Search the web
Sign In
New User? Sign Up
kirk-ambar · Kırkambar
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Want to share photos of your group with the world? Add a group photo to Flickr.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
KIRKAMBAR OKUMALARI-EROL GÜNGÖR'DEN-III   Message List  
Reply | Forward Message #1849 of 6589 |
KÜLTÜR DEĞİŞMESİ ve MİLLİYETÇİLİK / EROL GÜNGÖR
TEKNOLOJİ VE KÜLTÜR DEĞİŞMESİ - 3

Buraya kadar anlatmış olduklarımızdan birkaç genel netice çıkarabiliriz. Aslında bu neticeler Türkiye'nin özel durumundan öğrenilen şeyler olmayıp, sosyal ilim çevrelerinde sık sık konuşulan genellemelerdir.

1. Teknolojik değişme karşısında herhangi bir engel tanımamaktadır. Devamlılık teknolojinin en büyük özelliklerinden biridir, insan cemiyetleri kültür bakımından bazan daha ileri veya daha geri olabilirler; yani bir cemiyet kültür bakımından zamanla gerileyebilir; fakat teknoloji devamlı ilerleme halindedir. Şimdiye kadar otomobili bırakıp kağnı arabasıyla veya atla çalışan cemiyet görülmemiştir. Bugünün otomobili yerine daha kullanışlı yeni vasıtalar geliştirildikçe bu defa onlar kullanılacak ve teknolojik gelişme devam edip gidecektir. Tarihte belki büyük katastroflar (ani ve büyük iklim değişmeleri, denizlerin karaları kaplaması vs.) bazı cemiyetleri ve onların medeniyetlerini ortadan kaldırmış olabilir. Fakat bildiğimiz kadarıyla teknoloji bir yerde hamlesini kaybetse bile dünyanın bir başka yerinde ilerlemeye devam edegelmiştir.

2) Teknoloji, doğrudan doğruya veya dolaylı tesirleri yüzünden, çok defa kültür değerleriyle çatışma' haline girmektedir. Bu tesirler, çoğunlukla başlangıçta bilinmez; bu yüzden herhangi bir teknolojik gelişmenin daha başta önlenmesi söz konusu olamaz. Kaldı ki ilim ve teknoloji tarihine baktığımız zaman, başlangıçta mukavemet edilen yeniliklerden hiçbirinin bu mukavemet yüzünden ortadan kaldırıldığını görmüyoruz. Kültür ve sosyal organizasyon üzerinde daha sonra görülen negatif tesirler ise o teknolojiden ziyade kültür ve sosyal organizasyonun yeniden ele alınması yoluyla düzeltilmeye çalışılmaktadır. Kısacası, kültürün teknolojik değişmeyi toptan reddetmesi ve bunda başarılı olması düşünülemiyor.

3. Teknolojik gelişme kesintisiz devam etmekle birlikte, bu gelişmenin tesirleri kaçınılmaz şeyler değildir. Zaten hiçbir cemiyet teknik değişmeyi başıboş bırakmamıştır. Sosyologlar bu noktada teknik değişmenin doğrudan tesirleri ile dolaylı tesirleri arasında bir ayırım yaparlar ve dolaylı tesirleri kontrol edebileceğimizi söylerler.(13) Hakikatte kültürün bazı noktalarda direnmesi onun teknik değişmeye hemen teslim olacak kadar zayıf bulunmadığını gösterir. Teknolojinin istenmeyen sonuçlarına karşı ne yapılacağı konusunda yapılan tartışmalar da kültürün bu direnme gücünü göstermektedir.(14)

4. Teknoloji kültürün gelişmesi için büyük imkânlar vermektedir. Herşeyden önce, teknolojideki gelişmeler sayesinde kültür yeni vasıtalar kazanıyor; bu vasıtalar bir taraftan kültürün ifade gücünü artırırken ses tekniğindeki gelişmeler sayesinde müziğe yeni imkânlar açılması gibi bir taraftan da kültürün daha geniş kitlelere yayılmasını sinema, televizyon vs.sağlıyor. İkinci olarak, teknolojinin artırdığı üretim gücü sayesinde insan daha çok zaman ve emeğini kültür işlerine ayırabilecek duruma geliyor.

