"YAZMAK
BENİM İÇİN BİR VAROLUŞ MESELESİ..." Hem destansı bir aşkla liseli bir kızı yakalamak hem modern zamanların kadın sorunlarıyla kadınları yazıya yaklaştırmak bir de bunların yanında tasavvufun gürül gürül kaynağından okuruna buyur etmek her yazara nasip olmaz. Yazı hayatında elli yılı geride bırakan Emine Işınsu ise tam da buna örnek işte; Balkan Türklerinin dramını İlay ve Mehmet üzerinden anlattığı “Çiçekler Büyür”le liseli kızların aşka inancını pekiştiren, “Bir Gece Yıldızlarla” ile her türden kadının dünyasını resmeden ve “Hacı Bayram”, “Yunus” gibi romanlarında gönül dilinde konuşan Işınsu, yazmak hakkında “Benim
için bir var oluş meselesi.” diyor.
Emine Işınsu’da yazının ‘bir var oluş meselesi’ olması şaşırtıcı değil elbet. Zira o Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Halide Nusret Zorlutuna’nın kızı olarak millî, manevî ve edebî değerlerin rüzgârıyla büyüdü. “Her konuda örnek aldım.” dediği annesinin bir tek soyadını kullanmadı ki kendisine iltimas geçilmesin. “O zamanlar Anadolu’nun muhtelif yerlerinde pek çok edebiyat dergisi çıkardı. Ben de dergilere şiirlerimi göndermek istiyordum. Zorlutuna ismiyle yollarsam annemden dolayı bana iltimas ederler diye korktum. Bundan sakınmak için göbek adım Emine ve adım Işınsu’yu kullandım.” “Kızımı ayağımda sallarken Küçük Dünya
romanını yazdım” Yazmaya şiirle başlasa da onun için romanın yeri başka. “Roman yazarken bu dünyayla ilgim bir hayli kopuyor ve çok yorgun düşüyorum.” Belki de bu ağırlık dolayısıyla o hep çocukları ve kitaplarıyla birlikteydi; biraz da zamansızlıktan: “Babam İngiliz edebiyatı okumamı istiyordu, bense felsefe. Birkaç üniversite dolaştım. Sonra evlendim, felsefeye başladım. Bu arada kızım Elif doğdu. Bir süre ara verip tekrar başladım, bu sefer büyük oğlum Yağmur geldi.” Ama bu durumdan şikâyetçi olduğu sanılmasın; 23 yaşında gencecik bir kadınken bir yandan ayağında kızı Elif’i sallayıp bir yandan da -daha sonra Turizm Bakanlığı ödülü alacak- ilk romanı “Küçük Dünya”yı yazmış olmaktan
mutlu. Bu tablo önemli; çünkü ev işleri değilse bile çocuk yetiştirmek çok mühim Işınsu’nun nazarında. “Çocuk, Allah’ın bir emaneti ve onu titizlikle yetiştirmeli. Yorgun bir anneye çocukların tahammülü yoktur.” Ne de olsa annesi de öyle yapmıştı; “Bak bunu hiç düşünmemiştim.” dese de Halide Nusret’in de anneliği, öğretmenliği ve yazarlığı birlikte sürdürmesini örnek almış olabileceğini kabul ediyor. Belki de bu yüzden, kadın karakterlere meyli. “Şahsi kanaatim, yüce Allah’ın kadınlara iltimas geçtiği yönünde. Kimse duymasın; ama ben kadınları hep üstün bulurum. Kadınların his ve akıl dünyası çok daha renkli ve zengin.” Gelin görün ki bu dünyayı tasvirde hâlâ Halide Edip Adıvar’ın başarısının yakalanamadığı kanaatinde.
