Geç Kalmış Bir Sevda Türküsü
Cumhur BULUT - www.millethaber.com
Giriş:
Batıya yönelişimizin hazin bir hikâyesi bu… Hem de yüzlerce yıllık bir hikâye. Doğudan, kendi doğumuzdan kaçıyoruz. Geldiğimiz, yerleştiğimiz velhasıl bedelini ödediğimiz topraklarla savaş halindeyiz şimdi.
Nedenini bilemediğimiz bir sevk-i tabii bu. Doğal selection. Avrupa’nın kalbine at salmışız asırlardır; ardımıza bakmadan dolu dizgin… Bidevi atlarımız soluklanmak için dahi küffarın yaylalarını seçmiş.
Sinanî eserlerle süslemişiz birer prensese benzettiğimiz toprakları. Camiler, hanlar ve külliyeler yükselirken o diyarlarda, kendi icat ettiğimiz hayale daha bir bağlanmışız. Mecnunu olmuşuz, meczubu olmuşuz gerçek yüzünü göremediğimiz düşmanımızın. Ve geride milyonlarca insanımızı bırakmışız; başsız ve de sahipsiz.(1)
Mükerrer hicvine gerek duymayalım şimdi müzmin düşmanımızın. Biz onun gibi olmadıkça yahut yok olup gitmedikçe nasıl olsa sürüp gidecek bu mücadele… Bu dert başka. Belki de bin yıllık bir suç. Ya da gaflet! Kaygımız doğu bugün. Batılıların “şark meselesi”(2) diye önümüze koyduğu bir mesele kitabı...
Güzel bir vatanda yaşıyoruz. İlk mektebin talim terbiyesi bunu öğretti bize. Üç tarafı denizlerle çevrili; sulak, verimli topraklar: tabir-i caizse adam eksen adam çıkar! Manendi(3) olmayan eşsiz güzellikler, boğazlar ve bu topraklarda bir yılda dört mevsim var!
Yukarıdaki satırlar insansız bir Türkiye coğrafyasını betimliyor. Ya bu cennet topraklarda yaşayanlar? Tanımıyoruz onları. Ne kadar davasını güdüyoruz desek de tanımıyoruz!
“Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm
Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm”(4)
Kendimizden daha çok batıyı tanıyoruz. Referans değerlerimiz, kavramlarımız ve tariflerimiz hep ondan. Aşk derecesinden aşağı olmayan bu Avrupa sevdası kendisinden başka her şeyi unutturmuş bize!
Aslında bildiğimiz fakat yok farz ettiğimiz en büyük meselemiz “doğu sorunu”. Çünkü sorun bir insan sorunu. Vahamet burada. Batı karşısında devamlı sûrette sıkıştırılmamızın, yumuşak karnımızın bulunduğu yer: birlik ve bütünlük sorunu!
Avrupa’nın içlerine verdiğimiz değeri kendi doğumuza vermemişiz hiç. Güneşin doğduğu topraklar bizim sırtımızı döndüğümüz bir coğrafya olmuş!
Batıya yönelişimizin hazin bir hikâyesi bu… Hem de yüzlerce yıllık bir hikâye. Doğudan, kendi doğumuzdan kaçıyoruz. Geldiğimiz, yerleştiğimiz velhasıl bedelini ödediğimiz topraklarla savaş halindeyiz şimdi.
Nedenini bilemediğimiz bir sevk-i tabii bu. Doğal selection. Avrupa’nın kalbine at salmışız asırlardır; ardımıza bakmadan dolu dizgin… Bidevi atlarımız soluklanmak için dahi küffarın yaylalarını seçmiş.
Sinanî eserlerle süslemişiz birer prensese benzettiğimiz toprakları. Camiler, hanlar ve külliyeler yükselirken o diyarlarda, kendi icat ettiğimiz hayale daha bir bağlanmışız. Mecnunu olmuşuz, meczubu olmuşuz gerçek yüzünü göremediğimiz düşmanımızın. Ve geride milyonlarca insanımızı bırakmışız; başsız ve de sahipsiz.(1)
Mükerrer hicvine gerek duymayalım şimdi müzmin düşmanımızın. Biz onun gibi olmadıkça yahut yok olup gitmedikçe nasıl olsa sürüp gidecek bu mücadele… Bu dert başka. Belki de bin yıllık bir suç. Ya da gaflet! Kaygımız doğu bugün. Batılıların “şark meselesi”(2) diye önümüze koyduğu bir mesele kitabı...
