Search the web
Sign In
New User? Sign Up
kirk-ambar · Kırkambar
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Message search is now enhanced, find messages faster. Take it for a spin.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
Küreselleşmenin “Ulus-Devlet” Üzerine Etkileri / Prof. D   Message List  
Reply | Forward Message #1074 of 6575 |
Küreselleşmenin “Ulus-Devlet” Üzerine Etkileri / Prof. Dr. Özcan Yeniçeri
 
Geçtiğimiz otuz yılda devletlerin uğraşmak zorunda oldukları koşullarda hızlı bir değişim yaşandığını ileri sürmek uygun görünmektedir. Genelde ulusaşırı güçler ve özelde globalleşmiş piyasa ekonomisi hem iç hem dış politikada devletlerin serbestliğini kesin biçimde sınırlamıştır. En genel düzeyde devletin belirli stratejik yeteneklerinin kesinlikle zayıfladığından söz edebiliriz ve bazen buna devletlerin faaliyetinin doğasından sadece niceliksel değil ayrıca niteliksel bir değişim de eklenir görünmektedir . Küreselleşen sermaye karşısında “ulus-devlet”in güçsüzleştiğini, işlevsizleştiğini ve çağ dışı kaldığını iddia edenler olmuştur. Hatta “ulus-devlet”in ekonomik küreselleşme tarafından zorunlu olarak geçersiz ve eski bir yapı haline sokulduğu da savunulmuştur.

Birinci Dünya Savaşı’nın sona erişinden bu güne kadar ulus-devlet, siyasi bağımsızlığın tartışmasız kurucu ilkesi olarak kabul edilmişti. Ulus-devlet sistemi her ulusun verili bir coğrafya ve bunun üzerinde yaşayan insanlar üzerinde bağımsız yönetim hakkına sahip olduğu önermesinden hareket eden kendi kaderini tayin hakkı öğretisiyle desteklenmiştir . Günümüzde ortaya çıkan “bazı deliller ulus-devletin rolü ve öneminin radikal bir biçimde değiştiğini göstermektedir. Ekonomik ve toplumsal süreçlerde daha az kontrole sahiptirler, ilaveten ulusal ve kültürel homojenliği sağlamada daha az muktedirdirler. Diğer yönden de vatandaşlarının ve düşüncelerin üzerinde daha az kontrol gücüne sahiptirler fakat sınırlarını ve sınırlar arasında insanların dolaşımını hala kontrol etmektedirler” . Bu arada sınırların geçit vermezliği bütün devletler için sona ererken; silah teknolojisinde meydana gelen gelişmeler de süper devletleri bile saldırıya açık bir duruma getirmiştir.

Küreselleşme özellikle de ‘ekonomik globalleşme, devletlerin özerkliğine kısıtlama getirmiştir’ ve ‘devletler’ giderek daha fazla ‘global ekonominin zorunluluklarına ulusal ekonomik faaliyetlerin uyarlamanın araçları haline gelmek zorundadırlar’. Ayrı ‘ulusal ekonomilerden’ söz etmenin giderek daha az anlam taşıdığı bir bağlamda, tek tek devletlerin, kendi sınırları içinde ve boyunca süren ekonomik faaliyeti yasal olarak düzenlemeleri gitgide daha az mümkün olmaktadır” . Ne var ki artık yalnız ekonomi değil, devlet de gitgide “küreselleşmekte” veya “uluslararasılaşmakta”; yani, devletin politika yönelişi kendi topraklarından dışarı kaymakta ve devlet ulusaşırı bölgesel ve küresel piyasa güçlerinin yararına bir araç olarak çok-uluslu şirketlerin, bankaların ve gittikçe artan derecede para tacirlerinin istekleri doğrultusunda hareket etmek durumunda kalmaktadır.

Küreselleşmenin ‘Ulus-Devlet’lerin Egemenlik Alanlarını Sınırlaması

Ulus-devletleri küreselleşmeye, mallarını satın alacak tüketici pazarı bulmak için kendisine gümrüksüz ve sınırsız bir dünya isteyen çok uluslu şirketler zorlamış olmalıdır. Dünya şirketiyle belli sınırlarla çevrili devlet arasındaki çatışma son zamanlarda siyasal bilimcilerin ilgisini uyandırmıştır; ulus-aşırı şirketin ortaya çıkmasıyla uluslar arası devlet sisteminin geleneksel akademik tanımının geçersiz kaldığı görülmüştür. Dünyanın her yanında siyasetçiler, ekonomik gücün özel ellerde yoğunlaşmasıyla, “egemen” bir devletin yönetiminin çok karmaşıklaştığını görmektedirler .

