Search the web
Sign In
New User? Sign Up
kirk-ambar · Kırkambar
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Show off your group to the world. Share a photo of your group with us.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.

Messages

  Messages Help
Advanced
KIRKAMBAR OKUMALARI: TÜRK DESTANLARI-II   Message List  
Reply Message #2095 of 6767 |
TÜRK DESTANLARI-II
 
PROF. DR. ABDÜLKADİR DONUK
 
Destanlar eski görenekleri, gelenekleri, geçmiş ataların dünya görüşlerini, tıpkı ayna gibi, aksettirirler; Müslüman Türklerin gazi - kahramanlarının kâfirlele savaşlarını, yaşayışlarını tasvir een destanlarda bile evlenme, doğum, ad verme, ölüleri gömme, yas törenleri, askerlik, savaş, barış, av, töre ve yasalarını anlatan kısımları İslâmdan çok önceki devirlerin izlerini taşıyorlar. Eski Türk-Oğuz destanının kalıntılarından başka birşey olmayan Dede Korkut hikayelerinde tasvir edilen Oğuz gazilerinin inanışları, dünya göüşleri İslâmdan önceki kahramanlarınkinden farksızdır. Oğuz gazileri eski Türk kâhinlerinin kopuzunu kutlu sayıyor, "mere, kâfir, Dede Korkut kopuzu hürmetine çalmadım. Eğer elinde kopuz bulunmaydı, ağam başı için, yen bir pare kılırdım" diyor. Bu gazilerin yas törenleri VIII. yüzyılda Orhon boylarında yaşamış olan Göktürklerin yas törenlerinden farksızdır. Kahramanların ölümünden sonra bindiği atın kuyruğu kesilerek kurban edilir; yaslı kadınlar yüzlerini parçalayarak ağlarlar, erkekler sarıklarını yere vururlardı... Elimizdeki Türk destanlarından anlaşıldığına göre destan devri yaşamış Türklerde ana - babanın çocuklarına verdikleri ad gerçek ad sayılmamıştır. Bir delikanlı savaşta ya da avda kahramanlık gösterdikten sonra büyük düğün ve tören yapılır, soyun kâhini olan kam çocuğa ad vererek onu kabilenin üyesi ilân ederdi. Bu törenin izini Dede Korkut'un III. hikâyesinde görüyoruz. Korkut Ata "Sen oğlunu Basam diye ohşarsın, bunun adı Boz Aygırlık Bamsı Beyrek olsun!" diyor. "Ol zamanda bir oğlan baş kesmese, kan dökmese ad komazlardı." Yakut destanlarına göre Yakutlar çocuklarına ilk adını oturmaya başladığı, gerçek adını ise yay çekmeye (ok atmaya) başladığı zaman verirlerdi (Sereşevsky "Yakutı", 53).
Müslüman Türklerden Kırgızların 400.000 mısra tutan Manas destanı bu bakımdan bir etnoloji hazinesidir. Bu destanın bir faslı olan "Han Kögütey yoğu (mâtem töreni)" 1860 yılında Kazak - Kırgız âlimi Ç. Velihanov tarafından tesbit eilmişti. Bu fasılda Han Kögütey'in sözleri Orhon yazıtlarındaki Bilge Hakanın sözlerini hatırlatıyor. Bu rivayete göre ölürken han kögütey halkına hitaben şöyle diyor: "Benim gözlerim yumulduğu zaman vücudumu kımızla yıkayınız. Etlerimi keskin kılıçla kemiklerimden sıyırınız. Bana zırhımı giydiriniz... Başımı doğuya doğru koyunuz. Mezarıma gelen kadınlara kumaşlar dağıtınız. Karasart türbemi yapsın, kullandığı tuğlaları seksen keçi yağıyle terbiyelesin, aşımı veriniz..." "Beylerim, ulusum, sözlerime kulak veriniz: Sizlere sıçan kapanı ile kuş avlattım; serseri dolaşıyordunuz sizi topladım; topluluk kurdum, dağılmış boyları topladım, il kıldım. Benim ölümümden sonra tekrar dağılmasın. Ulusuma bakınız, toladığım il dağılmasın. Yaya gelenlere at, çıplak gelenlere giyim veriniz..."

