Search the web
Sign In
New User? Sign Up
kirk-ambar · Kırkambar
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Want your group to be featured on the Yahoo! Groups website? Add a group photo to Flickr.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
Siyaset Okumaları   Message List  
Reply | Forward Message #1445 of 6589 |
Siyaset Okumaları-1 - Yağmur Alp
 
Politika kelimesinin yerine kendi kültürümüzden tevarüs eden siyaseti kullanmayı tercih ediyorum… Daha bizden bir kelime siyaset… Belki de köklerine indiğimde terbiye etmek ve eğitmek manalarını görmüş olmam bu kelimeyi kullanmamı icbar etti…Siyaset okumaları bir yanıyla gönlümü ve zihnimi terbiye etme ve eğitme fırsatını sunacak iken diğer bir yanıyla da yazı tekniği acısından eserlerin mimari yapısı ile uğraşmama kolaylık sağlayacaktı…

 
Düşlerimi hasıraltı etmekten cop eve döndüm… Hiç hesapta yoktu Babiali’de oturup tezkere-i nezaretpenahi yazmak…Bir attar dükkanında çalışıyor olmak…Yahut bir marangoz ustasının yanında talaş kokuları içerisinde somut şeyler yapıyor olmak…Veya yaşlı bir bedestende telkari ustasının yanında gözlerimin yoruluyor olması…Düşlerim modern dünyamızın modern hastalığı ‘statu endisesi veya stresi’ karsısında biraz garip kalıyor galiba…yine de olsun…Siyaset okumaları sayesinde yapı işçilerinin aldığı hazzı bir nebze alırım belki de…Ustalar bir bir nasıl dizmiş sözcük dediğimiz tasların her birini…Bir sözcüğü çekip atsan yerinden, ‘sözcük öbeği’ kolonları zayıflayacak sonra cümle daha sonra paragraf ve tümden bina çökecek gibi…Düşlerimin, modern şehrin histerik sokaklarındaki pis mazgallarına yağmurla birlikte karışıp kaybolmasına bu okumalar mani olacak belki de…

 
Siyaset okumalarına insanı vatanseverlik, ask ahlaki ile Hilmi Ziya Ülken, coğrafyadan vatana ile Ali Fuad Başgil, Cemil Meriç, Sabri Ülgener, Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan gibi sosyologlarla birlikte uzun çarşının uluları ile Mitat Enc, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yasar Kemal, Kemal Tahir, Sabahattin Ali, Adalet Ağaoğlu, Samiha Ayverdi, Ahmet Yuksel Ozemre, Mustafa Kutlu,Cahit Zarifoglu gibi edebiyatçılarımız da konuk olacak…

 
İlk okumam Sabri F. Ülgener’in “Zihniyet, Aydınlar ve İzm’ler” eseri…

“Zihniyet, Aydınlar ve İzm”ler kitabi Ülgener hocanın Türkçe diline olan vukufiyetini görmemiz ve kullandığı edebi dile yaklaşabilmemiz açısından dikkat çekicidir...(Benzer durum Cemil Meriç için de muhakkak varittir...”Bu ülke” adli eseri sadece sosyoloji kitabi değil şiire yakin nesirdir de ayni zamanda...)

 

Bu eseriyle Ülgener hoca kendisinin sade bir iktisatçı olmadığını gözler önüne serer... Ve aslında bu eser günümüz iktisatçılarının edebiyatla, tarihle ve toplumla bağlarının kuvvetlenmesini alttan alta salik vermektedir... 

