RUSYA'NIN PANTÜRKİZM KORKUSU
Dr. Mehmet YÜCE
www.tdcif.org
Yelena Sontseva adlı bir Rus yazar, ciddi bir site olan http://centrasia.org adlı web sitesinde "Efsanelerdeki ve Realitedeki Yeni Turan: Türkiye, Bütün Türkleri Hilâl Altında Birleştirebilecek mi?" adlı zengin içerikli makalesinde Pantürkizm konusunu ele almaktadır. Rus hanımefendisi, söz konusu makalesinde Osmanlı donanmasının Sinop'ta Ruslar tarafından yakılarak imha edilmesiyle söze
başlamış, Turan düşüncesinin tarihsel gelişimini, Türkiye'de bu düşüncenin yorumunu, bu konuda yapılan çalışmaları, Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arasındaki ilişkileri, yeni kurulan Türk Cumhuriyetlerdeki Türk işadamlarının ve Türk eğitim kurumlarının faaliyetlerini irdelemiş ve sözlerini "Büyük Turan hayalî devam ediyor ve bu, çizgi film değildir…" cümlesiyle tamamlamaktadır. Yazıya bakıldığında, yazar, Turan düşüncesinden epey korkmuş gibi görülüyor. Keşke realite yazarın korktuğu gibi olsaydı. Gerçekten Pantürkizm vardığı boyut, yazarı ve yazarın vatandaşı olduğu devleti korkutacak bir seviyede midir?. Ah keşke dedikleri gibi olsaydı. Ama yine onlar öyle bilsinler. Zararı yok. Peki, nedir bu Pantürkizm?
Bilindiği üzere, ilk Türk aydınlanma hareketi olan Ceditcilik adı verilen reform hareketi, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısının başlarında dil, eğitim-öğretim ve dinle ilgili alanlarda bir yenileşme hareketi olarak başlamıştır. Bu hareketin önde gelenlerinden Abdülnâsır
Kursâvi, Şihâbeddin Mercâni, Abdulkayyum Nasır ve Hüseyin Feyizhâni sayılabilir. Bu hareket genelde Rusya'daki Türk halklarında meydana gelen iktisadi değişikliklerin sonucunda ve bunların etkisi ile canlanan bir uyanış, yenilik hareketidir. Daha sonra Usul-ü Cedit hareketi Türk dünyasının tümüne yayılma yolları aramıştır. Türk milliyetçiliği düşüncesinin gelişmesinde büyük etkisi olan ve Türkçülüğün bir ideoloji haline gelmesi ve ulusal bilincin ortaya çıkarılmasında önemli katkıları olan İsmail Gaspıralı da Cedit Hareketi (Usul-ü Cedit) nin önde gelenlerindendir.
Kırım Tatarı olan Gaspıralı İsmail'den sonra Kazan Tatarlarından olan Yusuf Akçura da modern Türkçülük cereyanının en önemli ideologundan biri olup, kültürel nitelik taşıyan Türkçülüğe siyasal boyut kazandırarak,"Pantürkizm" hareketinin teorik alt yapısını oluşturmuştur. Bilindiği üzere, Türk Milliyetçiliğinin en önemli düşünürü İsmail Gaspıralı, öncelikle eğitim alanında olmak üzere çeşitli alanlarda getirdiği
yeniliklerle Türk milliyetçiliğinin önünü açan kişidir. Rusya'da yayınlanan ilk Türkçe ve Türkçü gazete olan Tercüman'ın sloganı "Dilde, fikirde, işte birlik" sözü idi. Bu ideal Türk dünyası için hala bugün bile anlamını korumaktadır. Gaspıralı'nin öncülük ettiği Türkistan aydınlanma hareketi olan "Cedid" doktrini demokratik ve seküler bir düşünceye dayanmaktaydı. Cedidçi aydınlanma doktrininin temelinde modern bir toplum ülküsü arayışı yatmaktadır. Cedidçiler Orta ve Kuzey Asya Türkleri arasında yaygın olan ruhani ve feodal yapıları tasfiye ederek, çağdaş bir toplum kurmak istiyorlardı. Ancak Türkistan'daki bu aydınlama hareketi maalesef tamamlanamamıştır. Bu aydınlama hareketinin katkısıyla da (Bilhassa Cedid okulları) Bolşevik Rusya'ya karşı silahlı bir direniş başlatan Basmacılar Hareketi de başarılı olamamış ve Türkistan 70 yıl sürecek SSCB esaretine mahkûm olmuştur.
