Search the web
Sign In
New User? Sign Up
kirk-ambar · Kırkambar
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Want to share photos of your group with the world? Add a group photo to Flickr.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
KÜRESELLESME TÜRK DEVLETi VE TÜRK MiLLiYETÇiLiGi-I   Message List  
Reply | Forward Message #1659 of 6571 |
KÜRESELLEŞME TÜRK DEVLETİ VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ-I
 
Dr. Süleyman ERYİĞİT Türk Yurdu Dergisi | Cilt: 25 | Sayı: 218-219 | Ekim-Kasım 2005

 
Türk Milliyetçiliği Hareketi’nin yeniden ele alınmasına ihtiyaç bulunmaktadır. İçinden geçmekte olduğumuz süreç bunu zaruri kılmaktadır. Ancak küreselleşme olgusu dikkate alınmadan yapılacak değerlendirmelerin isabetli olma ihtimali son derece düşüktür. Bu nedenle konu küreselleşme olgusu ile birlikte ele alınmıştır.
KÜRESELLEŞME KAVRAMI VE SÜRECİ
Küreselleşme daha net fark edilir olarak 20’nci yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan, özellikle de 1980’lerden sonra hemen her gelişmeyi etkileyen veya her gelişmenin bir tarafından konusu olan bir olgu olarak belirmektedir.
Bütün kaynaklar küreselleşme sürecini ortaya çıkartan sebeplerin en başta geleninin, haberleşme ve iletim (intikal-nakil-ulaşım) teknolojilerinde meydana gelen akıl almaz gelişmeler olduğunu, hassaten haberleşmeye ve iletime, bilgi-işlem teknolojilerinin kazandırmış olduğu hız, çeşitlilik ve kolaylık olduğunu söylemektedirler.
Gerçekten, haberin dünyanın bir köşesinden diğerine istenildiğinde birkaç saniye içinde hem sesli hem de görüntülü olarak iletilmesi olarak, dünyanın ‘köy’e dönüştüğünü rahatça söyleyebiliriz. Haberin intikali bakımından artık ülke sınırları söz konusu değildir. Yine aynı şekilde özellikle İnternet ağı sayesinde, haberle birlikte bilginin de her tarafa istenildiğinde hızlı ve kolay bir biçimde intikali mümkün hale gelmiştir.
Bu iki gelişmeye bağlı olarak kültürler için; özellikle hakim kültürler tarafından belirlenen bir küreselleşme olgusu vardır. Esasen telgraf, telefon, radyo ve televizyon ile başlayan haber, bilgi ve kültür intikali, şimdilerde bilgisayar ve İnternet bağlantıları sayesinde çok daha kolay, hızlı, ucuz ve etkili hale gelmiştir. Televizyonun küresel etkisi nispeten daha eskilere dayanmakla birlikte, bilgi-işlem teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler, küreselleşme sürecini hızlandırmaktadır. Teknoloji, küreselleşmeyi kaçınılmaz yapmaktadır Seyahat imkanlarının artması ve kolaylığı, kültürel ekonomik ve siyasal küreselleşmeyi, sanal ortamdan gerçek hayata taşımaktadır.
Sadece haberin, bilginin ve kültürlerin intikali tarzında beliren küreselleşme çok fazla dirençle karşılaşmadan oluşurken,ekonomik-ticari küreselleşme sürecinin hissedilmeye başlandığı son çeyrek yüzyılda küreselleşme olgusu, neden olduğu ekonomik sonuçlar nedeniyle,ciddi ve haklı eleştirilerin ve ilgilerin konusu haline gelmiştir. Bir başka deyişle, haberin, bilginin intikali  bir modernleşme projesine bağlı olarak özellikle az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde normal olarak algılanıp kültürel benzeme tarzında ortaya çıkarken, kaçınılmaması gereken; masum ve iyi bir olgu olarak kabul edilebilmiştir. Ancak son yirmi yılda ekonomik-ticari küreselleşme, küreselleşme olgusunun ‘emperyalizmin yeni biçimi’ olarak görülmesine neden olmuştur. Hakikaten, küreselleşmenin hakim aktörlerince, yüksek insanlık hedefine doğru hareketin bir ifadesi olan küreselleşme, her bakımdan ‘mükemmelleşmiş bir dünya’ya giden süreci göstermektedir.
 Lakin dünyanın halihazırdaki bazı göstergelerine baktığımızda durumun hiç de böyle olmadığını görmekteyiz:
  • Dünyada gelir dağılımı her geçen gün daha da bozulmaktadır.
  • Sanayileşmiş yedi ülke dünya kaynakların %80’ini tek başına kullanmakta, ABD ise toplam Dünya Geliri’nin %30’unu üretmektedir ve kullanmaktadır.
  • Etnik çatışmalar artmıştır. Devletler bölünerek küçülmektedir.
  • Çevre problemleri, özellikle sanayileşmiş zengin ülkelerin hayat standartlarından kaynaklanan çevre kirliliği sorunları tüm insanlığı tehdit etmektedir.
  • Küresel hakim aktörlerin dayattığı siyasi, ideolojik ve hukuki modeller, küreselleşmenin mağduru sayılabilecek ülkelerde kargaşalara neden olmaktadır.
  • Küresel süreç, küresel kriterlerin ilkel olarak tanımladığı insan topluluklarının hayat tarzlarına izin vermemektedir.
Küreselleşme olgusunun nasıl tanımlandığına bakacak olursak yerli ve yabancı kaynaklarda şu tanımlarla karşılaşırız:

“Küreselleşme yeryüzündeki haberleşmenin, ilişkilerin daha önce görülmedik bir derecede yoğunlaşması, ani, eşzamanlı ve çok daha kolay bir hale gelmesidir.”
            “Globalleşme kavramı, devam eden sömürgeci zihniyetin modernleşme ile ortaya çıkan yeni veçhesidir.”
            “Küreselleşme bazen sadece ekonomik anlamda, dünya ülkelerinin birbirlerine yaklaşması olarak, bazen emperyalizmin yeni ismi olarak, bazen de ekonominin yanında siyasi, sosyal ve kültürel değerlerin yakınlaşması olarak tanımlanmaktadır.”
