandığımız hemen her kelimeyi bir mücevherci titizliğiyle seçerek dilin saffetini korumaya çalışma ve okuyucuyu mutlaka hayra, güzele sevk etme gibi konularda hassas davranma da iffetin bu çeşidini oluşturmaktadır.

 

Aslında, düşünce iffetini yakalamak ve korumak için tahayyül ve tasavvur planındaki duyguları dahi temiz tutmaya çalışmak gerekir. Çünkü fikir, söz ve ameller bir yönüyle hayalde mayalanır. Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "Fena duygular, seni hayallerinde yakalayınca, ilk fırsatta hemen onlardan kurtulmaya çalış; yoksa bir müddet sonra götürüldüğün yerden geriye dönemezsin" demektedir. Evet, bir şeytanî ok gelip hayalinize çarptığı zaman dönebiliyorsanız hemen geriye dönmeli ve zihninizde meydana gelen yırtığı vakit geçirmeden dikmeye çalışmalısınız. O ok daha derinlere nüfuz etmeden ve aldığınız yara sizi öldürecek seviyeye ulaşmadan bir tabyaya sığınmalı, ezelî düşmanınızın saldırılarından korunmalısınız. Aksi halde, bazı hayal deryalarına yelken açmış olur, onun dalgaları içinde savrulur durur ve sahile çıkmaya yol bulamayacak kadar kıyıdan uzaklaşırsınız. Öyleyse, yol yakınken ve iradenizin gücü yetiyorken kötü duygu ve fena tutkulardan kurtulmalısınız!..

 

BAKMA TİRYAKİSİ OLMAYIN

 

Kur'an-ı Kerim ve sünnet-i sahîha "sedd-i zerâî" adı altında bu mevzuya vurguda bulunmakta ve farklı hadiseler münasebetiyle farklı ifadelerle bu hususu nazara vermektedir. Bildiğiniz gibi; "sedd" menetme ve engellemenin adıdır; "zerâî" de sebep ve yol manasına gelen "zerîa" kelimesinin çoğuludur. "Sedd-i zerâî" ise, fenalıklara ve günahlara götüren yolları tıkama, harama sebep olabilecek fiillerden kaçınma demektir. Mesela, zina büyük bir günahtır. Harama nazar bu günaha götüren bir sebep olduğu için o da günahtır ve yasaklanmıştır. Bunun için, Kur'an-ı Kerim, "Zina etmeyin", "Yetim malı yemeyin" emrini ifade ederken "Zinaya yaklaşmayın", "Yetim malına yaklaşmayın" şeklinde seslenmekte ve neticede günaha götürebilecek atmosferden uzak durmayı emretmektedir.

 

Evet, göz görür, kulak dinler, dil telaffuz eder; görülen, duyulan ve söylenen şeyler zihinde kurgulanır; tahayyül tasavvura dönüşür, o da gidip taakkulle belli bir kalıba dökülür, bir kılıfa girer.. ve sonra bu vetire insanın iradî davranışlarına tesir eder; el tutar, ayak gider... Dolayısıyla, daha tahayyül durağında iken günahın önü kesilmeli; onun tasavvura ve sonrasına ulaşmasına mani olunmalıdır. Mesela; harama nazar önü alınabilecek ve iradeyle kaçınılabilecek bir tehlikedir. Biraz gayret etseniz bakmamaya katlanabilirsiniz. Gözünüze ilişen çirkin bir manzaradan sıyrılma, iradenizin belini bükebilecek kadar büyük bir yük değildir; gözünüzü kapamaya irade gücünüz yeter. Fakat nazarlarınızı haramdan çevirmez, kendinizi o işe salar ve bir "bakma tiryakisi" olursanız artık geriye dönme ihtimaliniz azalır. Hele bir de gözünüzden zihninize akan manzaraları tasavvurla, taakkulle besler ve büyütürseniz sahilden ayrılmış sayılırsınız. Ondan sonra geriye dönmek çok daha büyük cehd ü gayret ister. Şair bir arkadaşımın, "İsyan deryasına yelken açmışım, kenara çıkmaya koymuyor beni" dediği gibi, Allah muhafaza, o günah deryası, dalgaları arasında sizi evirir çevirir ve kıyıya çıkmanıza izin vermez.

 

Kenarına yaklaşma ki uçuruma düşmeyesin

 

Dolayısıyla Allah'la irtibatın kesintiye uğramadan devam etmesi için öyle tehlikeli sahalara hiç girmemek, uçurumun kenarına hiç yaklaşmamak ve günah sahillerinde asla dolaşmamak icap eder.

