KIRIM TÜRKLERİNİN YAYIN HAYATINDA YENİ BİR SOLUK !!!!!!!!!!
Almanya da yaşamakta olan ve aynı zamanda Kırım’da ki KIRIM TATAR HALKI SOSYAL –SİYASİ GÜÇLERİ KOORDİNASYON KURULU’nun Batı Avrupa Temsilcisi olan Sn. Kenan AKTAŞ ‘ın sahibi ve yazı işleri müdürlüğünü yaptığı “ Bizim KIRIM” isimli dergi yayın hayatına başladı.
Almanya’nın Köln şehrinde yayın hayatına başlayan dergi ücretsiz olarak abonelerine gönderilecek.
Kırımlı sanatçı,.Özbekistan Taşkent Sanat Akademisi Resim bölümünden
1984 yılında mezun oldu. Rusya ve Avrupa'da çeşitli karma sergilere katıldı.Özel kolleksiyonlarda yer aldı.İlk kişisel sergisini 1994 yılında ülkesi
Kırım Akmescit'de (simferepol) , ikincisini Taşkent'te (Özbekistan) üçüncüsünü de 2001 yılında Ankara Dedeman sanat galerisi, dördüncüsünü İstanbul'da Mihrimahsultan galeride açtı.
Sürgünün 60. Yılında Kurban Bayramı'nda Kırım'dayız...
“2004 Yılı Kırım Tatarlarının sürgünün 60. Yılı...”
18 Mayıs 1944 tarihinde yaşanan bu insanlık dışı olayın ardından verilen zorlu bir mücadelenin neticesinde artık Kırım Tatarları yeniden anavatanları Kırım’da... Yeniden bu cennet toprakları vatan yapmanın mücadelesi içindeler...
2004 yılının Kırım ve Türk Dünyası açısından önemini de dikkate alarak Sürgünün 60. Yılında Kurban Bayramı vesilesiyle, 30 Ocak-3 Şubat 2004 tarihleri arasın
da (4 gece-5 gün)Kırım Gezisi düzenlemiş bulunmaktayız...
Kırım'da Bayram havasını oradaki din kardeşlerimizle birlikte teneffüs etmek, Kurban Bayramımızı hep birlikte kutlamak ve de Sürgünün 60. Yılında Kırım Tatarlarına vatan-Kırım mücadelesinde destek vermek, bu vesile ile yanlarında olabilmek gayesiyle, düzenlediğimiz bu gezi-ziyaret programına imkanı-vakti müsait olan bütün Kırım ve Türk Dünyası sevdalılarının iştirak etmesini bekleriz...
Bu özel ve anlamlı Kırım Gezimizde öncelikli olarak Kurban Bayramını da içine alan özel bir gezi programı uygulanacaktır;
-Akmescit’te Kebir Camii’inde bayram namazımızı kılacak ve Kırım Tatar Hemşehrilerimizle birlikte Kurbanlarımızı kesip, programımız çerçevesinde Kırım Tatar yerleşim yerleri ziyaret edilecektir...
–Ayrıca her zaman olduğu gibi Kırım’ın tarihi ve turistik yerlerine (Bahçesaray-Hansaray, Sevastopol, Yalta, Gözleve) de program dahilinde geziler yapılacaktır.
-Gezimiz müddetince Akmescit’te otelde kalınacak ve günü birlik ziyaret ve gezi p
rogramları gerçekleştirilecektir.
-Gezimizin ücreti 475 Dolar + Ukrayna Vizesi’dir... Gezi ücretine
Uçakla gidiş-geliş ücreti, Otelde konaklama, sabah-akşam yemekleri, program dahilindeki geziler, transferler ve rehberlik hizmetleri dahildir.
