
(*) 9-10 Mart 1977 tarihli Hergün Gazetesi'nde neşredilen gazeteci Avukat Taha Akyol'un M.H.P. Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Başbuğ Alparslan Türkeş'le yaptığı röportajın tam metnidir
TÜRKİYE'DE POLİTİKA (*)
AKYOL: Efendim, bütçe meclisten geçmiş bulunuyor. Daha önce CGP'nin Başbakan Demirel'e bir muhtıra vererek koalisyon şartlarına uyulması ve rejim konusunda daha titiz davranılmasını istediğinizi. Demirel, CGP'nin bu isteğine yazılı cevap vermiştir. Ayrıca, bir de ön seçim meselesi var. Acaba bu durumda, hükümetin dağılma ihtimali mevcut mudur? Ön seçim olailir mi?
TÜRKEŞ: Hükümet, dört parti tarafından tesbit
edilmiş ve bütününe riayet edilmesi taahhüt olunmuş bir koalisyon protokolü ile kurulmuştur. Bu protokol, hükümet idaresinde ve genel politika tesbitinde partilerin eşitliğini kabul etmiştir Bu esaslara uygun olarak sıhhatli ve ahenkli bir hükümet idaresi için gerekli prensip önemi olan devlet memurları, dört liderin iştişare ve mutabakatı ile tayin edilecekti. Liderler haftada en az bir defa hükümet çalışmalarıyla ilgili toplantı yapacaklardı. Sık sık görüşülmesi kararlaştırılmıştı.
Koalisyon mefhumunun tabiatında vardır Koalisyona giren partiler koalisyon protokolünü ve hükümet programını esas alırlar. Bir partinin sırf kendi programını icraya kalkışması, ancak tek parti iktidarında mümkün olur. Bazı ortaklarımız, zaman zaman koalisyon protokolünü ihlal etmişlerdir. Bu bakımdan CGP'nin koalisyon protokolünün işlerliğe kavuşturulması talebi haklı ve isabetlidir. Biz de hükümete verdiğimiz yazılı muhtıralarla ve sık sık başbakanla görüşmek
suretiyle, koalisyon protokolünün uygulanmasını istedik.
AKYOL: Efendim, MHP olarak koalisyon protokolünün ihlalinden müştekisiniz. Zaten hükümetin dış görünüşü de artık bir koalisyon "bütünlüğünden" bahsetmeye pek imkan vermiyor. Siz, MHP olarak koalisyon protokolünün işlerliğinde en çok hangi konulara önem veriyorsunuz?
TÜRKEŞ: Koalisyon protokolü bir bütündür ve bütüdür maddeleri ile bağlayıcıdır. Partiler, altını imzalamakla, protokole uymayı, siyasi ve ahlaki olarak taahhüt etmişlerdir. Koalisyon protokolünün yorumlanmasında ilk kaynak da, ancak hükümetin kuruluş espirisi ve Anayasa'nın temel ilkeleri olabilir.
Bu açıdan baktığımızda, Türkiye'de demokratik rejimin korunması, vatan bütünlüğünün ve milli bağımsızlığımızın her türlü tehditten azade tutulması ve devlet hizmetlerinin sıhhatli yürütülmesi esastır. Bu konularda partilerin özel tutumlarının bir dengesizlik doğurması
içindir ki, yukarda belirttiğim "partiler eşitliği" ilkesi benimsenmiştir.
Hal böyleyken, hem partilerarası münasebetler, hem de rejimin korunması konnusunda bazı ihmal ve partizanca davranışlar olmaktadır. Herşeyden önce Devlet Güvenlik Mahkemeleri gibi, Anayasa'da yer almış bir yargı organının yeniden kanunlaştırılması konusunda gösterilen ihmaller, partileri koalisyon çatısı altında birleştiren espiriden ne derece uzaklaşıldığını ortaya koymaktadır.