"Manas" destanının bu parçası İslâmdan çok önceki Türklerin defin ve yas törenlerini tasvir etmektedir. XIX. asır Müslüman Kırgızlar için böyle defin ve yas töreni ancak çok eski destan devrinin hatırasıdır.

Altay ve Yenisey Türklerinin destanlarından eski devrin hatıralarına daha çok rastlanır. Sagayların "Ay Mergen ve Altın Kuş" destanında Ak Hanın atı ve karısiyle beraber gömüldüğü anlatılmaktadır. "Katay Han ve Buzalay Mergen" destanında Katay hanın oğluna vasiyeti ve ölümünden sonra atı ve karısı ile beraber gömülüşü tasvir ediliyor.

Altay ve Yenisey Türklerinin destanlarında tasvir edilen bu defin törenleri VI. asırda yaşamış olan Göktürkler için bile çok eski bir devrin hatırası sayılmış olduğuna şüphe yoktur.

Destan kahramanlarının tanrı, peri kızlarıyle evlenmeleri motifi de XVI. asırda teşekkül etmiş olan destanlarda bile görülmektedir. XV. asrın tarihî şahıslarından olan Edige Beyin adı çevresinde meydana gelen destana göre onun büyük atalarından Baba Tükles bir su perisi kız ile evlenmiştir. Bu Göktürk destanının motifidir. Türklerin babası yaz ve kış tanrılarının kızlariyle evlenmişti. Oğuz Kağan destanına göre Oğuz Han ışık içinden çıkan ilâhî bir kızla evlenmişti. Dede Korkut hikâyelerinden birinde Salur Kazan'ın çobanı peri kızıyla evlenmiş, ondan Tepegöz doğmuştur.

Destanlara göre alplar çok eski çağlarda, dünya yaratıldığı zamanda yaşamışlardır. Kırgızların "Manas" destanına göre bütün dünya milletleri "yer, yer olduğu; su, su olduğu zaman" Müslüman ve kâfir olarak iki bölüğe ayrılmışlar, Manas ve arkadaşları o devirde yaşamış ve ömür sürmüşlerdir. Altaylı Kaç'ların Soyun alp destanı şöyle başlıyor:

Yerin ilk yaratıldığı,
Akan kırmızı bakırın durulup
sertleştiği çağda,
akarsuların ilk defa akmaya başladığı
ak kavakların ilk defa bittiği çağda
Ak denizin kıyısındaki
dağın yamacına
Alp Soyun çadırını kurmuştu...

Altaylı Şor'ların "Kan Mergen" destanı bu alpın kavminin yaşadığı zamanı şöyle anlatıyor:

Pek eski çağda idi bu...
Şimdiki nesilden önce,
eski nesilden sonra olmuştu bu...
Kaşıkla yer bölündüğü
kepçe ile su üleşildiği,
yer yer olup yaratıldığı,
yer yarılıp ağaçlar bittiği
ağaçlar yarılıp tomurcuklandığı,
kayın ağacı yapraklar açtığı çağda
bir ulus yaşamıştı...

Destanlardan birinde "yağız yer yaratıldığı zaman Kır atlı Kır Cutay türemişti" deniliyor.

Destanlarda kalıplaşmış olarak sürüp gelen bu sözler, Orhon yazıtlarındaki "üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldıkta, ikisi arasında kişi oğulları yaratılmış, kişi oğulları üzerine babam ve dedem Bumın Kağan ve İstemi Kağan (hükümdar olarak) oturmuşlar" parçasını hatırlatmaktadır. Altay ve Kırgız destanlarında Orhon yazıtlarında geçen tasvir tarzı ve ifadelerini andıran birçok parçalara rastlamak mümkündür ("alpların kanı suca aktı, kemikleri dağca yattı...", "yoksulları zengin yaptı, yaya gelenlere at verdi, çıplak gelenleri giyindirdi"... gibi).