Fakat bu ilişki kendi başına meydana gelir mi?

Muhakkak ki insanlar tekniğin imkânlarını her zaman kültürü geliştirecek şekilde kullanmamışlardır. Bugün teknolojik bakımdan en ileri olduğumuz bir zamanda geçmiş devirlerdekinden daha çok kültürle uğraştığımız veya daha kültürlü olduğumuz söylenemez. Bunun aksi, yani kültürden gitgide uzaklaştığımız daha doğrudur. Modern cemiyetin kültürü E. Sapir'in "sahte kültür" kavramına daha uygun düşmektedir. Gayelerin yerine vasıtalar geçiyor, hattâ gerçek kültürde gaye olan birçok şey "vasıtaların vasıtası" haline geliyor.(15) Hakiki bir kültürde insanların bütün faaliyetleri onlar için çok manâlı olan bir bütün içinde yer alır; bu faaliyetler birbirinden ayrı, hattâ birbirine yabancı ve düşman değildir. İlkel saydığımız bir cemiyette yapılan av merasimleri bir taraftan iktisadî bir gayeye hizmet ederken, bir taraftan da insanların dans ve müzik gibi manevî ihtiyaçlarına cevap vermektedir. Halbuki modern cemiyette hayatın maddî faaliyetleriyle manevî ihtiyaçlar sahası birbirinden gitgide ayrılıyor, insanlar manevî faaliyetlere sırf maddî hayattan kaçmak için girişiyorlar. Bu ayrılmanın örneklerini kendi cemiyetimizde de sık sık görüyoruz. Meselâ eski kültürümüzde ticaret yapmak kültürün temel esprisi olan, din içinde manâlı yeri olan bir faaliyet idi. Bu gün ticaret hayatı tamamiyle iktisat prensiplerine göre işleyen dünyevî bir meşgale haline gelmiş, din ise bu hayata giren insanların zaman zaman başvurdukları bir "kurtuluş" kapısı durumuna girmiştir. Artık müziği kendi başına bir değer olarak almıyoruz, başka işlerden sıkılınca "başımızı dinlendirmek" için kullanıyoruz.

Şimdi teknolojinin kültür üzerinde yaptığı ve yapması beklenen tesirleri iyice görebilmek için teknolojinin mahiyeti üzerinde kısaca da olsa durmamız gerekiyor. Eğer bu hadisenin neden ibaret olduğunu iyi anlayabilirsek, kültür üzerinde yaptığı tesirin mekanizmasını kavramamız da kolaylaşacaktır.

Önce tartışmanın kaynağına bakalım. Teknolojinin kültür üzerindeki bozucu ve yıkıcı tesirleri ile ilgili tartışma Batıdaki sanayi medeniyeti dediğimiz medeniyetin Batı cemiyetini büyük ölçüde değiştirmesi üzerine başlamıştır. Bu değişme artık çok kimsenin "üçüncü dünya" adını verdiği az gelişmiş ülkelerde de yapılmaktadır. Batıda sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan değişmeye "modernleşme", batı dışında kalan cemiyetlerin bu değişmeye uyma çabalarına ise "Batılılaşma" adı veriliyor.(16)

