Search the web
Sign In
New User? Sign Up
kirk-ambar · Kırkambar
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Hear how Yahoo! Groups has changed the lives of others. Take me there.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
TÜRK MiLLiYETÇiLiGi iDEOLOJiSi (Basbug'dan)   Topic List   < Prev Topic  |  Next Topic >
Reply | Forward < Prev Message  |  Next Message > 
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İDEOLOJİSİ (Başbuğ)

Başbuğ
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İDEOLOJİSİ (*)
Muhterem Basın Mensupları,
Aziz Misafirler ve Muhterem Ülküdaşlanm;
Partimizin Büyük Kongresi, Türk Tarihinin önemli bir dönemine rastlamaktadır. Son Kongremizden bugüne kadar geçen zaman zarfında Millet ve Devletimizin önemli hiç bir meselesi halledilmemiş, problemler yüz üstü bırakılmıştır. Yabancı fikir ve ideolojilere karşı, millî bir ideoloji tesbit edilmemiş siyasî ve iktisadî anarşi yuvalan yıkılamamıştır.


Hemen belirtelim ki, yabancı ideolojilerle savaşacak tek güçlü ideoloji, Türk Milliyetçiliği idolojisidir. Türk Milliyetçiliği ideolojisi, iktidar olmadıkça, meselelerin görülüp, çözümlenmesi mümkün değildir. Millet ve ülkemizi bölüp yıkmak isteyen her türlü yabancı ideoloji zehirlerinin panzehiri, Türk Milliyetçiliği ideolojisidir. Bu ideoloji bugün bir dernek veya grup çalışması olmaktan çıkmış, Partimizin. Milliyetçi Hareketin temel program ve felsefesi olmuştur.
Aziz Arkadaşlarım;
Milliyetçi Hareket, insan sevgisine, tam demokrasiye inanır. İnsanlığa düşman, insanlığı bölücü her, sistem ve ideolojiye karşıyız. Amacımız, millî sınırlanınız içinde yaşayan bütün yurttaşlarımızı hiç bir ayırım yapmaksızın, din, mezhep ve ırk farkı gözetmeksizin kucaklamak, sevmek, insanca yaşama şartlarına kavuşturmaktır. Millet ve ülke bütünlüğümüzü bölücü, her türlü sınıfçı, mezhepçi ve ırkçı sistemlerin amansız düşmanıyız. Sınıfçı sosyalizme, kapitalizme, bunların birer sapması olan komünizme, faşizme ve nasyonal sosyalizme karsıyız. Başka milletlerin bir kültür ve tarih ürünü olan bu yabancı ideolojilerin Türk Devlet felsefesinde yeri yoktur.
MİLLETLER ARASI POLİTİKA
Sayın Delegeler;
Milletlerarası Politika günümüzde büyük gelişmelerin eşiğindedir. Dünya kuvvet dengesi değişmekte, yeni süper devletler ortaya çıkmaktadır. Eskiden Dünya kuvvet dengesi, Amerika Birleşik devletleri ve Sovyet Rusya arasındaki dengeye dayanmaktaydı. Bugün bu İki süper devlet yanında Birleşik Avrupa, Japonya ve Komünist Çin gibi yeni üç süper varlık ortaya çıkmıştır. Dünya kuvvet dengesi, bu beş süper devletin ilişkilerine göre yeniden kurulmaktadır. Bu süper devletler arasında Türk Devletinin, durumunu yeniden gözden geçirip, millî menfaatlerimize en uygun olan tercihi yapmak gerekir. Avrupa, Birleşik Avrupa idealine doğru hızla ilerlemektedir. Bu amaçla DOKUZLAR diye bilinen Avrupanın kalkınmış ülkeleri, kendi aralarında Ortak Pazan kurmuşlardır. Dünyanın değişen şartlan içinde, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üze­re, NATO devletleri tarafından, içinde Japonya'nın da yer alacağı yeni bir NATO ittifakının kurulmasından da söz edilmektedir. Milliyetçi Hareket partisi, Türkiye'nin eski ittifak ve taahhütlerini, millî menfaatlerimizin ışığında yeniden düzenliyerek, bütün Dünya milletleri ile barışa, adalete ve dostluğa dayanan münasebetler kurulmasına taraftardır, ittifak bağlan ile bağlı bulunduğumuz, Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa Devletleri ile daha samimi ve yakın ilişkiler kurmayı yararlı görmekteyiz. Özellikle, son yıllarda 2 milyona yaklaşan Türk isçisinin çalışmakta olduğu Batı Almanya ile, eski tarihî dostluğumuzdan da kuvvet alarak, daha sıkı ve geniş münasebetler kurulmasını isteriz. Orada çalışan işçilerimizin, durumlarının düzeltilmesi ve haklarının süratle teminat altına alınması için, bu eski dostumuzun desteği sağlanmalıdır. Aynca, Sovyet Rusya ve diğer komşulanmız ile de iyi komşuluk ilişkilerinde fayda görmekteyiz. Bağımsızlığa ve toprak bütünlüğüne saygı, iç işlerine kanşmama, bir arada barış içinde yaşama esaslarına dayalı olarak, Cumhuriyetimizin kuruluşundan beri uyguladığımız dostluk ve barış politikasını gerekli saymaktayız.
Din, tarih ve kültür bağları ile derin bir şekilde sevgi ve saygıyla bağlı bulunduğumuz Arap memleketleri ve İran ile ilişkilerimizi iktisadî, siyasî ve kültürel alanda hızla, çok samimi bir işbirliği haline sokmayı gerekli görmekteyiz. Orta Doğu'da sürekli bir bansın .kurulması için İsrail ile Araplar arasında süratle, adalete dayanan bir barış andlaşmasının kurulmasını zorunlu saymaktayız.
DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER
Muhterem Üküdaşlarım;
1 - Dış ekonomik ilişkilerde ölçü millî yarardır.
2 - Milliyetçi Hareket Partisi yabancı sermayeye karşı değildir.
3 - Millî menfaatleri gereğince savunabilen millî bir iktidarın elinde yabancı sermaye millî ülkülerin gerçekleştirilmesinde bir araç olarak kullanılabilir.
4- Dış ilişkiler, zayıf ünitelerin aleyhine sonuç doğurmaya müsait ve müstaittir. Bu bakımdan bu istidada galebe çalacak tarzda ve özel bir itina ile düzenlenmesi esastır.
5 - Milliyetçi Hareket Partisi mücerret olarak ekonomik organizasyonlara karşı değildir.
6- Millî ülkülere ters düşmeyen tek alternatifin, kısa dönemde uygulama kabiliyeti olmadığı için Milliyetçi Hareket Partisi bölgesel ekonomik organizasyonların ekonomiyi aşarak sosyal, kültüre ve siyasî bütünleşme aracı olarak kullanılmasına karşı açıkça vaziyet almayı milî bir görev sayar.
7- Yabancıların ülkenin istediği yerinde, istediği ölçüde arazi ve imkân edinmelerine fırsat vererek Sevr Antlaşmasının dolaylı uygulamasına sebep olacağı, kültürel ve sosyal deformasyona yol açacağı ve millî sanayiinin gelişmesini engeleyeceği için, Milliyetçi Hareket Partisi Ortak Pazarın açıkça ve kesinlikle karşısındadır.
8 - Milliyetçi Hareket Partisi Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği Anlaşmasının millî yararlar açısından geliştirilip genişletilmesinden yarar umar.