 
Bir sonraki ele alacağımız eser pürüzsüz bir Türkçe kullanan Refik Halit Karay’in “Memleket Hikayeleri” olacak… Hususiyetle kullanılmış sözcükler, sözcük öbekleri, metaforlar ve diğer detaylar açısından çözümlenmeye çalışılacak mezkur eserin içerdiği toplumsal işaretler de derkenar edilecektir… Nasıl ki Sabri Ülgener hocanın eserlerinde sadece sosyoloji ve iktisat alanlarında düşünmekle kalmıyor ve dahi kullandığı aydınlık Türkçe sayesinde içimize edebi bir haz ırmağı akıyorsa; memleket hikayelerinde de sadece yazarın diline hayran kalmayacak, Anadolu insanına ve Onun toplum hayatına psikoloji ve sosyoloji vechelerinden de daha derinden yaklaşabileceğiz…

Ekonomi Tahlillerine İnsan Unsurunun Dahil Edilmesi
Sabri Ülgener’in temel savı; iktisadi gelişmelerin pür ekonomik terimlerle tahlilinin mümkün olmadığı; iktisadi gelişme analizlerinin rakamlar arkasındaki insan unsuruna ve onun tepkilerine kadar götürülmedikçe sonuç alınamayacağıdır… Ülgener Hoca, ekonomik hayatin arkasındaki  insan gerçeğine ve onun yaşayış normları ile zihniyetine vurgu yapar bu kitabında…

•          İktisadi analizde zayıf bir tarafımız olmalı: İnsanı çoğunlukla devre dişi bırakarak olup bitene sadece mal ve para akimi gözü ile bakmayı alışkanlık haline getirmişiz. Dizi dizi rakamlar, formüller, göz doldurucu gösteri ve göstergeler! Ancak bütün bu dizileri ve matematik bağlantıları temelde ruh ve mana tarafı ile doldurup canlandıracak unsuru -insani- hiç yokmuş gibi düşününce isin rengi değişiyor. (Sayfa 7)

Ekonomi Tahlili ve Divan Edebiyati

Bu kitabi okuyuncaya dek Divan Edebiyatı’ndan ekonomi analizleri için faydalanılabilineceği hiç aklıma gelmezdi açıkçası… Ülgener Hocanın, bu eserinde Türk insaninin zihniyet haritasını çıkartmak amacıyla Divan Edebiyatı’ndan oldukça faydalandığı görülür…

          Klasik edebiyatımızda zihniyet tahliline en yatkın elverişli türlerden birinin “terkib-i bend” olduğunu söylemekte sakınca yoktur. Terkib-i bend, bilindiği gibi, her biri yedi veya sekiz veya onar beyitten kurulu bendlerin arka arkaya sıralanışından meydana gelen nazım sekline verilen isimdir. Önce vazgeçilmez olan şarap ve saki’den başlayıp arkadan söz -çoğu zaman şikayet yollu- insan davranışına, cemiyet hayatinin aksaklıklarına, çağın turlu dertlerine getirilip noktalanır. (Sayfa32)

•          İki devir ve iki terkib-i bend o düşünce ile ele alindi. Bununla okuyucuya edebiyatımızın iki usta kaleminden (Bagdatli Ruhi ve Ziya Paşa’dan) alınmış örneklerle Osmanlı toplum yapısını ve zihniyet dağılımını tanımakta yardımcı olmayı düşündük. Osmanlı toplumunun farklı zaman dilimlerinde ve yörelerinde göze ikili bir dağılım şeması çizdiği bilinmektedir: Bir yanda saltanat merkezinin zamanla bürokrat kesime acilan ve agirlik veren yasama tertibi ile, diğer yanda taşranın konak ve tarikat karışımı yari feodal-yari cezbeli yasama turunun oluşturduğu düalist toplum yapısı ile karşı karşıyayız. (takdim sayfası)

•          İşaret ettiğimiz özellikleri ile elimiz altında iki terkib-i bend vardir: Biri Bagdatli Ruhi’nin (.....-1605); öbürü Ziya Paşa’nın (1825-1880) (Sayfa33)

•          Bir yanda yaygın bir taşra dünyası; birinden öbürüne önemli farklarla beraber biz 16. yüzyıl sonu imparatorluk dünyasının merkeze oldukça mesafeli bir yöresini göz önüne alacağız: Irak! Diğer yanda 19. yüzyıl saltanat dünyasının tam göbeği! Her iki dünyanın kendine has sancıları ve iç çekişmeleri vardır. Oyuncu ve seyircileri de başka başka olduğu gibi! (Sayfa 33)

