İSLAM KÜLTÜRÜNDE ANTİSEMİTİZM YOK...
-Cemil Meriç”in bir öğrencisi olarak, onun hakkında kısaca neler söyleyebilirsiniz?
Alkan: Ben Cemil Meriç’in öğrencisi sayılmam; topu topu iki kere görmüşlüğüm var ve süre itibariyle iki saati geçmez. Onu tanıdığım yıllarda yazdıklarını, fikirlerini beğeniyor, benimsiyordum; bu sempatinin bana çok kârı dokunduğu muhakkaktır; bir manada Cemil Meriç benim gibilerin gıyapta muallimi oldu.
Ama Cemil Meriç’ten asıl istifade edilmesi lazım gelen nokta bu değildir; onun çalışma disiplinini, daha doğrusu aşkını, kelime ve kavramlara
gösterdiği hassasiyeti, bazı yazıları defalarca kaleme almak suretiyle serdettiği fikri cehdi ve titizliği taklit etmek lazımdır. O da isterdi ki, gelecek zamanlarda, fikirlerinin mukallidi ve tekrarlayıcısı bir okuyucu kitlesi yerine usulünün takipçisi gençler olsun. Piyesi seyrederken dekoru da gözden kaçırmayalım; bazen dekor daha fazla öğretici ve ışık tutucudur çünkü.
-Bundan sonraki sorularımız “Geç kalmış Bir Muhasebe” üzerine olacak. Sizin bir siyasetbilimci olmanız hasebiyle şöyle bir soru yöneltmek istiyorum. Bugünkü gençliğin politik yaklaşımları ya da seksenden sonra daha çok apolitikliği seçen gençliğin siyasi değerleri hakkında neler söyleyeceksiniz? Ve bu değerler geleceği nasıl yoğuracaktır?
Alkan: Kapımda siyaset bilimci yazıyor, yani o ana bilim dalında vazife görüyorum ama akademik hayatta benim varlık sebebim tarihtir, tarihçiliktir. Bu küçük tashihten sonra cevaba geçebiliriz.
Biz çok yoğun bir politizasyon dönemi yaşadık gençliğimizde; o kuşaklardan pek azı bu yoğun politizasyondan şahsi hisse ve kâr çıkarabilmiştir; büyük çoğunluk zarar etti. Öyleyse depolitizasyona öcü gibi yaklaşmak en azından eksik bir nokta-i nazardır.
Önemli olan birikimdir; önemli olan usul bilgisi kazanmaktır, önemli olan birikimi usulle kıvamlandırarak yargıda bulunmaktır. Bugünkü gençlik kuşaklarında bu eksikliği gördüğüm için yeriniyorum; çünkü o çok politize olduğumuz dönemlerde bizim temel
eksikliğimiz buydu.
-Peki, gençlerin hayatı, bu ülkedeki gençlerin idrakleri belirttiğiniz süreçlerde nasıl etkilenmiştir ya da nasıl etkilenecektir?
Alkan: Bizim mensup bulunduğumuz sınıfın (burada sınıf kelimesini tartarak kullanıyorum) olup biten üzerinde tesir icra etmesi, “bilmek”le olur; başka şansımız yok. Biz sıradan okullarda okuduk; çocuklarımız da aynı kaderi paylaşıyor; iş dünyasına, siyasete, sanata, yüksek burjuvaziye doğrudan geçiş yapacak kanallarımız yok. Bizi ancak bilmek güçlü kılar; bilmek ise ortaçağ Avrupa’sından bu yana hiçbir zümrenin tekelinde değil çok şükür; sadece daha çok gayret göstermek lazım
geliyor. Hariçten gazel okuyacağız bir yerde ama iyi gazel okuyacağız. Veya sıradanlığı kabulleneceğiz.
-Ya Modernizm? Bu ülkedeki açılımıyla Batılılaşma, onunla gençler arasındaki bağıntı?
Alkan: Post doktora çapında bir sual; cevabı da tabiatıyla uzun. Benim görüşüm şudur. Modernizm bir vakıadır ve onu geriye çevirmek beyhude gayret; boğayı durduramıyorsanız yönetmeyi deneyeceksiniz; hep önünden kaçıp hem sızlanmak olmaz. Türkiye’nin irfan birikimi boğayı boynuzlarından tutup yönetmeye kifayet edebilir, yeter ki kıvamımızı zenginleştirebilelim.
-Şimdi, uzun zamandan beri beyinleri meşgul eden bir başka konuyla ilgili görüşlerinizi almak istiyorum. Antisemitizm? Bu kavramı bugünkü İsrail-Hizbullah, Filistin, İran çatışmaları için kullanabilir miyiz?
Alkan: İslam kültüründe Antisemitizm diye bir kavram yok; şuuraltımızda yok. Biz İsrail devleti’ni “Sami” kavminden geldiği için değil, zulümle iştigal ettiği için, Siyonist tasavvurlar peşinde koştuğu için kınıyoruz. Antisemitizm bir batılı hastalığıdır ve onlarda benzeri hastalıkların sivilcesi apsesi hayli yaygındır. Binaenaleyh, bu kavram Ortadoğu’da olup bitenleri kavramak için bizim işimize yaramıyor.
-Peki, İsrail’in kendisinin antisemitizm’i alttan alta kaşıyarak dünya üzerindeki siyasetini meşrulaştırma çabasında olduğu iddialarına ne diyeceksiniz?
Alkan: Aynı kanaatteyim; İsrail Devleti, varlık sebebini antisemitist aşırılıkların istismarına borçludur.
-Peki, hocam bu ülkenin sorunları senelerdir tartışılmakta. Bu yüzden ben de size son olarak bir âdeti devam ettirip her düşünce adamına sormanın adet olduğu bir soruyu yönelteceğim: “Bir çözüm sunmanız önerilirse öneriniz ne olur?”
Alkan: Genç iken,
“bıraksınlar bana, bize düzeltelim diyecek bir iyimserlik hâkimdi hepimize. Bu yaşa geldim ve bu yaklaşımın doğru olmadığını gördüm: Çözüm emektir; ciddiyettir, usule en geniş manasıyla riayettir ve insanın varlık sebebini hiç unutmaması, onu mıh gibi zihninde taşıyarak emellerini o zaviyeden sık sık seyretmesidir.
-Teşekkürler sayın hocam
Röportaj:Hüseyin Işık