Modernleşme olayının neden ibaret bulunduğu konusu daima tartışılmıştır. Fakat bu olayda "bilginin pratik maksatlarla organize edilmesi", yani teknoloji, en göze çarpıcı ve en cazip yeri almaktadır. Bütün teknolojik gelişmenin arkasında ilmî bilginin bulunduğunu kabul etsek bile, ilmî bilginin büyük insan kitleleri için çok çekici ve çabuk elde edilebilen bir şey olmadığı muhakkaktır. Gerçekte teknolojinin en yukarıdan en alt seviyedekine kadar insan hayatında meydana getirdiği değişikliktir ki, onu hem aranır, hem vazgeçilmez bir hale getiriyor. Böylece, modern teknoloji birkaç küçük istisna dışında insanlığın hemen bütünü tarafından arzu edilen birşey olmuş, aydınlar arasında bile ona doğrudan doğruya karşı çıkan Gandhi gibi birkaç kişi hariç bulunmamıştır. Bu demektir ki, teknolojinin menfî tesirlerini kabul edenler bile çoğunlukla bu tesirlerin giderilebileceğini, hattâ teknolojiyi yine teknolojinin düzeltebileceğini düşünmektedirler.(17) Gerçekten, modern teknoloji insanlık için büyük ümitlerin kaynağı olmuş, daha önce gerçekleştirdiği muazzam sonuçları görenler, gelecekte onun hemen bütün dertlere çare bulabileceğini düşünmüşlerdir.

Bugün sadece gıda teknolojisinde ve tıbda meydana gelen yeniliklere baktığımız zaman, bir gün bütün insanlığın sefaletten kurtulabileceğine inanmamak için kolaylıkla ciddî bir sebep bulamayız. Sıtmadan, veremden, vebadan kurtulduk; yarın akıl hastalıklarına ve kansere de çare bulunacağını ümid ediyoruz. Petrolümüz tükendiği zaman yeni enerji kaynakları, nüfusumuz mevcut gıda potansiyelini aştığı zaman beslenme yolları bulabileceğimizi düşünüyoruz. Ümitlerimiz sadece burada kalmıyor. İnsanlık sefaletten kurtulduğu ve bütün enerjisini ilkel maddelerin bulunmasına veya bunların üzerindeki mücadelelere harcamadığı zaman, artık manevî ihtiyaçlarımızın da yeterince karşılanacağını ümid ediyoruz. Bu bakımdan teknolojik ütopyaya inananlarla Mara'ın hayal ettiği komünist cemiyete inananlar, cennetin bu dünyada gerçekleşeceğine inanmaktadırlar: "... çalışma artık hayatın temel (ilkel) ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan bir vasıta olmaktan çıkınca, üretim kaynaklan insan ferdinin topyekün gelişme ritmine uygun olarak artınca ve ortak zenginlik çeşmeleri daha gür akınca, o zaman cemiyetin bandırasında şunlar yazacak: Herkesten kabiliyetine göre, herkese ihtiyacına göre."(18)