Bilhassa Bolşevik işgalinden birçok Cedidci ve Türkçü aydın Osmanlı devletine gelerek burada başlayan
Türkçülük hareketine hem teorik hem de pratik açıdan çok önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bunlardan biri olan Akçura, Avrupa'da eğitim görmüş, Tataristan'da öğretmenlik yapmış ve Türkçülüğe düşünce alanında katkılar sağlamış bir şahsiyettir. Akçura, en önemli makalesi olan "Üç Tarz-ı Siyaset"te Pantürkizm'i Osmanlının kurtuluş reçetesi olarak sunmaktadır. Akçura`ya göre çok milletli ve çok dinli bir yapısıyla Osmanlı İmparatorluğu`nun, milli bir politikaya yönelmediği sürece ayakta kalması zordu. Yapacağı tek şey, coğrafi ve kültürel açıdan Asya`ya yönelik Türklük bilincinin gelişmesini öngören uzun vadeli köklü bir değişim yapmaktır. Akçura, dinlerin, ırkların hizmetine girmesini savunmakta; ırk kavramını Türk milliyetçiliğinin tek temeli olarak göstermektedir. Ayrıca bu makale ile Fransız ulus anlayışından uzaklaşılmış ve Alman ya da Slav ulus anlayışına geçiş savunulmuştur. Böylece İdil-Volga'da milletin uyanışı olarak başlayan Cedidci düşünce akımı aynı dönemlerde Anadolu'daki
vatanı ve Türklüğü kurtarma arayışlarıyla kucaklaşıp, modern Türk milliyetçiliği düşüncesi altında Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi ideolojisini oluşturmuştur.
Evet, her Türk evladının yüreği ortak tarih ve kültüre sahip, aynı ata ve babadan gelme Türkistan'daki kardeşleriyle samimi ilişkiler kurmak heyecanıyla atar. Bunun aksini söylemek insan doğasına aykırıdır. Bu kardeşlerimizle entegrasyonu sağlamak elbette hayalimizdir. Nihal Atsız'ın dediği gibi: "Her milletin, yaşamak için, bir ülküye ihtiyacı vardır. Bu ülkü, milletlere göre ayrıntılarında değişse bile, ana çizgilerinde hemen hemen bir gibidir. Çünkü şu tarihi gerçeği kimse inkâr edemez ki, her tutsak milletin ilk ülküsü bağımsızlığını kazanmak, her bağımsız milletin ilk ülküsü de, henüz tutsak yaşayan kardeşlerini kurtarmaktır". İşte bizim milliyetçilik anlayışımız da budur. Evet, 70 yıl deniliyor ama, aslında oldukça eskilere dayanan önce Çarlık Rusya'sı ve akabinde SSBC tarafından egemenlik hakları ellerinden alınan
bu kardeşlerimizin bağımsızlıklarını istemek suç mudur? Ekonomik bağımsızlıklarını elde etmeye yardım etmek ve Tanrı'nın kendilerine bahşettiği doğal zenginliklerinin kendi kullanımlarına tahsisini istemek Pantürkizm midir?