•          Taşra değer ölçüleri ve kuruluşları ile geniş bir rant tabanı üstünde feodal bir düzenin izlerini sürdürürken; merkez altlı üstlü toplum katları ile gitgide bürokratlaşma yolunu tutmuş.Birinde eşraf,ayan ve tarikat karışımı yari feodal –yari cezbeli bir üst sınıfın başını çektiği iktidar kervanını öbüründe yerine ve zamanına göre kaftanlı ve kurklu, apoletli, kordon ve sırma islemeli ve nihayet redingotlu bürokrat takim yürüyor; hangi türden olursa olsun üste ve daha üste sıçrama yarısının nefes nefese koşucu ve atlayıcıları… Her iki yanda yükselme ve mesafe almanın yolları da farklıdır. Merkezde bilinen yollar; nüfuz, göze girme, turlu ve dolaylı usullerle intisap (evlilik dahil); feodal düzenin ise hemen hiç değişmeyen kuralı burada da geçerli; soyluluk, asil ve nesep. Kimlerden olduğunu açıklayamamak (nursuz ve pirsiz sözü de oradan gelir) (Sayfa33-34)

•          Ruhi ve Ziya Paşa o cihetten rastgele seçilmiş iki örnek değildir. Biri bir kesimin, oburu diğerinin adamı ve sözcüsüdür. (Sayfa 35)

•          Ruhi ve Ziya Pasa karakter çizgileri ile gerçekten ayaklarını bastıkları zemin kadar farklı, hatta bambaşka hamurdan yoğrulmuş diyebileceğimiz insanlardır. Bütün tarih bastan sona aranıp taransa mizaçları birbirine bu kadar ters düşen iki cehreyi bulup yan yana koymak mümkün değildir. (Sayfa35)

•          Ruhiyi okurken valisinden defterdarına ve turlu tarikatlara kadar maddi, manevi nüfuz sahiplerinin, geniş bir yanaşma halkası ile çevrelenmiş olarak, yörenin rant ve gelir kaynakları üzerine abandıkları yari asiatik-feodal bir konak ve malikane düzeni (rant kapitalizmi)ile karşı karşıyayız. (Sayfa36)

•          Ruhide görebildiğimiz oyuncuları ve figüranları ile dengesiz bir toplumun manzarası ve her turlu aksesuvarı ile eksiksiz, bir sahne. Prekapitalist toplumun, sömüreni ve sömürüleni ile portresini çizgi çizgi gözler önüne seren bir başka kalem veya fırçaya rastlanmamıştır herhalde.(Sayfa36)

•          Emek ve zahmetin bir taraf sırtına yüklenip obur tarafın zevk ile dünyayı yediği sınıflı bir toplum (dünya hevesi ile kimisi halkın emekte; kimi oturup zevk ile dünyayı yemekte)yiyicisi denecek ki dünyanın her yerinde ve her zaman rastlanan bir takim. Bununla beraber satırlar arasında dolaşınca isin iç yüzü biraz daha açıklık kazanmakta gecikmiyor. Dünyayı oturup zevk ile yediklerinden söz edilenler birkaç satir ötede ayan-i cihan veya sahib-i kudret diye takdim ediliyor. Valisinden konak sahibine ve vekilharcına kadar kapısına ve ayağına düşülen takim. Hani su meşhur bugün git yarin gel takimi. (Sayfa42)

•          “ebna-i zamanın hevesi nam u nisandır
Her biri tasavvurda filan ibni filandir”

Adam tartma ve değerlendirmede hizmet ve başarıdan çok soy sop,nam ve nisan tarafının ağırlık kazandığı bir ortam.(Sayfa 43)

Cumhuriyet’in 83. yılı kutlu olsun…

Sabri Ülgener hoca, bu çalışması ile Türk insanının davranışsal kalıbına zihni ipotekler koyan bir iktisadi zihniyet dünyasının varlığını ifşa etmiştir.