9 - Milliyetçi Hareket partisi 3. Dünya Ülkeleri, özellikle Ortadoğu ve Afrika'nın müslüman ülkeleri ve Kıta Çin'iyle ticari ilişkileri geliştirmenin büyük yararlar sağlıyacağına inanır.
10 - Milliyetçi Hareket Partisi Dışişleri teşkilâtında köklü bir anlayış ve kadro değişikliğini, dış ekonomik ilişkileri geliştirmekle sağlanacak yararların ilk şartı sayar.
YABANCILAŞMA VE TÜRK DEVLET FELSEFESİ
Aziz Arkadaşlar;
Türk Milleti, milletler ailesinin şerefli bir üyesidir. Türk Milleti büyük, öğürnneye değer zengin bir tarih ve devlet felsefesine sahiptir. Türk Milletinin yüksek medeni vasıflan, kültür üstünlükleri vardır. Türk Milleti tarihi boyunca üç kıta üzerinde yayılan cihan imparatorlukları kurmuştur. Türk milleti bu imparatorlukları kurarken daima kendi devlet felsefesinden, kendi öz kültüründen ilham almıştır. Ancak, 200 yıldanberi Milletimiz, devet felsefemiz bazı zaaflara uğramıştır. Bunun sebebi, kendi millî kültür ve devlet felsefemizden uzaklaşmamız. yabancı kültür ve akımların istilâsına uğramamızdır. Devlet felsefesi ve kültürde görülen bu yabancılaşma müesseseleri millî ülküden uzaklaştırmış, Türk Milleti, bugün millî sınırları içinde azgelişmiş bir ülke haline gelmiştir. Millî ülküsünden uzaklaşmış, millî kültürüne yabancılaşmış bir milletin, azgelişmiş, geri kalmış olması tabiidir. Son on yıl içinde ülkemizde görülen, anarşist komünizmin, bölücülüğün, mezhepçiliğin ve azınlık ırkçılığının, millî serveti imhaya kalkışan sabotajların, kundakçılığın sebepleri, millî ülkü ve kültüre yabancı nesiller yetiştirilmiş olmasıdır. Vatan ve millet bütünlüğünü parçalayıp, bağımsız son Türk Devletini yıkmak, komünist emperyalizme bağlamak isteyen zihniyet, 200 yıldanberi yerleştirilmek istenen, köksüz, ruhsuz felsefenin bir sonucudur.
MİLLÎ BÜTÜNLEŞME - MİLLÎ DEMOKRASİ
Aziz Arkadaşlarım;
Türk Milletinin büyük, güçlü ve kalkınmış devletini yeniden kurabilmesi, onun kendi kültür ve devlet felsefesine yeniden dönmesine bağlıdır.
Türk Milleti yabancı akımların tasallutundan kurtulup kendi öz devlet felsefesine yeniden döndüğü gün, büyük devlet vasfını tekrar kazanacak, dünya milletleri arasındaki üstün yerini alacaktır. Şunu gururla belirtmek isterim ki, Türk millî kültür ve devlet felsefesini savunan, bunu kendi anlayış ve programının temeli yapan tek siyasî kuruluş, Milliyetçi Hareket Partisiyle Türk Milliyetçiliği akımı, tarihte ilk defa siyasî bir partinin program ve dünya görüşü olmuştur.
Kıymetli Delegeler;
Türk Milletinin kültür ve devlet felsefei, Türk Milliyetçiliği Dünya görüşü için, MİLLÎ BÜTÜNLEŞME ve MİLLÎ DEMOKRASİ üllküsüdür. Türk Milletinin tarih ve töresinde bölünme, parçalanma, zümre veya sınıflara ayrılma yoktur. Devletin başı, barışta ve savaşta, tasada ve kıvançta yönettiği milletle aynı kaderi paylaşmıştır. Milleti sınıf veya zümrelere bölen, bir sınıfı diğer sınıfa ezdiren yöneticileri milletten ayınp ona tepeden bakmayı öğreten sistem ve ideolojiler, yabancı ve bölücü ideolojilerdir. Her türlü yabancı ve bölücü ideolojiyi, yozlaşmış, köhne marksist, kapitalist bölücü ve faşist sistemleri ezip, parçalayacağız. Milliyetçi Hareket olarak Türk Milletine vereceğimiz söz budur.
12 Mart 1971'de vatanperver Türk Silahlı Kuvvetleri, bağımsız son Türk Devletini parçalayıp, yok etmek, komünist çetelerin elinden kurtarmıştır. Bugün bu hainlerin emelleri bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış bulunmaktadır. Türk Milletinin bu kahramanca kurtarılış işlemi, temenni ederiz ki, aciz ve gafil iktidarlara bir ders olsun. Keza inancımız odur ki, Büyük Türk Milleti, bundan böyle aciz ve afillere iktidarı vermeyecek, onu koruyup savunabilecek kahraman evlatlarını seçecektir.
İKTİDAR ALTERNATİFİ : MİLLİYETÇİLİK
Aziz Arkadaşlarım;
Türkiye'de iktidarın tek alternatifi Milliyetçi Hareket Partisi ve Türk Milliyetçiliği ideoloj isidir. Bugüne kadar diğer bütün alternatifler denenmiş, bunların hiçbiri ülkemizi kalkındıramaniıştır. İçeride güçlü ve kalkınmış, dışarıda milletler ailesine sözünü dinletecek bir Türkiye kuracağız. Yozlaşmış, yabancı sistemlerle bunun kurulabilmesi 1 mümkün değildir.
Muhterem Arkadaşlarım;
Her vesile ile tekrarladığımız bir hususa yine temas etmek istiyorum. Bugün milletlerarası mücadelenin esasını, millî kültür ve ideolojiler teşkil etmektedir. Milletler mücadelesinden ibaret gördüğümüz tarih, göstermiştir ki, güçlü ve büyük olan her millet diğerleri üzerinde hakimiyet kurmak istemektedir. Millî sınırlan aşan her taşma hareketi kendisine beynelmilel bir ideoloji arar. Bundan dolayı da, bugün beynelmilel ideolojiler, emperyalizme aracılık etmektedir. Milletler ailesi şeklindeki dünya düzenini, insanlığı mutlu edecek tabii bir kompozisyon kabul ettiğimiz için, daima millî varlıklara saygılı olma esasına dayanan münasebetler kurulmasını savunuyor ve beynelmilel ideolojilere bu gerekçeyle karşı çıkıyoruz.
Aziz Arkadaşlarını;
Türkiye'de görülen ideolojileri iki ana grupta toplamak mümkündür. Bunlar, yabancı kaynaklı ideolojiler ve yerli, millî ideolojilerdir Yabancı kaynaklı ideolojiler bizden hiçbir zaman iltifat görmemişerdir, göremezler. Çünkü, bu guruptaki ideolojiler, beynelmilelci karakterlerinden dolayı, emperyalizmin aracıdırlar. Yabancı kaynaklı olup da beynelmilel karaktere sahip olmayan ideolojilere gelince; bunlar da, Türk düşünce hayatını dışarıya bağlı, güdümlü hale getirdikleri ve Türk milleti'nin tarih~i gerçekleriyle ve iddialarıyla ilişkili bulunmadıkları için, millet ve devlet hayatımızda yer almaları gayet tehlikelidir.