S.S.C.B.'nın dağılmasının ardından leş kargaları gibi yeni Cumhuriyetlerin stratejik kaynaklarını talan eden Batılı ülkelerin, tüm enerji kaynaklarını sömürmeye talip ABD'nin, Sovyet döneminden bu yana birtakım imtiyazlardan cömertçe yararlanan Rusya'nın yaptıkları "ticaret", yine bu devletlerin açtıkları okullar "eğitime katkı" olarak adlandırılıyor ama nedense birkaç Türk işadamının gelip kardeşleriyle birlikte iş yapması ya da Türkiye Cumhuriyeti tarafından samimi duygularla birkaç eğitim kurumunun açılması Pantürkizm olarak adlandırılıyor. Emperyalist zihniyetin öncü kolları olan Misyonerlerin faaliyetlerine ses çıkarılmazken ya da görmezlikten gelinirken dili ve dini aynı olan bir milletin kardeşlerine yardım etmeye çalışması neden bir takım çevreleri
rahatsız ediyor? Maalesef burada da yine büyük medeniyetlerin(!) çirkin yüzleri karşımıza çıkıyor. Atacağımız en ufak bir adım ve yaptığımız en küçük bir iş Pantürkist damgasını yememize yetiyor. Gerçi bu damgayı yemekten rahatsız da değiliz aksine şeref duyuyoruz, ama yine de bu iki yüzlülere birkaç okkalı laf söylemek geçiyor içimizde.
Gerek Çarlık Rusya'nın gerek S.S.C.B'nin ve gerekse şimdiki Rusya Federasyonu'nun korkulu rüyası oldu Pantürkizm. Türkistan'da yaptığı birçok zülüm ve katliama Pantürkizm'le mücadeleyi bahane olarak gösterdi. Pantürkizm'le mücadeleyi devlet politikası olarak belirledi ve her zaman gündemde tuttu. Gerek resmi ağızlardan gerek sinema eserlerinde ve gerekse medyasında hep bu konuyu işledi. Bu fikri kamuoyuna bir öcü olarak lanse etti. Pantürkizm mücadele ederken Panslavizm'i de uygulamaya koymaktan geri kalmadı. Bu çerçevede önce Türkistan'ı parçalara ayırdı. her bir boyu ayrı bir millet olarak gösterdi. Sen Kazaksın, sen Özbeksin, sen Uygursun
vesaire deyip küçük gruplara ayırdılar. Mikro milliyetçiliği pompaladı. Ardından birbirini anlamasınlar diye aynı ulusa 15 farklı alfabeyi dayatı. Adeta "Babil Kulesindeki" efsaneyi Türkistan'da bir daha yaşattı. Böylece geriye parçalanmış, bölük pörçük bir Türkistan'ı miras olarak bıraktı. Peki, yaratılan bu manzaranın adı ne?
Unutmayalım Pantürkizm, Panslavizm istilasına karşı Türklüğün verdiği var olma mücadelesinin adıdır. Bu mücadele her zaman devam edecektir. Bu mücadele Türklüğün var olma mücadelesidir, başka ulusları hedef alan, onların hakları elinde alma ve özgürlüklerini yok etme mücadelesi değildir. Bu mücadele tüm diğer uluslar gibi Türklerin de bu dünyada Tanrı'nın kendilerine verdiği nimetlerden faydalanma ve onuruyla yaşamak isteminin mücadelesidir. İyi niyetli hiç kimsenin ya da kurumun bu düşünceden korkmasına ya da tedirgin olmasına gerek yoktur.
EFSANELERDEKİ VE REALİTEDEKİ YENİ TURAN: Türkiye, Bütün Türkleri Hilâl Altında Birleştirebilecek
mi?
Yelena Sontseva
Nahimov kumandasındaki Rus donanması 30 Kasım 1853 tarihinde Sinop yakınlarında yapılan savaşta Türklere karşı galip geldi. Tarihteki son yelkenli donanma savaşı olan bu savaş dört buçuk saat sürdü ve Türkler için bir felâket oldu. Pek çok gemi kaybettiler, 3000'den fazla askerleri ya öldü ya da yaralandı, ayrıca donanma komutanı Osman Paşa da esir düştü.
Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki bu savaş çok gerilerde kaldı ancak bu zamana kadar söz konusu olay Rus siyaset biliminde daha da etkin bir şekilde gündemde kaldı. Türkiye önceki gibi imparatorluk, (her ne kadar eski sınırlarına yeniden kavuşmak istemese de) en azından aynı kültürü paylaştığı Türk toplulukları üzerinde üstünlük kurmak isteyen bir devlet olarak tanınmaktadır. Bu değerlendirmeler ne kadar doğru?
"Çok eski zamanlarda Turların bir kabilesi vardı. Doğulu olan bu göçebe askerler pek çok yeri ele geçirmiş ve dertsiz tasasız büyük Turan devletini
kurmuştu. Eski devletinin başkenti olan Kang'ı her zaman genç başkent olarak hatırladı. Orada yaşlılık ve ölüm yoktu, cennet bahçeleri vardı. Şehrin surları altın, gümüş, çelik, tunç, demir, cam ve seramikten yapılmıştı. Zamanın bilgeleri demişti ki; gün gelecek yeryüzünde Yeni Turan doğacak ve dünyada onun gücüne kimse yetişemeyecek."
Türk bilim adamları bunun efsane değil gerçek olduğunu düşünüyorlar. Bu konuda meşhur bir çizgi film de var. Turan'ın prototiplerini tarihte bulabiliriz. Tarihçi Mehmet Burcu'ya göre Türklerin kurduğu en büyük devletler, Cengizhan ve Osmanlı İmparatorluklarıdır ve bu iki imparatorluğun sınırlarını kapsayan alanda şimdi kırk ayrı devlet vardır.
Mehmet Burcu'ya göre, Pantürkizm adını alan Turan düşüncesi Osmanlı İmparatorluğu'nun en büyük düşmanı olan Rusya'nın Panslavizm'ine cevap olarak bir buçuk asır önce yayılmaya başladı. "Rusya, Ortodoks-Slav kardeşliği düşüncesinden hareketle Osmanlı topraklarını bir bir ele geçiriyordu.
Panslavizm'in mefkûresini etkisiz hâle getirmek gerekiyordu." Bu (hiç de önemsiz olmayan) özet, sorunun tarihî cephesidir. Ama iş tarihle bitmiyor. Balkanlardan Sibirya'ya kadar olan geniş bir coğrafyada yerleşen Türk topluluklarını tek bir devlet yapma fikri bazı Türk bilim adamlarının eski ve romantik hayâlidir. Bu düşünce SSCB ve Yugoslavya'nın yıkılmasıyla Türkiye'de daha çok taraftar toplamıştır. Bu konuda konuşmak devlet tarafından resmî olarak teşvik edilmiyordu hattâ yasaklanıyordu. Ancak bu sadece formel bir yasaktı. Bütün Türkleri tek bir çatı altında toplama fikri internet forumlarında ve televizyon programlarında genişçe tartışılmaktadır.
Turan fikrine tahsis edilen sitelerden birinde çalışan Arzu Güneş'e göre büyük Türk devletinin kurulması globalizasyon sürecinde akraba Türk boylarının yaşayabilmeleri için tek seçenektir.
"Yeryüzünde aynı dili, tarihi, edebiyatı, maddî ve mânevî kültürü paylaşan 200 milyon Türk'ün yaşadığı tahmin edilmektedir," diyor Arzu
Güneş. –Globalizasyon ve bir modele uydurma süreçlerinin arka planında Türk milletinin mânevî görünüşü, telafisi mümkün olmayacak şekilde tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Millî özgünlüğünü korumak amacıyla Türk dillerinde konuşan topluluklar bir arada toplanmalıdır.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın teşebbüsüyle yayımlanan, entelektüellere yönelik Rusça-Türkçe Diyalog Avrasya dergisi, Avrasya kıtasında yaşayan tüm devlet ve topluluklara "birbirlerine yaklaşmalarını" teklif ediyor. Derginin editör yardımcısı olan Cengiz Şimşek 'Turan'a şüphecilikle bakmaktadır. Ona göre, Türkiye'nin etkisi altında olan Orta Asya Türk Devletleri hakkındaki değerlendirmeler Türkiye dışında daha çok yayılmış ve tipik bir "kabus" olmaya başlamıştır.