Alplar daha küçükken avlara, savaşlara iştirak ederler.

Altaylı Kaçlar'ın bir destanın kahramanı Kan Mergen çocukken ava çıkmak ve kız kaçırmak istiyor. Ablası ona: "Boyun posun gelişsin, ağzındaki süt temizlensin, sonra gidersin!" diyor. Kan Mergen şu cevabı veriyor:

Alpların boyu posu
Alplarla çekişirken gelişir
Ağzındaki süt
At üstünde seferlerde temizlenir.

Alpların güçleri çok mübalâğalı tasvir ediliyor. Alplar savaşa hazırlanıp ata binerken yalnız kişioğulları değil, tabiat bile korkuyor.

Kudretinden gün korktu
Gün buluta sığındı
Heybetinden ay korktu
Ay buluta sığındı ("Manas")

Alplar tanımadıkları bir kişi ile karşılaştıkları zaman "geyiğin ütyü olur, kişinin adı, soyu olur. Adın ne?" diye sorarlar. Yabancı da kim olduğunu (meselâ, "kır atlı Cotay Alp", "sarı atlı Salay Alp", "konut atlı Alp Kony beg" olduğunu) söyler. Sagayların "Ay Möke" destanının kahramanı Alp Ay Möke, babası Altun Ergin'in vediği dağda avlanırken, burada başka bir yabancının avlandığını görür ve "geyiğin tüyü olur, kişinin adı olur. Adın ne?" diye sorar. Yabancı "bana kan kızıl atlı Kan Kaygalak Alp derler. Yukarıdaki Tanrı bana vız gelir. Ulu Alpları fiske vurup öldürmüşüm, küçük Alpları kamçı sallayıp öldürmüşüm" der.

Dede Korkut'un Oğuz Alpları da aynı şekilde düşmanın adını, soyunu sorarlar: "Kalarda koparda yiğit yerin ne yerdir, karangu dün içinde yol azsan umun nedir?.. Alp eren erden adın saklamak ayıp olur" (Basat ve Depegöz hikâyesinde).

Türk destanlarının kahramanları alplarda mertlik (şövalyelik) geleneği hâkimdi. "Manas" destanında Hak Han, düşmanı Yolay ile karşılaşırken şöyle diyor:

bağırıp çağıran yiğit,
elma gibi başını kaldıran yiğit,
ad sormak güzel âdettir,
soy sormak töredir,
adın, soyun kim, yiğit?

Alplar kendilerini düelloya çağıran düşmanlarını, uzak yoldan gelmişse, misafir eder, silah seçmekte serbest bırakır. Alpların hile ve ihanet yoluna saptıkları ancak masallaşmış destanlarda söylenir. Düelloya hazırlanırken Alpların dostça konuştukları da olur. Meselâ Çinli kahraman Akıran Taş ile Altaylı Alp Çes Möke karşılaşırlar. Selâmlaştıktan sonra Akıran Taş, "Ben ölürsem Çin yurdu alpsız kalır. Çin'de benden başka alp yok" der. Çes Möke ona, "Ben de ölsem sen de ölsen mavi gök yere düşmez, akar sular da çekilmez. Bu dünya yaatıldığı gibi kalır, senin, benim ölümümle dünya değişmez" diye cevap verir.

Alplar uyuyan üşmanı öldürmezler; düşmanını hile ile öldürenler Alp sayılmazdı. Uyuyan düşmanı öldürme, düelloda hile yapma, ancak masallaşmış destanlarda görülür.