T.C. Marmara Universitesi Turkiyat Arastirmalari Enstitusu
STALINIZM VE TURK DUNYASI
Sempozyumunu onurlandirmaniz ricasiyla,
Prof. Dr. Emine Gursoy-Naskali MU Turkiyat Arastirmalari Enstitusu muduru
17 Aralik Carsamba, 2003 Marmara Universitesi Goztepe Kampusu Dr. Ibrahim Uzumcu Konferans Salonu
10.00 Tanisma 10.30 Acilis ve Istiklâl Marsi
10.30-10.45 Acis konusmasi Prof. Dr. Emine Gursoy-Naskali
10.45-11.00 Gorsel Sunum: Stalin'in Hayati ve Donemi"
I. OTURUM 11.00-12.30 Oturum Baskani: Prof. Dr. Ilber Ortayli - Dr. Kemal Ozcan (Istanbul), "Stalin Doneminde Surgun Edilen Topluluklar ve Akibetleri (1940-1950)" - Ibrahim Kalkan (Istanbul), "Sultan Kenesari: Halk Dusmani Mi Yoksa Kahraman Miydi? Stalin Donemi Sovyet Tarih Yaziciligi ve Ideolojisi" - Leysen Sahin (Istanbul), "Stalinizmi Hatirlama: Sovyet Sonrasi Rusyasinda Tarihi Bilincin Degisim Surecleri" - Prof.Dr. Nadir Devlet (Istanbul), "Stalinizme Karsi Almanya'da Olusturulan Lejyonlar"
12.30-13.00 Degerlendirme 13.00-13.30 Yemek Arasi
II. OTURUM 13.30-14.30 Oturum Baskani: Prof. Dr. Emine Gursoy-Naskali - Prof. Dr. Timur Kocaoglu (Istanbul), "Stalin'in Turk Halklarinin Dilleri ve Kulturleri Uzerindeki Etkileri" - Dr. G. Saynur Bozkurt (Istanbul), "Kirim Tatarlari ve Jenosit" - Belkis Ulusoy (Istanbul), "Azerbaycan Orneginde Stalin'in Kollektiflestirme Siyaseti" - Okan Yesilot (Istanbul), "Azerbaycan Orneginde Stalin Doneminde Turkler Uzerinde Uygulanan Egitim Politikalari"
14.30-14.40 Degerlendirme 14.40-14.50 Ara
III. OTURUM 14.50-15.50 Oturum Baskani: Prof. Dr. Nadir Devlet - Dr. Arzu Kilinc (Istanbul), "Stalin Doneminde Insan Kayiplari" - Yrd. Doc. Dr. Nesrin S. Karagur, "Duygular ve Gercekler Isiginda Azerbaycan'da Stalin Donemi ve Terorunun Degerlendirilmesi" - Guljanat Kurmangaliyeva Ercilasun (Ankara), "Stalin Doneminde Kazak Aydinlarinin Tasfiyesi" - Yrd.Doc.Dr. Abdulvahap Kara (Istanbul), "Stalin Doneminde Kazakistan'da Kollektiflestirme Siyaseti ve Aclik Felaketi"
15.50-16.00 Degerlendirme 16.00-16.10 Ara
IV. OTURUM 16.10-17.10 Oturum Baskani: Prof. Dr. Timur Kocaoglu - Dilek Herkmen (Istanbul), "Stalin'in Olumunun Turk Basinina Yansimalari" - Yrd. Doc. Dr. Goksel Ozturk (Istanbul), "Bir Bilim Adaminin (Mehmet Temiroglu) Kaleminden Stalin Donemi" - Yrd. Doc. Dr. Orhan Soylemez (Istanbul), "Turk Dunyasi Edebiyatlarinda Stalin Utopyasi" - Ibrahim Kalkan, "Stalin Donemi Propaganda Posterleri" (Slayt Gosterisi)
Tatar Şair Tizemiz ceviz ağacına şiir okumaya hazırlanırken, yanımıza Tatar mı değil mi tam kestiremediğim bir bayan geldi;bizleri dinliyormuş biraz ilerdeki bankta. Kendisini daha tanıtmadan hemen konuşmaya başladı:
“Eski destanlarımıza bakın ağaç kutsaldır. Oğuz'un evleneceği eşi ağacın gövde oyuğundan belirir. Ağaç soy demektir, köklülük demektir.”1Dedi.Herhalde gelen yabancı bayan Tatar Şairimizin okuyacağı şiire katkı olsun diye ağaç konusunu açmıştı.
“Doğru söylüyorsunuz Bayan. Bakınız bize Kırım Tatar Türkleri derler. Bizim kökümüz Kıpçak Türklerine, Oğuz’a dayanır.” dedim,” Genel olarak Türk boylarının menşeleri hakkında efsanelerde ağacın da önemli bir yeri vardır. Örneğin Uygur efsanelerinde Uygur Hakanlarının ağaçtan türedikleri söylenir. Dede Korkut kitabında adı geçen bir kahraman (Basat): “Atam adını sorarsan kaba ağaç, anam adını sorarsan kağan arslan” diyor. Kıpçak boyunun menşei hakkındaki rivayette de ağaçtan türeme efsanesinin izi mevcuttur.”2 Türk mitolojisinde Kıpçaklar, Oğuz-Hanın bir evlatlığı idiler. Oğuz Destanı’na göre, Oğuz Kağan’ın “İt Barak “ ülkesini fethi esnasında beylerinden birinin karısı hamile kalmış, kocası da savaşta öldürülmüştü. Bu savaş yerinde kadının doğumu yaklaştıkça yakınlarındaki içi oyulmuş olan bir ağacın içinde çocuğunu doğurdu.Durum Oğuz Han’a intikal ettirilince, Kağan ona Türk dilinde içi çürümüş ve oyulmuş ağaç anlamına gelen Kıpçak adını koymuş.’3” dedim. Capalak betli Halil İbrahim Akay da tepemizde bizi bekliyormuş. Hemen söze karıştı:
“Bazen bir birimize latife olsun diye “ağaç kovuğundan mı çıktın” deriz. Acaba bu söz Oğuz Destanındaki bu mitolojiden mi geliyor?” dedi.Boynumu sola çevirip, yukarı bakarak:
“İbrahim Akay oraları buraları karıştırma . Biz burada bir konuyu aydınlatmaya çalışıyoruz. Sen de işi başka mecralara sürükleme. Bak bu vesile ile Kırım Tatar Türklerinin dedeleri olan Kıpçak Türklerinin menşeinden bahsediyoruz.” dedim.
