http://www.haber10.com/makale/5603/#Scene_1
“Politikaya girmek, amacı iktidar olan çatışmalara katılmaktır: devlete ve topluma hükmetme iktidarı. Politikaya girer girmez aksiyon kanunlarına boyun eğmeyi de kabul etmiş oluruz. Bu kanunlar samimî tercihlerimize de, “Evamir-i Aşere’ye”de aykırı olabilir. Şeytanla bir anlaşma imzalamaktır politikaya girmek. Kendini netice almanın mantığına teslim etmektir.” (Cemil Meriç)
Çeyrek döner katkılı bir seçimin ardından son on yıllardaki seçim aralıklarını düşündüğümüzde uzun sayılabilecek bir süreden sonra yeniden bir “seçim” sürecine giriyoruz. Meydanlar yine her seçimin değişmez konusu “geçim”den başlayıp “terör, başörtüsü, laiklik…” gibi bildik siyâsî kozların karşı tarafa kullanılarak güç devşirildiği hasis hesapların tarafı olan fedakâr kalabalıklarla dolup taşacak. Kalabalıklar her zamanki gibi akla ziyan vaatlerin büyüsüyle gidebildiği yere kadar dolduruluşa getirilecek; mazotun 1 YTL olmasından kamu reformundan bakanlık sayısını düşürmeyi anlayanların komik durumlarına, bizim iktidarımızda “50 yıllık bir ülkeden silah alınmayacak”tan tutun “asacağız keseceğiz”e kadar her kes kendi “uzmanlık alanı”nda yapabileceklerini dillendirecek ve tabiî yine “bizim takım” kazanmazsa öcüler gelecek.
Peki seçimlerden sonra ne olacak? Yine birileri “iktidar” olacak ya da kıyısından köşesinden tutunacak ama yine Ankara “göründüğü gibi” olmayacak ve bizim bilmediğimiz gerçekler fısıltı gazetesiyle duyurulacak, yine her şeyi yapmaya muktedir süper gücümüz ve ona olan borçlarımız/yükümlülüklerimiz olacak. Tabiî ki başarısızlıkların arkasında yine malûm zinde güçlerin balans ayarı vurgulu psikolojik baskıları, kripto Yahudilerin efsûnlu entrikaları, koalisyon ortağı olmanın getirdiği zafiyetler, iktidara tek başınıza da gelseniz kaht-ı ricâl boşluğu, yarım yüzyıldır demokrasi maskesiyle yapılan karşı devrimin tahribatları…işte hepimizin bildiği malûm iç-dış-düş güçler …Yâni yine “fedakâr kalabalık”lara düşen pay ehven-i şere tâlim, daha az zulmedene katlanmak ve “ülkemizin geçirmekte olduğu bu kritik süreçte en fazla şimdi birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var”la titreyip kendine gelerek “dâvâ”sına daha fazla hizmet etmek olacak.
Lafı eveleyip gevelemeden adını koyalım: umudumuzu kaybettik...12 Eylül’e giden süreçte Bu Ülke’nin elleri nasırlı çocukları birbirlerine kırdırılarak hebâ edildi. Ölen sadece gencecik bedenler değildi, o sâfi yüreklerin taşıdığı coşkuydu, umuttu ve imandı öldürülen. Belki onlar birbirlerine güvenmiyorlardı ama güvendikleri bir “inanç” ve tutundukları bir parçada olsa “ümit”leri vardı.
O’nlar belki de son elli yılın en trajik kuşağı olarak sessiz sedâsız bir şekilde târih sahnesinden çekildiler. Kahrolası bir “Eylül”ün ardından herbiri bir yana savruldu; kimi yaşı büyütülerek idam edildi, kimi cezaevinde takkeyle namaz kıldı diye başına dipçikle vurularak öldürüldü. Türkiye’yi paylaşamayanlar birkaç metrekarelik hücrelerde aynı merkezin işkencelerini bedenlerinde hissettiler; aynı merkezin kontrolünde yaptıkları “savaş”ın ardından.
Ve 12 Eylül sonrası...
Graham Fuller’in “Sihirli Değneği” girecektir devreye. Fuller’in “İslâmcı Akım”larla ilgili olarak “bulundukları ülkelerdeki kötü yönetime karşı memnuniyetsizliği arkalarına alarak nasılsa güçlenerek bir alternatif olacaklar; o zaman İslâmcıları muhalefette bekleterek ellerinde sihirli değnek olduğu inancı oluşturmak yerine onları iktidara getirmeli ve böylece ellerinde sihirli değnek olmadığını halka göstermeliyiz..” şeklinde özetlenecek bildik “Ilımlılık” süreci projeleri...
Fuller’in “sihirli değneği” sâdece İslâmcıların terbiyesi için miydi?