 

ÖZETLE:

 

1 - "Sedd-i zerâî", fenalıklara götüren yolları tıkama, harama sebep olabilecek fiillerden kaçınma demektir. Zina büyük bir günahtır. Harama nazar bu günaha götüren bir sebep olduğu için o da günahtır.

 

2 - Göz görür, kulak dinler, dil telaffuz eder; görülen, duyulan ve söylenen şeyler zihinde kurgulanır; tahayyül tasavvura dönüşür, o da gidip taakkulle belli bir kalıba dökülür ve bu, insanın iradî davranışlarına tesir eder.

 

3 - Allah'la irtibatın kesintisiz devam etmesi ve her anlamda iffetin ve Hak rızasının tahsili için öyle tehlikeli sahalara hiç girmemek, uçurumun kenarına hiç yaklaşmamak ve günah sahillerinde asla dolaşmamak icap eder. ZAMAN

 

 

Altın Saçlı Bahar 

 

Bu mevsim o kadar coşkun ki sular,

Çığlık çığlık vadi, dere inliyor.

 

Sular gibi köpürüyor duygular,

"Gel Sonsuz'a yelken açalım" diyor.

 

Nûr yağıyor, ışık sarmış her yanı,

Zaman artık sevinç, neş'e zamanı..

 

Beklemiştik mevsimlerce bu ânı,

Bir bir ölenler bir bir diriliyor...

 

Her yanda güzellik, her yanda âhenk,

Geçmişteki muhteşem günlere denk..

 

Ve bahçelerimizde hevenk hevenk,

Bir başka tatta meyveler eriyor...

 

Duygularla dolu esiyor rüzgâr,

Kabarıyor denizlerde dalgalar;

 

Dağda bayırda altın saçlı bahar,

Bin bir renk ve desenle tülleniyor.

 

... Ve yarınlar daha aydın olacak;

Dünya yeniden ışıkla dolacak..

 

Yıllanmış karanlıklar boğulacak,

Muştusu ULU DÎVÂN'dan geliyor.

 

M. Fethullah Gülen

 

 

Üç iffet kahramanı 

 

Tam günah eşiğinde ve uçurumun kenarında iken geri dönebilen ve büyük bir felaketten kurtulan yiğitler de yok değildir. Mahşerin dehşet verici tehlikelerinden "zıllullah"a sığınarak korunacak olan yedi grup insan anlatılırken, böyle bir iffet kahramanına da işaret edilmektedir.

 

Zira namus ve haysiyetini muhafazada fevkalâde hassas ve şehevânî isteklerine karşı alabildiğine kararlı o babayiğit, güzellik ve servet sahibi bir kadının günaha davetini "Ben Allah'tan korkarım" çığlığıyla reddedebilmiş ve irade ile aşılamaz gibi görünen bir akabeyi aşabilmiştir.

 

Hazreti Ömer'in (radıyallahu anh) gözünün nuru olan delikanlı da o ismet ufkunun temsilcilerindendir. O da bir tuzağa düşüp günaha karşı hafif bir temayül gösterecek gibi olunca birdenbire "Allah'a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir dürtü ilişince, hemen düşünüp kendilerini toparlar, basiretlerine tam sahip olurlar." (A'raf, 7/201) mealindeki ayeti hatırlamış; Cenab-ı Allah'tan hayâ etmiş; günah eşiğinden geri dönmüştür.. dönmüştür ama vicdanı o kadarcık bir meyli bile iffetine yakıştıramamış, gönlü Allah korkusundan hasıl olan heyecana dayanamamış ve genç oracığa yığılıp kalmıştır. Bedeni oracığa yığılıp kalsa da "iffet şehidi" ya da "ismet şehidi" denebilecek o yiğidin hatırası da bir yâd-ı cemil olarak günümüze kadar ulaşmıştır.

