TÜRK IRKINI İNKÂR EDENLERE! / Arslan Bulut
İsmâil Hâmi Dânişmend “Türk Milliyetinin tek ve ortak tanımı” nın yapılabileceğini söyler:
“Milliyet meselesinin dünya kültüründe yeni bir ilim sahası teşkil edebilecek kadar araştırılmış ve esaslara bağlanmış olduğundan bihaber vaziyette mantık oyunlarıyla kitleleri oyalayıp durmanın gelecek nesillere karşı ne büyük bir sorumluluk olduğu meydandadır.
* * *
İlim âleminde üzerinde ittifak edilen en son ve objektif tanıma göre millet, herhangi bir esas etrafında toplanmış, dayanışma halinde insan kütlesi demektir.
Etrafında toplanılan bu esas bazen Fransa ve Çin’de olduğu gibi kültür, bazen Slav ve Arap âlemleriyle Romanya’da olduğu gibi dil, bazen ABD’de olduğu gibi vatandaşlık, bazen Avusturya’da olduğu gibi mezhep, bazen da İsviçre’de olduğu gibi vatan kavramından ibaret olabilir.
Bir camianın millet sayılabilmesi için bunlardan herhangi birinin etrafında toplanılmış olması yeterlidir. Bunlardan herhangi biriyle birbirine bağlanmış camiaya millet (nation) ismi verilmesine karşılık bu çeşitli bağların birden fazlası veyahut hepsiyle birden bağlı cemiyetlere de milliyet (nationalite) denilir.
Millet, siyasi ve suni bir oluşum olduğu halde milliyet yahut kavmiyet doğal bir oluşumdur.
Fransa, İsviçre, Belçika gibi milletlere karşılık Macar, Fin, Alman, Lapon Samoyed vesaire gibi efradı arasında çeşitli bağlar bulunan cemiyetlerin her biri milliyet yahut kavmiyet vaziyetindedir.
Türkiye Türklüğü, bilimsel olarak siyasi ve suni bir millet midir, yoksa doğal bir oluşum sayılabilecek bir milliyet yahut kavmiyet midir?
Tarihi oluşum bakımından Türkiye Türklüğünün muhtelif ırklarla dillerin birbirine karışmasından oluşan Fransız milleti veyahut çeşitli diller konuşan birtakım ırk kırıntılarının müşterek bir vatanda yan yana gelmesinden doğan İsviçre milleti gibi siyasi ve suni oluşumlarla kıyaslanmasına hiçbir surette imkân yoktur.
* * *
Etnoloji, antropoloji, etnoğrafya, tarih, dilbilim gibi klâsik ilimlerin ittifakıyla sabittir ki milâdın onbirinci asrında Anadolu’yu fethederek bugünkü Türkiye devletini kuran Oğuz Türklüğü, ana Türk ırkının devamından başka bir şey değildir, lisanı da müstakil ana Türk dilinin devamıdır ve kültürü de en eski pastoral kültürüne dayanır, üç tarafı denizlerle çevrilmiş bir yarımada şeklindeki ana vatanının bir coğrafi birliği vardır ve bu çerçeveden dokuz asırlık muhteşem mazisi etrafına da taşıp yayılarak geniş bir tarih birliği meydana getirmiştir.
İşte bundan dolayı, bir ırk birliği, dil birliği, kültür birliği, vatan birliği, din birliği ve muazzam bir tarih birliğiyle birbirine bağlanmış olan Türkiye Türklüğü siyasi ve suni bir millet değil, doğal bir oluşum niteliğine sahip kuvvetli bir milliyettir.
Bu kuvvetli bağları inkâr ederek, Türklüğü yalnız bir tek milliyet esasına dayanıyor saymakla onu suni ve siyasi bir oluşum gibi göstermiş ve zayıflatmış olacağımızı unutmamalıyız.
* * *
Bu bakımdan ırkçılık, Turancılık, dilcilik, vatancılık ve kültürcülük bir kül halinde ele alınınca nasıl eleştirilebilir ve ayıplanabilir?
Tabii bütün bunlar, hep aynı bir hakikatin çeşitli cephelerden görünüşü demektir; ırkçının da, kültürcünün de vatancının da gördüğü hep aynı milli bünyedir.
O halde bütün Türk âleminin merkezi ve bugünkü ana yurdunda genel Türk tarihinin varis ve mümessili olan Türk milliyeti, vatandaşlık, vatan, dil, din, ırk, kültür, ideal ve müşterek tarih birliğiyle birbirine bağlı fertlerden mürekkep bir kütledir.”
Devam edeceğiz.
“Milliyet meselesinin dünya kültüründe yeni bir ilim sahası teşkil edebilecek kadar araştırılmış ve esaslara bağlanmış olduğundan bihaber vaziyette mantık oyunlarıyla kitleleri oyalayıp durmanın gelecek nesillere karşı ne büyük bir sorumluluk olduğu meydandadır.
* * *
İlim âleminde üzerinde ittifak edilen en son ve objektif tanıma göre millet, herhangi bir esas etrafında toplanmış, dayanışma halinde insan kütlesi demektir.
Etrafında toplanılan bu esas bazen Fransa ve Çin’de olduğu gibi kültür, bazen Slav ve Arap âlemleriyle Romanya’da olduğu gibi dil, bazen ABD’de olduğu gibi vatandaşlık, bazen Avusturya’da olduğu gibi mezhep, bazen da İsviçre’de olduğu gibi vatan kavramından ibaret olabilir.
Bir camianın millet sayılabilmesi için bunlardan herhangi birinin etrafında toplanılmış olması yeterlidir. Bunlardan herhangi biriyle birbirine bağlanmış camiaya millet (nation) ismi verilmesine karşılık bu çeşitli bağların birden fazlası veyahut hepsiyle birden bağlı cemiyetlere de milliyet (nationalite) denilir.
Millet, siyasi ve suni bir oluşum olduğu halde milliyet yahut kavmiyet doğal bir oluşumdur.
Fransa, İsviçre, Belçika gibi milletlere karşılık Macar, Fin, Alman, Lapon Samoyed vesaire gibi efradı arasında çeşitli bağlar bulunan cemiyetlerin her biri milliyet yahut kavmiyet vaziyetindedir.
Türkiye Türklüğü, bilimsel olarak siyasi ve suni bir millet midir, yoksa doğal bir oluşum sayılabilecek bir milliyet yahut kavmiyet midir?
Tarihi oluşum bakımından Türkiye Türklüğünün muhtelif ırklarla dillerin birbirine karışmasından oluşan Fransız milleti veyahut çeşitli diller konuşan birtakım ırk kırıntılarının müşterek bir vatanda yan yana gelmesinden doğan İsviçre milleti gibi siyasi ve suni oluşumlarla kıyaslanmasına hiçbir surette imkân yoktur.
* * *
Etnoloji, antropoloji, etnoğrafya, tarih, dilbilim gibi klâsik ilimlerin ittifakıyla sabittir ki milâdın onbirinci asrında Anadolu’yu fethederek bugünkü Türkiye devletini kuran Oğuz Türklüğü, ana Türk ırkının devamından başka bir şey değildir, lisanı da müstakil ana Türk dilinin devamıdır ve kültürü de en eski pastoral kültürüne dayanır, üç tarafı denizlerle çevrilmiş bir yarımada şeklindeki ana vatanının bir coğrafi birliği vardır ve bu çerçeveden dokuz asırlık muhteşem mazisi etrafına da taşıp yayılarak geniş bir tarih birliği meydana getirmiştir.
İşte bundan dolayı, bir ırk birliği, dil birliği, kültür birliği, vatan birliği, din birliği ve muazzam bir tarih birliğiyle birbirine bağlanmış olan Türkiye Türklüğü siyasi ve suni bir millet değil, doğal bir oluşum niteliğine sahip kuvvetli bir milliyettir.
Bu kuvvetli bağları inkâr ederek, Türklüğü yalnız bir tek milliyet esasına dayanıyor saymakla onu suni ve siyasi bir oluşum gibi göstermiş ve zayıflatmış olacağımızı unutmamalıyız.
* * *
Bu bakımdan ırkçılık, Turancılık, dilcilik, vatancılık ve kültürcülük bir kül halinde ele alınınca nasıl eleştirilebilir ve ayıplanabilir?
Tabii bütün bunlar, hep aynı bir hakikatin çeşitli cephelerden görünüşü demektir; ırkçının da, kültürcünün de vatancının da gördüğü hep aynı milli bünyedir.
O halde bütün Türk âleminin merkezi ve bugünkü ana yurdunda genel Türk tarihinin varis ve mümessili olan Türk milliyeti, vatandaşlık, vatan, dil, din, ırk, kültür, ideal ve müşterek tarih birliğiyle birbirine bağlı fertlerden mürekkep bir kütledir.”
Devam edeceğiz.
We won't tell. Get more on shows you hate to love
(and love to hate): Yahoo! TV's Guilty Pleasures list.