Bu kısa açıklama karşısında, ister kapitalist, ister marksist, ister nazist-faşist menşeli olsun bütün bu ideolojiler yabancı kaynaklı olduklarından Türk Milletine ve Devletine zararlı görüşlerdir. Birinciler emperyalizme aracılık eder, ikinciler Türk insanını kendi halinde düşünemez duruma sokar, millî tarihten ve toplumdan koparır ve bölücü, parçalayıcı maceracı bir istikamete sürükler. Milliyetçi Market Türk tarihinden, Türk Milleti'nin binlerce yıllık mazisinden sürükleyip getirdiği kıymet hükümlerinden kuvvet alır; ideolojisinin temeji bu kutsal kaynaktır. Onun için Milliyetçi Hareket partisi, yerli ve yüzde yüz millî görüşün partisidir. Diğer partiler yabancı kaynaktan beslenen, siyasî hareketler olarak karşımıza çıkarılmıştır.
Kıymetli Delegeler;
Milliyetçi Hareket olarak, iktidarı almak, iktidar ohnak zorundayız. İktidarımızın kaynağı Türk Devlet Felsefesi olacaktır. Türk Devlet Felsefesi, millî ideloji içinde, MİLLÎ BÜTÜNLEŞME VE MİLLİ DEMOKRASİ ülküsüne dayanır. Demokrasi en dar anlamda millet egemenliği demektir. Demokrasi milletin, siyasî, kültürel ve iktisadî yönetime katılması siyasî, kültürel ve iktisadî egemenliğin millete ait olmasıdır. Burada önemle belirtelim ki, millet kavramı, mücerret bir kavram değildir. Millet, ne kapitalistlerin savundukları gibi, fertlerin maddî toplamlarından, ne de komünizmde oduğu gibi, komünist partisi üyelerinden ibarettir. Millet; geçmişi, hali ve istikbali kapsayan maddî ve manevî bir varlıktır. Milletin haldeki bölümü altı sosyal dilimden: yani, KÖYLÜDEN, İŞÇİDEN, ESNAFTAN. MEMURDAN, İŞVERENDEN ve SERBEST ÇALIŞANLARDAN ibarettir. Bu itibarla egemenliğin hakimiyetin sadece işverene veya işçiye ait olduğu ülke ve sistem demokratik değildir. Bir ülkenin demokratik olabilmesi için, siyasî, kültürel ve iktisadî kararların alınmasına bütün milletin; köylünün, işçinin, esnafın memurun, işverenin ve serbest çalışanların katılması lâzımdır.
Muhterem Ülküdaşlanm;
Demokrasiyle hürriyet kavramı arasında çok yakın bir münasebet vardır. Demokrasi, genel anlamda hürriyet demektir. Hürriyet bir şahsın başkasından emir almadan kendi iradesine göre karar verilebilmesi, hareket edebilmesidir. Başkasının baskı ve etkisi altında olan insan hür değildir. Demokrasi ve hürriyet ikiye ayrılır. Bunlar, siyasî hürriyet, siyasî demokrasi; iktisadî hürriyet, iktisadî demorasidir.
Siyasî demokrasi, siyasî hürriyetler rejimidir. SİYASİ DEMOKRASİ, milletin bütün fertlerinin, siyasi kararların alınmasına eşit bir şekilde kattlabilmesidir. Vatandaş siyasî kararların alınmasına, siyasî organlara seçme ve seçilme şeklinde katılır. Siyasî organların başında parlâmento geir. Parlâmento, siyasi temsil organı olduğundan, gerçek siyasî demokrasiden bahsedebilmemiz için, parlementoda milleti meydana getiren bütün sosyal dilimlerin; köylünün, isçinin, esnafın, memurun, işverenin ve serbest çalışanların temsil edilmesi gerekir
Milliyetçi Hareket Partisi, gerçek siyasî demokrasiye inanır. Bu amaçla, milletin siyasî yönden tam temsil edilebilmesi için, parlamentoda köylü milletvekilleri, işçi milletvekilleri, esnaf milletvekilleri, memur miletvekilleri ve serbest meslek mensupları milletvekillerinin bulunmasını savunur. Böylece siyasî demokrasi, sınıf demokrasilerinden ayıklanmış, hâkim sınıfların yönetim ve sömürüsünden uzaklaştırılmış olur.
İKTİSADÎ DEMOKRASİ
Aziz Arkadaşlarım;
Siyasî demokrasinin varlığı, gerçek demokrasinin mevcudiyeti için kafi değildir. Bir ülkede gerçek demokrasiden bahsedebilmemiz için o ülkede siyasî demokrasiyi tamamlayan iktisadî demokrasinin de kurulmuş olması gerekir. İKTİSADİ DEMOKRASİ bir milletin iktisadi meselelerde serbestçe oy sahibi olabilmesi, memleketin İktisadî kararlarına eşit bir şekilde kaülabilmesidir. Eğer bir ülkede fertler ve sosyal dilimler, iktisadî kararların alınmasına eşit ve serbestçe katılamıyor, oy vermiyorsa, o ülkede iktisadî demokrasi yoktur. İktisadî demokrasinin varlığı, milleti meydana getiren sosyal dilimlerin, üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmasına, kâra, zarara ve yönetime katılmasına bağlıdır. Bu bakımdan iktisadî hürriyet ve demokrasi kavramlarıyla mülkiyet ve yönetim arasında yakın bir münasebet vardır.
MÜLKİYET - DEMOKRASİ MÜNASEBETİ
Sayın Delegeler;
Mülkiyet dediğimiz zaman, birinci plânda üretim araçlarının mülkiyetini kastediyoruz. En basit anlamıyla üretim aracı demek, fabrika, makina, toprak ve işyeri demektir. Bugün Dünya toplumlarına baktığımızda, üretim araçlarının mülkiyetinin belirli sınıfların elinde olduğunu görürüz. Böylece SINIF MÜLKİYETİ denilen yeni bir mülkiyet tipiyle karşılaşmaktayız. Kapitalist sınıf toplumunda fabrikaların sahibi bir avuç patrondur, patronların dışında kalan fert ve sosyal dilimlerin üretim araçlarının mülkiyeti ile alâkası yoktur. Kapitalist sınıf toplu­mu karşısında marksist-sosyalist veya komünist sınıf toplumu yer almaktadır, sosyalist toplumda, mülkiyetin sahibi teorik bakımdan işçi sınıfıdır, ancak bu sözdedir. Bizzat sosyalist ülkelerin anayasalarına göre, mülkiyetin sahibi devlettir, işçinin, üretim araçlarının mülkiyeti ile hiçbir alâkası yoktur. İşçi çalışır, üretir.Sosyalist devlet onu sömürür. Durumu basit bir misalle ele alırsak, bugün Sovyet Rusya'da ortalama işçi ücreti ayda bin liradır. Her işçinin ekonomiye aylık ortalama üretim katkısı ise 7000. - liradır. Komünist partisi, yedibin liranın sadece bin lirasını işçiye vermekte, kalan altı bin lirasını ise gaspetmektedir. Bu misâl bize, sosyalist sömürünün en tipik örneğini vermektedir. [Yukarıdaki rakamlar Örnektir)
Muhterem Ülküdaşlanm;
Milliyetçi Hareket, sınıflar toplumu yerine bizzat MİLLET'!, sınıf mülkiyeti yerine de MİLLET MÜLKİYETİ fikrini savunur. Sınıf inükiyeti kaldırıldığı gün sınıf toplumları yerine millet geçer. O halde yapılacak iş, SINIF MÜLKİYETİ YERİNE MİLLET MÜLKİYETİNİ koymaktır.Millet, mülkiyete sahip olduğu zaman, iktisadî kararların alınmasına eşit bir şekilde katılma imkânını bulur. Böylece iktisadî demokrasi tam manasıyla gerçekleşir.