"Orta Asya'da Pantürkizm fikirlerinin yayılmasıyla ilgili olarak histerik makaleler Rus basınında sürekli çıkmaktadır. Şüphesiz Pantürkizm vardır. Ancak Türklerin devlet kurması efsaneden başka bir şey değildir. Türk toplulukları
oldukça fazladır. Her birinin zengin tarihi, kültürü ve mizacı vardır. Çoğu izzet-i nefsine düşkündür. Muhatabımızın [Türkiye'nin] onları bir çatı altında toplaması için çok zaman, belki de yüzyıllar gerekir."
Cengiz Şimşek, Kırgızistan'daki eski cumhurbaşkanı Askar Akayev'in Gelecek Hakkında Düşünüyoruz kitabını Türkçeye çevirdi. O, Orta Asya devletlerine defalarca gitmişti. Şimşek'e göre oralarda Türkiye'nin rolünün güçlenmesiyle ilgili iki türlü fikir var. Bu devletlerin vatandaşlarının çoğu "önceleri onlara diktatörlük rejimini getiren Rusya'nın güçlenmesini istemiyorlar." Orta Asya toplukları için, aynı dini ve kültürü paylaşan Türkiye cazip bir örnektir. Fakat büyük ağabey kimseye lazım değildir. Özbekler ve Türkmenler kendi problemlerini kendilerinin çözebileceğini düşünüyorlar," diyor gazeteci.
Beyinlere oturmuş her bir sert fikir gibi Pantürkizm'de de (ya da Turan'da) sosyal, kültürel, ekonomik ve dinî temellerin iyi olması gerekir.
SSCB yıkıldıktan
sonra Türkiye, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan'ın liderleri "kardeş Türk toplulukları" federasyonunun kurulmasına karar verdiler. Bu federasyonun katılımcıları siyaset dışındaki tüm faaliyetlerde de beraber hareket edeceklerini taahhüt ettiler. Bu devletler birbirleriyle ticaret anlaşmaları imzaladı ve devletlerarası havayolu ulaşımını düzenledi.
Kunsulu Kadırkulova İstanbul'a Kırgızistan'dan birkaç yıl önce geldi. Teknik Üniversite'yi bitirdikten sonra orada çalışmaya başladı. Kunsulu'ya göre Türkiye kendi ülkesinden daha iyi, çünkü yaptığı aynı iş için Kırgızistan'da on kat az ücret veriliyor. "Kırgızistan'dan Türkiye'ye okumak için gönderilen ilk dokuz yüz öğrenciden biriydim. Burada kendimi yabancı ve yalnız hissetmiyorum. Burada da Müslümanlar var ama bize göre daha kültürlüler. Bana göre Orta Asya devletleri için taklit etmeye en müsait ülke Türkiye'dir. Türkiye'den öğrenebileceğimiz çok şey var. Öğrenilmesi gereken şeyleri öğrenme fırsatını
genellikle ekonomik ve sosyal faaliyetlerde bulabiliyoruz."
TİKA Türk devletlerine (ayrıca Filistin, Ukrayna, Gürcistan, Afganistan, Kosova ve Moldova'ya) her türlü yardımı yapıyor. TİKA'nın son projelerinden biri de Türkmenistan'da hayvanat bahçesinin yapılmasıdır.