 

"Mağara hadisi" olarak da bilinen bir hadis-i şerifte de yine böyle bir iffet kahramanından bahsedilmektedir. Gecelemek için bir mağaraya sığınan üç kişi, dağdan kopan büyük bir kaya parçası yuvarlanıp çıkışı kapayınca bir türlü oradan çıkamazlar. Bunun üzerine, sırayla Hak katında makbul olduğuna inandıkları bir ameli vesile edinerek Cenab-ı Hak'tan kayanın yuvarlanıp gitmesini dilerler. Her birinin duasıyla kaya biraz hareket eder ve nihayet o üç arkadaş kurtulurlar. Onlardan birincisi, anne-babasına karşı ihsanla davranışına tevessül ederek niyazda bulunur; sonuncusu da, çalıştırdığı işçinin ücretini veremeyince onun parasını işletip nemalandırarak sonunda eksiksiz teslim edişi hürmetine rahmet-i ilahiyeden yardım ister. İkinci şahıs ise, "Allah'ım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kâm almak istedim ama bana hiç yüz vermedi. Fakat bir kıtlık senesinde elime düştü. Ona kendini teslim etmesi mukabilinde yüz yirmi dinar verdim, mecburen kabul etti. Ne var ki arzuma nail olacağım sırada, "Allah'tan kork da iffetime dokunma!" dedi. Ben de, o söz üzerine, insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim parayı da geri almadım. Allah'ım eğer bunu Senin rızan için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar!" diyerek iffetini muhafaza edişini makbul bir amel olarak Allah'a arz eder.

 

İşte, bu üç misaldeki afîf insanların ortaya koyduğu kahramanlıklar herkese müyesser olmaz. Bunlar, çok istisnaî olan irade zaferleridir. O türlü durumlarda devrilmeme her insanın ulaşabileceği bir başarı değildir. Pek çokları o kaygan zeminlerde ayakta kalamaz ve yıkılır.

 

Haftanın Duası 

 

Ey kendisinden istekte bulunulanların en cömerdi ve ey talepleri yerine getirenlerin en hayırlısı Yüce Rabb'im!.. Bilerek ya da bilmeyerek işlediğim günahlardan dolayı beni yarlığamanı ve hususi himayene, ilahî riâyetine almanı diliyorum. Sana karşı her an kulluk şuuruyla yaşayabilmenin kapısını ve ihsan sırrını benim için aç; beni peygamberlerin, sıddîkların, şehitlerin ve sâir sâlih kulların yoluna hidayet eyle.

 

 

Sözün Özü 

 

Aklın, sahip olduğu potansiyeli değerlendirebilmesi, dinle irtibatını devam ettirerek meselelerini onun muhkemâtına bağlı götürmesine vâbestedir. Zira akıl dinin emrine girip ona tâbi olduğu, meselelerini dinin referansına bağladığı takdirde gerçek kıvamını bulabilir. İşte bu yapılabildiği takdirde akıl, sınırlılığı içinde kendisinden beklenen birçok fonksiyonu icra edebilir.

 

ZAMAN

13 Kasım 2009, Cuma

 

 

 



1 of 1 File(s)


#1641 From: ENGN NAMLI <enginnamli@...>
Date: Fri Oct 2, 2009 2:01 pm
Subject: Yankl Kabuslar
namli1453
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Yankl Kabuslar

stenilen oldu bebeim ite
Ke bucak katk gene buldular
Yalvar yakarsak ta her serzenite
Sa tellerimizi bir bir yoldular

Gnlerce mahzende korkuyla durduk
Bir iki saatlik uykuyla durduk
Nice vakitleri vuslata kurduk
En gzel anlar bizden aldlar

En titrek sesimiz smad ge
zntler doldu iki yree
Nasl edilmesin sitem felee
Elemsiz kalplere dertle doldular

Yankl kapuslar sard her yan
Sokaklar caddeler tuzak kapan
Titrek bedenlere gizledik can
Her ke banda bekler oldular

Bedeli belirsiz bedbaht hayata
Kaynayan duygular haykrd adeta
Katreler inerken baladk ata
Islanan gzleri yala sildiler

Engin NAMLI 14:23 01.09.2009

bu iir TANITIM amal sunulmutur...


mesaj:
enginnamli@...

www.antoloji.com/engin_namli


#1640 From: hizmet muhendislik <hizmetmuh@...>
Date: Tue Oct 6, 2009 9:21 am
Subject: Bu çocuk kulaklarıyla görüyor !
hizmetmuh
Offline Offline
Send Email Send Email
 

Bu çocuk kulaklarıyla görüyor !

İngiltere'de gözleri görmeyen 7 yaşındaki "Yarasa Çocuk" lakaplı Lucas Murray, kulaklarıyla görebiliyor.
Yazı Boyutu 10 12 14 16
The Sun gazetesinde yer alan habere göre, ekolokasyon (sesin yankılanmasından faydalanarak bir cismin bulunduğu yön ve uzaklığı saptama) yöntemini uygulayarak kulaklarıyla görüyor.