ALTI SOSYAL DİLİM
Aziz Arkadaşlarım;
Türk Miletine, sosyal iş bölümü veya sosyal statü yönünden bakıldığı zaman, Türk Milletinin ALTI SOSYAL DİLİM'DEN meydana geldiği görülür. Türk Milletinin siyasî ve iktisadî çarkını yürüten bu altı sosyal dilimdir. Bunlar KÖYLÜLER, İŞÇİLER, ESNAF, MEMUR, İŞVEREN ve SERBEST MESLEK MENSUPLARIDIR. Türkiye'de gerçek siyasî ve iktisadî demokrasi, bu altı sosyal dilime dayanıldığı zaman kurulabilir. Bunun için Türk Milletinin bu altı sosyal dilime göre teşkilâtlandırılması lâzımdır. Şimdi sizlere bu teşkilâtlanmanın hukukî; siyasî, iktisadî ve sosyal şeklini anlatacağım :
MİLLETİN HUKUKÎ TEŞKİLÂNMASI
Sayın Delegeler;
Marksist ve kapitalist hukuk teorisi, toplumu iki sınıfa ayınr. Bunlar, sermaye sınıfı ile emek (işçi) sınıfıdır. Kapitalist hukuk teorisi sermayeyi esas aldığından, sermaye mensupları için tek ve mecburi teşkilatlanmayı, işçi sınıfı için çokçu (plüralist) ve gönüllü teşkilâtlanmayı öngörür. Gerçekten bu sistemde işverenler, bulundukları yerde kurulmuş olan meslek teşekkülüne üye olmak zorundadırlar. Bu üyelik, teklik ve mecburilik ilkesine dayanır. Böylece kapitalistlerin aynı yerde ikinci bir meslekî kuruluş kurmaları mümkün olmadığı gibi, mevcut kuruluşa üye olmayan da meslek ve san'atını icra edemez. Tek ve mecburi kuruluş, birlikten kuvvet doğar ilkesine dayanır. Kapitalizmin istediği de esasen budur. Buna karşılık kapitalist sistem işçiler için tekçi kuruluş ilkesini kabul etmez. Çünkü tek bir kuruluşta birleşen işçiler, kuvvetli olacaklanndan, sömürü imkanı azalır veya ortadan kalkabilir. Bu ise kapitalizmin felsefesine uygun düşmez.Marksist hukuk teorisi ise, işçi sınıfının dışındaki sınıflan yok ettiğinden, bu düzende sözde sadece isçi sınıfı teşkilâtlandırılır. Ancak, işçi sınıfının teşkilâtlanması, hürriyet ilkesine göre olmaz. İşçi, komünist partisinin emir ve baskısı, dolayısıyla sömürüsü altında tutulmak için teşkilâtlandırılır.
Bu iki teori Türk millî menfaatlerine aykırı düşen, milleti sınıflara bölüp bunlan birbirine düşman eden yabancı teorilerdir. Kaldı ki, bu teoriler modern bilim ve sosyal gerçeklere de uymamaktadır. Milliyetçi Hareket, bölücülük yerine MİLLÎ BÜTÜNLEŞME ÜLKÜSÜNE dayandığından, canlı bir varlık olan toplumu, sosyal gerçeklere göre ele alır. Her varlığın belirli organları, kolları vardır. Nasıl ki, insanın beyni, eli, kolu ve ayaklan varsa; sosyal bir varlık olan MÎLLETin de parçalan, dilimleri, vardır. Bunlar, millet denilen canlı varlığın SOSYAL PARÇALARIDIR. Türk Milletinin sosyal uzuv ye parçalan onu meydana geüren ALTI SOSYAL DİLİMDİR: KÖYLÜLER, İŞÇİLER, MEMUR, ESNAF, İŞVEREN ve SERBEST ÇALIŞANLARDDî. O halde Milliyetçi Hareketin MİLLİYETÇİ HUKUK TEOİSİNE GÖRE, BU ALTI SOSYAL DİLİMİN TEŞKİLÂTANMASI LÂZIMDIR. Bu teoride, her sosyal dilim, millî uzuv olduğu için, birbirinden üstün tutulamaz. Burada ne işçi işverene, ne köylü esnafa, ne de işveren memura üstün tutulabilir. Bunların hepsi Türk Milletinin uzuvlarıdır ve birbirine eşittir.
Altı sosyal dilimimizin hukuken teşkilâtlandırılması sonucu TÜRK KÖYLÜ TEŞKİLÂTI, TÜRK İŞÇİ TEŞKİLÂTI (SENDİKASI), TÜRK ESNAF TEŞKİLÂTI, TÜRK MEMUR TEŞKİLÂTI, TÜRK İŞVEREN TEŞKİLÂTI ve TÜRK SERBEST MESLEK MENSUBU TEŞKİLÂTI kurul muş olacaktır. Böylece her sosyal dilim hukukî teşkilâtı içinde organize edilecektir. Bugün üzülerk belirtrnek isterim ki, bu teşkilâtların birçoğu kurulmuş değildir.
MİLLETİN SİYASÎ TEŞKİLÂTLANMASI
Muhterem Üllküdaşlarım;
Marksist ve kapitalist siyaset teorisine göre, yine millet denilen toplum, birbirine hasım iki sınıfa bölünmüştür. Bunlar sözde bir işçi sınıfı ile kapitalist sınıftır, kapitalist siyaset teorisinde, siyasî kararların alınmasına sadece veya çoğunlukla kapitalist sınıf katılır. Bu teoride milleti parlamentoda kapitalist sınıfla onun bürokrattan temsil eder. Kapitalizme göre, millet, burjuva sınıfından ibaret tir. Halbuki yukarıda milletin, burjuva (kapitaist) sınıfı dışında beş sosyal dilimi de kapsadığını açıklamış bulunuyoruz. Bu itibarla, kapitalist siyaset teorisine göre, siyasî demokrasi, MİLLÎ DEMOKRASİ değil, sadece kapitalist sınıf demokrasisidir. Marksist siyaset teorisi de yalnız sözde bir isçi sınıfına dayandığından bu sistemde de parlâmento, sadece komünist partisi üyelerinden teşekkül eder. Binaenaleyh burada da millî demokrasi yerine komünist partisi diktatörlüğü söz konusudur.
Milliyetçi siyaset teorisi, milleti altı sosyal dilimden oluşan bir bütün olarak görür. Bu itibarla MİLLÎ TEMSİL de, parlâmentoda atı sosyal dilimin temsil edilmesini öngörür. Burada parlâmento ne sadece kapitalist smıfnı, ne de sadece sözde işçi sınıfının organıdır. Pârlemento bütün milletin organıdır. Bu sebeple siyasî demokrasi ve bütünleşmeyi gerçekleştirmek için, MİLİYETÇİ HAREKET, belirli sayıda KÖYLÜ MİLLETVEKİLİNİN. İŞÇİ MİLLETVEKİLİNİN, ESNAF MİLLETVEKİLİNİN, MEMUR MİLLETVEKİLİNİN, İŞVEREN MİLLETVEKİLİNİN, SERBEST ÇALIŞANLAR MİLLETVEKİLİNİN GELMEŞİNİ SAVUNUR. Alü sosyal dilimin milletvekili meclise geldiği zaman, TÜRK MİLLETİ BİR BÜTÜN OLARAK SİYASÎ KARARLARIN ALINMASINA KATILMIŞ VE SİYASÎ DEMOKRASİ GERÇEKEŞMİŞ OLUR.