Bazı örneklerde siyasal bağımsızlıktan sonra eski kolonyal güç veya Birleşik Devletler ile (askeri veya başka nitelikte) paktlara ve anlaşmalara girilmiştir; oysa anlaşma yapılan bu devletler yeni devletin genel hedeflerine aykırı olarak ulusal egemenliğin etkin uygulanmasını sınırlandırırlar. Benzer şekilde, belirli uluslararası organizasyonlara (örneğin, IMF veya Dünya Bankası) üyelik bazı durumlarda ulusal egemenliğin uygulanmasında çeşitli zorlanmalar ortaya çıkartır. Bu zorlanmanın nedenleri yeni ulusal ekonominin yapısal deformasyonu, sermaye birikimi oranlarında küresel, bölgesel ve ulusal dalgalanmalar ve bu kurumlardan elde edilen borçlara bağlı koşulların ağırlığından kaynaklanır. Bununla birlikte, post-kolonyal devlet, siyasal olarak bağımsız statülerini daha fazla koruma konusunda büyük bir çeşitlilik gösterirler ve uluslararası ilişkilerin kalıplarına doğru hareket etmeye önemli ölçüde yöneliş içindedirler .

Diğer yandan ulus-devlet ile kapitalizm arasında uzun yıllara dayalı olarak yaşanan balayının sona ermesinin de çok önemli sonuçları olmuştur. “200 yıldan beri kapitalizm ulus devlete sıkı sıkıya bağlı olmuştur; ulusal pazarlardan yükselmiştir, ulusal sınırlar içinde temellenmiştir ve devlet desteğine yaslanmıştır. İki ulus-devlet, 19.yüzyılda Britanya ve 20.yüzyılda ABD, Kapitalizmin hegemonyacı çekirdeğini başarıyla oluşturmuştur, her ikisi de teknolojinin hızını yakalamış, üretim ve ticaretin kurallarını koymuş ve dünya sistemini empoze etmişlerdir. Günümüzdeki anlayışa, öngörüye göre, ulus-devlet ve kapitalizm arasındaki bu bağ artık sona ermektedir. Küreselleşmenin ulus devleti bitirdiği, siyasal olarak ilgisizleştirdiği ve ulusal egemenliği sadece boş bir kabuktan ibaret bıraktığı söylenmektedir” .
McGrew, küreselleşmenin modern ulus devletin otoritesini, özerkliğini, doğasını ve yeterliğini tehlikeye attığına dikkati çekmektedir. McGrew, ulus-devlet yönünden dört özgül tehdit tanımlar :
  1. Devletin yeterliğine tehdit: Giderek artan ölçüde, bir devletin kurumlarının ve tek tek yurttaşlarının en temel çıkarlarını ve refahını, tek tek ulus-devletlerin fiziksel sınırlarının ve siyasi menzilinin ötesindeki güçler biçimlendirir. Devlet, kendi yurttaşlarının kaderini giderek daha az belirleyebilir.
  2. Devletin biçimini tehdit: Ulus aşırı bağlamdaki değişimler, ulusal devletlerin bile giderek artan ölçüde ‘uluslararasılaşması’ anlamına gelir; yani, ulusal bürokrasiler ve bakanlıklar bile, devletler aşırı politikaları biçimlendiren artan sayıdaki uluslararası forumlar etrafında konumlanmış hale gelir.
  3. Devletin özerkliğini tehdit: Küreselleşme her şeyden önce ekonomik alanda devlet yöneticilerinin siyasi seçeneklerini keskin biçimde kısıtlar. Hakikaten ‘ulusal’ ekonomilerin çökmesiyle, devlet, kendi yetki alanı içinde süren ekonomik süreçlerin, artık ‘denetiminde’ olmadığını görür. Devlet, ‘politika üreten’ olmaktan çıkıp, giderek daha çok ‘politika uygulayan’ hale gelir.
  4. Devletin otoritesini tehdit: Küreselleşme ulus-devletin yeterliğinin ve özerkliğinin temellerini aşındırdığı için, hükümetin etkililiğini azaltır ve bu da devletin meşruiyetinin ve otoritesinin temellerini aşındırır.
Diğer yandan küresel güçler, ulusal egemenlik kavramını aşındırır, ticaretten iletişime kadar pek çok faaliyeti etkilerken, bir paradoks gibi, ayrılığı sağlama araçlarının artırılmasıyla birlikte gelmiştir: Farklı görüşte olma hakkı ne yazık ki farklı olma savaşı haline dönüşmüştür .