Türkelrin halk edebiyatında destan şekli en önemli yeri alır. Bütün Türk boylarının destanlarının büyük bir külliyatını meydana getirmenin zamanı gelmiştir. Bu külliyat için yeterli belgeler mevcuttur. Radloff'un "Türk halk edebiyatı" külliyatı muhtelif Türk boylarının destanlarını ihtiva etmektedir. Fin bilgini Castren (1813 - 1852) tarafından Altay - Yenisey Türklerinden tesbit edilen onbeşten fazla destan A. Schiefner tarafından, güzel bir tetkik olan önsöz ile, Almancaya tercüme edilmiştir. Son yıllarda Altay - Yenisey folklorcuları, şimdiye kadar Türkologlarca bilinmiştir. Son yıllarda Altay - Yenisey folklorcuları, şimdiye kadar Türkologlarca bilinmeyen birçok destanlar neşrettiler. Bunlardan "Kögötey" ve "Alp Manaş" destanları çok dikkati çeker. Altaylılardan Şor boyunun folkloru Dırınkova tarafından "Şorskiy Folklor" adıyla neşredilmiştir. Bu eserde bu boyun kahramanlık destanları vardır. Yakut Türklerinin halk edebiyatı - destanlar (olongo) Jastremskiy, Pekarskiy ve Yakutlar'ın kendi aydınları tarafından toplanıp neşredilmiştir. Müslüman Türk boylarında Kazan aydınları XIX. asrın otalarından başlayarak folklorun, bilhassa destanların tesbitine ve neşrine başlamışlardır. Kazak destanlarının neşrinde Kazanlı kitapçıların da hizmeti büyüktür. Bu folklor mahsullerinin çoğu ilmî metoda uygun olarak toplanmamış, baskılarında da itina gösterilmemişse de Türkologlar için değerli malzeme teşkil ederler. Bunlardan bazıları Radloff'un "Türk Halk Edebiyatı Örnekleri" külliyatının III. cildine alınmıştır. 1920 - 1923 yıllarında Kazakistan hükümeti tarafından "Batırlar" serisi adiyle Kazak destanları neşredilmiştir. Bu seridekilerin hepsi çok önce Kazan'da basılmış destanlar ve lirik şiirlerdir. Bu destanların kahramanları yalnız Kazakların değil, bütün Kıpçak zümresi Türklerin de söylenen ortak destanlardır. Bunlardan Koblandı, Alpamış, Çora Batır, Ertargın, Kamber Batır, Kuzu Körpeç destanı 1812 yılında bir Başkurt halk şairinden tesbit edilerek Rusçaya tercüme edilmiş, Alpamça ise Oğuzlarda söylenen Alp Bamsı destanının değişik bir şekildir. Kazak destanlarında adları geçen kahramanlar Altınordu devletinin belkemiğini teşkil eden Nogay, Nogaylı yahut Kıpçak boylarındandır. Coğrafî isimlerden en çok Kazan, Kırım, İdil (Volga), Cayık (Ural), İrtiş geçmektedir. Kırgızların 400 bin mısralı destanlarının baş kahramanı da "Sarı Nogay Er Manas" Nogaylardandı. Manas'la savaşa Yolay da Noğay oğludur. Ak Han ile karşılaştığında Yolay kendisini şöyle tanıtıyor:
On san Nogay yurtum var
On san nogay içinde
Nogay bay denen babam var
Nogay bayın yavrusu
Han yolay denen ben özüm. diyor.

Bugün Kırgızlara mahsus millî destan sayılan "Manas" destanı XV - XVI. asırlarda bütün Kıpçak - Nogay boylarının, yani Altınordu kavimlerinin, müşterek destanı olduğunu son yıllarda bulunan ve XVI. asırda yazılmış "Mecmua-i Tevârih" adlı Farsça eserden öğreniyoruz. Bu eserin verdiği bilgye göre Manas, Kıpçak boyunun başbuğu Cakıp Hanın oğludur. Efsanevî rivayetlerle dolu olan bu eserde muhtelif asırlarda yaşamış olan hanlar, hükümdarlar birbirine karıştırılmıştır. Sultan Sencer, Oğuzlar, Moğolların Ong hanı, onun oğlu (!) Toktamış, Turgay oğlu Temür, İlhan Argun Han, Hülâgü oğlu Abaka hep "Manas" destanının içinde zikrediliyor. Manas'ın Yolay ile savaşı bugünkü Kırgız destanına uygundur. Kırım Hanı Nogay'dı. Yolay Kalmuk hanı Çünkçen'in oğlu idi. Kırım Hanı Ak Hüseyin oğlu ak Nogay, Bulgar Hanı Kara Hüseyin oğlu Kara Nogay idi. Toktamış'ın yeğeni Anga Tüe Manas'a yardım ediyor. İdil boyundan dönüp Manas için "Manasiye" şehrini kuruyor. Kalmuklar tarafından Mangıt Pulat Han karşı çıkıyor. Ona Yamgurçı Mirza yardım ediyor... Toktamış Cayık (Ural) denizine gidiyor. Maksadı Pulad'ın ilini almaktır. Oradan Kulzem denizine, oradan da Kırım'a gidiyor. Sonra dönüp Cayık'ta kışlıyor.
Bu karmakarışık efsanevî hikâyelerden anlaşılıyor ki XV - XVI. asırlarda "Manas" destanı bütün Kıpçak - Nogay zümresinde müşterek bir destan olmuştur.