"Türkiye'nin en büyük inşaat firmalarından biri Türkmenistan'da çok güzel bir hayvanat bahçesi yapmaktadır. Bu hayvanat bahçesinin sakinleri dünyamızın türlü köşelerinden getirilen hayvan varlığının tahminen üç yüz temsilcisidir. Yirmi altı milyon dolara mâl olan canlı müze 40 hektarlık bir sahayı kapsamaktadır. 2007 yılının Şubat ayında ziyaretçilere açılacaktır. Türkmenistan cumhurbaşkanı Saparmurat Niyazov, hayvanat bahçesinin temeline ilk harcı koydu." İşte size TİKA'nın faaliyetleri hakkında televizyon programlarında yer alan tipik bir haber…
Bu yakınlarda Aşkabat civarındaki Türk tekstil fabrikalarından birinin açılış töreninde Saparmurat Niyazov, Türkiye için "canan ülke" tabirini kullandı. Bu
olay, basında genişçe yorumlandı. Üstelik sadece Türkmenistan'da değil, Türkiye'de de... Türkmenistan cumhurbaşkanının, Türkmen halkına ahlâk kanunu olarak benimsetilen Ruhnâme adlı kitabı ilk önce Türkçe'ye tercüme edildi.
Son on iki yılda Türkiye milyarlarca doları Türkmenistan'a yatırdı. Türkler Aşkabat'ta elit yaşam kompleksleri, oteller, fabrikalar, ticarî merkezler kurmakta, parklar açmaktadır. Türk sanayisi eczacılık ve tekstil alanlarında üstündür. Türkmen pamuk ürünlerinin yüzde doksanı Türkiye'ye, oradan da Avrupa'ya ihraç edilmektedir. Türkmenistan'da faaliyet gösteren Türk tekstil fabrikasının temsilcisi Anıl Arman'a göre, merkezî Asya'yla böyle tabiî ilişkilerin kurulmasından iki taraf da kârlı çıkmaktadır. Ucuz iş gücünün kullanılması Türk tekstil sanayisinin Çin mallarıyla rekabet etmesine imkân vermektedir. Orta Asya devleri ise böylelikle, demode olmuş makinelerini Avrupa kalitesindeki modern cihazlarla değiştirme şansını elde ediyorlar.
Trans-Hazar
gaz nakil hattının kurulmasıyla ilgili olarak yapılan görüşmeler yeni değildir. Bu tür projeler Hazar bölgesi ve Orta Asya'daki enerji üretiminin Avrupa piyasalarına çıkarılmasında Türkiye'nin önemli bir köprü olmasına imkân verebilir (Bakü-Ceyhan boru hattı artık kuruldu ve yakında faaliyete geçecek. Sibirya gazını Ankara'ya kadar ulaştıracak, oradan da diğer ülkelere dağıtımı sağlayacak mavi akım hattının kurulmasına Rusya önceleri sıcak bakmıyordu, şimdi bu konuda istekli görünüyor). Hâl böyle olunca ağabey, Türk topluluklarının ihracat faaliyetleri için çok önemli bir köprü olduğu konusunda kuşku duymamaya başladı. Fatih Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mehmet Arınç'a göre bu durum "Çin'in kuzey batı bölgelerinden Hazar Denizi'ne kadar uzanan büyük İpek Yolu'nun dirilmesi olarak tanımlanabilir".
Diğer Türk devletleriyle (Azerbaycan'ın muhtar bölgesi olan Nahçıvan istisna) Türkiye'nin ortak sınırları olmadığı hâlde ekonomik ilişkileri hızlı bir şekilde gelişiyor.
Bir süre önce Kars-Tiflis, Tiflis-Bakü demir yolu da açıldı. Orta Asya'ya mal taşımak için önceleri İran üzerinden geçmek gerekiyordu, dolayısıyla yol uzun olduğu için maliyetler yüksekti. Türklerin büyük ihtimalle önceleri İslâm sancağı altında birleşmiş olan Orta Asya alanlarını kastederek kullandığı "Türkistan" tabiri, Orta Asya için şimdi de kullanılmaktadır.
Türkiye'deki bazı İslâmî örgütler Avrasya coğrafyasında "Türk-İslâm Birliği"ni yaratmaya kalktılar. Bölgedeki dinî ilişkiler ne kadar gelişti ve bu durum Türk topluluklarının Türkiye ile yakınlaşmasını etkileyebilecek mi?