            “Küreselleşme bir seyahattir... Bu seyahat yeni değildir. Geçtiğimiz beş asır boyunca teknolojideki ilerlemeler... yelken gücünden buhara, telgrafa, telefona, ticari haberleşme uçaklarına ve şimdi de internete evrim geçirmiştir”
            “Küreselleşme sosyal, kültürel ve iktisadi yönleri bakımından coğrafi sınırların önemini kaybetmeye başlaması ile birlikte toplumların da bunun bilincine varmaları sürecini ifade etmektedir.”
            “Küreselleşme, ticari faaliyetin öncelikli olduğu ve siyasi gücün dünya serbest ticaret sistemini korumaktan başka görevinin olmadığı, askerden arındırılmış bir dünyadır”.
            “Küreselleşme bir ülkede meydana gelen olayların, başka yerlerdeki olaylar üzerinde etkiye sahip olması ya da ulusal sınırlar dışında meydana gelen olaylardan etkilenme bağlamında sosyal ilişkilerin yoğunlaşmasıdır.”
            “Küreselleşme milli, ekonomik, siyasi kültürel yapının bir dizi ulus ötesi gelişme ile koalisyonudur ve ideoloji olarak da her ülkenin diğerini etkilemesidir.”
Buraya kadar ortaya konulanlardan; küreselleşmenin ne olduğu (veya olmadığı) hakkında çok farklı görüşler olduğu sonucuna varılmaktadır. Görüleceği üzere bu bakış açılarına göre küreselleşmenin üç çehresinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Baktığınız yere ve ideolojik alt yapınıza bağlı olarak küreselleşmeyi, iyi ya da kötü veya nötr bir olgu olarak değerlendirmeniz ve buna göre bir duruş belirlemeniz mümkündür.
KÜRESELLEŞMENİN TAŞIYICILARI –AKTÖRLERİ
Yukarıda küreselleşme olgusunu ortaya çıkartan faktörlerden biraz söz edilmişti. Aşağıda bunlar daha geniş şekilde ele alınmaya çalışılmıştır.
Teknoloji
Ulaşım, haberleşme ve bilgi işlem teknolojilerinde yaşanan ve mesafeleri ortadan kaldıran gelişmeler olmasaydı bugünkü anlamıyla dünyanın, kültürlerin ve ekonomilerin küreselleştiğinden bahsetmek mümkün olamazdı.
Çünkü aşılması zor hatta imkansız fiziki mesafeler, siyasi, kültürel ve ekonomik bağımsızlığı ve özgünlüğü mümkün kılıyordu. Nitekim ulusaşırı ticaretin dünya tarihinde çok eskilerden bu yana yapıldığını biliyor olmamıza rağmen, son yarım asra gelinceye kadar bu günkü anlamda küresel bir ticaretten bahsetmek mümkün değildir. Keza radyo ve televizyonla başlayıp, uydularla ve kablolarla dünyayı birbirine bağlayarak, haber ve bilgi alışverişi hatta mal ve hizmet ticaretini birkaç saniyeye sığdıran bilgi işlem teknolojileri olmasaydı, bugün belki de küreselleşmeyi konuşuyor olmayacaktık.
Yeri gelmişken, bir kıtayı hatta dünyayı bir baştan öbür başa fetheden imparatorlukların küresel bir dünyayı oluşturamadıkların da belirtmek gerekmektedir. “Pax Romana” olmuştur ama küreselleşmiş bir dünya olmamıştır. Büyük İskender, Cengiz, Mete o günkü dünyayı fethetmiştir ama küreselleşmiş bir dünya oluşmamıştır. Yirmi milyon kilometrekareye yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’ndan bahsetmek mümkündür ama bu günkü anlamıyla küreselleşmiş bir yirmi milyon kilometre karelik coğrafyadan bahsetmek mümkün değildir.
Bilgi işlem teknolojilerinin sunmuş olduğu fırsatlar ve imkanlar hakikaten dünyayı, eğer bilinçli olarak engel konulmamışsa hemen her şeyden anında haberdar etmekte, bilgilendirmekte veya yönlendirmektedir: Evinizde veya işyerinizde masanızın başında ya da koltuğunuzda otururken dünyanın diğer ucunda insanların ne düşündüklerini, nasıl yaşadıklarını,nasıl eğlendiklerini, ne yiyip ne içtiklerini, nasıl savaştıklarını anında görebilirsiniz.
Haberleşme ve bilgi işlem teknolojileri, ticari, siyasi, sosyal ve kültürel yönden tüm insanlığı birbirine benzeterek, dönüştürmektedir. ABD’de ortaya çıkan yeni bir müzik akımı anında dünyanın diğer yörelerinde kendisine taraftar bulabilmektedir. Aynı şekilde Paris’te Ya da New York’ta yapılan bir defile dünyanın başka yörelerinde yeni bir moda akımına ya da ticari sonuçlara neden olabilmektedir. Herhangi bir ülkede meydana gelen mali bir kriz bütünleşmiş mali piyasalarda İnternet bağlantılarının da katkıları ile zincirleme etkilerde bulunabilmektedir.
“Ayrıca modern iletişim sistemleri, sınırların ötesindeki çıkarları ve ilişkileri paylaşan insanların oluşturduğu bir uluslararası sivil toplumun temellerini oluşturmuştur. Uluslararası medya hem elit hem de popüler bilimsel ve sanatsal kozmopolit kültürler dizisini mümkün kıldı. Bunlar milli bir dilden çok, evrensel bir dil olarak İngilizce aracılığıyla birbirine bağlanmış” durumdadır.
Dün ekonomik, kültürel temas amacıyla, mesafelerin aşılması için mutlaka fiziksel olarak seyahat gerekirken, bugün oturduğunuz yerde sanal ortamda dünyanın istediğiniz yeri ile temas edebilmektesiniz. Dolayısıyla küreselleşmenin temel taşıyıcı (veya inşa edici) unsuru teknoloji; hassaten de bilgi işlem ve ulaşım teknolojileridir.