Altın Ordu'nun yıkılışı devrinde Nogay boyunun İrtiş'ten Kırım'a, kırım'dan Altay'a durmadan göç yaparak hareket halinde bulunması, tavâif-i mülükün biribiriyle mücadeleleri, sonra XVI - XVIII. asırlarda Kalmuk istilâsına karşı savaşlar Orta Türk (Kıpçak gurubu) destanlarında derin iz bırakmıştır. Orta Asya Türklerinin destanlarının aşağı yukarı hepsinde Nogay'dan, Nogaylıdan ve Kalmuk savaşlarından bahis vardır. Savaşçı Nogay göçebelerinin Kırım'dan, Dağıstan'dan Altaylar'a med ve cezir halinde dalgalanması XVII. asrın sonlarına kadar devam etmiştir. Kazak destanlarından Er Targın, Çora Batır, Koblandı'nın faaliyet sahaları Kırım, Kazan hanlığı, İdil (Volga) ve Cayık (Ural) ve Altay'dır. Edige'nin ise bütün Altın Ordu, Orta Asya ve Batı Sibirya sahasıdır. Bu destanlar da aynı sahada yayılmışlardır. Bu bakımdan Türk destanları muhtelif Türk zümrelerini birleştirici edebî türdür.

Türk destanları, İslâmdan önceki eski adet, inanç, tören ve bütün hayat tarzlarını öğrenmek için en önemli kaynaktır. Türkler asırlar boyu İslâm kültürü içinde yoğruldukları halde terennüm ettikleri destanlarda eski Türk inanç ve törenlerini muhafaza etmişlerdir. Meselâ, İslâm dininin sıkı kaidelere bağladığı defin töreni bile bu destanlarda VII. asır Göktürk defin törenlerini hatırlatmaktadır. Dede Korkut hikayelerinde kahramanların defin töreninde bindiği akboz (demir kır) atının kuyruğu kesiliyor. Nogayların Aysıla destanına göre bu kahraman ölürken söylediği vasiyetinde "Nâşımı sevgili boz atımın üzerinde taşıtınız. Ölümümden sonra kabrimi derin kazınız. Altınlı sadakımı (okluğumu), edirne yayımı başım üzerindeki kazığa bağlayınız, mezarımın çevresine oklarımı diziniz. Canım sıkıldığı zaman geyik avlayacağım" diyor.

Edige'nin torunlarından Mamay (XVI. asır) adına söylenen destanda anlatıldığına göre bu kahraman şöyle vasiyet ediyor; "Ben öldükten sonra yedi köy halkı yedi argımak (cins at) ile elbiselerini ters giyip ağlayarak gelsinler" diyor. Onun cenaze töreni şöyle tasvir ediliyor: "Arabaya altı at koştular. Atların üzerine kara çul örttüler. Atalıklar elbiselerinin yenlerini kestiler; eyerlenmiş atlara silahlar astılar, atları yeden ala giyimli uşaklar "beğimiz Mamay öldü!" deyip alınlarını parçaladılar. Elbiselerini ters giyip sığıtçı (ağlayıcı) lar geldiler."

Başkurtların XVIII. asra ait "Karas Batır" destanında bu Karas Batır'ın Kazak akıncılarıyla çarpışması anlatılırken Kazak alplarından Akça Batır ile yaptığı düello tasvir edilmektedir. Bu düelloda Akça Batır öldürülüyor. Öldüren Başkurt batırı Karas onu "Büyük kahraman alp idi" deyip törenle defnediyor, onun namına yüksek bir hüyük âbide yapıp baş üstüne oklarla dolu bir sadak koyuyor. Ona ağıt olarak şöyle diyor:

"Bundan sonra senden alp görmez gözüm
Yerinde öğünsen de her bir sözün
Od yürek arslan gibi akça batır
Gömeyim saygı ile bunda özüm.
Taş ile korgan yapıp kazdım orun (çukurun)
atalsın adın ile taykan yerin
Bir sadak ok baş üstüne dikip koydum
Desinler: "Alp geçmiş bizden burun (= önce)".

Bu ağıttan da anlaşıldığına göre alpların mezarına ok dolu sadak asmak âdeti, ta XIII. asra kadar, destanî gelenek olarak, devam etmiştir. Bu okluk koyma âdeti İslâmdan önceki silahlarla beraber defin adetinin sembolik bir şekilde devamından ibaret olsa gerek.

Birçok Türk boyları arasında müşterek bazı destanlar vardır. En eski Oğuz destanlarından Bamsı Beyrek destanı bunlardan biridir. Bu destanın kahramanı olan Bamsı (Alp + Bamsı) Kazak, Özbek ve Başkurt rivayetlerinde Alpamşa olmuştur. Köroğlu destanı bütün Oğuz zümresinde söylendiği gibi Özbek ve Kazaklarda da meşhurdur.

Türk destanlarında müşterek motiflerden en önemlisi ve yaygını at konusu üzerinedir. Türkler atlı millet oldukları için bütün destanları at sevgisi ve öğmesi ile doludur. Kahramanlar atlarını yalnız arkadaş değil, kardeş sayarlar. Birçok kahramanlar atlarını severek, okşayarak "aslım kara kişiydi, adımı sen çıkardın, yürüğüm!" derler. Dede Korkut hikâyelerinde başlıca rolü kahramanın atı oynar. "At işler er öğünür; Kazan diyor: "Hüner atın mıdır, erin midir?" "Hanım erindir" dediler. Han "yok, at işlemese er öğünmez. Hüner atındır" diyor. "At işler er öğünür" (Dede Korkut). At hakkındaki aynı sözleri Orta Türk destanlarında da buluyoruz. Hattâ XVIII. asrın tarihî kahramanlarından Kötübar Batır'ın al atı da düşmanın gelmekte olduğunu haber verdiği "Ayman - Çolpan" lirik şiirinde tasvir edilmiştir.

Altay - Yenisey destanlarında kahramanlar hep atlariyle beraber zikredilir. Ak atlı Ak Han, Akboz atlı Ak Molot, Kara atlı Katay Han, Kök atlı Kök Han ve başkaları gibi.
Geçen asrın ilk yarısında Altay - Yenisey Türklerinin destanları üzerine araştırmalar yapan V. Titov'a göre kahramanın atı yoksa adı da olmaz. Kahramana ad, at aldığı gün verilir. Dede Korkut hikâyelerinde de kahramanlık gösteren Bamsı Beyrek'e Dede Korkut, "bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun" diyor. Salur kazan da "Konur atın sahibi" diye anılır. Destanlara göre delikanlı kahramanlık gösterdikten sonra at ve ad alırdı. Yani bundan sonra delikanlı kabilenin gerçek ferdi olur. Minusinsk Türklerinin destanlarını tetkik eden V. Titov bu ad alma törenine çok önem vermiştir. Ona göre kahraman olmayan adi insanların adı yoktur (demek bunlar kabile adı ile göbek adlarını taşımakla yetinmiş olacaklar). Bu adet çok eski devrin hatırası olsa gerektir.
Bazı destanların bazı Türk boylarında yazı ile tesbit edildikten sonra kutlu kitap sayıldığı dikkate değer. Kırgızlar Manas destanını, hastalandıkları zaman, Manasçılara "şifa" için okuttukları etnograflar tarafından müşahede edilmiştir. "Çingizname"yi Başkurtlar'ın kutlu kitap saydıklarını, akademisyen lepehin 1770 yıllarında tespit etmiştir. Yani millî destanlarımız milletimizce en değerli millî miras sayılmakta devam etmiştir.