Bilginin pratiğe aktarılması gibi basit bir şekilde tarif edilen teknoloji bu anlamda insanlığın doğuşundan beri var olagelmiştir. Fakat modern teknoloji dediğimiz ve bugünkü Batı medeniyetini diğer bütün medeniyetlerden ayıran hâdise birtakım önemli özellikler taşımaktadır. L. Mumford bunları "herşeyin dakik bir şekilde zamanla ayarlanması, makine gücünün artışı, mamul maddelerin aşırı derecede çoğalması, zaman ve mekân farkının tesirinden doğacak neticeleri ortadan kaldırma yolundaki gayretler (yumurtanın buzdolabına konması, sütün pastörize edilmesi gibi), işin ve üretimin standartlaşması, maharetlerin makineye aktarılması (elektrikli traş makinesi gibi) ve insanların birbirine bağlılığının (ihtiyacının) artması şeklinde sıralıyor.(19) Cemiyetin yapısı ve, işleyişi bakımından en önemli sonuçlar, muhtemelen, bu sonuncu özellikten doğmaktadır. Modern teknolojinin vasıtaları ne kadar geliştirilirse geliştirilsin, bunların gerek imal edilmesi, gerek kullanılması o derece fazla sayıda insan işbirliğini gerektirmektedir. Bu işbirliği gitgide daha geniş kitleleri içine alıyor. Bu durumun en çok göze çarpan misalini modern silâhların imalinde görebiliriz. Eskiden bir kılıcın yapılması için bir tek basit demirci ocağı yeterdi; savaşçı da o silâhı tek başına kullanırdı. Bugün bir jet uçağının arkasında sayısız sanayi kolu, binlerce kişinin istihdam edildiği araştırma laboratuvarları, radarcılar, telsizciler, hava kuleleri, ilh. bulunuyor. Şu halde modern teknoloji onu hem ayakta tutmak, hem geliştirmek üzere bir "uzmanlar ordusuna" muhtaç bulunuyor. Bunların cemiyette belli bir yeri vardır ve birçok müesseselerimiz onların yetiştirilmesine ve yerleştirilmesine tahsis edilmiştir. Üstelik teknolojinin yarattığı üretim gücü kitleleri gitgide daha çok istihlâk etmeye alıştırıyor; bu alışkanlık cemiyetin bütün müesseselerinin yeniden düzenlenmesine yol açıyor. Siyasî hayatımızdan cinsî hayatımıza kadar bunun tesirlerini açıkça görüyoruz. Cemiyetin bunca ihtiyaç duyduğu şeylerin başında bulunan kimseler, yani teknisyen ve teknokratlar ise adetâ yeni bir üst sınıf teşkil etmektedirler. İleri sanayi ülkelerinde teknoloji çarkının yukarısındakiler en yüksek gelir elde edenler olduğu gibi, çok yüksek karar organlarında da teknolojinin kaderi veya istikameti üzerinde söz sahibi olan kimseler vardır.(20) Sanayileşmenin başlangıcındaki ülkelerde derhal teknik hizmetlerde çalışanların ön safa geçtiğini, cemi bütün savaşlarda öldürdüğü askerden daha çok sayıda kadın, çocuk ve ihtiyar Alman'ı öldürmüştür. Bugün kâinattaki insan varlığının tepesinde Demokles'in kılıcı gibi asılı duran nükleer savaş tehlikesi teknolojik medeniyetin bir eseridir. Teknoloji sayesinde zirai ürünlerimiz çok arttı, ama sularımız ve havamız canlı neslini tüketecek kadar tehlikeli bir şekilde kirlenmeye devam ediyor. Yapı teknolojisindeki gelişmeler sayesinde toprak damlardan kurtuluyoruz, ama yeni meskenlerimizin fare deliğinden pek az farkı var. Sağlık teknolojisindeki gelişmeler sayesinde ölümler büyük ölçüde azaldı, ama dünyanın artan nüfusu çözülemeyecek kadar büyük görünen problemler yaratıyor.(21)

Bütün bu örneklere bakarak diyebiliriz ki, elimizdeki imkânları iyi yollarda kullanmanın çaresini aramamız gerekiyor. İnsanları öldüren bombalar değildir, o bombayı yapan başka insanlardır. Eğer teknoloji hem faydalı, hem de zararlı yollarda kullanılabiliyorsa, kendisi tek başına ne zararlıdır, ne de faydalı. Kısacası, değerleri yaratan teknoloji değil, insandır.
Bu görüş, esasında yanlış değildir. Gerçekten teknoloji kendi başına değer yaratıcı veya değer yıkıcı sayılamaz; öyle olsaydı teknolojinin zararlı etkilerinden kurtulmayı pek düşünemez; bunlardan kurtulmak için teknoloji de reddetmek zorunda kalırdık. Fakat meseleyi burada bırakarak "aklımızı kullanalım" demenin de hiçbir faydası yoktur. Görüyoruz ki teknoloji bizim değerlerimizle sıkı bir ilişki içindedir ve bu ilişkiden genellikle şikâyetçiyiz. O halde teknolojinin nasıl bir değer sistemi ile bir arada gittiğini, bizim modern teknolojiöncesi değerlerimizi hangi yollardan sarstığını görmemiz gerekiyor.(22)