Sevdiği kadın yazarlar olmasına rağmen kimseyi o seviyeye yaklaştıramıyor: “Kadın edebiyatında Halide Edip merhumu çok dikkatli ve titiz bulurum. Onun erkek kahramanları da iyidir, kaybolup gitmez. Ama kadın kahramanları çok iyidir. Bilmiyorum ki Halide Edip’ten sonra onun kadar iyi yazan çıktı mı? Şimdi birçok kadın yazarı beğensem de Halide Edip ayarında bulmuyorum. Daha kimse insanı hissediş, kavrayış ve okura veriş bakımından onun ayarına ulaşamadı, kendimi de dahil ediyorum.” Yazarı, kadın dünyası kadar ilgilendiren bir konu da Balkanlarda ve Türkiye’nin doğusunda yaşayan dış Türkler. Işınsu’nun bu ilgisi de çocukluğuna dayanıyor: “Dış Türklerle maddi manevi bağlarımız var ve onlar bir çeşit
tutsaklıkta yaşıyorlardı. Bunu öğrendiğime bana çok tesir etmişti ve ‘onlarla ilgili yapabileceğim ne var?’ diye düşününce ‘onların hikayesini anlatabilirim’ dedim. Tabii Balkan Türkleri daha yakın geliyordu; çünkü Sovyetler yıkılana kadar oradan haber almak imkânsızdı.” Dilimi gençlere uydurmaya çalışıyorum Emine Işınsu romanlarının bir alamet-i farikası da dilidir şüphesiz; samimi ve çokça gündelik hayat barındıran bir dil. Aslında yazar başta dil konusunda bilinçli bir tercih geliştirmemiş. Ama kendine gençleri hedef aldıktan sonra dil üzerine eğilmiş ve gençlerin anlayabileceği bir dille yazmayı amaçlamış. Hatta bu uğurda ‘televizyon Türkçesi’ bile kullandığını söylüyor: “Mümkün
mertebe gençlerin kullandığı dilden yazmaya çalıştım. Bazı romanlarımda çok yeni kelimeler bulabilirsiniz; çünkü bu dili biliyorlar. Onların dili, televizyon Türkçesi! Ben de bu dili elimden geldiğince televizyondan daha iyi kullanıp gençlere ulaşmaya çalışıyorum.” Röportaj: Elif Tunca YAŞAYAN EN BÜYÜK ÜLKÜCÜ ROMANCIMIZ : EMİNE IŞINSU 17 Mayıs
1938’de Kars’ta doğdu. Babası tümgenerallikten emekli Aziz Vecîhî Zorlutuna, annesi, şâir – yazar Hâlide Nusret Zorlutuna’dır. Asker bir baba ve öğretmen bir annenin çocuğu olarak, çocukluğunun büyük bir kısmını Anadolu’nun muhtelif yerlerinde geçirdi. Şanlıurfa’da başladığı ilk öğrenimini Ankara’da tamamladı ve 1957’de T. E. D. Ankara Koleji’nden mezun oldu. DTCF’de, önce İngiliz Dili ve Edebiyatı, sonra Felsefe ODTÜ’de İşletmecilik Bölümlerinde ve Hukuk Fakültesi’nde kısa sürelerle öğrencilik yaptı. Bir ara kazandığı “Fulbright” bursu ile Amerika’da “Sosyal Hizmetler Uzmanı” kurslarına katıldı. Kolej’in dergisinde yayımlanan bir şiir ile edebiyat dünyasına katılan Işınsu, yirmi üç yaşında iken (1961-63) yazdığı
“Küçük Dünya” adlı romanı ile Turizm-Tanıtma Bakanlığı’nın roman mükâfaatını kazandı. “Kadın”, “Hisar” gibi dergilerde yazı ve hikâyeleri neşredildi; Yeni İstanbul ve Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. 1969’dan 1981 yılına kadar Töre Dergisi’ni fiilen idare etti. Töre Dergisi, toplum olarak büyük çalkantılar yaşanılan bir devirde, Türk milliyetçiliğinin ciddi fikir organlarından biri oldu. Otobiyografik özellikler taşıyan ve çok başarılı ruh tahlillerinin yapıldığı Küçük Dünya ile, Malazgirt’in 900. yıl dönümü vesilesiyle yazılan “Ak Topraklar” hariç, diğer bütün romanlarının konusunu günümüz toplumundan ve Türkiye dışı Türklerin dramından çıkaran Işınsu, şiir diline yakın bir
üslûpla ve “tez”li tekniği ile yaşadığımız olayları romanlaştırmıştır. 1966’da TRT Mikrofonik Oyun yarışmasında “Bir Yürek Satıldı” adlı eseri ile birincilik kazanan yazar, fikrî ve edebî çalışmalarını sürdürmektedir. Eserleri: İki Nokta (şiir, 1956); Tiyatro: Bir Yürek Satıldı (1966), Bir Milyon İğne (1967), Ne Mutlu Türk’üm Diyene (1969), Adsız Kahramanlar (1975) Romanları: Küçük Dünya (1966), Azap Toprakları (1969), Ak Topraklar (1971), Tutsak (1975), Sancı (1975), Çiçekler Büyür (1979), Canbaz (1982), Atlı Karınca, Bir Gece Yıldızlarla, Kaf Dağının Ardında, Cumhuriyet Türküsü, Dost Diye Diye, Nisan Yağmuru, Havva, Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri |