| KÜLTÜR DEĞİŞMESİ ve MİLLİYETÇİLİK EROL GÜNGÖR | ||
| Bugün otuz-otuzbeş yaşın üstünde bulunan her Türk aydını, ilk ve ortaokul duvarlarında asılı duran büyük "Göç Haritası"nı pek iyi hatırlar. O devrin resmî tarih tezine göre medeniyetin ve insanlığın beşiği Asya'dır; Türklerin anayurtları da orasıdır. Çok eski zamanlarda Ortaasya'da büyük bir kuraklık ve iklim değişmesi olduğu için Türkler oradan çıkmışlar ve dünyanın başka bölgelerim iskân etmişlerdir. Bunlardan bir kısmı Önasyaya gelerek Sümer, Elam, Eti topluluklarını ve medeniyetini teşkil etmişlerdir. Atatürk tarafından Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (Şimdiki Tarih Kurumu)'na hazırlatılan meşhur 4 ciltlik tarih kitabının birinci cildinde (Sahife: 30) aynen şu satırlara rastlanır: "Türkün en az yedibin yıldan beri gelip yerleşerek kendine mukaddes yurt edindiği Anadolu'da yapılan taharriler, bugün Milattan evvel 4000 yıla çıkarılan Anadolu Eti medeniyetinin kıdemini her an birkaç asır daha maziye götürmektedir." Burada dikkati çeken birkaç noktayı belirtmekte fayda vardır. "Mukaddes yurt edindiği Anadolu" ibaresi italik harflerle yazılarak özel bir önem kazanmıştır. Ayrıca, Mezopotamya ve Mısır medeniyetlerinin de Türk eseri olduğu söylendiği halde Anadolu'daki Eti medeniyetinin bunların hepsinden üstün olduğu belirtilmiştir: Açıkça anlaşıldığına göre, burada asıl maksat ikidir: l- Anadolu'yu, yani şimdiki vatanımızı tarih-öncesinden beri bir Türk ülkesi olarak göstermek ve böylece bizi burada işgâlci-istilâcı sayan zihniyete karşılık vermek, 2- Türklerin en eski ve en medenî kavim olduğunu söylemek. Bu ikinci iddia hem Türklerde kuvvetli bir benlik şuuru uyandırmaya yarayacak, hem de bizim zannedildiği gibi sadece kılıç kullanan bir kavim olmadığımızı gösterecekti. Böyle bir tarih anlayışı o zaman için "maslahata muvafık" olsa bile temelden yanlıştı; nitekim kısa zamanda çürüklüğü ortaya çıktı ve vazgeçildi. Şimdi hiçbir tarihçi Etilerin, Etrüsklerin, Mısırlıların vs. Orta Asya'dan gelmiş Türkler olduğunu iddia edemez; fakat Etilerle aramızdaki akrabalık dâvası bu noktada sönüp gitmedi. Daha çok Yunan medeniyetine sahip çıkmaktan korkan bazı Önasya tarihçilerinin kaleminde yeni bir tarih tezi ortaya çıktı. Bu yeni tez yine Hititleri bizim atamız saymakla beraber, öncekinden tamamen ayrı hareket noktasına sahip bulunuyor. Yenilere göre Orta Asya'dan gelen Türkler burada bir medeniyet kurmadılar; fakat gerek Türkler, gerek başka kavimler Anadolu'da yerleşip, birbiriyle kaynaşarak yeni bir millet ve medeniyet geliştirdiler. Şu halde memleketimizde Türk değil, Anadolu milleti diye bir millet vardır ve bu millet Türklerin de dahil olduğu bir karışım (halita)dır. Türkler buraya geldikleri zaman, elbette ki Anadolu boş değildi; bir halk ve onun yaşattığı bir kültür vardı. Türkler bunlarla hem soy, hem kültür bakımından kaynaştılar. Bu yüzden meselâ Hitit milliyetçisi olduğunu söyleyen birinin kanında Hitit, Lidyah, Frikyalı, Romalı ve bu arada belki Türk kam bulunması pek tabiîdir. Bu yeni tez de elbette ki bazı maksatlara ulaşmak üzere ortaya atılmıştır. Fakat herhalde "Türk Göçü" tezinden daha fazla bir kabul görmeyecektir. Tarih araştırmalarının süratle ilerlediği günümüzde objektif tarihin gerçeklerini bir tarafa bırakarak iyi veya kötü maksatlara hizmet edecek tarih görüşleri hiçbir geçerlilik kazanamaz. Bunların yanlışlığı kısa zamanda meydana çıkınca, başlangıçta güdülen gayenin tam aksiyle karşılaşmak pek muhtemeldir. Belki de bugün gençlerimizin bir kısmında Türk tarihine karşı görülen ilgisizliğin veya karşı çıkışın başlıca sebeplerinden biri, vaktiyle tarih adına anlatılan şeylerin feci yanlışlardan ibaret olduğunun anlaşılmasıdır. Sağlam bir tarih şuuru verebilmek, objektif tarih olaylarıyla sübjektif tarih anlayışı mümkün olduğu kadar birbirine yaklaştırmaya çalışmakla başarılabilecek bir iştir. |
Never miss an email again!
Yahoo! Toolbar alerts you the instant new Mail arrives. Check it out.