Sovyetler Birliği sonrasında Orta Asya'da faaliyet gösteren dinî kuruluşlardan biri olan "Nurcular", Türk İmparatorluğunu yaratma yolundaki fikirlerin tohumunu atan bir örgüttür. Bu örgüt son yıllarda bölgede binden fazla lise açtı. Özbekistan ile Türkiye'nin eğitim alanında işbirliği anlaşması imzalamasının ardından "Nurcular"ın temsilcisi olan Türk öğretmenler 1990'lı yılların başında takım
hâlinde Özbekistan'a gelmişti. 1993 yılında burada açtıkları ilk liseye dar gelirli ailelerin çocuklarını ve yetimleri kabul ettiler. Hocaların işi Türkçe öğretmekle bitmiyordu; onlar aynı zamanda öğrencilere örgütün kurucusu olan ve şunda Türkiye dışında yaşayan Fethullah Gülen'i de tanıtıyorlardı. Ayrıca gelecekte cemaatin faaliyetlerine aktif olarak katılabilecek başarılı öğrenciler üzerinde dikkatlerini yoğunlaştırmışlardı.
TGRT'de politika programları sunan Alper Şan'a göre Fethullah Gülen radikal İslâmın propagandasını yaptığı için yargılanmış ve aleyhindeki mahkeme kararı nedeniyle Türkiye'ye dönemezmiş. Vatanından uzakta olmasına rağmen kendi finansal imparatorluğunu bir holding sahibi kadar iyi yönetiyormuş. Onun kurduğu örgüte üst düzey devlet yöneticileri hâlâ destek veriyormuş. Elindeki basın ve yayın organlarıyla dünyanın farklı yerlerindeki okullarını tanıtıyormuş. Edinilen bilgilere göre Fethullah Gülen, Orta Asya'daki Türk okullarını sürekli olarak tanıtan bir
televizyon kanalının ortaklarındanmış. Seyirciler genellikle öğrencilerin İstiklâl Marşı'nı okumasını ve Türk bayrağını dalgalandırmasını memnuniyetle karşılıyorlarmış fakat pek çok insan hâlâ Nurcuların faaliyetleri konusunda olumsuz düşüncelere sahipmiş. Öğrencilere Türkçe öğretmelerindeki amaçlardan biri de gelecekte gençler arasında İslâm düşüncesinin yayılmasını sağlamakmış.
Bazı araştırmacılara göre Nurcular Orta Asya'da binden fazla okula destek çıkmaktadır. Orta Asya'ya radikal İslâmı getirme düşüncesi Pantürkist düşüncelerle kesişse de, bu, teğet geçme şeklinde olur. Fakat bu bölgede, Türklerin tarihî misyonuyla hiç ilgilenmeyen Arap radikaller de aynı şekilde burada İslâm'ı pekiştirmeye çalışıyorlar.
Türk Hükümetinin insiyatifleri ise derin bir durgunlukta bulunmaktadır. 1990'lı yıllarda ortaya çıkan finans krizinden sonra Türkiye, çok masraf gerektiren aktif dış politikada pasif kaldı.
… Türkiye'deki şehirlerin sokaklarında Türk topluluklarına yönelik
pankartlar taşıyan gençlere rastlayabiliriz: "Özünü kaybeden bütün Türklere sesleniyoruz" sloganı bu pankartlardan birinde yazılı. Diğer sloganlar ise şu şekilde: "Zorla elimizden alınan her şeye tekrar sahip olup adaleti iade edelim!" "Biz gelecekte dünya haritasında bir Türk olarak tasvir edilmeliyiz!"
Büyük Turan hayâli devam ediyor ve bu, çizgi film değildir…
2 Aralık 2005 - İSTANBUL
Yahoo! DSL Something to write home about. Just $16.99/mo. or less