Küresel Firmalar
Ticari veya ekonomik faaliyetlerin milli sınırların dışına yayılması-taşması halinde uluslararası veya ulusaşırı ticaretten söz etmek gerekmektedir. Bu anlamıyla uluslararası ticaretin tarihi çok eskilere götürülebilirse de bugünkü anlamıyla uluslararası ticari-ekonomik faaliyet çağımıza özgüdür. Örneğin ‘ipek’ ve ‘baharat’ yolları ile yapılan ticaret de ulusaşırı ve uluslararası idi.
Ayrıca sadece ticaret değil doğrudan yatırım anlamında uluslararası ekonomik faaliyetler de söz konusu idi. Mesela kendi tarihimizden; Selçuklular zamanında Ahi Ahmet Şah isimli bir ipek tüccarının hem Konya’da hem Tebriz’de ticarethanelerinin bulunduğunu kaynaklar söylemektedir . Ayrıca Avrupa kökenli firmalar, 18’nci yüzyıldan itibaren kendi ülkeleri dışında yatırım ve ticari faaliyetlere girişerek, başta stratejik madenlerin çıkartılması ve satışı olmak üzere çeşitli ekonomik faaliyetlerde bulunuyorlardı. Özellikle 19’ncu yüzyılın sonu 20’nci yüzyılın başında Petrol için Batı’lı ülke ve firmaların nasıl bir  mücadeleye girdikleri,  çeşitli ülkelerde petrol istihracı için doğrudan yatırımlara giriştikleri; bunun sonucu olarak bugün hala petrol üzerinde bu firmaların hakimiyetlerinin sürdüğü de bilinmektedir. Bütün bunlar ulusaşırı veya uluslararası ticaretin geçmişinin çok eskilere dayandığını göstermektedir.
Ancak bugünkü uluslararası veya ulusaşırı ticaret gerek kapsamı gerek yöntemi ve gerekse doğurduğu sonuçlar bakımından öncekilerden oldukça farklıdır. Teknolojik atılımlar ticaretin hem mahiyetini hem yöntemini hem de amacını farklılaştırmıştır. Ayrıca teknolojik gelişmelerin ekonomiyi ve ticareti değiştirdiği kadar, yeni ticari ve ekonomik anlayışlar da teknolojik gelişmelerde önemli etkiler yaratmaktadır.
Teknolojik gelişmelerin sunmuş olduğu avantajlar, firmaları küresel düşünmeye ve davranmaya zorlamaktadır. Rekabet küresel boyuttadır ve serttir. Teorik olarak, küresel ve serbest bilgi-haber akışının dünya ölçeğinde serbest piyasanın oluşumunda önemli rol oynadığı ve piyasaya girmek isteyen herkese bu fırsatları sunduğu ileri sürülmektedir. Bu görüş sahipleri bu sürecin devam etmesi halinde küresel ölçekte dünya ticaretinin ‘optimal bir refah denge noktası’na doğru dönüşeceğini ve küresel ölçekte dünya refahının yaratılacağını iddia etmektedirler. Böyle bakınca küreselleşmenin, son tahlilde, top yekun insanlığın hayrına ve yararına olduğu ve direnç gösterilmemesi gereken bir süreç olduğu sonucuna varılmaktadır.
Aşırı küreselleşme taraftarlarına göre piyasaların durumu, serbest küresel rekabet tarafından belirlendikçe, milli kontrollerin dışında kaldıkça, savaş ve yıkıcı etkiler bertaraf edildikçe daha rasyonel ve müreffeh bir dünya oluşacaktır. Çünkü bu durumda devletlerin, dünya ekonomik sonuçları kontrol etme ve yönlendirme güçleri elinden alınmış olacaktır ve bu durum insanlığın yararınadır.
Küresel çapta faaliyet gösteren firmalar dünyayı tek pazar olarak görmekte, buna göre hareket etmektedirler. Günümüzde küresel ölçekte (uluslararası veya ulusaşırı) faaliyet gösteren en büyük 1000 uluslar arası  firmanın, dünya sanayi üretiminin yaklaşık olarak % 80’ini gerçekleştirdiği 1997 yılında yaklaşık 60 bin uluslararası firmanın yabancı ülkelerde sahip olduğu varlıkların % 15’ine, toplam satışların % 22’sine, sadece 100 büyük uluslar arası firmanın sahip olduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte gerçek uluslar arası şirketlerin sayısının esasen az olduğu, önemli şirketlerin çoğunun dünya piyasalarında global ölçekte ticaret yapmalarına ve bu piyasaların yurtdışındaki işlemlerinde ciddi bir yer işgal etmelerine rağmen, kendi milli kimliklerini koruyarak sadece milli çıkarlarına göre hareket ettikleri belirtilmektedir.   Burada bazı kavram kargaşalıklarını ortadan kaldırmak için yeni tanımlamalara ihtiyaç bulunduğu düşüncesi hasıl olmaktadır. Çünkü ‘uluslararası firma’, ‘çokuluslu firma’, ‘uluslarüstü firma’, çoğu zaman birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Küreselleşme bağlamında, hangi kavramın ne anlama gelebileceğini tartışmaya açmak amacıyla aşağıda tanım denemeleri yapılmıştır:
  • Uluslararası firma: Milli sınırların ötesinde ticari faaliyette bulunan, ancak dış ülkelerde yatırımı olmayan firma uluslararası firmadır. İhracat yolu ile uluslar arası pazarlara ulaşırlar ve uzantısı olan ya da ithalatçı olan firmalar eliyle mal ya da hizmetlerini dış ülkelerde pazarlarlar.
  • Çokuluslu Firma: Mülkiyet ve üst yönetim bakımından ana ülkeye bağlı olmakla birlikte,kaynaklarını milli sınırlar dışına da tahsis ederek yatırımlarda bulunabilen firmalardır. Bu firmalarda üretimle ilgili kararlar ana merkezden alınır ve çeşitli yollarla bağlı şirketlerin kararları da etkilenir. Faaliyet gösterdiği ülkelerde üretim ve üretim araçların kontrol ederler.