Tekrar tarife dönelim: "Teknoloji ilmî bilginin pratikteki uygulanışıdır" demiştik. Şu halde teknolojinin de gerisinde veya kaynağında modern ilimle birlikte gelen bir değer sistemi vardır. Nitekim Goulet(23) çağdaş Batı teknolojisinin temel değerleri derken esas itibariyle çağdaş düşüncenin özelliklerini saymaktadır: özel bir rasyonalite anlayışı, tabiatla uyum yerine ona hâkim olma ve kullanma temayülü ve problemçözücü tavır. Rasyonalitenin temelinde insan yaşantısını (experience) tahlil edilebilen parçalara ayırma ve bunları tek tek ölçüp tesirlerini arama tavrı vardır. Kısacası, insan tabiatı istediği gibi yeniden inşa edebileceği fikrine varmış ve bu fikrin bütün mantıkî sonuçlarını ortaya çıkarma yolunda seferber olmuştur. Üretkenlik (productivity) ve verimlilik (efficiency) anlayışlarının hayatına hâkim olması bu sonuçlardan sayılmalıdır. Üretim "kâr artırıcı" açıdan ele alındığı için, kâr artırmaya yaramayan herşey (sosyal değerler) üretim hesaplarının dışında tutulmaktadır.(24) Çalışmanın verimliliği ise teknolojik üretimin normlarına göre ölçülüyor. Goulet modern teknolojinin girdiği kültürlerde verimlilik anlayışının sosyal ve kültürel değerlerden soyutlanmadığını söylüyor: meselâ "sahradaki bedeviler için en verimli çalışma, kendilerine namaz kılmak ve ramazanda oruç tutmak imkânı veren bir çalışmadır."

Bu noktada çok önemli olan, fakat tartışmayla ilgisi gözden kaçan bir hususu ısrarla belirtmekte fayda görüyoruz. İnsanların davranışlarını izah ederken çok defa bu davranışlarla o kimselerin fikirleri, düşünceleri arasında bağ kurarız; fikirlerle davranışlar arasında bir sebepnetice münasebetinin varlığını kabul ederiz. O halde, insanların teknolojik değişmeye intibakları konusunda, onların fikirlerinin niçin önemli bir rolü olmasın? Başka bir ifade ile, kültürün takındığı tavır, teknolojinin gidişini niçin etkilemesin? Nitekim bugünkü Batı medeniyetinin temelini teşkil eden "sanayi inkılâbı", kültürdeki bir takım değişmelerin maddî hayata yansımasını göstermektedir. İnsanların tabiata, dünyaya, insana karşı görüşlerinde meydana gelen büyük değişmeler bu inkılâbı doğurmuştur.

Sanayileşmenin Avrupa'nın çehresinde meydana getirdiği değişmenin büyüklüğü, bu istikamette değişmenin adetâ kaçınılmaz bir hale gelmesi ve milletlerin sanayileşme, yani ortak hedeflere ulaşma yolunda birbirleriyle yaptıkları yarışma, pekçok ilim adamında sanayileşmiş dünyanın her tarafta birbirine benzer cemiyetler meydana getireceği fikrini kuvvetle yerleştirmişti. Durkheim, Sombart, Veblen gibi tanınmış sosyologlar bu görüşü işlemişlerdir; zamanımızda da aynı görüşü paylaşan sosyal ilimciler çoğunlukta sayılır; meselâ Raymond Aron modern ilim ve teknolojinin taban tabana zıt ideolojileri de aşarak Sovyetler Birliği ile Batılı ülkeleri birbirine benzettiğini söylemektedir. Bugün bu görüşler son yıllarda "convergence (odaklaşma) hipotezi" adı altında formülleştirilmiş bulunuyor.(25) Buradaki odaklaşma teriminden kasdedilen şey, bütün cemiyetlerin sanayileşme yolunda olmaları ve sanayileştikleri ölçüde aynı noktada toplanacakları, yani birbirlerine iyice benzeyecekleridir. Gerçekten, bugün dünyada sanayileşmeyi reddeden veya reddetmesi ihtimali bulunan hiçbir ülke gösterilemez. Bunların hepsi de ortak bir teknolojiyi, ortak bir bilgi toplama ve üretme sistemini (ilim) kabul edip uyguladıklarına göre, iktisadî ve sosyal yapıları da bu ortak sistemlere göre organize olacak demektir. Meselâ hepsinde de çalışan nüfusun en azından yarısı tarım sektöründen başka sahalarda çalışacaktır. Yine, Boulding'in dediği gibi,(26)dünyanın neresine giderseniz aynı hava alanlarını görürsünüz.