TEK BAŞKAN - TEK MECLİS SİSTEMİ
Kıymetli Ülkücü Arkadaşlarım;
Milliyetçi Hareket, TEK BAŞKAN, TEK MECLİS sistemini savunur. Çağımız kuvvetli, âdil ve hızlı icra çağıdır. Türk Milleti, dünya imparatorlukları kurduğu devirlerde, KUVVETLİ, ÂDİL ve HIZLI İCRA sistemini uygulamıştır. Kuvvetti ve hızlı icra, icra gücünün tek elde toplanmasıyla mümkündür. Bunun için Tarih ve Töre'mize uygun olarak, BAŞKANLIK SİSTEMİNİ savunuyoruz. İcrayı Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık olarak ikiye bölemeyiz. Her konud bütünleşmeci olduğumuza göre, icranın başında da bütünleşmeci olmalıyız. Türk tarih felsefesi ve tarihinde İCRA ORGANI, hiçbir zaman bölünmemiş yani, TEK BİR BAŞKAN tarafından yürütülmüştür. Miliyetçi Türkiye'de de Demokratik Millî Cumhuriyet ilkesi içinde BAŞKAN, Türk Milletinin yürütme organının tek başı olacaktır.
Tek Başkan sistemine uygun olarak, yasama organı yönünden de TEK MECLİS SİSTEMİNİ savunuyoruz. Avrupa kırallık veya federal devlet rejimlerinin bir mirası olan senatonun, millet meclisi yanında yasa­ ma işlerini geciktirici bir hüviyet taşıması dolayısiy-le kaldırılmasını istiyoruz.
MİLLETİN İKTİSADÎ TEŞKİLÂTLANMASI
Aziz Arkadaşlarım;
Türk Milletinin iktisadî teşkilâtlanması; iktisadî demokrasi ve iktisadî bütünleşme prensibine uy gün olarak gerçeklleştirilecektir. Kapitalist ve marksist iktisat sistemleri, iktisadî gelir kaynaklarına göre toplumu, kapitalist ve işçi sınıfı olarak ikiye böler. Bu sistemler bugün ilmen hatalı oldukları gibi, eskimiş, zararh ve bölücü sistemlerdir. Modem sosyoloji, hukuk ve iktisat ilmi, toplumları fertlerin sosyal statülerine göre analiz etmektedir. Bu analize göre millet denilen en geniş anlamdaki toplum, köylü, işçi, esnaf, memur, işveren, ve serbest meslek mensuplarından meydana gelmektedir. Modern toplum bilimlerde iki sınıf, yerini ALTI SOSYAL DİLİME TERK ETMİŞTİR,
İktisadî demokrasi, milleti meydana getiren sosyal dilimlerin iktisadî kararlara katılmasıdır. Eğer bir ülkede altı sosyal dilim, üretim ve gelir dağılımı sürecine kanlamıyorsa, o ülkede iktisadî demokrasi yoktur. Altı sosyal dilimin üretim ve gelir dağılımına katılabilmesi, onların üretim araçlarının mülkiyetine ortak olmasına bağlıdır. Bugün ülkemizde Türk Milletini meydana getiren bu altı sosyal dilim, üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmadığı için, Türkiye'de iktisadî demokrasi yoktur. Millî ve iktisadî bütünleşmeyi kurmak için altı sosyal dilimimizi, köylümüzü, işçimizi, esnafımızı, memurumuzu, işverenimizi ve serbest meslek mensuplarımızı, üretim araçlannın sahibi, ortağı yapacağız. Bunun için takip edeceğimiz iktisat politikamızın esasları şunlardır:
İKTİSADÎ KALKINMA - İKTİSADÎ DEMOKRASİ :
Sayın Delegeler;
İktisadî demokrasiyle kalkınma ve sosyal adalet arasında yakın bir münasebet vardır. Kalkınacak Türkiye'de binlerce üretim aracı, fabrika yapılacaktır. Bu fabrikaların ürettikleri ürünler satılacak ve bundan meydana gelen gelir milletin fertleri arasında âdil bir şekilde dağıtılacaktır, kalkınma TASAR­ RUF ve YATDMM adını verdiğimiz iki unsurdan ibarettir. Tasarruf, gelirin bir kısmının tüketilmeyerek artırılmasıdır. Artırılan bu gelir fabrikalara yatırıldığı takdirde, sermaye birikimi ve kalkınma gerçekleşmiş olur. Milliyetçi Hareketin tasarruf ve yatırım politikası, altı sosyal dilimin katılmasıyla başarılacaktır. Bunun için hukuken teşkilatlandırılmış olan köylü, isçi, esnaf, memur, işveren ve serbest meslek mensuplarının gelirlerinin bir kısmı tasarrufa ayrılacaktır. Durumu bir misâlle anatalım: Meselâ İsçi Sendikalarımız içinde teskilâtlandınmış iki milyon işçimizin her birinden ayda 50 lira tasarruf edilecek, her işçinin yıllık tasarrufu 600 lirayı buacaktır. İki milyon işçiden yapılacak bu tasarruf bir yılda BİR MİLYAR İKİ YÜZ MİLYON lira edecektir. Bu kalkınmanın tasarruf tarafıdır. Yatınm politikamızın esası ise, FABRİKA YAPAN FABRİKALAR KURMAKTIR. Fabrika ya pan fabrika, bize makina ve fabrika üretir. Bugün Türkiye'mizin ihtiyacı budur. Halbuki ülkemizde henüz fabrika yapan fabrika yoktur. Çeşitli iktidarların tatbik ettiği iktisat politikasıyla daha uzun yıllar bunun olabilmesi de mümkün değildir.
Aziz Ülküdaşlanm;
Bir fabrika yapan fabrikanın maliyeti asgari altı milyar lira olur, bunun yapılması yine en azından beş yıl sürer. Şimdi işçilerimizden yılda bir milyar iki yüz milyon lira tasarruf ettiğimize göre, bu para beş yılda 6 milyar lira yapar. Demekki işçi tasarruflarımızla beş yılda fabrika yapan fabrika kurabiliriz. Aynı tasarruf ve yatının işlerini, köylü, esnaf, memur, işveren ve serbest meslekte çalışanlarımızdan da yaptığımız taktirde, ülkemiz dev sanayi kuruluşlarına kavuşacak ve iktisadî bakımdan kalkınmış olacaktır.