Güzel bir vatanda yaşıyoruz. İlk mektebin talim terbiyesi bunu öğretti bize. Üç tarafı denizlerle çevrili; sulak, verimli topraklar: tabir-i caizse adam eksen adam çıkar! Manendi(3) olmayan eşsiz güzellikler, boğazlar ve bu topraklarda bir yılda dört mevsim var!
Yukarıdaki satırlar insansız bir Türkiye coğrafyasını betimliyor. Ya bu cennet topraklarda yaşayanlar? Tanımıyoruz onları. Ne kadar davasını güdüyoruz desek de tanımıyoruz!
“Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm
Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm”(4)
Kendimizden daha çok batıyı tanıyoruz. Referans değerlerimiz, kavramlarımız ve tariflerimiz hep ondan. Aşk derecesinden aşağı olmayan bu Avrupa sevdası kendisinden başka her şeyi unutturmuş bize!
Aslında bildiğimiz fakat yok farz ettiğimiz en büyük meselemiz “doğu sorunu”. Çünkü sorun bir insan sorunu. Vahamet burada. Batı karşısında devamlı sûrette sıkıştırılmamızın, yumuşak karnımızın bulunduğu yer: birlik ve bütünlük sorunu!
Avrupa’nın içlerine verdiğimiz değeri kendi doğumuza vermemişiz hiç. Güneşin doğduğu topraklar bizim sırtımızı döndüğümüz bir coğrafya olmuş!
Orda Bir Köy Var Uzakta:
O Köy Bizim Köyümüzdür!(5)
Dünya git gide küçülüyor. Çağdaş dünya artık küçük bir köy haline geldi. Çok kısa zamanlarda dünyanın bir ucundan diğer ucuna ulaşmak şimdi kolay! Kolay da… Unutulmuşa ulaşmak, onu sarıp kucaklamak, acılarını, yaralarını tedavi etmek çok zor! Çünkü doğu bizim unutulmuşumuzdur.
Öyle bir şiirle bertaraf edemeyeceğimiz bir gerçek bu. “Gidemediğin yer senin değildir” diyor, Halil Rıfat Paşa!(6) İtiraf edelim ne kadar gittik o köylere? Her ne kadar bizim olsa da, bizim olduğunu düşünsek de yüzlerce yıllık bir ihmal bu. Gitmedik, görmedik ve yaşamadık onların yaşadığı problemleri.
Millet olmak kolay değil. Dil birliği, inanç birliği, tarih birliği ve kader birliği gerektirir ön şartta. Varmadığımız yerlerde nasıl aynı dili konuşacağız. Terk ettiğimiz, sırt çevirdiğimiz ve kaderine terk ettiğimiz topraklarda hangi birlikten bahsedebiliriz? Netice ortada: Doğu sorunumuz şimdi bir bölünmüşlük/bölücülük sorunu.
Bizim sorunumuz, başkalarının tehdidi! En az beş yüz yıllık bir ihmalin getirdiği bugünkü sorun, milletler mücadelesinde önümüze açılan en güçlü kart! Şark Meselesi, Kürt sorunu, Alevilik ve daha önü açık birçok etnik sorun!
Nisyanımız(7) son yirmi yılda kırk bin evladımızı aldı elimizden. Böylesi bir acı dünya tarihinde görülmemiştir. Bizim olan topraklarda savaşımız hala sürüyor! Ne zaman biteceği de müphem.(8) Mağduru kim bu savaşın? Geri bıraktırılan, birbirine düşürülmek istenen insanımız mı?
Her derdin bir dermanı var. “Her zorun bir kolayı”(9) Bu topraklar her daim bir savaş alanı. Savaşmaktan kaçamayız ama!(10) Topraklara hükmetmek, insan gönlünü kazanmakla olur. Gönül kazanmak sevmekle…
Tanımadığımızı, bilmediğimizi nasıl seveceğiz? Üveysi(11) bir sevdanın yanında “rağmenli” bir sevda gerek şimdi. Eğer birlikten bahsediyor ve edeceksek. “Çünkülü” sevdalar bize göre değil!(12) Sevmek başlı başına bir mesele: yüksek derecede bir tevazu.
Bizden koparılmış şimdi insanımız. Her ne kadar gecikmiş de olsak yaraların tamiri aslında mümkün! Zaman alır, külfet getirir ama hiçbir külfet başkalarının yaptığı tahribattan daha mühim değildir.
