Üniversite ve salyangozcu medya / Ömer Lütfi Mete
BİR taşra çocuğu olarak Bâbıâli’ye adım attığım günden beri değişmeyen bir gerçeği sorgularım:
-Büyük çoğunluğu sağ görüşlü bir halk, nasıl olur da sürekli solculuk satan ve muhafazakârlık düşmanlığı yapan bir basını besler?
Şüphesiz bu kitaplık bir konu ama sadece değinmekle yetinirim. Zira künhünü kavradığımı düşünür, ayrıntılarını önemsemem. Esasen toplum da, yaşattığı bu gazeteciliği kutsamaz ama vazgeçmeyi veya hizaya getirmeyi de beceremez.
Tam da bu noktada konuyu özetleyen eğlenceli bir açıklama buluveririz. Sanki ‘Fala inanma, falsız da kalma’ diyen halk dehası şöyle bir izah geliştirmiş:
-Tamam, aldığım kökten-batıcı gazete veya seyrettiğim kökten-batırıcı televizyon benim ve ailemin meşrebime uymuyor ama ne yapayım, meraktan çatlıyorum... Ben de insanım. Ben de herkes gibi röntgencilik dürtüsü ile sürekli teşhirci avına çıkmaya şartlandırılıyorum. Kökten-Batıcı ve kökten-batırıcı organlar bir yandan benim değerlerime küfretseler de, röntgencilik ihtiyacımı daha iyi karşılıyorlar. Kapalı kapılar ardında neler döndüğünü onlardan öğreniyor, hatta eteklerin altında neler çevrildiğine ilişkin dedikodu şehvetimi bunlarla tatmin ediyorum...
Geniş kitleleri ‘çantada keklik’ olarak yanına alan yükseltilen değer gazetecisi günün anlam ve önemine uygun şekilde devlet, millet ve din düşmanlığı yapmak üzere dokunulmazlık edinir. Ayrıca bu dokunulmazlığını sözde Atatürkçü, sözde ayrılıkçı terör karşıtı söylemleri ile süslediği için sinsice Mustafa Kemal düşmanlığı ve Kürt ırkçılığı dahi yapar.
Millet karşıtı bu gazetecilik anlayışının örnekleri sayısız. Sözgelimi üniversitelerdeki olaylara yönelik yükseltilen değer gazeteciliği simgesel bir örnektir. Ne hikmetse, bu gazeteci türünün gözünde olayların daimi ve peşin suçluları ülkücülerdir. Eğer bir şiddet olayı varsa ve saldıranlar solcular ise ülkücüler suçludurlar. Hele bir de saldıranlar sağcılar ise, ülkücüler sadece suçlu değil canavardırlar.
İlginçtir, şehit cenazelerinde ağıt yayıncılığı ile duygu sömürüsü yapan bu gazeteci türü için; terör örgütünün uzantıları olarak çalışan bazı ırkçı Kürt öğrenciler bile daha makbuldür. Buna karşılık birlik isteyen milliyetçi gençler, bu doğrultuda eylemde bulunsalar da bulunmasalar da, sırf siyasi eğilimleri yüzünden aşırı ve tehlikelidirler.
Niye?
Bu yükseltilen değer gazetecilerinin hepsi Kürt ırkçısı mı?
Elbette değil.
Bu gazeteci türünün gözünde neden her durumda milliyetçi gençler suçludurlar?
En büyük etken, bu yayın organlarında asgari müşterek olarak ‘Türk rahatsızlığı’ bulunmasıdır. Haçlılardan, içimizdeki talihsiz ve tarihsiz unsurlara bulaşan bu hastalık, esasen bir ırk kökeni olarak Türklükten duyulan rahatsızlık değildir. Bu, batılıların tarih boyunca ‘Türk’ kelimesine yükledikleri, Müslüman kelimesiyle özdeş denebilecek anlam her ne ise ona beslenen düşmanlıkla ilgilidir. Tepki gösterilen, ırkçı boyutta bir Türkçülük değil. Hazmedilemeyen şey, tarihteki büyük etkinliğiyle beraber Türk milletinin benimsediği değerler ve hassasiyetler bütünüdür. Bu yüzden, şayet başörtülü kızlarla PKK militanları kavga etseler aynı tavır sergilenir, ayrılıkçı erkek eylemciler saldırgan taraf olsalar bile daha mazur görülürler.
Birkaç gün önce Mersin Üniversitesi’ndeki olaylarla ilgili yayınlar da aynıydı. Irkçı öğrenciler polisi taşlayıp terör lehine gösteri yaparken aynı gazeteciye göre suçlu yine ülkücülerdi...