•          O bir Osmanlı mirası olan toplumsal ataletin köklerini kuşatmak istiyordu. Ortada bir mesele vardı ama bunu çözüme ulaştıracak sağlıklı bir metoda anlayışıyla tespit edilebileceği bir norma sahip değildi. (Sayfa IX)

•          Bizim insanimizin bir asırdan ötekine, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, iktisadi madde kapısında var olan savruk ve adamsendeci tavrı hiç bozulmadan devrolmuştu. Tanzimat öncesinin mono-blok eşya ve kainat telakkisi daha sonra dışsal şoklarla merkezde bazı kıpırdanmalarla değişikliğe uğramıştı. Ancak çevreyi kuşatan ana kütle hala iktisadi maddeye uzanmada hareketsizdi. (Sayfa XI)

•          İktisadi gelişme, her yerde ve her toplumda, iktisadi olmayan unsurlarla örülü bir yapı manzarası gösterir. Yerine göre dini, estetik, kültürel, sosyal kıymetlerle dokunmuş bir orgu. Sermaye birikimi, yatırım hareketleri, sermaye hasıla oranı bizi bir adim ötede bütün o hareketlerin, maddi akımların merkezindeki insana, onun kıymet anlayışına, zihniyet dünyasına kadar oturuyor. Yeni gelişen ekonomilerin en büyük eksiği kabul etmek lazımdır ki yalnız madde ve malzeme tarafı değildir. Diş yardımlarla, borçlanmalarla isin bu tarafı az veya çok kapanabilmektedir. Eksikliği en fazla hissedilen teşebbüste olsun, sevk ve idarede olsun bati ölçüleri ile rasyonel davranan insandır. (Sayfa 47)

•          Hal ve tavrı ile toprağa bağlı; mal varlığı ile toprağa dayalı bir insan. (Sayfa 69)

Peki ne olacak bu ekonominin hali…

•          Bir kere daha anlaşılıyor: ileriye doğru hızla yol alan iktisadi sekil ve formların zihniyet muhtevası bezi yönleri ile is hayatinin muhtaç olduğu itici kuvveti ve insani yoğurup şekillendirirken, diğer cepheleri ile elan geçmişin izleri ve baskısı altındadır.  Tarihin her büyük dönemecinde olduğu gibi burada da düşündürücü bir karışımla karşı karşıya bulunuyoruz. Dün ve bugünün karışımı bu. Kazanç gayreti ve hevesi, bir yandan geçmişin tradisyon engelini bir bir asar ve geride bırakırken, alışık olduğu şekillere, bilhassa ani ve çabuk karlarla politik menseli servet çeşitlerine tamamıyla yüz çevirmiş görünmektedir. Toprağa ve altına rağbet çeşidinden geçmişin izleri bütün bütün tasfiye edilebilmiş değildir. Bütün bu şartlar altında ileriye çeker görünen kuvvetlerin zaman zaman geriye çekme ve tepmeleri, zihniyetimizin kaderini araştıranlara ne kadar değişse ayni şey dedirtecek ölçülere varabilmektedir. Buna rağmen urunu ve değer ölçüleri ile kapalı hücresinden dışarıya (piyasa ekonomisine) çıkmanın tadına ve alışkanlığına varmış bir insanin sadece bu cephesiyle de olsa gelecek için cesaret verici bir işaret olduğunu söylemeye hacet yoktur. Önümüzdeki yılların yol kavşağındaki bu karışımı nereye kadar götürecekleri dün olduğu kadar bugün de merakla beklemeye değer bir noktadır. Zira iktisadi varlığımızın kaderi, satih-üst sekil ve kalıplarla beraber uzun vadeli olarak altta ve derindeki gelişmenin yönüne bağlı kalacaktır. (Sayfa 82)

Aydın kimdir…

          Aydınlar diye ayrı ve homojen bir sınıf yoktur. Cemiyet hayatinin çok geniş bir kesimi ayni başlık altında yanyana sıralanmış görünür: Akademik meslek mensupları, bürokratlar, mimar ve mühendisler, avukatlar, gazeteciler ve yazarlar, tiyatrocular ve sanatçılar...Saydığımız ve daha da genişletebileceğimiz bu gruplar arasında bir ortak taraf bulmak kolay değildir.Maddi durumları farklı olduğu gibi menşeleri ve formasyonları da birinden öbürüne değişir. (Sayfa 89)