“Kızma Şükrü Akay. Bizim de bu konuda bir tuzumuz olsun dedik” dedi, Ben de arkasından,
“Mitoloji, her ne kadar bir tarih belgesi olarak kabul edilmese de milletlerin, komşuları hakkında fikir ve düşünceleri aydınlatma bakımından bir tarihçi için önem taşır.” Dedim. Şair Tiziy bizim konuşmalarımızı dikkatlice dinlemiş olmalı ki: “Ballar anlattığınız tarihi bilgileri bende duymuştum birilerinden” dedi. Yanımıza gelen misafir eliyle bahçedeki ağaçları göstererek:
“Bizim ailemiz, büyüklerimiz ağacı hep sevdi. Bizim çocuklarımız da ağacı seviyor. Bu bir öğrenme işidir. Nesini mi seviyoruz?“4 dedi, gözlerini sıradan hepimiz üzerinde gezdirdi, bizden ses çıkmayınca, cevabını da kendi verdi:
“Seyretmesini seviyoruz, ağacın altında soluk almasını seviyoruz, evimizin yanında, önünde, kaldırımlarımızda ağaç görmek bizi gururlandırıyor; çünkü ağaç medeniyetin ölçüsüdür.”5 dedi.Ben hemen araya girdim:
“Evet bu sözünüzde haklısınız. Şu cennet vatan toprağına ayak bastığımız andan itibaren çevremize göz gezdiriyoruz;dağ ve taş ağaçlarla donatılmış. Yem yeşil meyve ağaçların arasından evler görünmüyor.Tabi ki şu gölgesinde oturduğumuz ceviz ağacının dediği gibi bu cennet vatandaki asırlık ağaçları bizlerin kartbabayları dikti. Bizlerin Kartbabayları ağacı o kadar çok sevmişler ki sürgün yerlerinde de çeşit çeşit ağaçlar dikmişler, meyve bahçeleri, üzüm bağları ile kurak toprakları nakış nakış süslemişler;bizim köyümüzün güney ve doğu cephesi de meşe ağaçları, dere yatakları ise meyve bahçeleri ile dolu. Ankara’nın köylerinden bir Tatar köyü olan Lezgi köyünde de meşeleri ve meyve bahçelerini görmüştüm. ” dedim, yanımıza gelen yabancı misafirimiz sözümü kesti:
“Vaktiyle Kırım'dan Sovyetlerin şurasına burasına sürülmüş ve daha sonra geri dönmüş Kırımlıların ev yaparken ağaçlarını da diktiklerini görmüştüm. Biri 'Ağaçsız Türk olmaz.' demişti.'Bir Türk “üy”ünden önce tereğini (ağaç) diker”6 dedi, sonra da ana yola inen merdivenlerden yavaş yavaş inerek sessizce aramızdan uzaklaştı.
“Şair Tiziy “ dedim, “Bu apakaynı tanıy mısın? Ağaç konusunda aruv konuştu değil mi?Yoksa bu apakay da senin gibi şair mi? Yazar mı? Çünkü avzu aruv lap yasay.”
“Hayır tanımayman ama aruv bir yazar bolduğunu tüşünemen.Madem Kırım Tatar Türkleri ağacı bu kadar çok seviyorlar. Bizde şu gölgesinde dinlendiğimiz ceviz ağacını kırmayalım. Ona güzel bir şiir okuyalım. ” dedi, dikkatlice gözlerini yukarı kaldırıp, ceviz ağacına bakarak şu mısraları okudu Şair Tizemiz:
“Üyim aldında cevez teregi dalların kökke uzatgan
Altınday küneş ziyaların cerge şaşratkan.
Üyle sıcagı, kızdıra küneş, ortalık cana.
Anyaktan mınyaktan, nensin karap cılay bır bala.