Tam Bağımsızlık Yerine Karşılıklı Bağımlılık

Bir defa karşılıklı bağımlılık arzın yaşadığı yeni bir fenomen değildir. Dünya fiziki yönden olduğu kadar sosyal yönden de bir birini tamamlayan bir bütündür. Bu ilk insandan bu yana böyledir. Günümüz dünyasının ayırt edici yönü başta ekolojik olmak üzere sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi olaylarda meydana gelen artma ile iletişim ve ulaşımın kontrol edilemeyen bir hıza ulaşmasıdır.

Artık günümüz dünyasında devletler başta ekonomik olmak üzere tüm alanlarda karşılıklı bağımlılık içerisindedirler. İlişkilerin bu derece iç içe geçtiği bir dünyada  devletlerin mutlak egemenliğinden söz etmenin ne kadar zor olduğu tahmin edilebilir. Artık günümüzde devletler, kendi ülkesi dışına taşımak ve diğer ülkelerin kendi toprakları üzerinde faaliyet göstermelerine izin vermek durumunda kalmaktadır . Yeni küresel ekonominin dışında kalmayı, fişlerini o ağların prizlerine takmamayı göze alan uluslar, ancak yeni servet yaratma düzeninin dışında kalmayı seçenler olacaktır. Ağa katılanlara mutlaka karşılıklı bağımlılık getiren bir küresel sisteme girmek zorunda kalacaklardı, o sistemde de yalnız uluslar değil, güçlü Küresel Gladyatörler de bulunacaktır .

Bütün bu gerçeklere karşın ülkenin bağımsızlığı ve egemenliği konusunda kaygı ve endişe ifade edenler korkunç bir karalama ve suçlama ile susturulmaya çalışılmaktadır. Bir yazar şunları ifade etmektedir: “Daha önceleri özelleştirmeler ve şimdi AB adaylığıyla artık her fırsatta gündeme gelen tam egemenlik kaygıları, bunları dile getirenlerin ne egemenlik devri, ne egemenlik paylaşımı kavramları ne de uzay çağında tam egemenliğin ne ifade edebileceği konusunda açık bir görüş ve bilgileri olmadığını gösteriyor. Toplam ticaretinin %60’ına yakın bir bölümünü Avrupa Birliği ile yapan ve dünya ticaretiyle büyük ölçüde bütünleşmiş; yüksek teknolojik değeri olan askerî ve sivil gereksinimlerini tedarikte neredeyse tamamen dışa bağımlı ve petrolü olmayan bir ülke olan Türkiye’de hamasî tam egemenlik söylevleri atanların ciddiyetinden ve samimiyetinden şüphe duyulmalıdır” . Demek isteniyor ki elleriniz, ayaklarınız bağlı bari ağzınızı da kendiniz kapatın!