Sanayileşen cemiyetlerin birbirlerine daha çok benzemeleri gerçekten herkesin göreceği kadar apaçık bir durumdur. Fakat bu benzerliklerin kültürün temel değerlerinde de birlik yaratacak şekilde geliştiği iddiası tartışılabilir. Nitekim bu tartışma günümüzde bütün hararetiyle devam etmektedir.(27) Odaklaşma iddiasına karşı çıkanların en çok üzerinde durdukları örnek Japonya'dır. Japonya, aynı medeniyet içinde gelişerek sanayileşen Batılı ülkelerden tamamiyle farklı bir geleneği temsil etmektedir ve modernleşmeyi onlarla eşit ölçüde belki bazı noktalarda daha kuvvetle başarmıştır. Önümüzdeki yıllarda buna bir de Kore ve Çin örneklerinin katılmasını bekleyebiliriz.

Belki de burada iki meseleyi birbirinden ayırmamız gerekiyor. Bazıları sanayileşmenin millî kültürleri ortadan kaldıramayacağını iddia ederken, bazıları da böyle bir netice meydana getirdiği için sanayileşmenin aleyhindedirler. Daha doğrusu, sanayileşmenin özünde zararlı olduğunu iddia edenler(28) vardır. Bunlar sanayileşmenin bozucu tesirleri üzerinde kuvvetle durmakta ve teknolojinin insan ihtiyaçlarına cevap verir gibi göründüğünü, hakikatte burada kasdedilen insanın bir "ortalama insan" olduğunu söylemektedirler. Fakat muhakkak ki bugün büyük çoğunluk, modern teknolojiyi bir çeşit "vazgeçilmez kötü" halinde görüyor. Aslında bu değişik iddialar bile birer kültürel tavrın yansımasıdır.

Dipnotlar :

