| |||||
Ancak bu iki
"olumsuz" gelişme de gerçekte milliyetçi siyasi tahayyüle ve politikalara eleştirelliğe dayalı bir değerlendirmeyle birlikte kendi varoluşunu yeni baştan düşünme fırsatını vermiştir. Bu süreçte, PKK gibi "refleks"leri tahrik eden, milliyetçilere devletle yeni bir simbiyotik bağ kurmak için uygun fırsatı sunan gelişmelerin çekiciliğine itibar edilmemesi, milliyetçiliğin "kendisi" olma yolunda mesafe kazandığının göstergeleridir. Oysa ayrılıkçı etnik ırkçılık, Türk milliyetçiliğini "karşı devrimci" bir harekete dönüştürmek, böylelikle hasımlığı en geniş kitlelere taşıyarak Kürt etnik kökeniyle PKK'yı örtüştürmek için her tür stratejiyi uygulamaya koymuştu. Milliyetçileri karşı devrimci yapamayan, kendisini Kürt etnik kökeniyle kapsayıcı bir biçimde
buluşturamayan PKK'nın başarısızlığında, soya dayalı dayanışmanın baştan çıkartıcı çağrısını reddeden Türk milliyetçileri kadar aynı şekilde etnik kökeni her tür siyasi, insani, toplumsal değerin üstüne çıkartmaya kalkışan siyaseti reddeden Kürtlerin de payı vardır. Kurultayın söylediği Devlet yönetmek tecrübesi, sorumluluğu olmayan sözlerin "özgür başıboşluğu"na sınır getirir, söylemi sadece iktidarda değil muhalefette de rasyonel bir kurguyla ilişkili kılar. MHP'nin 1999 yılından itibaren yaşadığı üç yıllık iktidar deneyimi de, öncü kadrolarını ve örgütünü romantik siyasetin sonsuz kurgular sunan uzayından gerçek hayatın şartlara ve ilişkiselliğe dayalı rasyonel zeminine
çekmiştir. 2002 seçimlerinden sonra MHP, Meclis dışında kalmasına rağmen iktidara yönelik muhalefetinde ve ülke sorunlarına ilişkin yaklaşımında devlet tecrübesinin gerçekçiliğine dayalı içerik ve üslubu güçlendirmeye devam etmiştir. Bütün bu değerlendirmelerin ışığında 19 Kasım Pazar günü yapılan 8. olağan kurultayında MHP'nin durduğu yeri ve geleceğe ilişkin siyasetini ortaya koyan Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin konuşması "bildik üslup"un içine yerleştirilmiş "yeni yaklaşımlar"ı ifade etmesi bakımından önemli işaretlere sahiptir. Birinci olarak, MHP'nin en temel karakteristiği olan "milliyetçilik"in ne anlama geldiğine dair çerçeve açık seçik ortaya konulmuştur. Bu, soyu değil vatandaşlığı esas alan, Türkiye'de yaşayan
insanların sosyolojik özelliklerini bir veri olarak kabul eden, bunu hiçbir şekilde çatışma unsuru olarak görmeyen bir milliyetçiliktir. Diyarbakır il başkanının bir toplantıda Kürtçe olarak Anneler Günü kutlaması yaptığı için mevcut yönetime muhalif çevrelerin "eleştiriler" ortaya koyduğu bir zamanda bu tanımın "öylesine söylenmiş bildik değerlendirmeler" değil, birtakım tartışmaları da içeren ve onları cevaplayan bir kati tutum olduğunu hesaba katmak gerekir. Öte yandan muhalif çevrelerin bu yöndeki eleştirilerini ise onların öteden beri sahip oldukları milliyetçilik anlayışının bir sonucu değil, sadece konjonktürel olarak bulundukları muhalif konumu tahkim edecek bir strateji olduğunu destekleyecek birçok veri ortaya koymak mümkündür. İkinci olarak, MHP tek vasfı milliyetçilik