  • Uluslarüstü Firma: Küresel ölçekte faaliyet gösteren,dış görünüş itibariyle yöneticilerinin ve sahiplerinin kendilerini herhangi bir milliyet ya da hükümet ilişkisi bağlamında tanımlamadığı,dünya ölçeğinde işletmecilik yapan,ekonomik,ticari ve siyasi olarak tek bir dünya iktidarını hedefleyen; buna bağlı olarak ekonomide, hukukta, siyasette,kültürde tek ve homojen, sınırların olmadığı bir dünya oluşturmayı hedefleyen firmalardır. Bu firmalarda ekonomik-ticari hedefler siyasi hedefleri de ihtiva etmektedir. Ekonomik güç siyasi hedefin gerçekleştirilmesinde; insan zihninin ve değer yargılarının dönüştürülmesinde araç olarak kullanılmaktadır. Bu firmalar dış görünüşlerinin aksine aileler tarafından yönetilmektedir ve sahipleri de bu ailelerdir: Örneğin Rockfeller, Rotschild ailelerine ait firmalar, J.P. Morgan gibi finans kuruluşları bu tür firma yapılanmalarındandır
Yukarıda ortaya konulmaya çalışılan tanımlardan hareketle, belirtilen bütün firma yapıları kürselleşme sürecine katkı sağlamakta, sürecin taşıyıcılığını yapmaktadır. Ancak bunlardan ilki, yani sadece ihracat yoluyla uluslar arası faaliyette bulunan firmaların dünya serbest ticaretini geliştirdiği, dünya servet ve gelir dağılımına olumlu etki yaptığı pekala söylenebilecekken, diğer ikisi (özellikle de sonuncusu) küreselleşme ideolojisinin hem taşıyıcıları hem de oyuncuları durumundadırlar. Özellikle uluslarüstü firmalar küreselleşme sürecinin baş rol oyuncusu konumundadırlar ve siyasi amaçları gizlenmiş olarak, ekonomik-siyasi küresel bir imparatorluğa doğru dünyayı dönüştürmektedirler. Bu firmalar, ellerinde bulundurdukları muazzam ekonomik güç ve medya organları aracılığıyla, kendisi Birleşmiş Milletler’in çeşitli kalkınma ve çevre programlarında görevli bir yazarın çok hoş isimlendirmesiyle, ‘ küresel entelektüel hegemonya’ oluşturmakta, küresel pazara ve ideolojiye entegre edilmek istenen ülke aydınlarında ve kamuoyunda oluşması muhtemel dirençlerin bertaraf edilmesine yönelik propaganda ve ikna çalışmaları da yapmaktadırlar. Böylece küreselleşmenin tabii, zaruri ve yararlı olduğu propaganda edilmektedir. Yine küresel entelektüel hegemonya  “güneyin entelektüel ve siyasi savunmasını ortadan kaldırarak ve bütünüyle güneyin kendi sorunlarına, çatışmalarına, gerçek ya da iddia edilen yetersizliklerine (örneğin yolsuzluk ve şeffaflıktan yoksunluk) yönelterek,gelişmekte olan ülkeleri ve hükümetlerini, milli işlerinde, hele milletlerarası alanda bağımsız inisiyatif ya da direnme yeteneğine sahip olmayan, zayıf yapılar haline getirmektedir.”   
Yine küresel entelektüel hegemonik çevreler, Birleşmiş Milletler ve genel olarak milletlerarası kuruluşların, yapısını, olaylara bakışını, çalışmalarını da denetim altına alarak bu kuruluşları Kuzey’in güçlü ve zengin ülkelerinin çıkarlarını savunan örgütler haline getirmiştir. Sonuçta BM dahil,IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurum ve kuruluşlar, uluslarüstü bu firmaların çıkarlarını savunan bir yapı kazanmış bulunmaktadır.
Süper Güçler: ABD ve AB
Ekonomik, siyasi ve kültürel açılardan halihazırdaki dünyaya baktığımızda iki önemli gücün ekonomiden siyaseti,  her alanda söz sahibi olduğunu görürüz. 2001 Yılı cari fiyatları ile ABD’nin gayri safi milli hasılası 10104,1 milyar Dolar, AB’nin ise 7490,1 milyar Dolardır. Tüm dünya gayrisafi hasılasının yaklaşık olarak 30 000 milyar Dolar olduğunu dikkate alırsak, sadece ABD’nin, bu üretimin 1/3’ünden fazlasını, AB’nin ise % 25’ini,  ikisinin birlikte % 60’ına yakın bir kısmını yarattığını göstermektedir.  Buna karşılık ABD’nin ve AB’nin toplam nüfusu isi sadece 2001 yılında yaklaşık olarak 700 milyon civarındadır. Bu nüfus toplam dünya nüfusu’nun ancak % 10’u kadardır. Bu göstergeleri bir başka şekilde ifade edecek olursak dünyanın % 10’u tüm dünya gelirlerinin % 60’ını üretmekte ve paylaşmaktadır.
Dünyada ABD ile AB arasında derin ve uzlaşılamaz bir çıkar çatışması olduğu, buna bağlı olarak AB’nin, (özellikle Sovyetler Birliği’nin parçalanmasından sonra) ABD’yi frenleyen, dengeleyen bir etkisinin bulunduğuna dair yaygın bir inanç vardır. Gerçekten güncel bazı dünya sorunların baktığımızda bu inancı destekleyen pek çok gelişme bulmak mümkündür. Örneğin son on-yirmi yıl içinde meydana gelen bazı dünya olaylarında (Bosna, Kosova, Afganistan vb. gibi),  ve en son Irak’ta ABD ile AB’nin (İngiltere, İspanya, Portekiz ve bazı Doğu Avrupa Ülkeleri Hariç), sert şekilde karşı karşıya geldiğini gördük. Bu ve benzeri olaylar küresel hegemonya bakımından AB’nin ABD’yi intizama sokacağına dair ümitlerin beslenmesine neden olmaktadır. Ancak bazılarınca durum hiç de böyle değildir. Mesela bir yazar “AB’ye ABD karşıtı yeni bir güç merkezi olarak bakan tüm bakışlar –eğer kasıtlı değillerse- yanılıyorlar. AB bugünkü ortamda  ‘Derin Dünya Devleti’nin bir sacayağından başka bir şey olarak gözükmüyor:  önce Avrupa’lı asilleri yok ettiler, şimdi sıra ulus devletlere geldi, AB Avrupa ulus devletlerinin tasfiye hareketidir. Buradan varılacak sonuç, Avrupa, federatif dünya devletinin Avrupa eyalati olacaktır” demektedir.