Türkiye son zamanlarda her yaptığı ittifak, ikili anlaşma ve imzaladığı sözleşmelerde zararlı çıkan taraf olduğu ortada olduğuna göre atılan ya da atılacak adımlarda ülkenin menfaatlerinin göz önünde bulundurulmasını istemeyi bilgisizlik olarak değerlendirmek ne denli tutarlı bir yaklaşım olduğunu akıl sahiplerine bırakmak gerekir. Oysa gerçekte bugün Türkiye tamamen sanal bir ekonomik krizle köşeye sıkıştırılmıştır. Bu krizi tezgahlayanlar Türkiye’ye karşı bir dayatma içindedirler. Önce Türkiye’nin pazarlık gücü kırılmıştır. Bu yüzden de gerek IMF, gerek AB ve gerekse ABD ile tartışılanlar ya da konuşulanlar iki tarafın eşit iradeleri ile ortaya konup irdelenip bir mutabakata varılan hususlar değildir. Sorun AB’nin, ABD’nin ya da IMF’nin dayatmalarına rıza  gösterip-göstermeme biçimine dönüşmüştür; bazı hususlarda egemenlik hakkını devretmek ama daha geniş bir perspektiften ülkenin menfaatlerini sağlayabilecek bir erk’e kavuşmak hiç değildir. Bu bir anlamda AB, IMF ya da İsrail sabit bir yerde duruyor siz ona tutunmak için en temel duyarlılıklarınızı tartışma konusu yapıyorsunuz. Zira bağlayan ile bağlananlar arasında anormal bir eşitsizlik söz konusuysa karşılıklı bağımlıktan değil tek taraflı bağlanmaktan söz edilebilir. Karşılıklı bağımlılığın taraflarının sonuçta “sömürge ile sömüren” taraflar haline gelmemesi için birbirine yakın güçlerin ve özgür iradelerin söz konusu olması gerekir.

Kaderine hükmettiğiniz kadar kaderinize hükmedilmesine izin verebilirsiniz. Türk halkının kaderini hiç kimse AB’li bürokratların, ABD’li diplomatların, IMF yetkililerinin ya da  Dünya Bankası temsilcilerinin iki dudağı arasına yerleştiremez! Birileri sizin  devlet yapınızı,  yasanızı, dilinizi, dininizi, tarihinizi ve hatta varlığınızı tartışacak siz de onun irade buyurduklarına itaat edeceksiniz. Bu karşılıklı bağımlı olmak değil tam tersine kayıtsız şartsız teslim olmak anlamına gelir.

Chrıstopher Pıerson, Moderm Devlet, Çev; D. Hattatoğlu, İstanbul, 2000, S.,298.

Jennifer Jackson Preece, Ulusal Azınlıklar ve Avrupa Ulus-Devlet Sistemi, Donkişot Yayını, İstanbul, 2001, S.,42.

Adil Kır, Globalizasyon Küreselleşme Ulus Devletin Sonu Mu?, Ankara, 2002, S.,71.

Chrıstopher Pıerson, A.g.e.s.,277.

Rıchard Falk, Yırtıcı Küreselleşme, Çev; A. Çaksu, Küre Yayınları, İstanbul, 2001. S.,51-52

Rıchard J. Barnet, Ronald E. Müller, Evrensel Soygun Çok Uluslu Şirketlerin Gücü, E Yayını, 1.Baskı, İstanbul, 1976. S.,96.

THOMAS, Clive Yolande; The Rise of the Authoritarian State in Peripherial Societies, Monthly Review Press, New York, 1984, S.,51.

Burgı&Goulup P.S. Has Globalization Really Made Nations Redundant, http://www.en.mondereally diplometique.fr/2000/4/7golup (20.08.2000),

Chrıstopher Pıerson, Modern Devlet, İstanbul, 2000. S.,278.

Nelson Mandela, Ulus-Devletin Silinişi, Yüzyılın Sonu (Büyük Düşünürler Çağımızı Yorumluyor) Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 2000. S.,225.

Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayını, 3. Baskı, İstanbul, 1999. S.,19.

Alvin Toffler, Yeni Güçler Yeni Şoklar,Altın Kitaplar Yayını, Çev; B. Çorakçı, 1.Baskı, İstanbul, 1992, 459.

Cengiz Aktar, Avrupa Birliği Saflaşma AB İçin Seferberlik, WWW. İdea Politika.com İdea Politika Sayı:14.
 


Yahoo! Messenger with Voice. Make PC-to-Phone Calls to the US (and 30+ countries) for 2¢/min or less.

Mon Sep 18, 2006 8:39 pm

mehmedkagan
Offline Offline
Send Email Send Email

Forward
Message #1074 of 6575 |
Expand Messages Author Sort by Date

Küreselleşmenin “Ulus-Devlet” Üzerine Etkileri / Prof. Dr. Özcan Yeniçeri Geçtiğimiz otuz yılda devletlerin uğraşmak zorunda oldukları...
Mehmed Kagan
mehmedkagan
Offline Send Email
Sep 19, 2006
6:01 am
Advanced

Copyright © 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help