Bu fabrikaların sahibi kim olacaktır? Kapitalist ve marksist ekonomilerde aynı tasarruflar çalışanlara yatırılır, fakat fabrikaların sahibi, bir avuç patron veya komünist devlet olur. Bu, insanın insan veya devlet tarafından sömürülmesi, sosyal adaletsizliğin en tipik örneğidir. Türk Millî Demokrasisin­ de devlet veya fert ya da sınıf sömürüsü, ortadan kalkacağına göre, BU FABRİKALARIN SAHİBİ, TÜRK MİLLETİNİN BÜTÜN FERTLERİ; KÖYLÜ­ LER, İŞÇİLER, ESNAF, MEMUR, İŞVEREN ve SERBEST ÇALIŞANLAR olacaktır. Meselâ yukarıdaki misâlde her işçimiz beş yılda ortalama üç bin liralık bir tasarrufta bulunacağından, her işçi fabrikanın mülkiyetine bu oranda ortak olacak, böylece Türk ekonomisi millileştirilecektir. Milliyetçi düzende herkese hakkı, kanun hâkimiyeti altında verilecek, temin edilecektir
SOSYAL ADALETİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ
Muhterem Arkadaşlarım;
Altı sosyal dilimimiz fabrikanın sahibi olunca, üretim araçlarının mülkiyetine, kâra ve işyerinin yönetimine de katılmış, ortak olmuş olacaktır. Bunun sonunda tam manasıyla SOSYAL ADALET de sağlanıp, gerçekleştirilecektir. Tekrar yukarıdaki misâle dönecek ollursak, her işçimiz her yıl sonu fabrikanın karından hisse senedi nispetinde gelir elde edecektir. Böylece her işçi, işyerinin hem sahi­ bi, hem işçisi olacak, aylık ücreti dışında fabrika kârından hissesini alarak ek bir gelir kazanacaktır. Böyle bir iktisadî düzende, gelir dağılımı da âdil olacaktır. Türk Milletini meydana getiren altı sosyal dilim fabrikaların mülkiyet ve kânna ortak olma yanında ayrıca yönetime de eşit bir tarzda katılacaktır.
Bu sistem, Türk Milletinin iktisadî bütünleşmesini sağlayacaktır. Edirne'deki işçi veya köylümüz, Hakkari veya Kars'taki fabrikanın ortağı olacak, Hakkari'deki bir köylü veya esnafımız Edirne'deki bir fabrikanın ortağı olacaktır. Böylece bütün vatandaşlarımız, aziz Yurdumuzun her köşesine iktisadî alâka ile bakacak, millî servet bütün vatandaşlarımız tarafından korunacaktır. Millî serveti imhaya kalkışacak gözü dönmüş bir hain, bütün Türk Milletini karşısında bulacaktır.
YENİ SEKTÖR : MİLLET SEKTÖRÜ
Sayın Delegeler;
Altı sosyal dilimin üretim araçlarına sahip olma­sıyla ekonomimizde yeni bir sektör ortaya çıkacaktır. Bu MİLLET SEKTÖRÜDÜR. Milliyetçi düzendeTürk Ekonomisi, UÇLU SEKTÖRE DAYANAN YENİ BİR KARMA EKONOMİ DÜZENİ OLACAKTIR. Bu sektörler, DEVLET SEKTÖRÜ, ÖZEL SEKTÖR ve MİLLET SEKTÖRÜDÜR. Bu vesileyle şurasını önemle belirteim ki, Milliyetçi Düzen özel sektöre düşman değildir. Yalnız, özel sektör, bugünkü başı­boş halinden çıkarılıp millî menfaat ve plân hedefleri açısından daha verimli hale sokulacaktır.
Devlet sektörü de yeniden düzenlenecektir. Çağı geçmiş, eskimiş, ekonomiye ve millî kalkınmaya yük olan devletçilik yerine, çağdaş, modern millî strateji hedeflerine yönelmiş bir devlet sektörü kurulacaktır. Bu düzende, devlet ağır harp sanayii, alt yapı hizmetleri, maden sanayii gibi ekonomik hizmetleri görecektir. Basit bir deyimle haâ gaz, tuz ve bez satan, ayakkabı satan bir devlet, modern ve çağdaş ekonomide yer alamaz.
Bankacılık, sigortacılık, iç ve dış ticaret hizmetleri, üçlü sektör yani, devlet sektörü, millet sektörü ve özel sektör tarafından koordineli bir tarzda yeniden ele alınıp düzenlenecektir.
TARIM KENTLERİ
İktisadî demokrasinin kurulmasında, en önemli meselelerden birisi de köy ve köylü meselesidir. Bugün nüfusumuzun üçte ikisi köylerde yaşamakta- dır.Köy sayısı 40 bin civarındadır. Köylümüz, Türk insanı olduğuna göre, insan haysiyetine yaraşır bir hayat seviyesine kavuşması gerekir. Oysa köylerimizin pek çoğunda en iptidai hizmetler dahi mevcut değildir. Her köye yol, su, elektrik, hastahane okul, kütüphane açmak, doktor, ebe, öğretmen bulmak imkânı yoktur. Bu ise köylümüzün ilkel bir şekilde yaşaması sonucunu doğurmaktadır. Buna, bu ülkede hiç kisenin, hiç bir iktidarın hakkı yoktur'. Köylerimizi, cazibe merkezleri etrafında hizmetler yönünden toplayıp, tanm kentlerini kurmak zorundayız. Yıllardır savunduğumuz bu görüş 3. Beş Yıl­ lık Plâna alınmış olmakla birlikte, mevcut siyasi ik­tidarların bu projeyi geçekleştirebileceğine inanmıyoruz. Bunlar, uyutma ve savsaklama politikalarıdır. Tanm kentleriyle köylerimizin sosyal ve ekonomik yapısı değişecektir. Her tanm kentinde fabrikalar, atölyeler, küçük imalâthaneler, modem okul ve hastahaneler kurulacaktır. Tanm kentlerinin kuruluşunda köylülerimizin tasarruflarından istifade edilebileceği gibi, devlet de teşvik ve kredi tedbirleriyle bu kuruluşlara öncelik tanıyacaktır. Unutmamamız gerekir ki, Türk Osmanlı İmparatorluğu en yüksek siyasî ve iktisadî seviyesine ulaşmış olduğu 16. yüzyılda köy sayısı 8 ile 10 bin arasında değişmekteydi. Kalkınmış toplum ve ülkelerde küçük ve parçalanmış köy yapısı yerine, büyük, kalkınmış köy yapısı bulunmaktadır. Tanm kentleriyle köylülerimiz, büyük iktisadî, sosyal ve kültürel merkezler haline gelecektir.
MÎLLETİN SOSYAL TEŞKİLÂTLANMASI
Muhterem Ülküdaşlanm;
Türk Milletinin sosyal teşkilâtlanması, altı sosyal dilimin TOPLUM GÜVENLİĞİ KURUMU içinde birleştirilmesiyle gerçekleştirilecektir. Bugün kısmen işçilerimiz, kısmen de esnafımız bazı sosyal risklere karşı sigorta edilmiş bulunmaktadır, ancak, bu teşkilâtlanma eksik ve yetersizdir. Bu sebeple Milliyetçi Düzende, altı sosyal dilimin sigorta ve güvenlikleri teminat altına alınacak, böylece İşçi Sigortaları gibi Köylü Sigortalan, Esnaf Sigortalan, Memur Sigortalan, İşveren Sigortaları ve Serbest Meslek Mensupları Sigortalan kurulacaktır. Bu sigortalar, sosyal riskleri meslekî riskleri karşılayacak, her vatandaş sağlık sigortası, hastalık sigortası, ihtiyarlık sigortası, analık sigortası, işsizlik sigortası, maluliyet sigortasına kavuşmuş olacaktır. Bu sistem, her Türk vatandaşını kara gününde dayanışma ve bütünleşme içinde yannmdan emin hale getirecektir. Altı sosyal dilimin sosyal sigorta ve güvenlik teşkilâtlarının kurulmasıyla ülkemizde yeni kurumsal tasarruf müesseseleri de doğmuş olacaktır. Sigortalıların bu teşkilâta ödeyecekleri primler her yıl milyarlan bulacaktır.