13. Nükleer silâhlar ve diğer bütün savaş vasıtaları birer teknoloji harikasıdır, ama insanları kitle halinde öldürmek ve topraklan ot bitmez hâle getirmek bizim kültür değerlerimize aykırıdır.
14. Atom reaktörlerine karşı reaksiyonlar çok tesirli olmaktadır. Japonya'da ve Avusturya'da halkın nükleer tesislere karşı çıkması, hükümetleri bu genel istek yönünde harekete mecbur etmiştir.
15. E. Sapir (Culture, Genuine and Spurious, Selected Wriüngs of Edward Sapır, 1949) adlı makalesinde hakikî ve sahte kültür arasında şöyle bir ayırım yapıyor: Ona göre, sanayi medeniyetinin kültür sahasındaki büyük hatâsı, şimdiye kadar ki gelişmesine bakılırsa, makineyi bizim emrimize verirken insanlığın çoğunluğunu makinelere esiri etmekten nasıl kaçınacağını bilmeyişidir. Gününün büyük kısmında bütün kabiliyetini bir teknik rutinin işletilmesine harcayan santral memuresi kızı düşünün: pratik kıymeti çok yüksek olmakla birlikte kendisinin hiçbir ruhî ihtiyacına cevap vermeyen böyle bir işle uğraşan kız, medeniyet için kurban edilmiş demektir. Kültür meselesinin halledilmesi yolunda bu kız tam bir başarısızlık hâlini temsil etmektedir... Kendi iktisadî problemini balık zıpkını ve tavşan tuzağı ile çözen kızılderili nisbeten aşağı bir kültür seviyesindedir, ama o kültürün iktisadî problemlerine bizim santralci kızdan son derece yüksek seviyede bir çözüm bulmuştur. Kızılderilinin zıpkınla balık avlaması santralci kızın yaptığından çok daha yüksek cinsten bir faaliyettir; çünkü bu işin yapılması sırasında hiçbir psikolojik hayal kırıklığı duyulmaz, ezici ve büyük ölçüde nevzuhur taleplere esir olma duygusu hissedilmez. Çünkü bu iş topyekün hayat içinde sadece iktisadî cinsten bir gayret olarak orta yerde sırıtıp durmaz, kızılderilinin bütün diğer cinsten faaliyetleri içinde ve onlardan biri olarak yer alır. Hakikî bir kültür birtakım mekanizmalar, soyut olarak arzu edilir cinsten gayelerin bir yekûnu olarak tarif edilemez. Ona kudretli bir ağacın büyümesi gibi bakabiliriz; en uzak yaprakları ve dallarının herbiri aynı özsuyu ile beslenir. Bu büyüme olayı sadece toplum için kullanılan bir benzetme sayılmamalıdır; aynı şey fertler için de söz konusudur. Kendi mensuplarının temel istek ve menfaatleri etrafında kurulmuş olmayan, genel hedeflerden ferdî hedeflere doğru giden kültür dıştan (external) bir kültürdür;'hakikî kültür ise içtendir, fertten hareket ederek gayelere gider.
16. Sanayileşme ile ilgisi bakımından modernleşme ve batılılaşma terimleri aynı mânâya gelmektedir; fakat bu iki olay değişik zeminlerde ve değişik şartlar altında cereyan ettiği için birbirinden çok farklıdır. Batı ülkelerinde sanayi veya daha genel bir adla teknoloji toplumun kendi içinde doğmuş, kendi gelişmesinin belli bir merhalesini teşkil etmiştir. Buna karşılık "batılılaşan" ülkeler bu teknolojiyi dışarıdan ithal ediyorlar, yani o teknolojinin dışında gelişmiş bir kültürle tamamen başka şartlarda doğmuş birtakım "dış" faktörleri karşı karşıya getiriyorlar. Yeni gelişen toplumların kültür meselesi bakımından çok önemli olan bu farklılığın doğurabileceği sonuçlar ileride ele alınacaktır.
17. Mc. Dermott (Technology: The Opiate of the Intellectuals, The New York Review of Books, 13.2.1969) bunlara bakarak teknoloji için "Aydınların Afyonu" diyor.
18. Marx'm Critique of the Gotha Programme'ındzn yapılan alıntı.
19. L. Mumford, Technics and Civilisation, Harcourt, Brace and World, 1934.
20. Mc Dermott (a.g.e), Amerika'da en büyük -nüfuzlu ve itibarlı- adamların Brezinski, Samuelson, Kahn gibiler olduğunu söylüyor.
21. Mc Dermott, a.g.e.