Türk destanları arasında Kırgız Türklerinin "Manas" destanından da kısaca bahsetmek gerektir.

Türk destanları arasında en büyüğü ve en ilgi çekeni Kırgızlar'ın Manas destanıdır. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi bu destanın bazı parçaları XV. asırda yazılan bir tarih kitabına alınmıştır.

"Manas" destanı, baş kahramanı Manas; onun oğlu Semetey ve torunu Seytek'in hayatlarından bahseden üç şahıslı 400 bin mısralık büyük bir eser teşkil etmektedir ve Firdevsî'nin Şehname'sinin iki mislinden, Homer'in İliyada'sının onaltı mislinden büyüktür. Dünyada şimdiye kadar "Manas" kadar büyük bir destan tesbit edilmemiştir. Bu destan hakkında ilk bilgi 1849 yılında Kazak - Kırgızlarda idare amirliği yapan Rus memuru Franel tarafından hükümete verilen raporda görülmüştür. Franel'den yedi yıl sonra Kazak aydınlarından Çokan Velihanov, 1856'da Kırgızlar arasında yaptığı seyahat sırasında Manas destanını keşfetmişti. Sonra bu destanın (19.000 mısralık) bir kısmı meşhur Türkolog W. Radloff tarafından, "Türk Halk Edebiyatı Numuneleri" külliyatının V. cildi olarak 1885'de yayımlandı.

Sovyet ihtilâlinden sonra "Manas" destanının büyük bir kısmını Kırgızistan İlimler Akademisi yayımladı.

"Manas" destanının ilk teşekkülü, bazı bilginlere göre, IX. asırda kurulmuş olan Kırgız İmparatorluğu devrine rastlamaktadır. O zamandan beri muhtelif devirlerdeki olayların etkisiyle değişe değişe zamanımıza kadar ulaşmıştır.

"Manas" destanı Kırgızların asırlarca süren hayatlarının aynasıdır. Doğum, evlenme, ölüm törenleri, savaşları, mücadeleleri, dinî inançları, ıstırap ve sevinçleri hep bu destana aksetmiştir. Çokan Velihanov'un dediğine göre, Manas destanı Kırgız boyunun ansiklopedisi sayılmalıdır. Bu destanın bir yerinde İslâm velilerine sığınmalardan bahsedilirken birden bire önümüze şaman âyini çıkıverir. Bu büyük destanda muhtelif devirlerin olaylarıyla beraber muhtelif ideolojiler de yer almıştır. Bu destan üzerine en son çalışma "Sovyet halklarının destanlarını tetkik" külliyatının 2. cildini teşkil eden "Kırgız Destanı Manas" adlı onbir araştırmayı içine alan büyük bir eserdir; 1961'de Moskova'da basılmıştır.
 
 


 
 
 
 


It's here! Your new message!
Get new email alerts with the free Yahoo! Toolbar.

Mon Mar 5, 2007 3:41 pm

kirk.ambar
Offline Offline
Send Email Send Email

Message #2095 of 6767 |
Expand Messages Author Sort by Date

TÜRK DESTANLARI-II PROF. DR. ABDÜLKADİR DONUK Destanlar eski görenekleri, gelenekleri, geçmiş ataların dünya görüşlerini, tıpkı ayna gibi,...
KIRKAMBAR
kirk.ambar
Offline Send Email
Mar 5, 2007
3:53 pm
Advanced

Copyright © 2010 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help