Hükümetin kuruluş felsefesinde, rejim düşmanı, komünist ve bölücü tehditlere karşı etkili tedbirler alınması vardır. Bu yolda, gerek Bakanlar Kurulunda ve gerekse Başbakan nezdinde bir çok ikaz ve teşebbüslerimiz olmuştur. Bu gayretlerimizin bütün belgeleri elimizde mevcuttur. Bunlar Türkiye'nin ve Türk demokrasisinin güvenliği bakımından olağan üstü derecede önemlidir. Şimdilik bu kadar açıklamayı kafi görüyorum.
AKYOL: Efendim, bu
tedbirlerin niteliği nedir? Başka bir deyişle, devlet güvenliğini, vatan bütünlüğünü ve demokrasimizi tehdit eden akımlara karşı almacak tedbirlerin ruhu nasıl olmalıdır?
TÜRKEŞ: Gayet tabiidir ki, bu tedbirler hukuk devleti çerçevesi içinde olacaktır. Ancak hukuk devleti, lagarlık ve kayıtsızlık demek değildir. İşleri oluruna bırakmak değildir. Biz hükümete girdiğimizden beri, öğrenim hürriyeti üzerinde ısrarla durduk. Öğrenim müesselerinde etkili tedbirler alınmasını, "devlet caydırıcılığı"nın gösterilmesini istedik O zaman bu şikayetlerimizi ilgili bakanlara alatamadık Bir çok öğrencinin katledilmesinden ve toplam seneleri bulacak öğrenim günü kaybediltikten sonra, nihayet üniversite ve yüksek okullarda zabıta tedbirleri güçlendirildi. Demek ki, vehameti anlamak için, bu kadar kanın akması, bu kadar günün boşa geçirilmesi gerekmiş! Devlet ciddiyetiyle, devlet mesulliyetiyle ve devlet mefhumuyla bağdaşmayan bir kayıtsızlıktır bu..
Halbuki, bizim ikaz ettiğimiz zamanlarda tedbirler alınmış olsaydı, kayıp bu kadar olmazdı en azından...
Rejimin gücünü arttırmak için, rejim düşmanlarının cesaretlerinin kırılması ilk şarttır. Halbuki, tutarsız, gerçekçi olmayan ve yanlış teşhisten yola çıkan aciz politikacılar, rejim düşmanlarına cesaret vermekte, rejimin caydırıcılığılını sarsmaktadır. Türkiye'deki bölücü, komünist ve rejim düşmanı ihanetlerin, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kapanmasından sonra daha da azgınlaşmasına dikkat çekmek isterim Bazı partililer, böyle ciddi bir meselede bile milletvekillerini meclise getirmekten aciz kalmışlardır. Bu durum, tabii ki, komünistlerin ve bölücülerin cüretini artıracaktı.
Alınacak tedbirlerin başında, anarşiyle mücadele edecek devlet organlarının yetkilerinin, demokrasi ruhuna uygun olarak arttırılması gelmektedir Ama, meclise hakim olanlar, ne tasarı ve ne de teklif halinde Polis ve Vazife ve Selahiyetlerinin
günün şartlarına göre güçledirilmesini başaramamışlardır.
Komünizme başarı österen demokrasiler, meseleyi sadece zabıta yönünden değil, kültür ve psikoloji yönünden de değerlendirmişlerdir Bugün Türk Devleti, hem menfi propagandalar, hem de başarısız ir icra yönünden, yıkıcılığa, adeta "psikolojik savunma" imkanından mahrumdur.
Devlet, demokrasinin sadece uygulayıcısı değil, eğiticisi de olmaya mecburdur. Devlet, kendisini tehdit eden akımlara karşı, kendi rejimini ve temel ilkelerini yaymak, kitlere anlatmak zorundadır. Bu mevzuda, Başbakanlığa bağlı bir kuruluş meydana getirilmesi yolundaki talebimiz de kabul edilmemiştir.
Kendisine en büyük mesuliyet düşen İçişleri Bakanlığı, en üyük gaflet ve teşhis hatası içindedir.