İngiltere'de bu alanda bir ilk olduğu inanılan doğuştan görme engelli "Yarasa Çocuk" lakaplı Murray, sadece dilini şıklatarak ekolokasyon tekniğini uyguluyor. İki yıldır tekniği öğrenen çocuk, ağzıyla kısa ve keskin bir ses çıkarıp yankıya göre karşısında ne olduğunu anlayabiliyor.

Şaşırtıcı teknik çocuğun oyun alanında koşmasını, basketbol oynamasını ve hatta kaya tırmanışı yapmasını sağlıyor. Dil şıklatma sistemini gerçekten çok sevdiğini söyleyen Lucas, "Fakat, bu sistemi öğrenmem oldukça zor oldu. Basketbol oynamayı çok seviyorum. Şıklatmayı kullanarak, potanın nerede olduğunu ve topu nereye doğru atacağımı bulabiliyorum" dedi.

Küçük çocuğun kullandığı ekolokasyon tekniğinde, yarasa, yunus ve balina gibi hayvanların çıkardıkları çok yüksek frekanslı ses dalgalarının, cisimlere çarpıp geri dönmesi yardımıyla yönlerini bulmasını sağlıyor.


#1639 From: latifemiz@yahoogroups.com
Date: Sun Nov 1, 2009 11:34 am
Subject: File - Merhaba, bir konuyu sizin ile paylamak istiyoruz.txt
latifemiz@yahoogroups.com
Send Email Send Email
 
Esa., Merhaba,

Arkadalar bir konuyu sizin ile paylamak istiyoruz,

Grubumuz yeleri uzun sre mesajlarn e-posta kutularnda biriktirdikleri
takdirde meil kutular dolacak ve bal olduklar sunucu meil al-veriini
kesecektir. Bununla birlikte bizim gnderdiimiz mesajlarda sizin meil ku-
tunuzun dolu olmas sebebi ile iletilemiyecektir.

Bu durumda Grubumuzun sponsoru olan Yahoo grup sizi "bounc" yapmaktadr.

Bounce ne demektir ?

Bounce; Grubun size gonderdii mailler 3 kez ulamamsa,
yani; mail kutunuz dolmusa yada baka bir aksilik olmusa yahoo groups
sizi "bounce members" yapar ve yeniden aktifletirilene kadar size mail
gondermez tabiki siz de gruba mesaj gnderemezsiniz.

Bu durumdan kurtulmak iin bir sre sonra yahoo groups tan, konusu
"Please Reactivate Yahoo Groups Accounts" adl bir mail alrsnz.
(Bu mesaj sizin grup yeliinizin aktiflenmesi iin  biz gndeririz.)

Gelen bu meili, adres ksmnda ve ieriinde bir deiiklik yapmadan reply
etmeniz (geldii yere geriye postalamanz) uyeliinizi normal konuma getirir.