Müslüman Türk, kendi mahallesinde satılan salyangozları havyar diye yutmaya devam ettikçe bu böyle gider.
-Büyük çoğunluğu sağ görüşlü bir halk, nasıl olur da sürekli solculuk satan ve muhafazakârlık düşmanlığı yapan bir basını besler?
Şüphesiz bu kitaplık bir konu ama sadece değinmekle yetinirim. Zira künhünü kavradığımı düşünür, ayrıntılarını önemsemem. Esasen toplum da, yaşattığı bu gazeteciliği kutsamaz ama vazgeçmeyi veya hizaya getirmeyi de beceremez.
Tam da bu noktada konuyu özetleyen eğlenceli bir açıklama buluveririz. Sanki ‘Fala inanma, falsız da kalma’ diyen halk dehası şöyle bir izah geliştirmiş:
-Tamam, aldığım kökten-batıcı gazete veya seyrettiğim kökten-batırıcı televizyon benim ve ailemin meşrebime uymuyor ama ne yapayım, meraktan çatlıyorum... Ben de insanım. Ben de herkes gibi röntgencilik dürtüsü ile sürekli teşhirci avına çıkmaya şartlandırılıyorum. Kökten-Batıcı ve kökten-batırıcı organlar bir yandan benim değerlerime küfretseler de, röntgencilik ihtiyacımı daha iyi karşılıyorlar. Kapalı kapılar ardında neler döndüğünü onlardan öğreniyor, hatta eteklerin altında neler çevrildiğine ilişkin dedikodu şehvetimi bunlarla tatmin ediyorum...
Geniş kitleleri ‘çantada keklik’ olarak yanına alan yükseltilen değer gazetecisi günün anlam ve önemine uygun şekilde devlet, millet ve din düşmanlığı yapmak üzere dokunulmazlık edinir. Ayrıca bu dokunulmazlığını sözde Atatürkçü, sözde ayrılıkçı terör karşıtı söylemleri ile süslediği için sinsice Mustafa Kemal düşmanlığı ve Kürt ırkçılığı dahi yapar.
Millet karşıtı bu gazetecilik anlayışının örnekleri sayısız. Sözgelimi üniversitelerdeki olaylara yönelik yükseltilen değer gazeteciliği simgesel bir örnektir. Ne hikmetse, bu gazeteci türünün gözünde olayların daimi ve peşin suçluları ülkücülerdir. Eğer bir şiddet olayı varsa ve saldıranlar solcular ise ülkücüler suçludurlar. Hele bir de saldıranlar sağcılar ise, ülkücüler sadece suçlu değil canavardırlar.
İlginçtir, şehit cenazelerinde ağıt yayıncılığı ile duygu sömürüsü yapan bu gazeteci türü için; terör örgütünün uzantıları olarak çalışan bazı ırkçı Kürt öğrenciler bile daha makbuldür. Buna karşılık birlik isteyen milliyetçi gençler, bu doğrultuda eylemde bulunsalar da bulunmasalar da, sırf siyasi eğilimleri yüzünden aşırı ve tehlikelidirler.
Niye?
Bu yükseltilen değer gazetecilerinin hepsi Kürt ırkçısı mı?
Elbette değil.
Bu gazeteci türünün gözünde neden her durumda milliyetçi gençler suçludurlar?
En büyük etken, bu yayın organlarında asgari müşterek olarak ‘Türk rahatsızlığı’ bulunmasıdır. Haçlılardan, içimizdeki talihsiz ve tarihsiz unsurlara bulaşan bu hastalık, esasen bir ırk kökeni olarak Türklükten duyulan rahatsızlık değildir. Bu, batılıların tarih boyunca ‘Türk’ kelimesine yükledikleri, Müslüman kelimesiyle özdeş denebilecek anlam her ne ise ona beslenen düşmanlıkla ilgilidir. Tepki gösterilen, ırkçı boyutta bir Türkçülük değil. Hazmedilemeyen şey, tarihteki büyük etkinliğiyle beraber Türk milletinin benimsediği değerler ve hassasiyetler bütünüdür. Bu yüzden, şayet başörtülü kızlarla PKK militanları kavga etseler aynı tavır sergilenir, ayrılıkçı erkek eylemciler saldırgan taraf olsalar bile daha mazur görülürler.
Birkaç gün önce Mersin Üniversitesi’ndeki olaylarla ilgili yayınlar da aynıydı. Irkçı öğrenciler polisi taşlayıp terör lehine gösteri yaparken aynı gazeteciye göre suçlu yine ülkücülerdi...
Müslüman Türk, kendi mahallesinde satılan salyangozları havyar diye yutmaya devam ettikçe bu böyle gider.
__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around
http://mail.yahoo.com