AKYOL: Efendim, Türkiye'deki terörist, ölücü ve komünist hareketlerin yurt dışındaki benzer şebekelerle irtibatı var mıdır? Özellikle, son
günlerde aktüalite kazanan Ermeni komitacılığını bu bakımdan nasıl değerlendiriyorsunuz?
TÜRKEŞ: Türkiye'deki ihanet akımlarının yurt dışı terör şebekesiyle ve milletlerarası komünizmle irtibatı ün gibi ortadadır. Zaten komünist neşriyat bunu bütün pervasızlığıyla ortaya koymaktadır.
Ermeni meselesi, yeni değildir, kökleri çok gerilere uzanmaktadır Uzun asırlar boyunca Ermeni vatandaşlarımız Türk Devletinin adaletli iradesi altında hiç bir horlanmaya maruz kalmadan mutluluk içinde yaşamışlardır. Hatta Ermenilerin Türkiye'ye sadakatli o derecede idi ki, bu vatandaşlarımız "millet-i sadıka" olarak adlandırıldı. Türk olmayan Osmanlı vatandaşları arasında Türk kültürünü en çok benimseyenlerin başında da Ermenile gelmiştir.
Fakat devletin zaafa uğraması ve emperyalist oyunların yoğunlaşması, Türkiye'yi bir çok yönden zorluklarla karşılaştırmıştır. Bazan Rus, bazan İngiliz politikaları,
Türkiye'deki emellerini, gerçekleştirmek için, yurdumuzda aletler ve maşalar bulma yoluna gitmişlerdir. İşte bu politikaların buldukları aletlerden biri de Ermeni komitacılığıdır. Türkiye'de Ermeni cemaati, Türk Milletinden hiç de farklı olmayan bir hayat tarzı içinde iken bile, bir "Ermeni mazlumluğu" propagandası yürütülmüştür Ne zaman ki emperyalizme bağlı Ermeni Taşnak ve Hınçak komitaları isyana, katliama ve zulme başlamışlardır, o zaman Türk Devleti tedbir almak zorunda bırakılmıştır. Bu tedbirler, hiç bir zaman insanlık duygularını rencide edici nitelikte olmamıştır.
Düşünün kidevlet bir Cihan Savaşı yürütüyor Cephe gerisinde bu komitacılar ordumuzu arkadan vurucu ve "cephe gerisi emniyeti" sarsıcı eylemler planlıyor isyan çıkarıyor ve çok zalimane bir şekilde icra ediyor. Hangi devlet buna karşı tedbir almaz ve cephe gerisinin emniyetini sağlamak için "tehcir" siyasetine başvurmaz.
Ermeni meselesinin temelinde
Türkiye'nin bu insanlara zulmü yoktur, emperyalizmin fanatik komitacılar vasıtasıyla giriştiği tahrikler vardır.
Dünyanın bugünkü kuvvet dengesi, nükleer tehdidin genel savaşları intihar haline getirmesi, dünya kaynaklarının önem kazanması ve nihayet böyle bir çerçevede Türkiye'nin jeopolitik öneminin artması, emperyalist kuvvetleri yeni oyunlara sevketmektedir. "Yeni sömürgecilik" olarak nitelediğimiz bu emperyalist tutumlar, ülkemizde komünizm gibi devlet düşmanı ve her türlü bölücü akımları tahrik etmektedir, desteklemektedir.
Bunu anlamak iyi niyetli insanlar için çok kolaydır. Bakınız dünya haritasına, nerede Türkiye'ye ilgi gösteren bir emperyalizm vardır, orada mutlaka Ermeni komitacılığı mevcuttur, diğer vatan bölücü akımların gizli veya açık teşkilatları, faaliyetleri ve tahrikleri mevcuttur.
Bu kampanyaların iki hedefi vardır: Biri Türkiye'yi milletlerarası çapta bir propaganda baskısı
altına almak... Diğeri, Türkiye'de olaylar çıkartarak meseleyi milletlerarası bir politika meselesi haline getirmek...