•          Aydın rolü ve fonksiyonları ile de geniş bir çeşitlilik gösterir. Bu çeşitlerin hepsini ayrı ayrı göz önüne almak niyetinde değiliz. Öylesi bizi düşündüğümüzden çok uzaklara götürür. Aydının fonksiyonlarından en önemlilerinden biri: kültür değişimine onculuk etmek; değişeni daha popüler ve yaygın hale getirmek; yeni bir zevkin ve üslubun öncülüğünü sürdürmek; halkın politik, sosyal tercihlerini etkilemek. (Sayfa 91)

•          Fikir ürünleri ve temsil ettikleri değer anlayışı ile toplumu etkilemede lider fonksiyonuna sahip kişilerin dağınık ve gevsek gruplanışı. Evet, dağınık ve gevsek bir kümelenme. Ona rağmen birleştirici çizgi ise su: Fikri-entellektüel vasıfları ile çoğu zaman tenkit ve oppozisyon biçiminde, ses ve söz sahibi olmayı statülerinin vazgeçilmez misyonu sayan grup! (Sayfa 92)

Nev-i şahsına münhasır aydın profili: Türk Aydını…


•          Aydın ve yığın. (Sayfa 99)

•          Yığının her zaman aydın eliyle islenmeye hazır ve kolay yoğurulur bir hamur yumuşaklığını taşıdığı söylenemez. Arada bazen doldurulması mümkün olmayan bir temas boşluğu birini öbüründen koparıp uzaklaştırmaya yeter. Kah zevk ve alışkanlıkların uyuşmaz halde zıt uçlara dağılışı, kah başka başka dilleri konuşurmuş gibi birinin öbürüne meramını anlatamaması iki tarafı neredeyse birbirinin varlığından habersiz, yabancı gruplara bölmüş olabilir. Diyalog imkansızlaşır. Aydının bütün çabası nihayet kendi çevresinde veya o çevreye en yakin halkalar arasında donup dolanan bir eko’dan, hatta kendi kendini oyalamaktan öteye geçmiş sayılamaz. (Sayfa 100)

•          Tanzimat ve sonrasının aydını, bürokrat aydın ve günümüzün sol aydını o noktada hemen dilin ve kalemin ucuna gelecek canlı örnekler. (Sayfa 101)

•          İlk ikisi kafalarında soğuk bir batılaşma modeli, üstelik anlaşılmaz dil ve davranış bicimi ile yığına sürekli yabancılaşmanın çemberini kırıp tabana inen yolu bulamamıştır. Gerçekten de Tanzimat ve sonrasının aydını (yeni Osmanlılar ve genç Türkler) saray ve Babailiden ve kendi seviyelerindeki okur yazardan öteye yığınla diyalog kurabilmiş değildir. Bürokrat aydın ise tabana tepeden bakan ve küçümseyen tavrı ile kütleye devamlı yabancı hatta yaban olarak kaldı. (Sayfa 101)

•          Aydının kütleye yabancılaşması memleketimizde batıya nazaran biraz daha ileri ölçülere varmışsa, sebebini işaret ettiğimiz noktada aydın ve bürokrat karışımında aramak lazım gelir. (Sayfa 102)

•          Müfettiş ve vali olarak kaymakam olarak kütleye üstten ve yukarıdan bakan ve yanına kolay yaklaşılmayan yönetici takim ayni zamanda diplomalı aydının ülke çapında başlıca örneğini vermiştir. (Sayfa 102)

•          Batıda entelluktüel deyince hatıra ilk planda muharrir, romancı, gazete yazar ve yorumcusu geldiği halde bizde aydın okur yazarla beraber onun üst kademede bürokratla kaynaşmış turunu hatıra getirir. Bir yüzü ile devamlı hikmetler savuran her şeyin doğrusunu yalnız kendi bilen bir akli evvel; obur cehresi ile yetki ve uygulama alanında her şeye gücü yeten, dediği dedik bir kuvvet ve iktidar odağı. (Sayfa 102)