Bu tasarruflarla da yeni yatırımlar yapmak mümkün olacaktır. Ancak, bu teşkilâtlara ödenecek prim ve paralar, bugünkünden farklı bir kaynak anlayışına dayanacak, teşkilâtların malî kaynağı, sigortalı üyelerin ödeyecekleri prim yanında büyük oranda devletin malî katkıda bulunmasını gerektirecektir, sosyal güvenlik, en önemli bir sosyal politika tedbiri olduğu için, devletin buraya yardım etmemesi, onun millî sosyal devlet niteliğine aykırı düşer.
Kuvvetli mali kaynaklara sahip olacak bu teşkilâtlar, yurdun her köşesinde dev hastahane ve sağlık tesisleri kuracak, buralarda bütün vatandaşlanmız parasız olarak tedavi göreceklerdir. Bu, sağlık hizmetlerinin millileştirilmesi sonucunu doğuracak, yediden yetmişe, erkek, kadın çoluk, çocuk, her Türk vatandaşı sigortalı oacaktır.
MİLLİYETÇİ HAREKET VE DİĞER SİYASÎ PARTİLER
Aziz Arkadaşlarım;
Milliyetçi Hareket, yukarıda açıklanan felsefesiyle her sahada, özellikle hukuk, iküsat, siyaset ve sosyal politika sahasında MİLLÎ BÜTÜNLEŞMEYİ sağlayıp, çağın en büyük demokrasi modeli olan MÎLLÎ DEMOKRASİYİ kuracaktır. Bunun sonunda Türk Milleti bütün fertleri ve sosyal dilimleriyle gerçekten EGEMEN, HÜR VE KARAR SAHİBİ OLACAKTIR. Milliyetçi Hareket, çok partili siyasî düze­ ne candan inanır. Farklı siyasî ve iktisadî düşünce­ lerin savunulamadığı bir ülkede totaliter bir rejim, özellikle komünist veya faşist, nazist bir rejim söz konusudur. Bize göre, kapitalist ve sosyalist sistemler de Anayasamızın özüne aykırı sistemlerdir. Zira bu sistemler, siyasî ve iktisadî yönlerden, bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki hâkimiyetine dayanır. Anayasamız, sınıf hâkimiyetlerini kesin olarak reddetmiştir. Esas niteliği DEMOKRATİK MİLLÎ CUMHURİYET olan devletimizin İLHAM VE HIZ KAYNAĞI TÜRK MİLLİYETÇİLİK ÜLKÜSÜ oldu ğuna göre, siyasî ve iktisadi hâkimiyetinin kullanılmasını sadece sözde bir işçi sınıfının veya bir avuç patronun inhisarına bırakan kapitalist ve sosyalist sistemler anayasa dışı, antidemokratik sistemerdir.
Ülkemizde kurulu partilere bu açıdan bakıldığı taktirde, bunların bir çoğunun yukarıdaki ölçülere uymadığı görülür.Milliyetçi Hareket dışındaki partileri iki ana grupta analiz etmek mümkündür. Bunlar, sosyalist sistemi esas alan partiler ve kapitalist sistemi esas alan partilerdir. Sosyalist partiler, sınıfçı, yani bölücü partiler oldukları için, millî bütünleşme ve milliyetçilik ideolojisine karşıdırlar. Bu partilerde esas alınan sosyal sınıf, işçi sınıfıdır. Aynca bunlarda millî barış, uzlaşma ve denge yerine, sınıf mücadelesi esastır. Toprak işgallerini, fabrika işgallerini, sınıf mücadelesi silâhı olarak kullanırlar. Bütün bu söylenenler. C.H.P.'nin davranış, eylem ve düşüncelerinin yıllardır hâkîm fikri olmuştur.
Kapitalist sınıf toplumu eğiliminde olan partiler, Adalet Partisi. Cumhuriyetçi güven partisidir. * Bunların siyasî iktidarları hiçbir zaman milletin bütün sosyal dilimlerini kucaklamamış, daima mahdut bir azınlığın tesiri altında kalmışlardır. Bu güne kadar ülkemizde iktidar olan partiler ve onların siyasî felsefeleri, kapitalist eğilimli olduğundan, Türkiye'miz kalkınmamış, az gelişmiş bir ülke olarak kalmıştır. Bu partiler iktidar oldukları sürece de ülkemizin kalkınması mümkün değildir. Kapitalist eğilimli partiler, bilhassa ekonomik ve sosyal yönden eksik ve yetersiz olduklarından ve halk yığınlarının ihtiyaçlarını sağlayamadıklarından iktidarları zayıf ve âciz olmaktadır. Bu yüzden de milletin destek ve yardımlarından mahrum kalmaktadırlar. Bunun sonucu olarak, parlâmento dışı muhalefet belirmekte, sokaklar, eğitim yuvaları anarşi kaynağı haline gelmektedir. Bu partiler, böyle durumlarda zaaflarını kapatmat için "Her demokraside biraz anarşi vardır", "yürümekle sokaklar aşınmaz gibi" gayri ciddi beyanlarda bulunmaktadırlar. Oysa gerçek sebep, millî bütünleşmeci ve milliyetçi olmayışları, milleti bütün olarak temsil edemeyişleridir
Muhterem Ülküdüşlanm;
Türk siyasî hayatına baktığımız zaman parti enflasyonuyla karşılaşmaktayız. Sosyalist ve kapitalist felsefelere göre ortaya çıkan bu partilerin birbirlerinden farkları nedir? Niçin birden çok parti olarak Türk milletinin önüne çıkmaktadırlar? Bunu hiçbir zaman tzah etmemişler ve suni kavgalar ve şekil meseleleriyle Türk Milletini bugünlere kadar oyalarmşlardır. Kapitalist anlayışa göre, devlet büyük anonim şirketlerden ibarettir. Bunun tabii neticesi olarak da, fertleri harekete geçiren tek unsur, kârdır. Yani maddî menfaattir. Bu noktada, kapitalist felsefeyle marksist felsefe aynı temele oturmaktadır. Maddenin esas oluşu; maddenin üstünlüğü. Aradaki tek fark, üstün olan, esas olan, maddeye tek tek fertler mi sahip olsun, devlet mi sahip olsun tartışmasından ibarettir. Esasta aynı köke bağlı, metodda aynlan ve batı cemiyetinin şartlarından doğmuş, bize yabancı, bize aykın bir felsefe. Karşımızda bulunan ve birbirleriyle zıtlaşıyor gibi görünen partilerin aynı tabana oturdukları, aynı Dünya görüşünden doğuklan açıkça görülmektedir.
Türk Milletinin sahibi olduğu Türk Milliyetçiliği ideolojisi, maddeyi esas ve gaye kabul etmez. Onu mutlu ve müreffeh olmak için vazgeçilmez bir araç olarak görür. Çünkü, kutlu olan; insan şahsiyeti, insan düşüncesi, insan inancıdır. Milleti besleyen yegâne kutsal kaynak ise. milli kültürlerdir. Aynı milletin evlâdı durumunda bulunan, insanlar, millî kültürden beslendikleri için düşüncede, inançta, duyguda, şahsiyet yapısında; milletten koparılmış, onun bütün özelliklerini taşıyan bir parçadırlar. Bu parçalar ne kadar millet özelliğini bünyelerinde bulundururlarsa, millet o kadar güçlüdür, sağlamdır. Hedefi, milleti kudretli ve müreffeh yapmak olan Milliyetçi Hareket partisi için ana mesele böylece ortaya konmuş olmaktadır.
