Kendinizi ister Türkçü, ister Milliyetçi olarak tanımlayın şu tespitten kaçamazsınız: Türkçü ve Milliyetçi bakış, milletin hali ve meseleleri çerçevesinde sürekli yenilenmek ve derinleşmek ihtiyacındayken maalesef dar kalıplara hapsedilmekte, kendini yenileyememekte ve gittikçe sığlaşmaktadır.
Türkçü, Turancı, Milliyetçi adlarıyla kendilerini anan kişi ve teşkilatlar, sistemli ve tutarlı bilgiden yoksun olarak kendilerini konumlandırdıkları için, yaşanan süreçlerde etkileri azalmakta, itibarları zedelenmektedir.
Kemiyete bakarak milliyetçiliği yükselen değer sayanların yanılgıları küreselleşme tahribatının boyutları karşısında ayan beyan gözükmektedir.
Siyaset simsarları aksini söyleseler de milliyetçilik güç ve itibar kaybetmektedir. Türkçü-Turancı-Milliyetçi çizgi Türk modernleşme ve aydınlanma tarihinin en mühim renklerinden biri idi.
İlk Türkçüler, milliliği hamasi nutuktan ibaret görmediler.
Sadece dil ve tarih bilinci olarak
da algılamadılar.
Onlar, bunların yanı sıra hatta bunlardan daha ağırlıklı olarak, milliliğin iktisadi modernleşme, başka milletlerle iktisadi rekabete girişebilme açılımlarını da dillendirdiler.
Onların fikirleri Cumhuriyetin ilk yıllarında hayata geçirilmiş, lakin otuzlu yıllardan itibaren milliyetçiliğin iktisadi niteliğinin ihmaliyle sapmalar oluşmuştur.
Doğal mecrasında akmakta olan modernleşmen önü tıkanmış ve tek parti diktasınca oluşturulan tepeden inmeci ve dayatmacı modernleşme resmi ideolojiye dönüşerek milletten kopmuştur.
Bu kopuş bugün de aşılamamıştır.
Resmi milliyetçilik hala sivil taleplerin önünü kesen bir dayatma olarak durmakta ve halkın değerlerine bigane bir tavır olarak yürütülebilmektedir. Oysaki Milliyetçilik, aydınlanma sonrası Avrupa''sında; birkaç siyasetçinin programı ya da birkaç aydının fantezisi olarak değil, sosyal ve iktisadi gelişme gibi çok güçlü ve önüne geçilmez dinamiklerin eseri olarak ortaya
çıkmıştır.
Şehirleşme, sanayileşme, bilgiyi paylaşma, eğitimin yaygınlaşması, milli burjuvazinin ortaya çıkması, bu dinamiklerin en önemlileri olarak sayılabilir.
Bizdeki milliyetçiliğin ilk önce azınlıklarda başlamasının asıl sebebi milliyetçiliğin sosyal, siyasal ve iktisadi dinamiklerin eseri oluşundandır.
Osmanlı ülkesindeki azınlıklar sosyal ve iktisadi bakımdan asli unsur olan Türklerden daha ileridirler.
Türk dünyasının kuzey yakasında bu durum başka bir tezahürle çıkar karşımıza: Türkçülük akımının ilk önce İdil-Ural bölgesinde ortaya çıktı ve yaygınlaştı.
Bu bölgenin vermekte olduğu bağımsızlık mücadelesinin rolünü de inkâr etmemek kaydıyla şu söylenebilir: Bu bölgedeki Türkler, sosyal ve iktisadi bakımdan diğer Türklere oranla daha gelişmiş ve ileri oldukları için Türkçü ve milliyetçi duyarlılıklar geliştirebilmişlerdir.
Her milletin kendine has bir modernleşme doktrini ve buna bağlı olarak gelişen metodu vardır.
Aralarına
katılmak için türlü maskaralık ve onursuzluk gösterilerinden dahi kaçınmadığımız Batı dünyasını şekillendiren kültürel-siyasal-felsefi kök Roma hukukuna, Anglosakson kültürüne ve yunan mitolojisine yaslanmaktadır.
Batı''nın büyük aydınlanma hareketleri olan reform ve ronesans süreci bu toplumların hepsini birlikte etkilemiş ve küçük ayrıntılar dışında bu toplumların hepsinde benzer sonuçlar doğurmuştur.
Batı aydınlanması ve modernleşmesinin; felsefi temelleri Almanya''da, siyasal temelleri Fransa''da ve endüstriyel temelleri de İngiltere''de atılmıştır.
Batıda bugün ulaşılan toplumsal sistemin temelleri; din devlet ilişkisinin yerli yerine oturtulması, bilimsel gelişmelerin üretim sürecine sokulması ve protestan ahlakının egemen kılınması sonucu ortaya çıkmıştır. Türk dünyasının değişik noktalarında eşzamanlı olarak başlayan modernleşme hareketleri Batıdan farklı olarak iç dinamiklerden daha ziyade dış dinamiklere bağlı olarak ortaya çıkmıştır.
Sosyal,
kültürel ve iktisadi gelişmenin sonucu olarak ortaya çıkmayan ve toplumsal bir talebe dayanmayan Türk modernleşmesi kurgusal eksikliklerle başlamış ve sürmüştür.
Belki de bu nedenle tam anlamıyla başarılı sonuçlar alınamamıştır.
Batı''ya özentiyle başlamış, taklitle sürmüş ve tepeden inmeci ve dayatmacı tavırlarla halktan kopmuştur.
Güvenlik endişeleri bağlamında ele alındığı için de bir kültür ve medeniyet projesine dönüşememiş hep stratejik bağlamın uzantısı olarak düşünülmüştür.
Geleceğimiz hakkında geri dönüşü zor kararlar vermek zorunda kalacağımız bir çeyrek asır vardır önümüzde.
Ya Batılı medeniyetin "emir eri" rütbesine razı olup ve bu rütbenin bedellerini ödeyip, bizi biz yapan değerlere sırt çevireceğiz, ya da Şarklı olduğumuzu yeniden idrak edip kendi medeniyetimizi yeniden ihya ve inşa etme kararına adanacağız.
Bu karar kavşağından geçerken Rahmetli Dündar Taşer''in kulağımıza küpe olması gereken tespitini karar sorumluluğunda
olan herkese özetle hatırlatalım: Biz çadırımızı sırtlanların yolu üzerine kurduk.
Bizim vatanımız güzel ve alımlı bir kız gibidir.
Herkesin onda gözü vardır.
Bu nedenle üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyasında küçük bir devlet olarak yaşamamız mümkün değildir.
Bu coğrafyada Roma, Selçuklu, Osmanlı gibi dünya devleti olmak, büyük olmak zorundayız.
Bu coğrafyada sürünerek yaşamamıza mazinin rızası yoktur, atinin de olmayacaktır.
__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around
http://mail.yahoo.com