ESKİ BİR KASABA SEVDASINDAN KALANLAR
Nasıl gelip geçerdin o sokaklardan
Gamzelerinde serçe kanadı akşamlar
Bir gamlı peri masalı konardı saçlarına
Saçların sıyrılırdı bütün kanunlardan
Karışır giderdi hüzünlü bakışlarına
Nasıl gelip geçerdin o sokaklardan
Şurda bir han vardı basık ve ıssız
Sessizce ağlardı yalnız ben duyardım
Yolunu beklerken bir duvara yaslanıp
Bütün renkleri lâciverde boyardım
Nasıl gelip geçerdin o sokaklardan
Güneş yoksul camlarda can çekişirdi
Oynar dururdu çocuklar sevdamızdan habersiz
Bir türkü uçar giderdi başımızın üstünden
Ürkek yorgun yanık ve kimsesiz
Nasıl gelip geçerdin o sokaklardan
Topukların içimde bir yerlere basardı
Alıştığımız gürültüler gelirdi kahvelerden
Bir ılık boşluğa düşerdim yanardı avuçlarım
Sarışın huzmeler dökülürdü üstümüze pencerelerden
Nasıl gelip geçerdin o sokaklardan
Şimdi kırk gözlü beton devler tutmuş köşe başlarını
Eski toprak evlerin yerini telâşlı caddeler almış
Eksoz homurtuları karışıyor korna seslerine
Artık ne serçeler var ne ürkek türkülerimiz kalmış
Dilâver CEBECİ