selam ve hrmetlerimiz ile
Latifemiz grup mod

#1638 From: once saglik <oncesaglik@...>
Date: Thu Oct 22, 2009 9:12 am
Subject: Domuz gribinde bu belirtilere dikkat!
oncesaglik
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Domuz gribinde bu belirtilere dikkat!
Konya Vakıf Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hızır Yılmaz, hızlı veya zor nefes alma, huzursuzluk, vücutta solgunluk ya da morarma, beslenememe ve uykuya meyilin domuz gribinin belirtileri olabileceğini söyledi. Yılmaz, ateşle beraber döküntü gibi belirtilerinin olmasının ise durumun aciliyetini gösterdiğini dile getirdi.
Domuz gribinin normal griple aynı şekilde bulaştığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yılmaz, grip virüslerinin insandan insana öksürük, hapşırma ve temas yoluyla geçtiğini ifade etti
Virüslü ortam, eşya, atık veya materyalle temastan sonra, eller ağız ya da buruna götürüldüğünde de hastalık bulaşabildiğine dikkat çeken Yılmaz, "Hastalar virüsü, belirtileri başlamadan 1 gün öncesinden belirtilerden sonra bir hafta daha bulaştırmaya devam ederler. Öksürük ve hapşırmayla çevreye yayılan damlacıklardaki virüsler, ne kadar süreyle canlı kalabileceğini etkileyen ısı, nem oranı, yüzey niteliği gibi pek çok faktör söz konusudur. Bu nedenle hasta karantinaya alınmalı temas edenlerde maske kullanmalı sık el yıkayarak hijyene dikkat edilmelidir." dedi.
Domuz gribi belirtileri hakkında da bilgi veren Uzman Dr. Yılmaz, domuz gribinin belirtilerinin diğer griplerle benzerlik gösterdiğini ifade etti. Yılmaz, virüslü ortamla temasta bulunanlarda 7 gün içinde 38 dereceyi geçen ateş, boğaz ağrısı, halsizlik, ishal, kusma, kas ağrıları gibi gribal şikâyetler görülebileceğini bildirdi.
Domuz gribi şikâyetlerinin normal grip, soğuk algınlığı, bronşit veya zatürre gibi hastalıklarla benzer belirtiler gösterdiğini vurgulayan Yılmaz, bu gibi şikâyetleri olanların hemen paniğe kapılmasına gerek olmadığını kaydetti. Riskli teması olanların koruyucu ilaç tedavisi almasının faydalı olacağını aktaran Yılmaz, "Hastalık hafif belirtilerle ayakta da atlatılabilir. Çocuklarda hızlı veya zor nefes alma, huzursuzluk, vücutta solgunluk ya da morarma beslenememe, uyarılara cevapta azalma ve uykuya meyil, ateşle beraber döküntü gibi belirtilerin acil durumu gösterir." diye konuştu.
DOMUZ GRİBİNDEN KORUNMA YOLLARI
Domuz gribinden korunma yolları hakkında da bilgi veren Dr. Hızır Yılmaz, grip virüsünün yayılmasını önlemek için, yüzeylerin (masalar, kapı kolları, banyo yüzeyleri, mutfak tezgâhı, oyuncaklar gibi) günlük temizlikte kullanılan deterjanlarla temizlenmesinin yeterli olduğunu söyledi.
Hastalıkla ilgili uyarılarda bulunan Yılmaz, gripten korunma yollarını ise şöyle sıraladı: "Öksürme ve hapşırma sırasında ağzınızı ve burnunuzu bir mendil ile kapatın. Mendilinizi kullandıktan sonra çöp sepetine atın. Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ellerinizi bol sabun ve suyla en az 15-20 saniye yıkayın. Su ve sabuna ulaşılamıyorsa alkol içeren el yıkama antiseptikleri de etkilidir. Kirli ellerinizle gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmayın. Domuz gribine yakalanırsanız, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerinizin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat edin. Hastalığın bulaşmaması için çevrenizdeki kişilerden uzak durun. Gerekirse maske takın. Bulunduğunuz mekânı sık sık havalandırın."
(CİHAN)
22 Ekim 2009, Perşembe


#1637 From: fuat ozcelebi <fuat.ozcelebi@...>
Date: Mon Oct 12, 2009 12:32 pm
Subject: ilginc ve guzel resimler
fuat.ozcelebi
Offline Offline
Send Email Send Email
 

http://groups.yahoo.com/group/LifeMaster





Picdump on TuesdaySnake Striking Birdcom
 

 
 
 
 
 
 
 


 

http://groups.yahoo.com/group/LifeMaster


Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr


Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr

#1636 From: ferdi ferit <ferdiferit@...>
Date: Fri Oct 16, 2009 5:38 am
Subject: MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM Cuma 2009_10_16 (Ben dediğiniz şey nedir,Unutamadığım bir minnet hatırası-haftanın Duası)
ferdiferit
Offline Offline
Send Email Send Email
 

" MUBAREK CUMANIZI TEBRiK EDERiM "

Kürsü, Haftanin Duasi ve Sozun ozu

--- ~ ----- ~ -- ~ -------- ~ ------ ~ ---------- ~ -- ~ ---- ~ -----

 

Ben" dediğiniz şey nedir?

 

Minnet kelimesi, Allah'a ve insanlara nispet edilmesine göre farklı mânâlara gelmektedir. Allah'a nispet edildiğinde; O'nun bütün varlıklara olan nâmütenâhî lütuf ve nimetleri, ikram ve ihsanları şeklinde anlaşılmıştır. İnsanlara nispet edildiğinde ise "minnet" kelimesinin bir menfî bir de müspet anlamı söz konusudur.

 

Menfî anlamda minnet; bir kimsenin yaptığı iyiliği başa kakması, sayıp dökmesi, iyilikte bulunduğu kimseden karşılık beklemesi... gibi olumsuz tavır ve davranışları ihtiva eder. Müspet mânâda ise Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz nimet ve lütufları karşısında insanların O'na olan hamd ü senâ ve şükran duygularını ifade için kullanılır.