Bütün temennim, Türk ve Ermeni vatandaşlarımızın tahriklere kapılmalaları, ülkemizde milli tesanüt ve birliği bütün cihana devamlı olarak göstermeleridir. Zaten Türkiye'de bir "etnik mesele" yoktur. Emperyalist güçler, sun'i olarak böyle bir mesele meydana getirmek istiyorlar.
İnsan sevgisini esas alan, bütün vatandaşlarını kaderde ve kıvançta bir bütün telakki eden hür ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milliyetçiliği, böyle tahriklere asla gelmeyecektir.
Ermeni komitacılığı, hiç bir zaman bütün Ermenilerin desteğini, tasvibini hatta gönlünü bile kazanamamıştır. Komitaların dışında kalan Ermeni vatandaşlarımız, bu tahriklere kapılmayacaktır. Çünkü, Türkiye'de hiç bir şekilde bir "etnik siyaset" yoktur. Devletimiz, bütün vatandaşlarını eşit görmekte ve tutmaktadır.
Asırlardan beri Türk Milleti içinde yoğrulmuş ve Türk Devletinin adil idaresiyle bütünleşmiş olan Ermeni vatandaşlarımızın, bu tertipleri tasvip etmeyeceğini umuyorum.
AKYOL: Türkiye'de devlet ve rejim güvenliğinin sağlanması konusunda teşhiste bile görüş farkları vardır. bazılarına göre mesele, "iki tarafın kavgası"dır. Bazılarına göre bütün mesuliyet "faşizm" dedikleri neyse ona aittir. Sizin görüşleriniz bunlardan farklıdır. Biraz açıklama yapar mısınız?
TÜRKEŞ: Bu konuda yaptığım açıklama o kadar çoktur ki, olaylar karşısındaki tavrımız ve görüşlerimiz açıkça ortadadır. Türkiye'ye ve demokrasiye yönelen esas tehdit, aşırı sol ve bölücülükten gelmektedir. Aşırı solun teorisinde "kanlı sınıf savaşı" vardır. Sol ve komünist propagandasının gençliğe teklif ettiği "mit"ler, Mao, Che Guevera, Ho Şi Minh gibi silahlı terör metodunun sembolleridir. Sol neşriyatın propaganda resimleri, propaganda broşür ve
bildirileri, sanki Türkiye bir genel ayaklanma ortamındaymış gibi, gerillacılık, eşkiyalık telkin eden silahlı fanatiklerle doludur. Komünizm, bölücülük akımlarıyla bütünleşerek daha geniş tabanlara dayanmak için, her türlü bölücü propaganda ve akımlarla, içerde ve dışarda işbirliği halindedir.
Teşhis budur, gerçek budur.
Hareket noktamız bu olmazsa, alınacak tedbirlerde hataya düşülür, atıl ve becereksiz kalnınır.
Sol ve soldan korkan veya etkilenen bir çok kimse, silahlı terör hareketlerinde Milliyetçi gençliği de bir taraf olarak göstermeye çalışıyorlar. Milliyetçi gençliğin MHP'yi benimsediği de bir gerçektir.
Böyle bir mantık silsilesi, MHP'yi anarşi unsuru olarak göstermeye çalışıyor. Bu büyük gaflettir.
Diyarbakır olaylarını biliyorsunuz. Türk Bayrağına yönelen bu kanunsuzluk, sol tarafından şahsıma bağlandı. "Halkın tepkisi"
denildi.
Ama gözlerden kaçıyor ki, Başbakan bile, Diyarbakır'a giderken, bir avuç komünist ve bölücü zorbanın tehditleri karşısında güzergah değiştirdi, değiştirmek zorunda kaldı... Bir tarafta hükümet, devlet...
Başka bir başbakan, bir fakültenin açılış töreninde konuşturulmamış, "biz Türk değiliz" naralarıyla hakaretlere maruz kalmış ve ağlayarak kürsüden inmiştir. Bütün bunlar Türkiye'de oluyor...
Bu Başbakanlar da mı "faşist"ti, komünistlerin tabiriyle onlar da mı "komando" kurmuşlardı?