Aziz Arkadaşlarım;
Burada karşımıza milleti üstün yapan kaynak çıkmaktadır. Bizim anlayışımıza göre, parası çok olan millet üstün millet değildir. Medeniyetler sadece para çokluğu ile yaratılamaz. Bugün Suudi Arabistan'da, Kuveyt'te insan başına düşen milli gelir, en ileri toplumlardaki seviyelere ulaşmaktadır. ama, bu böyledir diye, bu milletler, üstün ve medeniyet yaratacak millet olamamaktadırlar. O halde medeniyetleri ve sürekli maddî zenginlikleri doğuran kaynak kültürdür. Bir milletin kültürü, kendi öz değerlerine bağlı bir şekilde işlenerek güçlendirildiği, teklifçi ve atılımcı bir seviyeye getirildiği zaman; medeniyet yaratmak üzere sıçrama safhasını yaşar ve medeniyeti yaratır.
Bildiğimiz gibi, medeniyet, manevî ve maddî kompozisyonun en ideâl ölçüler içinde zirveye ulaşması hadisesidir. Medeniyet yaratan kültürler içindeki insanlar, karşılıkılı olarak; birbirini sevmeyi ve saymayı; fedekârlıkta, gayrette, yaratıcılıkta yarış yapmayı, bayraklarını göklere yükseltmeyi bir görev, bir mutluluk vesilesi sayacaklardır. İşte gerçek tekamül budur. Gerçek kalkınma budur. Sadece maddî menfaate dayanan kalkınma hodbinlik, egoizm, insan sevgisinden ve millete hizmet duygusundan mahrumiyet gibi fertlerde zararlı bir anlayışın yerleşmesine meydan verir ki, bu, millet ve devlet hayatı için büyük mahzurlar taşımaktadır. Toplumu huzursuz ve tedirgin kılan, fertlerin tatmin olmadığı bir kalkınma modelini reddederiz.
Muhterem Arkadaşlarım;
Sözün burasında Türk gençliğinin durumuna ve millî eğitim hayatımıza temas etmek istiyorum. Bizim gözümüzde gençlik, milletin en kıymetli varlığıdır. Mukaddes emaneti teslim almaya hazırlanan gençliğin eğitimi, yetiştirilmesi milletimizin geleceği bakımından hayali önem taşımaktadır.
12 Mart ve 12 Eylül öncesi beliren ve Türk Gençliğinin bir kesimini kendi öz devletine isyana sürükleyen gerçek sebepleri ortaya koymak, buna göre gerekli güçlü ve muhtevalı tedbirleri almak lâzımdır. Yoksa, sathi, sun'i ve problemi daha da karışık hale getirici palyatif tedbirlerle bu millî ve hayati mesele geçiştirilemez. Türk gençliğinin bir kesimi kendi devletine açıkça ihanet ederken, öbür kesimi atalarına layık bir asalet ve kahramanlıkla devletini nasıl ve niçin savunmuştur? Aynı memlekette yaşayan, aynı tahsili görmüş, aynı milletin evlâtları; niçin ihanetle, vatanseverlik gibi sert ve tehlikeli zıtlaşma içine düşürülmüşlerdir?
Memnuniyetle ifade ederim ki, vatanını savunan gençler, Türk Milliyetçiliği üküsüne bağlı oldukları için, ne emperyalizme alet omuşlar, ne de Türklüğün son bağımsız biricik devletine baş kaldırmışlardır.
Milliyetçi Türk gençliğinin yabancı emperyalizmin öncüsü yabancı ideolojilere karşı geçmiş yıllarda gösterdiği yüksek uyanıklık ve yaptığı feragatli mücadele her türlü takdirin üstündedir. Onların fedakâr çalışmaları sayesindedir ki, 12 Mart Müdahalesinin yapılması imkânı doğmuş ve bu suretle Türkiye uçurumun kenarından kurtarılmıştır. Türk Milletine hizmet yolunda Milliyetçi Türk Gençliği, emperyalizmin uşakları olan komünist çeteleri tarafından haince suikastlere uğramışlar ve şehitler vermişlerdir. Ömürlerinin baharında gözlerini dünyaya kapayan bu genç kahramanların aziz hatıralarını rahmetle anarak, kendilerine minnet ve şükranlarımızı sunanın.
Milliyetçi gençliğin uğradıkları büyük bir talihsizlik vardır ki, o da komünist propoganda ve tesiri altında kalan kendi hükümetlerimiz tarafından da anlayışsızlıkla karşılaşmış olmalarıdır. Bu yüzden gençler devamlı haksızlıklara, zulüm ve baskılara maruz kalmışlar ve kalmakta bulunmaktadırlar. Fakat gerçeklerin er-geç tamamıyla anlaşılarak takdir olunacağından ümidimizi kesmeyeceğiz.
Milliyetçi Türk Gençlerini yakından tanımış olmanın verdiği bir güvenle söyleyebilirim ki onlar milletimizin her çeşit güvencine ve teveccühüne lâyıktırlar. Onlardaki uyanıklığı, yüksek vazife duygusunu, yüksek ahlâkı gördükçe, milletimizin yarınına derin bir inançla bakmaktayız.
Gençlerimizin üzücü olaylara meydan vermemek için, kışkırtmalara, tahriklere, şimdiye kadar olduğu gibi, asla kapılmamalarını tavsiye ederim. Bu vesile ile Milliyetçi Türk Gençlerine en derin sevgi, saygı ve güvencimizi belirtmekten şeref duyarım.
Aziz Arkadaşlarım;
Amacımız, DEMOKRATİK MİLLİYETÇİ TÜRKİYE'Yİ KURMAKTIR. Bu yol çetin, bu dava kutsal, bu ülkü BÜYÜK TÜRKLÜK ÜLKÜSÜDÜR. Bu büyük ülkünün fedakar evlâtları, Bozkurtlar! Ülkümüzün bayrağı açılmış, meş'alesi yakılmıştır. Onu bu kutsal Vatanın her yanına götürüp dalgalandırınız. Büyük iktidarımızın zaier günü yakındır. Bu iktidar, Türk Millet ve Devletinin güçlü iktidarı olacak; Bu iktidar, marksist, faşist, kapitalist, bölücü her türlü yabancı ideolojileri ezip geçecektir.
Yaşasın Türk Milliyetçilik Ülküsü!
Yaşasın Kudretli Büyük Türkiye Cumhuriyeti!
(*) 9 Haziran 1973 günü toplanan Milliyetçi Hareket Partisi'nın 11. Kurultayında Başbuğ Alparslan Türkeş'İn yapmış oldukları açılış konuşmasıdır.


Expecting? Get great news right away with email Auto-Check.
Try the Yahoo! Mail Beta.

Sun Jan 28, 2007 3:26 pm

umutyavuzz
Offline Offline
Send Email Send Email

Forward
< Prev Message  |  Next Message > 
Expand Messages Author Sort by Date

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İDEOLOJİSİ (Başbuğ) TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İDEOLOJİSİ (*) Muhterem Basın Mensupları, Aziz Misafirler ve Muhterem...
Umut Yavuz
umutyavuzz
Offline Send Email
Jan 28, 2007
3:56 pm
Advanced

Copyright © 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help