 

Kelimenin bu farklı mânâlarıyla alâkalı Hücurât Sûresi'ndeki şu âyet-i kerimeyi hatırlayabiliriz. Söz konusu ayette Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

 

- İslâm'a girmelerini sana minnet ediyorlar. Onlara de ki: Müslümanlığınızı bana minnet etmeyin. Eğer gerçekten iman etmiş, iman şuuruna ermiş iseniz bilmelisiniz ki, sizi iman yoluna sevk ettiğinden dolayı, asıl Allah size minnet eder!" (Hücurât Sûresi, 49/17). Öncelikle ifade etmeliyim ki her mü'min bu ayet-i kerimeyi sürekli boynuna asılı duran bir ferman-ı İlâhî gibi düşünmeli ve Hak karşısındaki konum ve duruşunu ayarlamak için sık sık ona bakmalıdır. Çünkü O Allah'tır (celle celâlühü). Her şeyin mutlak ve yegâne malikidir. Dolayısıyla minnet O'na aittir ve O'nun hakkıdır. Bu ayetle Allah (celle celâlühü) sanki bize şu hususları hatırlatmaktadır: "Ben sizi yoktan var etmedim mi? Varlığınız Benim vücudumun gölgesinin gölgesi değil mi? Size verilen izafî sıfatlar vahid-i kıyasî olarak Benim varlığımı ve sıfatlarımı göstermek için size verilmiş değil mi? Ben size imanı lütfetmedim mi? Biliyorsunuz ki eğer iman meşalesini içinizde yakmasaydım, ne âfâkî ne de enfüsî tefekkürünüz onu size kazandıramazdı! Ben sizi İslâm'ın yaşandığı bir ortamda yaratmadım mı? Sizi mütedeyyin bir ailenin vesayetinde dünyaya getirmedim mi! Din-i Mübîn-i İslâm'a hizmet yoluna sizi sevk etmedim mi?"

 

Evet, bütün bunlar bize sorulabilir. Zira bir âyet-i kerimede, "Tutun onları, çünkü onlar sigaya çekilecekler." (Saffat Sûresi, 37/24) denilirken, başka bir ayette; "Sonra o gün bütün nimetlerden hesaba çekileceksiniz." (Tekasür Sûresi, 102/8) buyuruluyor. Yani hayat, iman, İslâm, içinde neş'et ettiğimiz ortam... vs. maddî-mânevî bütün lütuf ve nimetlerden sorguya çekileceğimiz bize bildiriliyor. İşte üzerimizde nâmütenâhî nimetleri bulunduğundan dolayı Zât-ı Ulûhiyet'in bize karşı minneti vardır ve elbette ki bu minnet O'nun hakkıdır. Değişik vesilelerle -biraz da espriye benzer bir mülâhazayla- ifade ettiğim gibi, Cenâb-ı Hak bize, "Bana ait şeyleri bir kenara koyun da kendi kimliğiniz adına Bana bir tekmil verin!" diyecek olsa, neyin geriye kalacağını hiç düşündünüz mü acaba? Nasıl "ben" diyeceksiniz orada? Her şey Allah'tan olduğuna göre "ben" dediğiniz şey nedir? İşte bütün bunları teemmül edip Cenâb-ı Hakk'ın üzerimizdeki sayısız lütuf ve ihsanlarını görünce, O'na karşı hamd ü senâ hisleriyle dolup "Minnet ve şükran O'nadır." diyoruz. Bu, minnetin olumlu mânâsıdır.

 

Sadaka sadakatin ifadesidir

 

Kelimenin olumsuz mânâsına gelince konunun başında da geçtiği üzere, gerek açık bir şekilde, gerekse ima ve işaret yoluyla kapalı bir biçimde, yapılan iyilikleri ifade etme, sayıp dökme, başa kakma ve böylece iyilik yapılan kimseyi manen ezme, ona eza ve cefada bulunma demektir. Bu mânâyla alakalı da Kur'ân-ı Kerim'deki şu ayet-i kerimeyi hatırlayabiliriz: "Ey iman edenler! Sadakat nişanesi olan sadakalarınızı -zekât da buna dâhildir- insanların başına kakmak suretiyle o işi yapmamış gibi bir duruma düşmekten sakının." (Bakara Sûresi, 2/264) Sadaka, sizin Allah'a karşı sadık birer bende olduğunuzun ifadesidir. Çünkü mal, canın yongasıdır. Siz sadaka vermek suretiyle âdeta kendi canınızı yontuyor; yontup yongalar meydana getiriyor ve onları veriyorsunuz. Çalışıp kazandığınız, elde etmek için alın teri döktüğünüz o şeyleri verirken sanki canınızın yarısı sizden kopup gidiyor. İşte Kur'ân; "Böyle önemli bir ibadeti ifa ederken eziyet etmeyin, minnette bulunmayın!" diyor. Başa kakmanın neticesini de "Sadakalarınızı boşa çıkarmayın." ikazıyla bize gösteriyor.