Çokuluslu ve özellikle uluslarüstü küresel örgütler ticari ve ekonomik faaliyetlerine herhangi bir devlet ya da devletlerin himayesi olmadan küresel ölçekte devam edebilmeye güç yetirememektedirler. Bu nedenle hükümetlere ihtiyaç duymaktadırlar.  Halihazırda bu tür firmalar küresel operasyonları için öncelikle ve etkili şekilde ABD’yi kullanmaktadırlar. Bunun bir sonucu olarak
bir çok insanın zihninde çok haklı nedenlerle, küreselleşme ile ABD arasında bir ilişki olduğu inancı bulunmaktadır. Hakikaten küreselleşmenin devlet ya da hükümetler bazında taşıyıcılığını etkili bir şekilde öncelikle ABD yapmaktadır. Çünkü küreselleşmenin sağladığı refah artışı Amerikan halkına ve hükümetlerine refah ve güç olarak dönmektedir.  Dünyada olup bitenlere bakıldığında, uluslarüstü firmalarla ABD arasında gizli anlaşmaların bulunduğu ya da ABD’yi yönetenlerin uluslarüstü küresel firmaların adamları olduğu fikri akla gelmektedir. Çünkü “piyasalar ve şirketler kamu iradesinin koruması olmadan var olamazlar. Açık uluslar arası ekonomi eninde sonunda, Batı (özellikle ABD) gücüne ve yasal dayanakla desteklenen aktif düzenlemelere bağlıdır.   Ayrıca askeri bakımdan da ABD hala rakipsizdir ve bu da başka bir gücün, uluslar arası ekonomiyi Amerikan çıkarlarının tersine akıtmak veya yeniden yapılandırmak için askeri güç kullanamayacağı anlamına gelmektedir. Amerika aynı zamanda hala dünyadaki en büyük ekonomidir ve Asyada’ki ihracat yönelimli devletlerin epeyce bağımlı oldukları dünya talebinin güç merkezidir.”  
AB için de pek farklı şeyler söylenemez gibi görünmektedir. AB ülkelerinde Fransa örneğinde olduğu gibi ABD kültür, hayat tarzı ile egemenliğine karşı ciddi karşı duruşlar, dirençler bulunmakla beraber, bu tavrın çok anlamlı ve etkili sonuçlarının alındığını söylemek mümkün değildir. Avrupalı, ABD’nin temsil  ettiği kültürü, yüksek insanlık kültürünü oluşturan Avrupa medeniyet anlayışı ve değerlerinden sapmayı ve bozulmayı ifade eden türedi bir kültür olarak kabul etmektedir. Avrupalı’nın ABD’ye tavrı küreselleşmiş bir dünya fikrine karşı olduğundan değil bu nedenlerden kaynaklanmaktadır. Her ne kadar bu iki güç merkezi kendilerini farklı olarak tanımlasalar da  her iki gücün de ortaya çıkışında rol oynayan dinamikler aynıdır. Her iki uygarlığın de köklerinde akılcılık olduğu kadar, sömürgecilik de bulunmaktadır. Her iki uygarlığın da bu arzularını bilinçaltından atmış olmaları beklenmemelidir. Ayrıca hatırlamak gerekir ki sömürgecilik faaliyetlerine giriştiklerinde Batı’lı Ülkeler, sömürmek için gittikleri ülke ya da coğrafyalardaki insanlara, medeniyet götürdüklerini iddia ediyorlardı ve böylece eylemlerini meşrulaştırıyorlardı. Bugün de değişen bir şey  yoktur.  Bu nedenle hem AB hem de  ABD’nin küresel hakimiyet düşünceleri birbirinden farklı değildir.  Kaldı ki ulus ve hükümetlerüstü küresel firmaların oluşturmuş oldukları AB’nin* küreselleşmeye karşı çıkması düşünülemez. Ayrıca daha önce de değinildiği gibi, hafızasının derinliklerinde sömürme ve dünyaya hükmetme düşüncesi bulunan ülkelerin bu hülyalarından vazgeçmeleri beklenmemelidir. Belki sadece yöntem ve söylem değişmektedir; küreselleşmenin insanlığın hayrına, tabii ve zaruri olduğu savunmasında olduğu gibi.
KÜRESELLEŞME SÜRECİ KARŞISINDA MİLLİ DEVLETLER
Küreselleşme olgusu, süreç içinde devletleri ortadan kaldıracak mıdır? Veya devletler küresel bir dünya sistemi içerisinde yeni konumlanmalar ve fonksiyonlar mı kazanacaktır?. Hassaten, milli (seküler terminoloji ile ulus) devletler tarihe mi karışacaktır?. Aşağıda bu ve benzeri sorular tartışılmaya çalışılacaktır.
DEVLET İHTİYACININ ORTAYA ÇIKIŞI VE DEVLETİN OLUŞUMU
Devlet insanoğlunun zaruri olarak oluşturduğu organizasyondur. İnsanın kendi kendine yetememesinin tabii bir sonucu olarak var olmuştur. Önceleri aile, kabile, oymak veya site vb. şeklinde bir arada yaşayan insan toplulukları, artan iç ve dış tehditlere karşı koyabilmek amacıyla teşkilatlanmak zorunda kalmışlar, bu süreç diğer başka faktörlerin de etkisiyle devlet teşkilatlanmasını ortaya çıkarmıştır.
Devletin kaynağının ne olduğuna dair en eski görüşler, devleti ilahi temele dayandırırlar. Bunlara göre devlet teşkilatı Tanrının istediği, hatta emrettiği şeydir. Eski Mısır’da, Babil’de, Ortaçağ Hıristiyan Teolojisinde devletin İlahi olduğu kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak bu dönemde kralların ülkelerini tanrı adına yönetmekte oldukları kabul edilmiş, din adamları devlet yönetimlerinde çok etkili olmuşlardır. Aynı düşünce İslam öncesi ya da sonrası Türkler’de de söz konusu olmuştur.* “Türk Devlet geleneğinde devlet, kainattaki düzenin dünyada ve toplumda gerçekleştirilmesinin vasıtası olarak görülmüş, bu görüş ‘Nizam-ı Alem’, ‘İla-yı Kelimatullah’, ‘Kızılelma’ idealizmine kaynaklık etmiştir.”