Kim ne derse desin insan da vatan da bizim. Bizim olana bizim sevdamız gerek. Sahip olmak, sahip çıkmak, asırlardır yapılan ihmali telafi etmek çok yönlü bir faaliyet iktiza ediyor. Rahmetli her zaman haklıydı.(13) Terörü bitirmek sadece silahlı mücadeleyle mümkün değil. Yaraların tedavisi, ihtiyaçları belirlemek ve ikmal etmekle mümkün. Çünkü büyük bir taarruzla karşı karşıyayız. Sosyal problemler sosyal reçetelerle; ekonomik problemler ekonomik; siyasi problemler siyasi reçetelerle çözülür. En az yüzbin kişilik sevda ordusuyla.
Tanrıdağları bizim de, Gabar, Cudi ve Süphan bizim değil mi? Lice’ de, Yüksekova’ da Uzunköprü kadar bizim! Tuna nehrinde, Kızılırmak’ da abdest alınır da Aslanbaba Çayı’ nda alınmaz mı? Sahi Aslanbaba kimdi? Çayı nereden akıyor? Malazgirt neresi, Çaldıran nerde? Tatvan’da, Adilcevaz’da ve Ahlat’ da bin yıllık mezar taşları kimin? Yemen Türküsü, Türkmen Gelini hangi yörenin türküsü?
Evet, unuttuğumuz bir şeyler var! Beş on evlik mezralarda, susuz elektriksiz, okulsuz ve yolsuz topraklarda bizim insanımız var! Tüm dünya birlik peşinde! İnançları, dilleri ve kökenleri ayrı olan Avrupa bir oluyor da biz niçin kendi topraklarımızda ittihadı sağlayamıyoruz? Kendi birliğini sağlayamayan “Türk Birliğini” kuramaz. Riyakârlık bu!
Kendimizi tanımıyor ve kandırıyoruz. Mağdurla suçluyu ayırt etmeyi daha da geciktirmeyelim. İslam, insanı komşusuna ve akrabasına karşı sorumlu tutuyor. “Küfür Tek Millettir” diyor, Peygamber Efendimiz. Batı karşısında en büyük bir zaaf bu: Onlar bir ve bütün, biz ise bölünmüş!
Ulusalcılık gibi türetme ve mekaniki kavramlarla çözemeyiz bu meseleyi. Çözülmedi de. Sırtımızı döndüğümüz gün doğusuna yönelmenin vakti geçiyor. Bölgenin durumu ortada. İstismar hat safhada. Yeni bir Yavuz ve Uzun Hasan çekişmesine(14) ne hacet! Olan insanımıza ve geleceğimize oluyor. Batının son planı üzerimizden geçiyor.
Sıkıldık artık bu batı oyunlarından. Tekerrürden bıktık. Lawrenslerin yerini doldurmamız gerek. Geç kaldığımız sevda türküsünü söylememiz gerek! Viraneleri, kâşanelere çevirmemiz gerek! Top yekun bir mücadele bizi ancak kurtarabilir. Günübirlik politikalar değil (!)
Dipnotlar
1 Balkanlardaki soydaşlarımız.2 Batılıların Türkleri hedef alan Şark meselesi projesi üç aşamalı olarak uygulanmaktadır. A)Türklerin Ortadoğu’dan çıkarılması B)Türklerin Avrupa’dan çıkarılması C)Türklerin Anadolu’dan çıkarılması
3 Manendi: dengi, benzeri
4 Ziya Paşa
5 Ahmet Kutsi Tecer, şiiri
6 Sivas’ın Osmanlı Dönemi Valisi
7 Nisyan: unutkanlık
8 Müphem: belirsiz.
9 Ayet meali. İnşirah suresi.
10 Savaşmaktan Kaçınır Kim Varsa Anlında Kara/ Kan Dökmeyi Bilenler Hükmeder Topraklara” Atsızın muhteşem dizeleri!
11 Üveys: Hz. Veysel Karani’nin Peygamber efendimize görmeden duyduğu sevgi. Görmeden sevmek!
12“Rağmen sevmek” muhterem büyüğümün sözü
13 Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ
14 Bu çekişmenin tarihi ve sosyal sonuçlarını hala çekiyoruz!
Don't pick lemons.
See all the new 2007 cars at Yahoo! Autos.