•          Batıda entellektüel mantığı, çenesi ve kalemi ile devamlı isleyen kişi; fakat hiçbir zaman bir tedib ve haddini bildirme cihazı değil..bizde ise ikisi bir arada.hem dili donen hem gücü yeten. (Sayfa 102)


Hırçın Aydın…

•          Aydın niçin hırçın... biryandan çiğ halinde büyüyen sayı çokluğu içinde aradığını bulamamanın küskünlüğü, obur yandan zengin yayın ve haberleşme araçlarının kimilerine cömertçe serdiği tanınma ve sivrilme imkanından gönlünce pay alamamanın ezikliği aydını hırçınlaştırır. (Sayfa 108)


Anti-kapitalist Aydın...

•          Kapitalizm karsısında aydının tutumu ve davranışı üzerine: çağımız aydını suçluyu bulmakta gecikmedi. Bu kapitalizmden başkası değildi ve olamazdı. Gerçi ne olduğunu, ne demeğe geldiğini kendinin de pek açık seçik bilmediği sisli, kaypak bir gövde. Ortalama aydının kapitalizm hakkında bildikleri ucuz cep kitaplarının pek de ötesine geçmiş sayılamaz. Ama orası önemli değil. Önemli olan, başı sıkıştıkça kabahati götürüp boynuna dolayacağı suçluyu nihayet adıyla şanıyla tanımış olmanın rahatlığıdır. Buluş yeni değil; belki insanlık tarihi kadar eski: tıpkı ilkel insanin tastan gövdeler yontup sonra da iblis diye karşısına geçip taşlaması ve taşladıkça rahatlaması gibi, çağımız entellektüeli de saldıracağı gövdeyi hem de açık kimliği ile teşhis edilmiş halde görmenin keyfi ve rahatlığı içindedir. Neye el atsa altında o her kötülüğün ve tersliğin başı olan suçluyu bulacaktır. Sözgelişi çile çekmiş bir neslin acılarından mi söz edilecek? Kalıp hazır: “bütün gençlik yıllarını kaplayan o insan dışı kapitalist büyümenin biçimlendirdiği...bir kuşak!” tabii bos bulunup nedir ve nasıl bir şey o insandışı kapitalist büyüme diye sormaya gelmez. Alacağımız cevabin kulaktan dolma, ezbere klişelerden öteye geçeceğini zannetmemeliyiz. İlkel insan yine yukarıdaki kıyaslama ile tastan yontup sonra da taşladığı ser kuvvetin, var mı yok mu gibilerden, aslını astarını ne kadar biliyorsa, sıradan aydın da kapitalizmi ve kapitalist büyümeyi ne fazla ne eksik o kadar biliyordur. (Sayfa 109)

•          Çağımız aydınında antikapitalist birikim ve motiflerin üzerinde sırası gelmişken, biraz daha durabiliriz. (Sayfa 110)

•          Roberto Michels, aydınların turlu akımlar arasında en büyük katkıyı Marksizm getirdiklerini söyler. Batı için olduğu kadar Türkiye’nin yakin tarihi için de her halde yanlış olmayan bir teşhis. (Sayfa 110)

•          Aydın neden antikapitalisttir? (Sayfa 110)


