Merhabalar!
Geçtiğimiz günlerde ortalamanın üzerinde bir ilim adamı olduğunu düşündüğüm Mümtaz'er Türköne'nin Milliyetçilik ve Ulusalcılık üzerine iki yazısı yayımlandı. Türk milliyetçiliğinin tarihi ve resmî-sivil milliyetçilik bağlamlarında dikkatle okumanın faydalı olacağı kananatindeyim.
Saygılarımla!
MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Ulusalcılık ve milliyetçilik
Cumhuriyet öncesi Türk milliyetçiliği, “çöken, dağılan devleti kurtarmak ve yaşatmak nasıl mümkündür?” sorusuna cevap vermek zorundaydı.
Cumhuriyet döneminde ise devletin güvenliğini sağlamak için homojen bir ulus ortaya çıkarmanın yanında “toplumu modernleştirmek nasıl mümkündür?” sorusuna verilen cevaplar, milliyetçiliğin belkemiğini oluşturdu?
Cumhuriyetle birlikte
dünyaya gelen ve “on yılda on beş milyon yaratılan” millet ile tarihi-kültürel varlığını korumaya çalışanların kültür milliyetçiliği rekabet halinde iki ana damarı temsil etmektedir. Bu ayrım iki uçta, 1960’lardan itibaren şekillenen sağ-sol ayrımına da oturmaktadır. Modernleşme sorununa iki farklı cevap verildi: Bugün milliyetçilik ve ulusalcılık olarak ikiye ayrılan kimlikler bu iki farklı cevabın izinden giderek anlaşılabilir. Kültürü toplumun temel referansı olarak gören, bu kültür içinde manevî unsurlara özel bir anlam yükleyen “kültür milliyetçiliği” birincisinin arka planında yer almaktadır. Diğer ideolojilerle rekabet halinde iken bu ideolojiyi “muhafazakâr” nitelikleri ile teşhis edebilirsiniz. Türklük ve İslâmlık arasında sentezleme çabası, aktüel laiklik tartışmalarında muhafazakâr tavırlar (başörtüsü sorununu bir dram olarak nitelemek gibi) “muhafazakâr milliyetçilik” damarı içinde hayat bulmuştur. “Türkçülük” bu muhafazakâr yorumu engellediği için MHP, “3
Mayıs Türkçüler Bayramı”nı bile “Milliyetçiler günü”ne dönüştürmüştür. Bugün MHP’de kitlesel olarak temsil edilen bu akımı çevre ile merkez arasında bir bütünleşme projesi olarak anlamak doğru olacaktır. Kenarda yer alan, ama merkez ile bütünleşme niyet ve çabası içinde olanlar merkezi de değiştirerek bu ideoloji yardımı ile yukarıya tırmanmaktadır.
Milliyetçilik, MHP’de temsil edilen ana gövde için bir uçan halıdır. Bu uçan halı, toplumsal ve siyasal entegrasyonu sağlama işini üstlenmektedir. Milliyetçilik, nasıl başlangıcında köy cemaati yerine, daha büyük ama muhayyel bir cemaat önererek şehirleşen ve modernleşen toplumlara ortak bir kimlik ve aidiyet temeli sundu ise, bugün de toplumun bütünü ile entegre olmak için yola çıkan dışarıdakilere emniyetli bir
kanal açmaktadır. Milliyetçilik bu haliyle iradî bir modernleşme ve entegrasyon aracı olarak ortak bir dil, ortak bir kimlik ve geniş ortak paydalar yaratmakta ve çevreyi merkezin tam da göbeğine taşımaktadır. Muhafaza edilecek kimlikler, aidiyetler ve gelenekler kültürün içinde yer aldığı için Fichte’nin formüle ettiği Alman menşe’li kültür milliyetçiliği, muhafazakâr nitelikleri ağır basan milliyetçiliği anlamak için anahtar hükmündedir. Ziya Gökalp’in sosyolojik tanımlara ve kategorilere dayandırdığı bu gelenek bugün Nevzat Kösoğlu tarafından temsil edilmektedir. Kösoğlu’nun yakın zamanda çıkan “Türk Olmak ya da Olmamak” ve “Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Ziya Gökalp” isimli kitapları, kültür milliyetçiliği geleneğinin günümüze uzanan seçkin örnekleridir. Bu gelenek milleti bir “kültür birliği” olarak tarif etmektedir.