Özellikle Fransız İhtilalinden sonra başlayan dönemde devletin kaynağı ile ilgili olarak üzerinde en fazla durulan görüş devleti ‘toplum sözleşmesi’ (İçtimai mukavele) ile açıklayan görüştür. Buna göre; insanlar düzenli, adil ve güvenli bir toplum halinde yaşayabilmek için devlet denilen organizasyona bunları sağlamak görevi ve yetkisi vererek sosyal bir mukavele yapmaktadırlar. Sonuçta devlet denilen bu teşkilata verilen güç ve yetki bir siyasal sözleşme olarak ortaya çıkmaktadır.
Nasıl açıklanırsa açıklansın devlet, günümüzde de en önemli sosyal/siyasal organizasyon olma hüviyetini sürdürmeye devam etmektedir.
Genel olarak ve detaya inmeden, Büyük Roma İmparatorluğu’nun yıkıldığı tarihten sonra başlatılmak kaydıyla devlet yapıları ve temel nitelikleri kronolojik olarak sıralanmak istenirse, muhtemelen aşağıdaki gibi gösterilebilir.
Site Devletleri (Özellikle Avrupa’ da)
  • Kent merkezli organizasyonlar
  • Vatandaşlık bilinci-seçkinlerin Yönetimi
  • Ticaret ve Lonca ekonomisi
Hanedan-Soya Dayalı Devletler (Genellikle Doğu’da)
  • Birleştirici soylu bir kişi aile veya grup
  • Yüksek askeri organizasyon ve güç
  • Ganimet ve ticaret ekonomisi
İmparatorluklar (Hem Doğu da Hem Batı’da)
  • Yayılmacılık ve Emperyalizm
  • Yüksek askeri organizasyon ve güç
  • Etkin siyasi organizasyon
  • Ticaret yolları hakimiyet, ganimet ekonomisi
  • Çok kültürlülük – etnik çeşitlilik
  • Evrensel - cihanşümul hedefleri
Ulus/Milli Devletler
Batı da (Avrupa da)
  • Bilimsel gelişme
  • Özgürlük fikri
  • Burjuvazi, ulusaşırı ticaret ekonomisi
  • Irkçılık/emperyalizm
Doğu’da
  • Bağımsızlık düşüncesi- anti emperyalizm
  • Milli toplum/ Milliyetçilik – Millet inşa etme çabaları
  • Ekonomik bağımlılık – iktisadi, beşeri ve entelektüel alt yapı noksanlığı
KÜRESEL DEVLET – KÜRESEL İMPARATORLUK
Yukarıdaki şema, içinde bulunduğumuz küreselleşme sürecine kadar oluşan devlet ve toplum yapılarını çerçeveleme, tanımlama çabasıdır. Peki geleceğin dünyası nasıl olacaktır? Daha doğru bir soru ile eğer farklı gelişmeler ortaya çıkmazsa; süreçte bir kırılma yaşanmazsa, küresel aktörlerin gelecekte oluşturmayı düşündükleri dünya ‘küresel imparatorluk’ mu olacaktır? Mevcut işaretlerin ve verilerin bize gösterdiğine göre bu sorunun cevabının evet olması gerekiyor. Hakikaten küresel aktörlerin kafalarındaki dünya tasarımı ‘küresel imparatorluk’tur. Nitekim çeşitli bilim-kurgu roman veya filmlerden tasarlanan dünyanın ipuçlarını yakalamak mümkündür.
Küresel aktörlerin yaratmak istedikleri geleceğin dünyasını mümkün kılacak olan gelişmeler şöyle özetlenebilir:
  • Bilimsel gelişmelerin bilgi ve teknolojilere sahip olan odaklara sağladığı müthiş güç, dünya ölçeğinde denetim ve hakimiyet sağlayacaktır. Biyoteknoloji, genom ve kök hücre çalışmaları sonucunda muhtemelen laboratuarlar siparişle insan üretebilecekler, bunun sonucu olarak istenen ( ya da istenmeyen) niteliklere sahip gurup, tim ya da toplumlar yaratılabilecektir.
  • Bütün bilimsel çalışmaların, insanlığın daha da gelişmesi istikametinde olduğuna dair modern dönemlere ait inanç, çok daha fazla propaganda edilerek, özellikle tıp ve sağlık alanında kaydedilen ilerlemelerle bu inanç bir din haline getirilecektir.  Bu halde iyice sekülerleşmiş bir dünyada ‘Tanrı’ya neredeyse hiç yer bırakılmayacaktır. Bilimin ortaya koydukları, insanlara açıklanamayan hiçbir şey yok vehmini verecek ve bu düşünce din dışılığı belki de hakim hale getirecektir.
  • Bilimsel, teknolojik ve ekonomik güç sonucu, küresel hakim ülkelerin kültürleri egemen kültürler olarak tüm dünyayı etkileyecek, ortak bir insanlık kültürü ve yaşama biçimi oluşacaktır. Bu yapı içinde bütün değerler ‘birey’ odaklı olacak, küresel egemen aktörlerin dışında, insanlığın geri kalan kısmında, insanın kendi dışında, onu aşan ama onu yücelten; uğrunda fedakarlık yapacağı ‘yüksek İdealler’ kalmayacaktır, Kalanlar ise düzeni bozmakla, bozgunculukla ve terörist olmakla suçlanacaktır. İnsanlar sadece ‘daha fazla refah’ ‘daha fazla haz’za ulaşmak amacıyla tamamen bireysel hedefleri olan varlıklara dönüşecektir. Hiç şüphesiz bir küresel ahlak üretilecektir ama bu ahlak tamamen seküler kodlarla oluşacak, İlahi olanla irtibatı olmayacaktır.