Görülüyor ki, saldırı ve tehdit, komünist olmayan, vatan bütünlüğünü savunan herkese ve her müesseseye karşıdır. Bu konuda bize saldırıların yoğunlaşması, teşkilat binalarımızın dinamitlenmesi, sadece bir gerçeği gösterir: Biz anarşik olayların, terörün bir "taraf"ı değiliz; devlet bağımsızlığı, vatan bütünlüğü ve demokrasi ilkelerini en şuurlu, kararlı ve titiz olarak savunduğumuz
için, devlet, vatan ve rejim düşmanları bizi baş hedef seçmişlerdir.
Hemen belirteyim ki, saldırılar fiili olduğu gibi yalan ve çirkin iftiralarla da yürütülmektedir. Önemle belirtmek isterim ki, biz bütün Türk vatandaşlarını, aynı devletin, aynı milletin insanları ve aynı vatanın çocukları olarak ayrılmaz bir bütün, yekvücut bir "millet" olarak görüyoruz. İnsanı, Allah'ın en yüce mahluku ve kutsal bir emnaeti olarak telakki ediyoruz. Vatanın ve insanlarımızın Doğulusu da, Batılısı da bölünmez bir bütündür ve nazarımızda aynı saygıya, aynı sevgiye ve aynı hizmete layıktır.
Bize gösterilen iğrenç düşmanlığın asıl sebebi bu görüşümüzdür. Eğer biz vatandaşlarımızı ayırsaydık, Türk vatanını ayrı parçalar halinde gösterseydik, bize düşman olmazlardı.
İğrenç iftiraları dikkate alarak açıklıyorum: Bizim Doğu'ya ve Doğulu vatandaşa bakışımız, tamamen saygı, şefkat ve hizmet bakışıdır. İktidarımız, Doğuya
kin ve nifak değil, sevgi ve şefkat götürecektir. Kanlı macera tahrikleri değil, en etkili kalkınma ve devlet hizmetlerini götürecektir. Bütün vatandaşlarımıza karşı, hiç bir ayırım yapmadan, fakirlikten kurtarıp, hür bir devletin refahlı vatandaşları olarak görmek amacımızdır.
AKYOL: Efendim, İçişleri Bakanlığına baplı Emniyet Genel Müdürlüğünün hazırladığı bir "gizli rapor" basına intikal ettirilmiştir. Bu raporda ülkücülerin silahlandığı belirtilmektedir, bu konuda görüşlerinizi lüfeder misiniz?
TÜRKEŞ: Sorunuzda, üzerinde dikkatle durulacak bir kaç nokta var: Evvela bu raporun basına intikal ettirilmesi... Anlaşılıyor ki, rapor siyasi etkilerle hazırlanmıştır. Bir devlet ve güvenlik meselesi olarak hazırlansaydı, bu intikal önlenirdi. Anlaşılıyor ki, milliyetçi gençliği anarşist olarak göstermek isteyen, böylece devletin ve kamu oyunun dikkatlerini iki grup üzerinde toplayarak kendilerinin muhtaç olduğu
bir siyasi dengeyi kurmak ve yine muhtaç oldukları meşruiyyet meselesini dikkatten kaçırmak için hazırlanmış bir siyasi rapordur. Önce hazırlatılmış, sonra da propaganda amacıyla basına intikal ettirilmiştir.
Bundan sonra bu konuda bizim tutumumuzu izah edeyim. Ülkümüz yolunda siyasi mücadeleye girdiğimden beri, demokrasiyi savundum. En kötü demokrasinin bile diktatörlüklerden iyi olduğunu açıkladım. Bütün konuşmalarımda demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savundum. Sadece komünizme değil, faşizm gibi bütün totaliter ideolojileri tasvip etmediğimizi belki binlerce defa belirttim. Bu sözlerim, bir parti genel başkanı olarak, aynı zamanda bir "politika tesbiti" ve taraftarlarımıza verilmiş bir direktifitir; bir fikir oluşturma faaliyetidir. Bir partinin totaliter olması için, direktiflerinin, "politika tesbiti"nin ve "fikir oluşturma" faaliyetinin demokrasiyi savunmaması, hür düşünceyi ve hukuka bağlılığı hiç olmazsa taraftarlarına telkin etmesi
gerekir. Halbuki biz, daima hür düşünceyi, hukukun üstünlüğünü savunduk ve işledik.