Tımtırış her yer, kalmagan ses-soluk, bayılgan herkes
“Avzuna savluk Tiziy. Ben bu ceviz ağaçlarını Kartbabaylarga benzetemen. Gerçi sende şiirinde de “ Dostı onı acımay.Tamırından baltalay.Kökte bır boş yer kala. Cerde kölge yok bola.İlkbahar kele, dünya yeşere....Ursalar, cıksalar, kurumaz terek. Fidan östirer.Gene tiriler.” Diysin. Bak benim kartbabaylarımı da urmuşlar, cıkmışlar, bu topraklardan atmışlar, ama benim gibi bir fidan östirmişler, gene tirildik. Yok edebildiler mi bizleri? Dün vardık, bugün varız yarında da bu cennet vatan topraklarında varolacağız. Bunu hiçbir kimse engelleyemez. Ceviz tereklerinin fidanları östi, tirildi. Gittikçe de bu fidanların sayısı çoğalıyor. Durun bakalım birde ben sizlere bir şiir okuyayım. Dinler misiniz ?”dedim.
Şair Tatar Tiziy, Tatar kızı ve Tatar Ceviz Tereği hep birlikte “oku.. oku.. “dediler. Arkadan da bir takım sesler geldi. Onlarda “oku oku” diyorlardı.Boynumu geri çevirdim. Bir de ne göreyim!... Gezimize katılan bütün arkadaşlar halka halka bölük bölük saf saf dizilmişler bize bakıyorlar. Yanlarında bazı yabancılar vardı. İbrahim Akay'a “Şu yanınızdaki yabancılar kim?” dedim. İbarahim Akay: “Şükrü bu kalabalık topluluk Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Türk kökenli şair ve yazarlar “ dedi. Duygulandım ve şu mısraları dudaklarımdan dökülüverdi:
KIRIM TATAR TÜRKLERİ, KIRIM'A
“...............halka halka
alay alay
bölük bölük..saf saf
dizildiler
rabdan emir geldi,
indiler
indiler
indiler” dedim.
Tok sesli , Kırım kalpağı giymiş bir KARTBABAY önümüzdeki çimler önünde durdu “tokta balam, bundan sonrasını biz okuyayık “ dedi, dizlerini kırdı, çimin üzerine diz üstü çöktü, iki avucunu semaya kaldırdı:
KIRIM TATAR TÜRKLERİ, KIRIM'A
“geldiler
gecenin üstüne...
karanlığın, zulmün, zulmetin üstüne..
aydınlığın, ışığın, rahmetin üstüne
her şehre, her bucağa, her eve
coşkuyla, sevinçle, seve seve”
indiler
indiler
indiler “ dedi.
Arkasından yine tok sesli bir KARTANAY geldi;O da çimler üzerine dizlerini kırdı,bağdaş kurup oturdu; pamuk gibi yumuşak bembeyaz ellerini gök yüzüne kaldırarak:
KIRIM TATAR TÜRKLERİ , KIRIM'DA
şafak çöksün istemediler
tan ağarsın istemediler
seher olsun istemediler
arınsın yürekler, yücelsin gönüller
diye didindiler
alay alay...saf saf
birdiler, yüzdüler, yüz bindiler
indiler
indiler
indiler “ dedi.
Eli yüzü nurlu, başında maraması örtülü bir Kartanay da ”Bismillâhirrahmânirrahim ” deyip, diğer Kartanayın yanına geldi oturdu. Şefkat ve merhamet kokan güzel ellerini semaya kaldırarak şu dizleri okudu:
KIRIM TATAR TÜRKLERİ , KIRIM'DA
“geceyi onlar mı çevirdi nura
onlardan makbul olanlar mı
gündüzden güzel bir geceydi
zikirler tek heceydi
hak hak hak
dedi milyonlarca yürek
ağlayarak:
aşk aşk aşk
dedi hak...
hak dedi:kulum kalbine bak”
En son olarak ta insana huzur veren; tok sesli, yaşlı asker elbiseli bir başka KARTBABAY geldi, elindeki silahı yavaşça çimenler üzerine koydu, dizleri önüne çöktü, nasırlaşmış ellerini gök yüzüne kaldırdı:
Bu kartbabay ve kartanaylar “kim di?”diye yüzlerine baktığımda;biri anayımın kartbabayı Mustafa Kartbabayım, apakayı Tevide Kartanayım, diğerileri de babayımın babayı Çanakkale Gazisi Yusuf Kartbabayım, apakayı Fatma Kartanayımdı.
Oturduğum yerden bir ok gibi fırladım. Kucağımı açtım;kartbabaylarımı, kartanaylarımı bağrıma basıp kucaklamak için, doya doya o nurlu yüzlerinden öpmek için
koştum...
koştum....
koştum...