olan "tematik parti" hüviyetinden sıyrılmak istemekte, sağda, solda yer alan seçmenleri de ülkücü yapmadan, oldukları gibi kabul ederek kucaklamak istemektedir. Herkesi ancak ülkücüleştirerek partinin seçmeni yapma siyasetinden gelen, böylelikle iddiasını insanları ideolojik olarak dönüştürmeyi kapsayacak şekilde oluşturan bir siyasi parti için daha gevşek bağlara dayalı seçmen-parti ilişkisi değerlendirmesi önemlidir. Ayrıca Bahçeli'nin konuşmasında dile getirilen "toplumsal merkez"i temsil etme arzusu, önümüzdeki dönemde farklı kesimlerin maddi ve moral çıkarlarını temel müştereklerde toparlayan ve ifade eden bir MHP vaadini ortaya koymaktadır. Üçüncü olarak, AB ile ilişkilerde, "ortak bir yolda yürüme hukukunun, nezaketinin hayli dışına çıkan" vesayetçi siyasetlerin eleştirileceği, kesin bir AB
karşıtlığı olmasa da daha müzakereci ya da mesafeli bir siyasetin izleneceği anlaşılmaktadır. 2004 yılında neredeyse % 80'e değecek olan AB desteği ve olumlu beklentisinin bugün % 50'nin hayli altına inmiş olması bu konudaki halk tepkisinin çok ciddi olduğunu ortaya koymaktadır. Şüphesiz AB tek başına seçmen davranışlarını önemli ölçüde belirleyecek bir faktör değil, genel siyasetin bir parçası olarak olumlu ya da olumsuz istikametteki eğilimleri destekleyen bir unsurdur. Ayrıca sorun sadece AB ile ilişkiler de değildir; daha genelde "küreselleşme süreci" milli devletlerin güç ve inisiyatiflerini azaltmakta, iyimser görüşleri tekzip eder şekilde onların üretimlerini, kaynaklarını, sermayelerini küresel ölçekteki spekülasyonun "entegrasyon" alanına taşımaktadır. MHP
önümüzdeki dönemde küreselleşmeye karşı daha açık, arkası entelektüel olarak tahkim edilmiş bir strateji izleyeceğinin, sürecin "fırsatlarına" dayalı egemen söyleme karşı mukabele edeceğinin, nihayet bu çizgide yer alan dağınık çevreler için bir mahfil olacağının işaretlerini vermiştir. Nihayet MHP, mevcut iktidar AKP'ye yönelik sert eleştirilerle kendisini AKP'nin karşıtı olarak konumlandırmak istemiştir. Bu tutum bir siyasal strateji olarak yanlış değildir; ancak sertliğin dozunun AKP'den çeşitli nedenlerle ayrılan seçmen kitlesinin vicdanında karşılık bulması, eleştirilerin zayıf kalmaması kadar "bu kadar da olmaz ki" dedirtecek bir sertliğe de ulaşmaması ile mümkündür. MHP için iki yol Kongreler heyecan verici toplantılardır;
ülkenin çeşitli yerlerinden gelerek bir araya toplanan insanlar kendilerinde başarılı olmak için daha fazla güç ve cesaret bulurlar. MHP bu kongresiyle seçime bir yıl kala kendi adına iyi bir başlangıç yapmıştır; ancak bunu sürdürmek başlatmaktan çok daha önemlidir. MHP, kongrede dile getirilen başlıklara, değerlendirmelere ilişkin yorumları daha derinleştirerek ve ikna edici bir diskurla tahkim ederek toplumla paylaşabilir, bunları kolektif kimliğinin ilk elde hatırlanan referansları haline getirebilirse, Türkiye'deki ideolojik tek kutupluluğa karşı etkili bir siyasal adres olabilir. Böyle bir çizginin politik ve entelektüel olarak işlenmesi, Türkiye'nin çıkarlarını egemen dilin ötesinde başka perspektiflerden değerlendirilmesini sağlaması kadar demokrasinin tartışma ufkunun genişletilmesi
bakımından da önemlidir. Bahçeli'nin konuşmasının sadece kongrede atmosfer sağlamaya dönük bir tezyinat düzeyinde kalması, orada zikredilen yeni ifadelerin her yeni ifadede söz konusu olan risklere odaklanılarak mahcup tekrarlar düzeyinde kalması ise MHP'yi emin suların sınırlı gücü içinde tutacaktır. Bahçeli'nin bugüne kadarki siyaseti birinci türden bir geleceği mümkün kılmaktadır; bu "mümkün"ün ana gövdeyle birlikte siyaset düzeyine nasıl yansıyacağını herhalde bugün için MHP'ye oy vereceklerden çok daha fazla bir seçmen kesimi dikkatle takip edecektir. | |||||
| M. NACİ BOSTANCI | |||||
| 24/11/2006 | |||||
Cheap Talk? Check out Yahoo! Messenger's low PC-to-Phone call rates.