 

Açıkça görüldüğü üzere bu mânâdaki minnet yapılan iyiliği alıp götüren, zararlı, haram kılınmış memnu' bir minnettir. Çünkü "Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden hayır yolunda harcarlar." (Bakara Sûresi, 2/3) ayetiyle de ifade buyrulduğu gibi, esasen biz başka değil, Allah'ın bize verdiklerini veriyoruz. Buna göre biz sadece bir aracı, emanetçi, tevzi (dağıtım) memuru konumundayız. Allah'ın verdiği malın temizlenmesi, manen nemalanıp bereketlenmesi ve herhangi olumsuz bir tesire maruz kalmadan devam ve temadi etmesi için duruma göre bazen kırkta bir, bazen onda bir, bazen de beşte birini Allah yolunda harcıyoruz. Bu, o malın devam ve temadisinin garantisi olduğu gibi, bizim de Allah'a karşı sadakatimizin bir emaresi oluyor. Farklı bir ifade ile biz bu emri yerine getirmekle malın da mülkün de Allah'a ait olduğunu tasdik etmiş oluyoruz.

 

Özetle:

 

1 - Minnet kelimesi, bir anlamda Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz nimet ve lütufları karşısında insanların O'na olan hamd ü senâ ve şükran duygularını ifade için kullanılır. Çünkü Zât-ı Ulûhiyet'in bize karşı minneti vardır ve bu minnet O'nun hakkıdır.

 

2 - Cenâb-ı Hak bize, "Bana ait şeyleri bir kenara koyun da kendi kimliğiniz adına Bana bir tekmil verin!" diyecek olsa, neyin geriye kalacağını hiç düşündük mü acaba? Her şey Allah'tan olduğuna göre "ben" dediğimiz şey nedir?

 

3 - Sadaka, sizin Allah'a karşı sadık birer bende olduğunuzun ifadesidir. Çünkü mal, canın yongasıdır. Siz sadaka vermek suretiyle âdeta kendi canınızı yontuyor; yontup yongalar meydana getiriyor ve onları veriyorsunuz.

 

 

Unutamadığım bir minnet hatırası 

 

Minnet etmenin de kendi içinde dereceleri vardır. Meselâ bazıları bu tür duyguları iradeleriyle bastırır ve dışarı vurmazlar. Bu bir ölçüde şâyân-ı takdirdir. Çünkü en azından başa kakmak suretiyle insanlar rencide edilmemiş ve bilfiil günaha girilmemiş demektir.

 

Bazı kimseler de vardır ki içlerindeki o sevimsiz ve nahoş duyguları saklayamaz, kontrol altında tutamaz, o ölçüde olsun iradelerinin hakkını veremezler. Bu duruma bir misal olması açısından şu an aklıma gelen bir hatıramı sizinle paylaşmak istiyorum:

 