Ayağım bir taşa takıldı, önce rükû ya gider gibi belim büküldü, sonra da secde yapar gibi yüzü koylu çimenlerin üzerine kapaklandım.Gözlerimi açtığımda kendimi çimenler üzerinde bir selvi ağaç gibi boylu boyunca uzanır halde buldum. Kartbabaylarım, kartanaylarım yoktu kucağımda; ama onların şehit kanları ile suladığı burcu burcu cennet kokan vatan toprağı vardı;bu toprak bir ana kucağı gibi yumuşak, merhametli, sımsıcaktı;bir baba kucağı gibi şevkatli, güven vericiydi;burnumun dibindeki çimler arasındaki toprağı;
öptüm ...
öptüm..
öptüm..
kokladım...
kokladım...
kokladım;topraktan kartbabaylarımın alın ter kokuları geliyordu......
Gerçekten de Cennet Vatan Toprağı bir ana kucağı gibi yumuşak, bir ana kucağı gibi merhametli, bir ana kucağı gibi sım sıcaktı;bir baba kucağı gibi şefkatli , bir baba kucağı gibi güven vericiydi.
Yem yeşil çimenler üzerinde ne kadar yattım bilemiyorum....
Bu cennet vatan toprağında taze filizlerin, taze fidanların ve renk renk burcu burcu kokan taze güllerin yeniden yetişmesi için, Kartbabaylarım nasıl ki şehit kanları ile suladı iseler Cennet Vatan Kırım Toprağını, bende gözlerimden şırıl şırıl akan damla damla “Kızıl Göz Yaşları”mla
suladım.....
suladım......
suladım.......
ALLAH ONLARDAN (kartbabay-kartanaylardan) RAZI OLSUN.........
RUHLARI KIRIM TOPRAKLARINDA ŞÂD OLSUN.
CENNET VATAN KIRIM TOPRAKLARINA DA KIRIM TATAR TÜRKLERİ;
ALAY ALAY SAF SAF HALKA HALKA BÖLÜK BÖLÜK DOLSUN.
KIRIM’DAN SÜRÜLEN, SÜRGÜN YOLLARINDA, SÜRGÜN DİYARLARDA RUHUNU HAKKA TESLİM EDEN KIRIM ŞEHİTLERİMİZİN AZİZ RUHUNA, HEP BİRLİKTE AVUÇLARIMIZI TARAK DAMGALI GÖK BAYRAK RENGİNDEKİ SEMAYA KALDIRARAK BİRER FATİHA OKUYALIM:
EL FATİHA.......
“Eûzübillâhimineşşeytanirracim. Bismillâhirrahmânirrahim (Şeytanın şerrinden Yüce Rabbim Sana sığınırım. Rahman ve Rahim Olan Allah’ın adıyla)“
“ Elhamdü lillâhi rabbil'âlemîn. Errahmânirra-hîm. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budü ve iyyâke neste'in. İhdinessırâtal müstakîm.Sırâtellezine en'âmte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllin.( Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur.(Allahım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola; nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir) “ amin ...
==========================================================-
Bu e-posta sadece yukarida isimleri belirtilen kisiler arasinda özel haberlesme amacini
tasimaktadir. Size yanlislikla ulasmissa lütfen gönderen kisiyi bilgilendiriniz ve mesaji sisteminizden siliniz. Turkiye Cumhuriyet Merkez Bankasi A.S. bu
mesajin icerigi ile ilgili olarak hicbir hukuksal sorumlulugu kabul
etmez.
This e-mail communication is
intended for the private use of the people named above. If you
received this message in error, please immediately notify the sender
and delete it from your system. The Central Bank of The Republic of
Turkey does not accept legal responsibility for the contents of this
message.
İNSAN HAKLARI HAVARİSİ KESİLEN ZEVATLARIN ACABA KIRIM'DA
KIRIM TATAR TÜRKLERİNE 1783 DEN, BUGÜNE KADAR (ÖZELLİKLE 1944 YILINDA) YAPILAN
İNSAN HAKLARI İHLALLERİNDEN HABERLERİ VAR MI?
BU ZEVATLARIN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ YAZIMI OKUMASINI TAVSİYE EDERİM.
KIZIL GÖZ YAŞLARI 26
“KAYDAN KELESİN? KAYDA KETESİN? “
Gerçekten Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu’nun anlattıkları doğrumu idi ?!...değil miydi bunu her ikimizde düşünürken birde baktık ki Aydavcı Rüstem yavaşladı ve sağa otobüsünü kırdı. Hafif bir rampadan tırmanmaya başladı. Çok fazla gitmeden sonra tekrar sağa döndü. Bir han kapısını andıran bir kapıdan geçtik. Dar bir sokaktan sonra sağda ve solda iki büyük binanın ortasında çeşit çeşit güllerle süslü, yeşil çimenlerle kaplı ve ağaçlarla güzelleştirilmiş bir bahçenin kenarında durdurdu otobüsü Aydavcı Rüstem. Her halde kalacağımız otel burası idi. Otelden çok binanın eskiliği eski bir hükümet konağını veya eski bir okulu andırıyordu; girişimizin hemen sağında bulunan bina; solumuzdaki bina ise diğerine göre biraz daha güzel görünüyordu dış cepheden.