Gümrük Birliği’ne girişimizden AB’ye Uyum Sürecine, IMF’yle en geniş kapsamlı anlaşmalardan İmralı’daki ajan teröristin dosyasının “dondurulmasına” kadar hepimizin bildiği icraatlar sağdan sola hangimizi tüketmedi? Şimdi elimize tutuşturulan sihirli değneğin tek marifeti AB-D’yle daha fazla nasıl bütünleşiriz “sorunsalı”nı çözmeye, bir yanağımıza vurana öbür yanağımızı uzatmayı “devlet adamlığı” olarak göstermeye yarıyor.
Sahi Türkiye’de sağ ve sol arasındaki o kalın çizgi nedir? Ya o cafcaflı “merkez” ne işe yarar? Sağdan sola, merkezden uca, “derin”den sığa uzanan yelpazede “çağın gerekleri” doğrultusunda yaşanan “tek tip”leşmenin dozajı dışında ne fark vardır? Son kertede kapitalizmin sınırları çerçevesinde yapılan mücadelenin küresel ölçekteki ve bu kutuplaşmanın Türkiye uzantısındaki taraflarından biriyle işbirliği yaparak “siyâset” yapmanın adı haysiyetsizlikten başka nedir?
Bugün anti-emperyalist söylemlere sahip “eski tüfek”ler öncelikle muktedir bir iktidarın tek sahibiyken küresel güçlerle yaptıkları “stratejik ittifak”ların daha sonra da yıllarca milletin değerleriyle yaptıkları kavganın getirdiği çıkmazın hesabını vermeliler. Milletin haklı taleplerini dillendiren ama meşruiyetini küresel güçlerin eliyle kazanmayı hesaplayan tâze Türk büyükleri ise bu kirli ittifakın ülkenin bağımsızlığı üzerinden kumar oynamak olduğunu anlamalılar.
Otorite ve hürriyet, küresel ve “ulusal” oligarşi, AB-D ile Rusya arasında yaptığınız tercihte tüm kesimleriyle “millet” yoksa milletin iktidardan sadece hakkı olanı alması dâvâsı yoksa yüzde bilmem kaç oy alsanız ya da 6 kez iktidar olsanız ne çıkar? Sözgelimi Amerika’ya karşı Almanya’yla veya İngiltere’ye karşı Rusya ile yaptığınız ittifak size iktidar pastasından pay verirken herhalde ortağınız bu “iş”ten eli boş dönmeyecektir. Türkiye’nin iktisadî ve “târihi” varlıklarının talan edilmesi karşılığında “çelik çekirdek kadro” üzerinde kazanacağınız “zafer”in BİZim için anlamı nedir? Tersinden bir mantıkla, milletiyle kavgalı ve milletin her kesimini tehdit olarak gören statükonun küresel güçlere direniyor görüntüsü acaba gücün tek sahibi olmaya alışmış olmasının getirdiği refleksten öteye gitmekte midir?
Kelimelerin ve idrakimize giydirilen deli gömlekleri olan “-izm”lerin kavgasında fedai olacak yeni bir kayıp kuşağa tahammülümüz yok. Türkiye’nin bir an önce bürokrasisinden siyâsetine, sivil toplum örgütlerinden medyasına kadar her alanda “Soğuk Savaş” zihniyetinden kurtulması ve “Emperyal Şehvet”in yalancı vaatlerine kanmaması gerekmektedir. Güce ve paraya tapan bu statükocu/değişimci zihniyetin dinozorlarının, tüm tanrı pozundaki insancıklara karşı “hür”riyetini haykırmış ve bu kurtarıcılardan kurtulmuş “sivil” kadrolarla değişmesi gerekiyor. Menşeî ve amacı ne olursa olsun gücün yükseltirken alçaltan bu fıtrî yapısına karşı topyekûn reddiye, köklü bir değişimi sağlayacak iktidar adayının günü geldiğinde kaybedecek bir iktidarının ve aslında kaybedecek hiçbir şeyinin olmamasıyla başlar.
Gerçek bir iktidar mücadelesinin bileşenlerini doğru okuyan ve kadîm savaşın son kertede “iyi” ile “kötü”nün savaşı olduğunun bilincinde olan –Cemil Meriç’in tabiriyle- Yeni Neslin Soylu İdealistlerini yetiştirmeye kendini adayacak “cesaret”te bir siyâsî akıl ancak bir kaç yüzyıldır süren “kavga”ya anlamlı bir katkıda bulunabilir.
Bu neslin yetişmesi için zamanı olmayan ve duruma “bir an önce” müdahil olmak isteyenler için illâda bir ittifak gerekliyse eğer bunun adı, pergelin merkezine bu toprakları koyan tüm “ezilen” kesimlerin içinde olduğu “Erdemliler İttifakı”dır. Sine-i millet işte burasıdır ve hem iktidar hem muktedir olmak buradan başlar; aksi haddini aşıp zıddına dönüşmektir ve buda yazıkki târihin tekerrürüdür...
“Her kuvvet tükenir, târihi yönetme gücü ilelebet devam etmez. Avrupa bu imtiyazı üçbin yıl önce Asya’dan devraldı, ama ne zamana kadar koruyabilecek?” (E. Laviesse)
__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around
http://mail.yahoo.com