Ulusalcılık ise sol-enternasyonalizm ile ulus-devlet realitesi arasında bağ kurmak üzere yola çıkmıştır. Henüz kapitalizmi gerçekleştirememiş tarım toplumlarında sosyalizm ancak öncü bir grup eliyle gerçekleşebilir. Emperyalizme karşı başkaldırıya öncülük eden bu grup, ulusal bağımsızlık adına ulusçuluğa soyunmakta ve ortaya her ulusun kendi kaderini tayin ettiği bir evrensel ulusçuluk çıkmaktadır. Türkiye’de ulusalcılığın neredeyse tek dayanağının “Kurtuluş Savaşı Mitosu” olması ve “Kuvva-yı Milliye”nin sıfat olarak benimsenmesi bu yüzdendir.
“Kızılelma koalisyonu” birbirine taban tabana zıt iki farklı ucu bir araya getirmeye kalktığı için başarısız olmuştur. Milliyetçilik siyasî
kutuplaşmalarda asgarî müşterek değildir; belirleyici olan “modernleşme sorunu”na verilen cevaplardır. Bugün ilave unsurlar, farklı milliyetçilik türlerini zıt kutuplara savurmaya devam ediyor. Totaliter laiklik anlayışı, hukuku ka’le almayan derin devletçilik ve demokrasi karşıtlığı, açıkça ırkçılıkla temellendirilen anti-Kürtçülük ve çatışma arayışı ulusalcılığı; muhafazakâr tonları güçlü, yerli kültürü yücelten ve merkeze karşı çevreyi temsil eden, birlik ve bütünlüğü çatışmada değil uzlaşmada gören yaklaşım milliyetçiliği ifade ediyor.
Milliyet tercihlerinde ulusalcılığın değil de milliyetçiliğin MHP’de görüldüğü gibi kitle desteğine sahip olması bu toplumda sağduyunun ve maşerî aklın sağlıklı işlediğini gösteriyor.
Daha sağlıklı bir yol arayanların, “siyasî milliyetçilik” üzerine kafa yormalarını öneriyorum.
21.05.2006
Zaman
MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Türk milliyetçiliği
Türkiye’nin ideolojik fay hatlarının geçtiği yerleri ve kesişme noktalarını görebilmek için ideolojilerin “buğulu gözlükleri”ni çıkartmak gerekir.
Çünkü ideolojilerin her biri, toplumda var olan tarihsellikten ve yaşanan toplumsallıktan bir iz, bir işaret ve tortu taşır. Çoğu zaman da karşımıza toplumda yaşananların doğrudan bir tezahürü olarak çıkar.
Milliyetçilik yaygın, köklü ve güçlü yapısı ile nelerin tezahürüdür?
MHP milliyetçiliği ile ulusalcılığı bir araya getirme çabaları neden sonuç vermemiştir?
MHP milliyetçiliğinde muhafazakâr tonlar neden her zaman çok güçlüdür?
Milliyetçilikten bahsettiğimiz zaman sadece bugüne ait olmayan, tarihin örs ve çekici arasında dövüle dövüle şekillenen bir ideolojiden bahsediyoruz. Bu yüzden yukarıdaki sorulara, tarihe ve toplumların hayatî ihtiyaçlarına eğilmeden cevap veremeyiz.