İbrahim Akay’la ben Kırım’ın dünü ve Akmescit ile ilgili konuları konuşurken, tartışırken; Akmescit’in caddelerinden, sokaklarından, meydanlarından geçmiştik;ama konuşmamız çok heyacanlı olduğundan her ikimizde Akmescit’in caddelerine, sokaklarına, binalarına ve insanlarına dikkatlice bakamamıştık; Akmescit'in hangi caddesinden girmiştik, hangi meydanlarından geçmiştik hiç farkında değildik. “Neyse daha çok gelip gideceğiz; Akmescit’in içinden; o zaman daha dikkatlice bakar; doya doya seyrederiz Kalkayların Şehrini “ dedik.
Akif Arkadaş, oturduğu ön koltuktan ayağa kalkarak:
“Arkadaşlar şu anda kalacağımız otele gelmiş bulunuyoruz. Otelimizin adı Tavrida. Ben herkesin kalacağı odaları tespit edip, hepinize ayrı ayrı bildireceğim. Sizler valizlerinizi alıp beni takip edin.” dedi.
Otelin adını duyar duymaz irkildim. Bu isim Türkçe bir ad değildi;Rusca idi.Bu ismi “Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler (1905-1916), Türk Tarih Kurumu” kitabında da okumuştum. Bu kitapta“...., tamamen Ruslara ait olan askeri idarenin yanında sivil idareyi yürütmek üzere “Kırım Mahalli Hükümeti” adı verilen bir birim kuruldu.1 Daha sonra “Kırım Mahalli Hükümeti”ne son verilerek Rus İdari sisteminin tatbikine geçildi.13 Şubat 1784’de Kırım, Taman ve yarımada haricindeki geniş arazileri içine alan “Tavrida Oblastı” kuruldu.2” diyordu.
Kendi kendime dedim ki :”Adamları görüyor musun? İşgal ettikleri topraklarda kurdukları idari sisteme verdikleri isimleri bu otele vermişler.” Belki de kalacağımız bu otel o yıllarda kurdukları “Tavrida Oblastı” adındaki idari sistemin yönetildiği, idare edildiği bina idi. Bunu bilmiyorum. Aslında bilmekte istemiyorum. Bu isim niçin konulmuş onu da araştırmayacağım...
Ama bildiğim bir gerçek var; Güneşin önüne perde çekilmeye çalışılsa da; bu ve buna benzer bir çok binaların odalarında, koridorlarında; yıllar önce Kırım Tatar Türkleri’nin kaderini etkileyen, nice acı kararlar alındı; nice Kırım Tatar Türküm haksız yere sorgusuz sualsiz mahkum edildi; çil yavrusu gibi dünyanın dört bir yanına sürgün edildi; nice Kırım Tatar Türküm insanlık suçu sayılan işkenceye tabi tutuldu; niceleri, Yüce Yaradanımın insanlara karşılıksız verdiği çok değerli uzuvları olan kollarını, bacaklarını, burunlarını, gözlerini, kulaklarını, dişlerini, tırnaklarını, fidan gibi bedenlerini, hatta yüreklerini, beyinlerini, ciğerlerini, dalaklarını kaybetti; niceleri de yapılan işkencelere dayanamayıp şuurunu kaybetti;veliler evi olan Zincirli Medrese’ye kapatıldı.
Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu bir anda yine yanımda belirdi. Gözlerime baktı.”Senin içinden geçenleri okuyorum.Daha senin bilmediğin bir çok insanlık suçları var. ” dedi .
“Neler!?..” dedim, “Anlatta dinleyelim.”
Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu uzaklara baktı, çoook uzaklara baktı, belkide yaşadığı acı hayatını gözleri önüne getirmeye çalışıyordu ve başladı konuşmaya:
“Kırımlı’ların tragediyası modern dünyada tanığı olduğumuz büyük tragediyalardan biridir. Belki de en önemlisidir. Günümüzde Sovyetler Birliği’nin Kırımlı’ların bir ulus olarak kendi varlıklarını koruma ve vatanları Kırım’a dönme yolunda verdikleri mücadele ile bu tragediya , yalnızca Kırımlı’ların özel durumlarından değil, Sovyet Rusya’nın kendi sınırları içindeki diğer ulusal toplumlara karşı takındığı tavır ve politikasında da çok önemli bir nitelik taşımaktadır.Önce ana yurtları olan Kırım’dan sürülmeleri ve geride bıraktıkları bütün kültür ve tarih eserlerinin, ibadet yerlerinin, mezarlıklarının barbarca yıkılıp yerle bir edilişi, sonra da uzun yıllar boyunca milli benliklerinin sistematik bir şekilde imha edilişi Sovyet Rusyası’nda namuslu insanları uzun yıllar tedirgin edecektir. İşlenen cinayetleri örtmek için harcadıkları bütün çabalarına rağmen, sorumlular bu gerçeği özgür dünyadan-en önemlisi Sovyet Rusyası’nın sınırları içinde yaşayabilen diğer ulusal toplumlardan-gizleyemediler.”3
“Burada dur” dedim, Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu’na, “Bu kadar büyük bir zulme uğramış ve vatanlarından sürülmüş Kırım Tatar Türkleri’nin kalplerinde Kırım’a karşı sevgi ve bağlılıklarında bir eksilme oldu mu?”
Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu sözünü kestiğimden dolayı biraz bozulur gibi olmuştu, konuşmasına devam etmeyecek diye korktum, ama anlatmaya kararlıydı yüzüne baktığımda.
“Ah!...Ah!...Ah!...” dedi, “Maruz bırakıldıkları feci ve çok tehlikeli durumlara rağmen, Kırım’a sevgi ve bağlılıkları Kırımlı’ların yüreklerinde hiçbir zaman sönmedi. Kıyas yerindeyse eğer, yanıp kül olduktan sonra canlanıp kendi külleri içinden havalanmış bir Phoenix kuşu örneği bugün Kırımlı’lar. Bu gün, Kominist Partisi üyeleri de dahil, sürgün edildikleri yerlerinde Kırım’ın hasretini çekmeyen, Kırım topraklarına dönecekleri günü beklemeyen bir tek Kırımlı yoktur. Geçmişinden kopmuş bir toplum kendi geleceğini kuramaz. Aradan bunca yıl sonra benliklerini koruma, milli kültür ve sanatlarını sürdürme yolunda şaşılacak canlılık ve başarılar kaydediyorlar Kırımlı’lar.”4
“Evet . Evet çok haklısın Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu “ dedim, biraz ilerimizde Akif ile bir şeyler konuşan ve bizi otobüsten iner inmez otelin bahçesinde karşılayan saçlarının ağarmasına rağmen yüzünde genç olduğu intibaı veren devlet sanatçısı “Server Kakura’yı gösterdim.”İşte şu karşımızda gördüğün sanatçı sürgün yeri Özbekistan’dan vatanı Kırım’a gelmiş ve gerek bu cennet vatan topraklarında gerekse de Diaspora da ( Kırım dışında) Kırımlı’ların yırlarını büyük bir ustalıkla icra eden bir sanatçı.Adı da Server Kakura. Bu sanatçıyı tanıyor musun?” dedim.
“Ben bu sanatçıyı tanıyorum Şükrü” dedi İbrahim Akay.” Sahi Şükrü sen kiminle konuşup duruyorsun deminden beri. Yanında da kimse yoktu. Biliyorsun kendi kendisi ile konuşana deli derler. Sakın ola aklın maklın kaytmasın. Valizini aldım.Otele geldik.Uyan artık. Hala uykuda mısın?”
“İbrahim Akay, bak vatan toprağına ayak bastık. Şimdi burada seninle kavga etmeyelim. Ne demek :’Sakın ola aklın maklın kaytmasın.’ Kaytarsa da üzülme. Zaten Ruslar işkenceden aklı kaytan Kırımlı’ları Bahçesaray’da ki veliler evi Zincirli Medrese’ye kapatıyorlarmış. Sende beni oraya götürür kapatırsın.” Deyip, elindeki valizimi aldım ve İbrahim Akay’a teşekkür ettim.
Server Kakura bizi havaalanında karşılamış ve Aydavcı Rüstem’in otobüsüne bizleri bindirdikten sonra kendi arabası ile bizden önce otelin bahçesine gelmişti. Nede olsa Akif Arkadaşım Haziran ayı içinde Türkiye’mizin bir çok vilayetlerinde Server Kakura’nın “Kırım Ansamblesi”ni il il gezdirmiş; Kırım Folklor Kültürünü Türkiye’mizdeki insanlara tanıtmıştı. Akif arkadaşım Türkiye’miz de Server Kakura’yı çok memnun etmiş ki o da Akif arkadaşımıza yardımcı oluyordu; bizim yanımızdan ayrılmıyor; bize rehberlik yapıyordu. Akif’le Server Kakura solda bulunan binaya doğru yürümeye başladılar. Bizlerde onların peşine takıldık.
