PARTİ GENEL MERKEZLERİNİN YIKILMASI ZARURETİ /
Mehmet Tolga AKALIN / Günboyu Gazetesi
Klasik politikanın hedefe giden her yolu mübah addeden bir
makyevelist ahlakın ürünü olduğu ve kültürel küçük farklara rağmen politik
ahlakın makyavel gerçekliği üzerine inşa edildiği birçok politikbilimci
tarafından kabul edilir.Ayrıca ve özellikle parlementer sistemin bu
makyevelist ahlaka oldukça geniş bir yaşam sahası sunduğu da
vakıadır.Türkiye’nin milli ahlakı ile politikanın klasik ahlakının
örtüşmemesi esasen bugün kriz olarak ortaya çıkan halin temel
sebebidir.Yine milli ahlakın politik ahlak yönünde çözülüşü meselesi de
üzerinde ciddi endişe edilmesi gereken bir husustur.
Gazali siyaseti ‘’ beşeriyetin ıslahı yolu ile dünya ve ahirette
selamete ulaştıracak doğru yolu gösterme sanatı ‘’olarak tanımlarken esasen
‘’biz’’in ‘’ben’’ karşısındaki mutlak hakimiyetinden hareket ediyordu.Oysa
Machivelli ‘’biz’’i ‘’ ben’’ gölgesinde besler ve büyütür. Bir başka ifade
ile bireyin topluma mutlak üstünlüğünün gizli iddiacılarındandır. Onun
için politik maharet ise bu hususun sonuna kadar gizlenebilmesinden geçer.
Bu yolda en çok kullanılan biçim ise bireysel arzunun toplumsal talepten
kaynaklandığına ilişkin büyük ancak bir o kadarda cazip yalandır.
Türk Milletinin Anadolu coğrafyasında mutlak ve kesintisiz tek
hakimiyet dönemi olarak ifade edilen 1920-38 süreci; milletin tarihsel
kavrayışına uygun olarak,Türk tipi bir politik ahlak ve buna dayalı yöntem
ile hızlı icraya dayalı güvenilir yönetim anlayışlarını birlikte
sunabilmiştir. Bunun sebebi meclisin kuruluş manifestosunda yatmaktadır:Tam
bağımsızlık ve milli egemenlik…Kabul etmek gerekir ki buradaki tam
bağımsızlık tüm iç çıkar gruplarına da yöneliktir.Yine milli egemenlikte
vekiller vasıtası ile kesintisiz kullanımdadır.Maalesef İnönü dönemi Türk
kavrayışının mutlak hakimiyetini kırmış, Menderes dönemi muasırlaşmayı
batılılaşma seviyesine indirmiş,Demirel dönemi de kaba bir makyevelist
politik ahlak inşa etmiştir.‘’Ahde vefa’’gibi bir milli ve aynı zamanda
evrensel ilke‘’dün dündür bugün bugündür‘’seviyesine politik meşruluk dahi
kazanarak düşebilmiştir.Atatürk dönemi muasırlaşmasının genel karakterinin
merkezci olduğu vakıadır. Ancak dikkat edilirse reformlara intibakı temin
için merkezden çevreye doğru yoğun bir çaba sergilenmiştir.Bu çaba Atatürk
sonrası kesintiye uğramış ve merkezi seçkinler millet ile teması ,ağırlıklı
olarak bürokratik seçkinler vasıtası ile oluşturmaya başlamışlardır.Bu durum
zaman içerisinde merkez çevre arasında uçurum oluşturmuştur. Hatta bugün
dahi birçok özel sohbette merkezi seçkin; çevrenin bırakınız seçilme
hakkını seçme kabiliyetlerini dahi sorgulamaktadır.Oysa Türk siyasi
tarihinde dönemsel tüm politik başarılar çevrenin merkeze müdahil olacağına
dair politik ifade ve kanaat oluşturmaktan geçmiştir.
2002 yılı genel seçimlerinde AKP’nin birçok alternatif siyasal
harekete rağmen %34 gibi bir politik desteği yakalaması ve bu desteğin
taşıdığı milli kimlik krizine rağmen ağırlıklı olarak devam etmesinin asıl
sebebi, yönetici seçkininin çevre değerleri ile hemhal olduğuna ilişkin
devam eden çevre kanaatidir.AKP Türk siyasetinde makyevelist geleneğin usta
bir tezahürüdür.Ona karşı mutlak üstünlük kurmak isteyen bir siyasal hareket
işe sahadan yönetim anlayışı ile parti genel merkezini yıkmakla
başlamalıdır.
Mehmet Tolga AKALIN
_________________________________________________________________
Sohbet ve eglence, web kamera ve sesli sohbet Messenger'de.
http://messenger.msn.com/?mkt=tr&DI=3490&XAPID=2584