Öncelikle milliyetçiliğin modernleşen toplumların ideolojisi olduğunu fark etmemiz gerekir. Kendi cemaatine, köy yaşamına gömülü olarak yaşayan toplumlarda milliyetçiliğin izine bile rastlanmaz. İletişimin ve ulaşımın yaygınlaşması ile bireyler kendilerini küçük ve kapalı cemaatler yerine daha büyük toplumsal birimlerin mensupları olarak görmeye başladıkları zaman milliyetçilik tarih sahnesinde boy göstermeye başlar. Milliyetçilik ile millet realitesi arasında sanıldığının tersine bir ilişki vardır: Milleti bir toplumsal-siyasal varlık olarak tarih sahnesine çıkartan güç milliyetçiliktir; yoksa milliyetçilik var olan milletlere dayanarak vücut bulmamıştır.
Milliyetçiliği, “siyasî kardeşlik (fraternite)” (uhuvvet-i siyasiye) olarak icat eden Fransız İhtilali ve bu ideolojinin gücü ile bütün Avrupa’ya egemen olan Napolyon, tarihin yönünü bir daha geri çevrilmeyecek şekilde belirlemiştir. Farklı dilli ve farklı dinli heterojen toplumlara dayanan çokuluslu imparatorlukların idam fermanı imzalanmış, tarih bir buçuk asra yayılan infazlarla bu fermanların gereğini yerine getirmiş; imparatorlukların yerini ulus-devletler almıştır.
Elbette, tarihin akış yönünü ilk gören ve imparatorluk sahibi oldukları için panik içinde çare arayanlar Osmanlı devlet ricali ve yeni yeni varlık göstermeye başlayan münevverler olmuştur. Çok erken tarihlerde Osmanlı Devleti’ni içten içe kemiren
“milliyetçilik mikrobu”na karşı tek çarenin mukabil bir milliyetçilik oluşturmak olduğu fark edilmiş ve teşebbüse geçilmiştir. Bir imparatorluğu yaşatacak milliyetçilik ise toprak esasına dayanan vatanseverlik(patriotism)tir. Vatan, farklı dilleri, ırkları ve dinleri bir arada kardeşçe yaşatan Osmanlı vatanı, bu esas üzerine inşa edilen milliyetçiliğe verilen isim de Osmanlıcılıktır. Devlet nezdine “ittihad-ı anasır ve imtizac-ı akvâm” (unsurların ittihadı ve kavimlerin kaynaştırılması) olarak isimlendirilen bu politika, ısrarla ve inatla devlet politikası olarak uygulanmış ve I. Dünya Savaşı sonuna kadar resmen savunulmuştur. Osmanlıcılık gibi bir vatanseverlik (patriotism) türü olan Fransız ve Britanya milliyetçilikleri hâlâ resmen sürdürülmektedir. Bugün sahip olduğumuz “vatan” fikrinin arkasında Osmanlıcılığın birikimi yatmaktadır.
İslâmcılık veya dönemin yaygın ismiyle Pan-İslamizm de, “Müslümanlar tek millettir” hükmüne dayanan bir tür milliyetçiliktir. Osmanlı Devleti, özellikle Sultan Abdülhamid-i Sanî döneminde, İngiliz diplomasisini frenlemek için dünya Müslümanlarına yönelik İslâmcı politikalar izlemiş; ama hiçbir zaman bu politika resmî devlet ideolojisi olan Osmanlıcılık fikrinin yerini almamıştır.
Cumhuriyete kadar Türkçecilik veya dilde milliyetçilik şeklinde gelişen Türk milliyetçiliği, II. Meşrutiyet sonrası birikimini de Cumhuriyet’e naklederek kurulan yeni devletin resmî ideolojisi haline gelmiştir. Bu milliyetçilik başlangıçta savunmacı (tedafüî) bir milliyetçilik olarak geliştiği için
gerçekçi olmuş, yeni devlet kökleştikçe daha iddialı ve atak tezlere sarılmaya başlamıştır. Türk milliyetçiliği tek egemen milliyetçilik türü haline gelince, kendi içinde birbiriyle rekabet eden farklı milliyetçilik türlerinin ortaya çıkması da kaçınılmaz olmuştur.
Bugünün ulusalcılığı ile MHP’de temsil edilen milliyetçilik, iki ana damarı temsil etmektedir.
16.05.2006
Zaman
__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around
http://mail.yahoo.com