Çağımız aydını, önemli bir bolumu ile, kapitalizme karşıdır; hem de formasyonu ve maddi şartları bakımından ters kanatta olmadığı halde karşıdır ve karsi olmayi entellektüelliginin  gereği ve belki on şartı saymaktadır. Kapitalist düzenin bir acayip tarafı olmalı: kendisine karşı olanı kendi sinesinden yaratmış, hatta mükafatlandırmış. Başka hiçbir sistemde olmayan, bilinmeyen birşey bu. Feodalizme ve monarşiye karşı çıkanlar sistemin dışından gelmiş ve çoğunlukla da düzenin kendisinden çok başındaki kişiyi hedef almıştır. Başkaları gibi kendileri de beylik ağalık peşinde olanlar kurulu düzeni değil, daha önce davranıp suyun başını tutmuş olanları devirmeye çalışmışlardır. Tek tek şahıslara değil de sistemin soyut olarak kendisine üstelik kendi elemanları ile saldırıyı tarihte belki ilk sergileyen kapitalizm olmuştur. Burjuva düzenine gecen yüzyıl en ağır darbeyi indirenin yine burjuvası asilli bir düşünür (Karl Marx) olduğu unutulmamalıdır. Kapitalizmin kurulusundan beri bir suru yapı ve sistem bozukluğunu sürdürüp götürdüğünü aklı başında olarak inkar edecek, hatta hatta hafife alacak kimse düşünülemez. Adaletsiz gelir dağılımı, dev firmalar, tekelci sermaye vb. Kapitalizme karşı olmanın bugün bizce çok daha basit çok daha ortadan olan motifleri vardır. Her şeyden önce kapitalizmin bugüne kadar bilinen sistemler arasında en kolay vurulabilir olanı ve şöyle de diyebiliriz saldırı riski ve maliyeti en az olanıdır. Kapitalizme saldırının ucuzluğu, bize kalırsa, bir başka etkenden sistemin tarih boyu hukuk anlayışından ve oyun kuralarından geliyor. Her sistem kendini bir takim kural ve tedbirler manzumesi ile çevreleyerek emniyete alır varlığını o şekilde sürdürür. Feodalite olsun monarşi olsun her biri kendilerini çepeçevre kuşatan ve her türlü saldırı karşısında dokunulmazlık kazandıran din ve hukuk kuralları ile beraber düşüp kalkmıştır. Kapitalist düzen perde arkasında sermayenin oynadığı hakim rol ile beraber hiç değilse kabuk üstünde ve yüzeyde bir savunmanın kazandıracağı güven ve rahatlıktan yoksundur. Esasında aydın hırçınlığına sebep gösterilen etkenler kapitalizmden çok demokrasinin getirdiği ve topluma kazandırdığı nimetlerdir. (Sayfa 111-115)


Aydın demokrasi ile beraber sınırları belli olmayan kolektif velinimetin (halk efkarı, geniş seyirci, okuyucu ve dinleyici kütlesi) peşindedir. İlgisini kaybetmemek için kütlenin nefes nefese her an peşinden kosan apayrı bir aydın çeşidi ile karşı karşıyayız. (Sayfa 115)


Sonuç olarak; demokrasinin nede olsa soylu bir tarihi yerleşmiş geleneği ve iyi kotu kutsal sayılan değerleri vardır. Kapitalizm böylesine bir geçmişe sahip olmadıktan başka, maddeleşmiş bir hayat düzeni olarak kültür değerleri saldırıya ve yara almaya daima açık korumasız bir sistem görünümü sürdürmüştür. Kapitalizm netice olarak kendi zimmetindeki ile beraber kader ortağının faturasını da üstlenmeye ve ödemeye mecbur tutulmuş bir düzen olarak nitelendirilebilir. Antikapitalizmin bugün bizce hızını artıran bir banka etkene daha işaret etmeden geçmemek lazımdır. Bu kapitalizm karşısında cephe genişliğidir. (Sayfa 115)


•          Kapitalizme karşı çıkılacaksa mücadele yolu ille Marksizm’den geçer ve geçmelidir?