El ele, omuz omuza sa'y ü gayrette bulunan bir heyetin samimi gayretleri neticesinde, Cenâb-ı Hakk'ın ilim-irfan hayatımıza lütfettiği bir müessesenin açılış merasimine davet edilmiştim. Tören esnasında konuşma yapanlardan birisi yapılan hizmetlerden bahsederken; "Bugüne kadar bu işleri, bu hizmetleri "bizdeniz" ettik, eyledik, ulaştırdık..." gibi sözler söyledi. Hem ifade, hem de muhteva yanlışlığının iç içe girdiği böyle nahoş bir durumdan şahsen çok utanmıştım. Evvela bildiğiniz üzere "bendeniz", lisanımızda kendinden bahsetme mecburiyetinde kalındığında başvurulan, mahviyet ve mahcubiyet edalı bir sözdür ve "kul, köle" mânâsına gelen "bende" kelimesinden türetilmiştir. Yani "bendeniz" derken "kulunuz, köleniz" kastedilmektedir. Böyle olunca "bizdeniz"in kelime ve ifade açısından bir mânâsının olmadığı, yanlış bir kullanım olduğu açıktır. Konuşma esnasında iddialı tavır ve üslûptan kaçınılabilseydi, yanlış kullanım da olsa mahviyet ve tevazuu çağrıştıran "bizdeniz" kelimesi belki o ölçüde sevimsiz düşmeyecekti. Fakat âdeta denizin dalgalanmasını hatırlatırcasına bir üslûpla -hafizanallah- oradaki insanlara karşı bir iddia, bir başa kakma tavrı vardı ki, doğrusu o tablo gönlümde sevimsiz ve yaralayıcı bir iz bırakmıştı. Hâlbuki biliyoruz ki Allah dilerse o işi bir başkasına yaptırırdı. Eğer O, bu şerefi bir kuluna lütfetmişse, kanaatimce, Alvar İmamı'nın dediği gibi "Değildir bu bana layık bu bende/Bana bu lütf ile ihsan nedendir?" denmeli ve "Nasıl oluyor da Allah bizim gibi kırık dökük insanlarla böyle sağlam işleri gördürüyor?" anlayışı içinde hamd ü sena duyguları dile getirilmeliydi. Neredeyse üzerinden kırk sene geçmiş olmasına rağmen bir mânâda çiğ sayılabilecek, yaralayıcı, insanın içini kanatan ve yanlış bir ifadeyle ortaya çıkmış bu yanlış mazmûnu maalesef unutabilmiş değilim. Unutamadım ve mevzuun ehemmiyetini anlatabilmek için böyle bir hatırayı sizinle paylaşmış oldum. Böyle yapmakla hata ve günaha girdiysem rahmeti sonsuz Rabb'imden beni bağışlamasını dilerim.

 

Şimdi bu hatıra perspektifinden konuya bakacak olursak, diyebiliriz ki muhatabı minnet altında bırakacak iddia, tavır ve beklentilerden mümkün olduğunca sakınmamız gerekir.

 

 

Benim Rabb'im 

 

Benim Rabb'im benim Rabb'im;

Sen'den başka yoktur Rabb'im!

 

Dostluğunda vefa gördüm;

Sen'in vefan çoktur Rabb'im! 

 

Kapında bendeler Sen'in,

Muradı Sen'sin cümlenin;

 

Aradan kaldır hicâbı,

Görsünler cemâlin Rabb'im.

 

Mârûfsun, bilinmez Zât'ın,

Her şeyi kaplamış tahtın;

 

Görenler görmüştür Sen'i,

Gözsüzlere pinhân Rabb'im!

 

Bildim diyenler aldandı,

Bilmeyenler nâra yandı;

 

Gönlümde kenzen bilindin;

Âşıklara Sübhân Rabb'im!

 

Rûhlara ışıktır adın,

Meclislere huzûr yâdın,

 

Âriflerin son durağı,

Dertlilere derman Rabb'im!

 

Cürmüm pek çok, yok tâatim,

Belki yaklaştı saatim,

 

Etmezsen inâyet eğer,

Kimden ola gufran Rabb'im!..

 

M. Fethullah Gülen

 

 

Haftanın Duası 

 

Allahım, beni, bütün mü'min kardeşlerimi, mü'mine bacılarımı ve arkadaşlarımı kurbiyetinin halaveti ve üns esintileriyle rızıklandır. Eziyet ve ızdırap veren saiklerden halas eyle. Sen benim Rabb-i Rahimimsin; ben ise Senin zavallı ve boynu tasmalı bir kapıkulunum. 

 

Evliya ve asfiyaya lütuf buyurduğun faziletleri bana ve benimle beraber bulunanlara da nasip et. Allahım, akıbet açısından hayırlı olan dualarımı kabul buyur

 

 

Sözün Özü 

 

Eğer bir insan günah çukurlarından birine düşmüşse hiç vakit kaybetmeden tövbeyle kendini yenilemeli ve işlediği günahın hacaletini bir ömür boyu vicdanında duyup hissederek onunla iki büklüm olmalıdır.

 

Çünkü hakikî mü'min, günahının üzerinden elli-altmış sene geçmiş olsa dahi, onu her hatırladığında daha dün yapmışçasına kalbine bir zıpkın saplanmış gibi ızdırap duymalı ve sürekli nefsini sorgulamalıdır. ZAMAN

 

16 Ekim 2009, Cuma



1 of 1 File(s)


Messages 1636 - 1665 of 1665   Newest  |  < Newer  |  Older >  |  Oldest
Advanced
Add to My Yahoo!      XML What's This?

Copyright 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help