Basın toplantısında da belirttiğim gibi, hiç bir MHP'li siyasi suçlardan, anarşik fiillerden hüküm giymemiştir. Halbuki, örneklerini keza basın toplantısında açıkladığım gibi, bünyesinde hem de idareci olarak siyasi suçluları ve anarşistleri barındıranlar, bizi suçlamaya çalışıyorlar. Kendi parti kongrelerini basan, birbirlerini "silahlı baskın"cılıkla suçlayanlar, kendi bünyelerini ortaya koymuş olmuyorlar mı?
Partimize karşı saldırı ve tahriklerin yoğunlaşması üzerine, hem parti kademelerine, hem Parti Gençlik KOlları'na gönderdiğimiz çeşitli genel merkez tamimlerinde, hukuka bağlılık, olaylara karşı dikkatli olmak ve tahriklere kapılmamak fikri kesin bir direktif olarak işlenmiştir. Bir çok ilçelerimiz dinamitlendiği halde, partililerimizin hiç bir mukabeleye kalkışmamış olmalarının sebebi, aldığımız bu tedbirler ve verdiğimiz
direktiflerdir. Eğer biz, hasımlarımızın iftira ettikleri gibi kavgacı, anarşik ortam heveslisi bir parti olsaydık, bu tedbirleri almazdık, olaylar kendiliğinden tırmanırdı. Halbuki biz sadece olayların önlenmesini değil, Türkiye'de artık çığrından çıkan siyasi gerginliğin, siyasi tabsiyonun bile düşürülmesini istiyoruz.
Ülkü Ocaklarına gelince... Bu kuruluşlar, kanunen dernektirler, siyaset yapamazlar. Yani bir siyasi partinin göstereceği iktidar faaliyetinde bulunmazlar, bir siyasi partiye bağlanmazlar. Onlarla aramızda organik bir bağ yoktur.
Ülkücü kuruluşlar, Türk Milliyetçiliğini ve rejimi israrla savundukları için, aramızda görüş birliği mevcuttur.
Bu görüş birliğini de dikkate alarak, sadece onları değil, bütün gençleri sık sık ikaz etmişimdir. Kırıkkale ilçe kongresindeki konuşmam da belirttiğim, tahrikçi unsurlar, Türk gençliğini birbirine vurdurmak için tuzaklar kuruyorlar. Biz sık sık
bu tahriklere dikkat çekerek, bütün gençlerimizi soğukkanlı olmaya, silah yerine fikre, kaba kuvvet yerine gönül kazanmaya teşvik etmişimdir. Son kitabımın adının "Gönül Seferberliği" olması, tesadüf değildir.
Hem hükümetteki görevim, hem de siyasi sıfatım bakımından açıklamakta fayda görüyoum ki, terörün ve anarşinin her çeşidine kesinlikle karşıyız. Kanun hakimiyetine kesinlikle bağlıyız.
Bir takım karanlık unsurlar, milliyetçi gençleri meceraya itmeye, onları böylece hem kamu oyunda küçültmeye, hem kanun nazarında zor duruma sokmaya çalışıyorar. Bu tahriklere karşı, bütün gençlerin ve vatandaşlarımızın dikkatini çekerim.
Bu arada ilgi çekici bir olaya temas etmek isterim.
İstanbul'da Ahmet Ağaoğlu'nu öldürmekten sanık bulunanlar yakalanıyor.
Bunlar MHP'li olduklarını söylemişler. Araştırdık, bizde kayıtları yok ve durumu kamuoyuna bildirdik.
Bizde kayıtları bulunsaydı, kesinlikle ihraç edecek ve camiamızdan uzaklaşacaktık. Artık mesele adliyeye intikal etmiştir.
İlgi çeken durum şu... Sanıklar MHP'li olduklarını söylüyorlarmış.