Soru Marksizm’in aydın katında çekici ve toplayıcı etkisi üzerine biraz daha eğilmekte fayda var. Marksizm’in üzerinde solun başka hiçbir kolunda rastlanmayan bir bilimsellik iddiası yafta olarak asili durur. Bilimsellik: entellektüel cevrede Marksizm’in genişlemesine en büyük katkıyı getirmiş olan dahiyane buluş. Belki hepsi için geçerli değil, ama aralarında doğru dürüst bir öğrenim görmemiş olmanın acısı yüreklerine çöreklenmiş nice entellektüele neredeyse yüz soruda bilimsellik reçetesi uzatan bir akimin süksesini uzun uzun izaha hacet yok. Diyalektiğin değişmez tarihsel gelişimi, toplumun tersyüz edilemez evrensel kanunları... Hepsinde de 18. yüzyılın evrene bütün esrarı çözülmüş gözü ile bakan ve her şeyi değişmez kanunlarla önceden düzenlenmiş sayan natüralist bilim anlayışının Marx’dan buyana can çekişen son ve soluk akislerini sezmemek mümkün değildir. Bugün öyle düşünen kalmamış gibi. Her şey yumuşatılmış, rölatifleştirilmiş. Fakat ne olursa olsun: fizik kanunlarında dahi kesinlik ve katiliği inkar eden bugünün bilim anlayışına karşı Marksizm’in, dörtköşe bilimsellik gösterisi ile yüzleri ve binleri peşinden koşturduğu bir gerçektir. Marksizm’in aydınlar katında çekiciliği yalnız bilimsellik gösterisinden ibarettir denemez. Mücadele ve suçlamada argo zenginliği... tanınmış sosyalist yazar Hendrik de Man Marksizm’in günümüzde mutlaka antikapitalist bir hüviyet taşıması gerekmediğini, zengin argosu ile hemen her türlü öfke ve hırçınlık üstüne rahatlıkla giydirilebilecek bir kılıf olduğunu söyler. Zengin bir argo sözlüğü elinizin altındadır: Gerici, faşist, emperyalist ve yerli işbirlikçileri, CIA ajanı, karşı devrimci... (Sayfa 117-121)


Bir kutu yağlı boya… bos bir  duvar…


•          Fikir ve politika dünyamız göze yıllardır bos kapılar ve sloganlarla vuruşulan bir arena manzarası sergiliyor. (Sayfa 216)

•          Bazen kelimelerden gövdeler yontup kimini tanrılaştırıp, kimini iblis kılığına soktuğumuz az değil. (Sayfa 217)

•          belli ve sabit bir karşılığı olmayarak boşta yüzen sloganları bir bakıma karşılıksız çek veya banknota benzetmeyi düşünebiliriz. Gerçekten ortada karşılıksız dönen dolanan kelime ve deyimler bos ve ise yaramaz kağıt para bolluğunu tam bir enflasyon dalgasını andırırlar. Fakat arada önemli bir ayrılış noktasını unutmamak şartıyla. Karşılıksız çek veya banknot satınalma gücü sıfıra kadar alçalmış bire kağıt parçası hükmündedir. Kelime ve deyimler ise bir bakıma gerçek gövdeden çözülüp boşaldıkları oranda güçleniyorlar denebilir. (Sayfa 228-229)

•          Çağ, bol tarafından slogan atma çağıdır. Ortada ve ağızlarda donup dolasan artik izemli klişelerdir. Komünizm, kapitalizm, faşizm vs. Yine hangi tarafın gözlüğü ile bakıyorsanız, sizinki kurtarıcı, karşıdaki kana susamış bir heyula,bir canavar. (Sayfa 230)

•          Ayni tekerlemeler hiçbir değişiklik yüzü görmeden, hiçbir eleştiri süzgecinden geçirilmeden kurulmuş gibi ağızlardan ardı ardına dökülüyor. Sloganlaşmış deyim ve terimlerin sis perdesini asıp arkasına inmedikçe, insan ve toplum gerçeğini değerlendirmede daha uzun zaman yaya kalacağımıza şüphemiz olmasın. (Sayfa 234-235)


Ankara-2006...
 


Sponsored Link

Don't quit your job - take classes online and earn your degree in 1 year. Start Today

Mon Nov 20, 2006 8:34 pm

umaybike
Offline Offline
Send Email Send Email

Forward
Message #1445 of 6589 |
Expand Messages Author Sort by Date

Siyaset Okumaları-1 - Yağmur Alp Politika kelimesinin yerine kendi kültürümüzden tevarüs eden siyaseti kullanmayı tercih ediyorum… Daha bizden bir...
umay umay
umaybike
Offline Send Email
Nov 20, 2006
9:11 pm
Advanced

Copyright © 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help