  • Küresel imparatorluk dünya düzeyinde siyasal anlamda da hakim hale gelecektir. Temel insan hakları bağlamında bir dizi kural bulunacak ama bütün kurallar küresel imparatorluğun devamını sağlayacak şekilde kurgulanacaktır. İnsanlar hak ve özgürlüklerin hakim olduğu bir düzende yaşadıkları hissine sahip olacaklardır.  Oysa gerçekte her şey küresel aktörlerin istediği biçimde gerçekleşecektir. Demokrasi, küresel imparatorluğa giden süreçte tüm ülke ve kültürlere uygulatılması zorunlu olan model olacak, ama son tahlilde, küresel imparatorluğa ulaşıldığında görünürde var, ama gerçekte olmayan  küresel bir imparatorluk oluşturulacaktır.
  • Küresel imparatorluğun teknoloji ile teçhiz edilmiş müthiş donanımlı ve güçlü askeri organizasyonu ve güvenlik teşkilatları olacaktır.  Küresel sistemi bozmaya yönelik her eylem anında ve belki de henüz ortaya çıkmadan yok edilecektir. Teknoloji bu tarz bir askeri ve güvenlik sistemini mümkün kılacaktır.
  • Küresel imparatorluğu yönetenler, hiç kuşkusuz çok özel amaçları olan, bugünkü dünyayı küresel imparatorluklarına doğru sürükleyen uluslarüstü firmalar olacaktır. Müthiş ekonomik güçleri ile küresel imparatorluğu gerçekleştireceklerdir.
Yukarıda ileri sürülen görüşler  çok abartılı ve spekülatif gelebilir. Ancak ABD’nin kuruluş yıllarından bu güne gelinceye kadar olup bitenlere baktığımızda, sürecin bu yöne doğru olduğu; küresel dünya imparatorluğunu gerçekleştirmek isteyen odakların tercih ettiği destek veya araç ülkenin ABD olduğu görülür. Aşağıdaki alıntılar bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Amerikan siyasetinde bir sonraki büyük adım için vakit gelmiştir.
Bu bir demokrat veya cumhuriyetçi ya da sol ve sağ sorunu de-
ğildir. Daha önemli bir şey... Artık işe yaramayan bir geçmişi ko-
rumak ve onarmak isteyen politikacılarla, ‘üçüncü dalga’ dediği-
miz bilgi çağı toplumuna geçmeye hazır politikacılar arasında
cereyan eden bir vaka...

Hayatlarımıza yeni bir medeniyet doğuyor, körler ise bunu bas-
tırmaya çalışıyorlar. Bu yeni medeniyet beraberinde yeni aile
tipi getiriyor. Yeni bir ekonomi, yeni siyasi çatışmalar, ve...
değişik bir bilinç... İnsanlık önemli bir atılımda bulunuyor.’Üçün-
cü Dalga’nın anlamı bu...

Davamız ‘devrimci iddia’ dediğimiz olaya dayanıyor. Devrimci
İddia zekamızı ve irademizi özgür kılıyor.
Milliyetçilik , birinci dalgadır. Üçüncü Dalga, ekonomileri gelişti-
rerek iş yaşamının ve paranın küreselleşmesi, milliyetçilerin
bunca zamandır yücelttiği ‘milli egemenliğin’ anlamsızlığını or-
taya koyuyor...
Üçüncü Dalga ile değiştirilen ekonomiler, egemenliklerinin
bir bölümünden feragat etmek zorunda kalır... Üçüncü Dalga
ülkelerinin şairleri ve entelektüelleri, ‘sınırsız’ bir dünyanın ve
‘gezegen bilincinin’ ne kadar faydalı olduğunun şarkısını söy-
lerler.
Üçüncü Dalga... kültürleri, değerleri ve ahlak anlayışını bir-
leştirir... Bundan böyle farklı dini inançlar olmayacaktır.
Yepyeni bir hükümet yapısı oluşturmak için... Amerika Birleşik
Devletleri Anayasası’nın  yeniden gözden geçirilip değiştirilme
si gereklidir... İkinci Dalga Kuruluşlarının enkazı üzerine  Üçüncü
Dalga medeniyetini inşa etmek, daha uygun siyasal yapılar plan-
lamayı içerir... Sırası geldiğinde bize şimdiye kadar hizmet ver-
miş bu sistem sona erdirilmeli ve yenisi ile değiştirilmelidir.
Bu ve benzeri görüşler bazı kişilerin fantezilerinden ibaret değildir. Çeşitli zamanlarda farklı kişiler tarafından ifade edilmektedir. Aşağıda buna dair örnekler verilmiştir:
Bir dünya hükümeti ister istemez kurulacaktır. Tek sorun bu sonuca
güzellikle mi yoksa zorla mı ulaşılacağıdır.
Geleceğin küresel dünyasını zihinlerinde bu şekilde kurgulayanlar, planlarını İlahi bir temele dayandırmayı da ihmal etmemektedirler:
“Tanrı’nın planı, tüm ırkları, dinleri ve felsefeleri birleştirmeye vakfedilmiştir.
Bu plan kendini yeni oluşumlara adamıştır. Yeni bir ırk, yeni bir medeniyet,
mezheplere ayrılmamış ve ‘büyük ışık’ diye bilinen ve zaten var olan ‘yeni
bir din’... Amerikan ırkı, altıncı Ari Medeniyet olacak. Bu yeni ve büyük
medeniyet, açmaya ve harika kokusunu tüm dünyaya yaymaya hazır bir gül
goncası gibi”
Nitekim şimdiki ABD başkanı George W. Bush’un çok dindar olduğunu ve kendisini İlahi görevli addettiğine dair dünya basınında çıkan haberleri de hatırlamakta yarar vardır. Yine önceki Başkan Bill Clinton’un şu ifadeleri de oldukça manidardır:
 “Kitab-ı Mukaddesin dediği gibi, yapabileceklerimizi  henüz ne gözlerimiz
gördü, ne kulaklarımız duydu ne de zihinlerimiz hayal etti... Yapabiliriz.”
ABD’yi yöneten gizli veya açık yöneticilerin bu düşünceleri sadece bu günlere ait değildir. Henüz ABD yeni kurulmuşken bile benzer görüşlere rastlamak mümkündür. Örneğin, 1898 yılında senatör Albert J. Beveridge de benzer şeyler söylüyordu.