Ortada bir olay, bir suç var. Tahkikat devam ediyor. Henüz hazırlık tahkikat devam ediyor. Henüz hazırlık tahkikatı safhasında, yani tahkikat tümüyle gizli... Şu anda kamuoyuna "suçlu" olarak gösterilen sanıklar, hiç bir kayıtları olmadığı halde, "MHP'li oldukları" propaganda etmek lüzumunu neden hissediyorlar? Ve bir Emniyet Genel Müdürü, neden tekrar tekrar bu sanıkların MHP'li olduklarını söylediklerini reklam etmek gereğini duyuyor? Tahkikat şimdiki safhası itibariyle gizlidir. Kanun, Ceza Usul Kanunu, bu hükmü getirirken, tahkikatın selametini, hiç bir etki altında kalmadan yürütülmesini ve bilhassa tahkikat organlarının etki altında kalmamasını istihdaf etmiştir. Ama Emniyet Genel Müdürü, hem basına açıklama yapma, beyanat
veriyor. Bununla tahkikatın selametini sağlamış mı oluyor? Tahkikata yardım etmiş mi oluyor? Katiyen! Öyleyse onu bu davranışa iten saik nedir?
Çok enteresan bir olay karşısındayız.
Eğer sanıklar partimizin üyesi veya sempatizanı iseler, yukarda belirttiğimiz tamimlerimizi bilmeleri lazımdır. Açıklamalarımızı, ikazlarımızı, genel politikamızı bilmeleri lazımdır. Hem bunları bileceksin, hem suç işleyeceksin, hem de MHP'li olduğunu söyleyeceksin, söylemek lüzumunu duyacaksın. Emniyet Genel Müdürü de bunu tekrar tekrar reklam edecek?..
Henüz tahkikat neticelenmediği için fazla bir şey söylemiyeceğim. Ama, her yönüyle "orjinal" bir olayla karşı karşıyayız. Ortada bir "gayri tabii durum" var, bir ters mantık var, bir tertip var.
AKYOL: Efendim, bu açıklamalarınıza teşekkür ederim. Şimdi, erken seçim konusunda sormak istiyorum.
TÜRKEŞ:
Biz, sık sık açıkladığımız gibi erken seçime taraftarız. Türkiye'nin şartlarının erken seçime ihtiyaç gösterdiği ortadadır. Seçim, Türkiye'ye yeni bir hava getirebilir.
AKYOL: Seçimlerden MHP olarak nasıl bir sonuç alacaksınız?
Bir rakam vermek için vakit erkendir. Fakat her hal-ü karda büyük bir başarıyla çıkacağız. Seçimler hiç bir partiyi tek başına iktidar yapmayacaktır. Yine koalisyonlarla idare edileceğiz. Seçimlerden sonra MHP desteğini almamış hiç bir koalisyonun meclis aritmetiğine göre kurulamayacağı kanaatindeyiz. Böyle bir milletvekili sayısı ile meclise geleceğimizden eminim... İnşallah böyle olacak...
Teşkilatımız için seçimlere hazır olma direktifi verilmiştir. Partimiz bütün gücüyle seçimlere seferber olmaktadır. Şimdi il ve ilçe kongrelerimiz büyük ölçüde tamamlanmıştır. Baharda büyük kongremizi yapacağız. Kongremizde bazı tüzük ve program değişiklikleri yapılacaktır. bu
konularda teşkilatımızdan görüş istenmiştir. İlgili arkadaşlarımız bu konuda çalışıyorlar.
Kongremizde partimiz daha heyecanlı ve güçlenmiş olacaktır. Hedefimiz bu seçimlerde asgari bir milyon oy almak ve müteakip seçimde iktidar olmaktır.
Milletimiz için hayırlı olacağından emin olduğumuz bu netice, inşallah, Allah'ın inayeti ve milletimizin teveccühü ile gerçekleşecektir.
AKYOL: Efendim, çok teşekkür ederim.
Luggage? GPS? Comic books?
Check out fitting gifts for grads at Yahoo! Search.