22. Yabancılaşma kelime mânâsı itibariyle "deli olma" demektir. Deliler çevreleriyle münasebetlerinden koptukları için bu terim onlar hakkında kullanılmıştır. Bugün kullanıldığı manâsıyla yabancılaşma, insanın çevresindeki insanlarla ve eşya ile ilişkilerinde kendini onlardan tamamen ayrı, yabancı hissetmesidir. Meselâ insan otomobili kendi yaptığı halde, onu kendi gücü ve iradesi dışında, apayrı bir varlık gibi, hattâ kendisine hâkim bir yaratık olarak görebilir. Bazı yazarlar bu durumun aşırı bir örneği olarak "kendi kendine yabancılaşma" (self alienation)dan bahsederler. Fakat "kendine yabancılaşma", Sidney Hook'un dediği gibi, " saçma bir terimdir, çünkü insanın kendine yabancılaşmasından söz edebilmek için insanın "kendisi" diye ondan ayırdedilebilen bir öz, bir varlık kabul etmeye imkân yoktur" (S. Hook, From Hegel to Man, önsöz, The University of Michigan Press, 1966).
Yabancılaşma temi özellikle egzistansiyalistler tarafından işlenmiş ve ikinci dünya harbi sonrasının moda konusu haline getirilmişti. Bu kavramın kökü Hegel'de "estrangement" adı altında işleniyor. K. Mant, kapitalist düzenin kötü etkilerini anlatırken, bu sistemin insanı yaptığı işin hâkimi yerine esiri hâline getirdiğini, bu sistemde insanın kendi tabiatını geliştirecek yerde ancak geçim için çalışmak zorunda kaldığını, böylece "yabancılaştığını" söylüyor. Manc'ın gençlik yazılarında yabancılaşma temasının psikolojik tarafı hâkimdir, ama sonra (Ka-pital'de) sadece sosyolojik mânâda alınmış ve kısaca geçilmiştir. Modern cemiyetin yapısı ve işleyişi ile insanın yabancılaşması arasındaki münasebet hakkında yarı ilmî-yarı popüler bilgi edinmek isteyenler Eric Fromm'un Escape Froın Freedom (Hürriyetten Kaçış adıyla Türkçeye çevrilmiştir, Tur Yayınları) ve The Sane Society adlı kitaplarına başvurabilirler. Terimin ilmî bakımdan kullanılışı hakkında bkz. Melvyn Seeman, On the Concept of Alienation, Amer. Soc. Rev., 24, Dec. 1959. Modern hayatın çeşitli sahalarında yabancılaşmanın mahiyeti ve tesirleri hakkında önemli yazarlardan seçilmiş parçalar ihtiva eden bir okuma kitabı olarak: Erich and Mary Josephson (Eds.): Man Alone. Dell, 1962.
23. Denis Goulet, The Uncertain Promise, IDOC, North America, NY., 1977.
24. Goulet, a.g.e.
25. Kerr, C.; Dunlop, J.T.; Harbison, F. and Meyers, C.A., Industrialism and industrial man. New York: Oxford University Press, 1964.
26. Boulding, K., Yirminci Asrın Mânâsı (The Meaning of Twentieh Century adlı eserinin Türkçe tercümesi. Bin Temel Eser Dizisi, 1969).
27. Reinhard Bendix, Nation Building and Citizenship adlı eserinde Konverjans hipotezine karşı kendi görüşlerini ileri sürüyor. (New York, John Wiley, 1964).
28. Bunların öncüsü ve başlıca sözcüsü olarak Jacques Ellul gösterilebilir. Ellul, The Technological Society (London, 1965) adlı eserinde teknolojinin insanın esas ihtiyaçlarını hiçe saydığını, buna karşılık kendi yarattığı ihtiyaçlara cevap vermeye çalıştığını söylüyor. Meselâ insanlar, kendi coğrafî muhitlerinden, yakınlarından ve geleneklerinden uzaklaştırılarak başka yerlere (çoğunlukla büyük şehirlere) göçe zorlanmaktadır. Niçin? Bu göç onların iş ihtiyacını karşılamaktadır. Böylece, işsizliğe karşı mücadelede insanın iş bulmaktan başka bütün ihtiyaçları bir tarafa atılmaktadır.


Don't be flakey. Get Yahoo! Mail for Mobile and
always stay connected to friends.

Fri Feb 2, 2007 12:58 pm

kirk.ambar
Offline Offline
Send Email Send Email

Forward
Message #1849 of 6589 |
Expand Messages Author Sort by Date

KÜLTÜR DEĞİŞMESİ ve MİLLİYETÇİLİK / EROL GÜNGÖR TEKNOLOJİ VE KÜLTÜR DEĞİŞMESİ - 3 Buraya kadar anlatmış olduklarımızdan birkaç genel...
Kırk Ambar
kirk.ambar
Offline Send Email
Feb 2, 2007
2:39 pm
Advanced

Copyright © 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help