“Amerikan Cumhuriyeti, tarihin en üstün ırkının kurduğu bir cumhuriyettir.
Tanrı tarafından yönlendirilen bir devlettir. Bu cumhuriyetin liderleri de
Yalnızca devlet adamı değil, aynı zamanda Tanrı’nın Peygamberleridir.”

*  Kamu İşletmeleri İşverenleri Sendikası- Baş Uzman.
Martin WOLF, “Ulus- Devlet küreselleşmeye Karşı Durabilecek mi?”, Türkiye ve Siyaset, Kasım-Aralık 2001, s.211-220.
  İskender ÖKSÜZ, “Küreselleşme-Milliyet ve Milliyetçiler”, Türk Yurdu, Mart-Mayıs 1999, s.186-188.
  Feridun MERTER, “Globalleşme Gerçeği Karşısında Türk Kültürünün Konumu Ne Olmalıdır?”,    Türk Yurdu, Mart-Mayıs 1999, s.138-142.
   Metin ÖZKUL, “Milliyetçilik ve Küreselleşme”, Türk Yurdu,  Mart-Mayıs 1999, s. 243-251.
  Martin WOLF, a.gm.,s. 211.
   DPT., Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı-Küreselleşme Özel İhtisas Komisyonu Raporu”, Ankara 2000, s.55.
  Paul HIRST-Grahame THOMPSON, “Küreselleşme ve Milli Devletin Geleceği”, Çev. A.Selçuk Can, Türkiye ve Siyaset, Kasım-Aralık 2001,s.126-145.
  Anthony GİDDENS, The Consequence of Modernity, Cambridge 1980., s. 64’ten nakleden Serhat Gürlek, “Küreselleşme ve Milli Devletin Geleceği Bağlamında Türk Milliyetçiliğini Yeniden Düşünmek”, Türkiye ve Siyaset, Kasım-Aralık 2001, s. 27-42.
  James H. MİTTLEMAN, “The Dynamics of Globalization, Globalization: Critical Reflections,” (ed.) ames E. Mittleman, London 1997, s. 3’ten nakleden Serhat Gürlek, a.g.m., s. 28.
  Paul HİRST- Grahame THOMPSON, a.g.m., s. 134.
  Neşet ÇAĞATAY, Bir Türk Kurumu Olan Ahilik, Ankara1974, s. 97.
  Gülten KUTAL, Endüstri İlişkileri Açısından Çok Uluslu Şirketler, İstanbul 1982,s.22.
Hakan ERKUTLU-Süleyman ERYİĞİT, “Uluslararasılaşma Süreci”, Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, Kış 2001, s.149-163.
  Paul HIRST-Grahame THOMPSON, a.g.m.,s. 137.
  The Economist, Vol. 354, Ocak 2000, s.19.
  UNCTAD, World Investmen Report, Foreign Direct Investment Report and the Challange of the  Development. United Nations, NewYork and Geneva 1999, s. 83-84’ten nakleden Serhet Gürlek, a.g.m., s.29.
  Paul HIRST- Grahame Thompson, a.g.m., s. 137.
  Öznur YÜKSEL, Uluslar arası İşletme Yönetimi ve Türkiye Uygulamaları, Ankara 1999, s. 108.
     Bkz. Texe MARRS, Illuminati Entrika Çemberi, Çev. Ali Çimen-Petek Demir, İstanbul 2002., Atilla AKAR, Derin Dünya Devleti Gizli Doktrinin Küresel Efendileri, İstanbul 2003.
     Bronislav GOSOVİÇ, “Küresel entelektüel Hegemonya ve Milletlerarası Kalkınma Gündemi”, Çev. Sadir Karabekir, Türkiye ve Siyaset, Kasım-Aralık 2001, s. 153-167.
     Bronislav GOSOVİÇ, a.g.m., s.155-159.,  Martin WOLF, a.g.m., s. 211-220.
  Atilla AKAR, a.g.e., s. 211.
  Paul HIRST-Grahame THOMPSON, a.g.m., s. 139.
     Paul HIRST-Grahame THOMPSON, a.g.m., s. 134.
*      Küresel firmalar Avrupa’da savaş istememektedir. Savaş eğer çıkarları için, gerekiyorsa dünyanın diğer yörelerinde çıkartılmalıdır. Daha sonra “Uluslararası Toplum” olarak buralara müdahale edilmeli ve küresel sisteme entegre edilmelidir. AB’ de buna katkı sağlamalıdır
    S. Hayri BOLAY, Felsefi Doktrinler ve Terimler sözlüğü, Ankara, 1996, s. 85-86.
*      Bir romancımız romanında  Bilge Kağan’ı şöyle konuştururur : “Ben Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilgi Kağan”.
     Alvin ve Heidi TOFFLER, Creating a New Civilization, Atlanta, Georgia 1995’den nakleden Texe Marrs, a.g.e., s.182-183.
     CFR (Council of Foreign Affairs) üyesi James Warburg’un 17 Şubat 1959’da Senato Dış İlişkiler Komitesindeki İfadesinden nakleden, Atilla Akar, a.g.e., s. 95.
     C. William Smith, “ God’s Plan for America”, The New Age Dergisi, Eylül 1950’den nakleden  Texe Marrs, s. 178.
     Texe MARRS, a.g.e., s. 191.
  ABD Senatörü Albert J. Beveridge’nin 27 Nisan 1898 tarihli Senato Konuşmasından nakleden, Atilla AKAR, a.g.e., s. 155.


 

__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around
http://mail.yahoo.com



Wed Jan 3, 2007 3:37 pm

mehmedkagan
Offline Offline
Send Email Send Email

Forward
Message #1659 of 6571 |
Expand Messages Author Sort by Date

KÜRESELLEŞME TÜRK DEVLETİ VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ-I Dr. Süleyman ERYİĞİT Türk Yurdu Dergisi | Cilt: 25 | Sayı: 218-219 | Ekim-Kasım 2005 ...
Mehmed Kagan
mehmedkagan
Offline Send Email
Jan 3, 2007
3:50 pm
Advanced

Copyright © 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help