Ben arkada kalmıştım. Sağ tarafıma baktığımda büyük bir ceviz ağacını gördüm. Ceviz ağacının altındaki bankta da bir bayan oturuyordu. Otobüsten indiğimizden beri bizi izliyordu bu bayan. Kendisine baktığımı gördü, yerinden doğruldu, bana doğru yürümeye başladı;herhalde bayan benimle konuşmak istiyordu. Bende gruptan ayrılarak bayana doğru yürüdüm.
“Buyur Teyzeciğim. Bir şey mi söylemek istiyorsun?” dediğimde, siyah bir etek ceket;ceketin altında da dantelli işlemeli bir gömlek giymiş , kısa ve sarışın saçlı, orta yaşlarda, kalem kaşlı, çekik gözlü, elmacık kemikleri belirgin, güleç yüzlü bayan elini uzatarak:
“Tiziy “ dedim, “Ak(hak) topraklardan kelemen;Türkiye’den kelemen.Cennet Vatan Kırım’nı kezmege keldim.Kartbabaylarımın topraklarına yüz sürmege keldim. Sen kümsün?” dediğimde, o sırada yanıma havaalanında bizi karşılayan ve otobüste beraber geldiğimiz Tatar kızlarından biri geldi.
“Akif beyler soldaki otelin idare binasına gittiler. Seni almaya geldim” dedi Tatar kızı. Teyze hemen sordu:
“Bu aruv apakayda apakayın mı bola?” dedi. Ben hemen cevap verdim:
“Hayır bu güzel kızımız apakayım(eşim) bolmay. Bu güzel kızımız buralı;Kırımlı. Senin anlayacağın bir Tatar kızı”
“Çok güzel. Çok güzel. Menim kum bolduğumu sorgan edin biraz önce, cevap bermemiştim. Men bır Tatar şairmen.”
“Oooo buna çok sevindim. Ben şairleri çok seviyorum;özellikle Tatar bolursa daha çok seviyorum. Madem ki bir Tatar şairsin;mına Tatar kızına bir şiir oku da dinleyelim” dedim.
Şair Tiziy Tatar güzelinin bir elinden tuttu öbür eliyle de benim elimden tuttu. Ceviz ağacının altındaki oturağa doğru her ikimizi götürdü, birimizi sağ yanına birimizi sol yanına oturtturdu. Her iki kolunu açtı; bir kolunu benim omzuma, bir kolunu da Tatar güzelinin omzuna attı;Tatar güzelinin uzun saçlarını parmakları ile tarak gibi taradı; benimde arka tarafta kalmış birkaç tane tüylerimi okşadı:
”Sizler benim evlatlarımsınız. Size şiir okumayacağımda kime okuyacağım” dedi, başladı Tatar kızına şiir okumaya:
Şiir biter bitmez ben ve Tatar kızı, aynı anda ellerimizle kuvvetlice şairimizi alkışladık. Ben yerimden kalktım. Şair Tizemin elinden öptüm:
”Avzuna sağlık. Ne güzel ayttın Tatar Kızını. Bak yanında oturan Tatar Kızı’nın da şiirinde ayttığın bütün özellikler bar. “dedim, tam doğrulduğumda kel başıma tak diye bir şey değdi, değer değmezde yere düştü. Eğildim yere, başıma düşen nesneyi elime aldım. Bu henüz olgunlaşmamış yeşil ve beyaz benekli bir cevizdi. Başımı yukarı kaldırdım ki gölgesinde oturduğumuz asırlık ceviz ağacında binlerce cevizler yapraklar arasında saklanmışlar bana göz ediyorlardı.Yerime tam oturacağımda ceviz ağacından bir ses geldi.
“Beni de sizlerin kartbabayları sürgün edilmeden önce bu bahçeye dikmişti.Yıllardır bende sizleri bekliyordum. Koş keldiniz. Men Şair Hanımga gücendim.” Dedi,”
“Niye?” dedim.
“Tatar kızına şiir yazmış. Benim gibi asırlık bir ceviz ağacına bir şiir yok mu? Gerçekten Tatar şairi mi togul mu? Ceviz ağacı ile ilgili bir şiir okusun da dinleyelim bakalım” dedi Ceviz ağacı.
“Ceviz ağacı Akmescit hava alanı yolunda daha önceden sana ben uzun bir şiir okumuştum. Bu şiiri arkadaşların sana söylemedi mi?” dedim.
“Söylediler, söylediler. Ama o şiiri bir Tatar şair yazmamıştı;Kosavalı Osman Baymak yazmıştı. Ben bir Tatar şairin tilinden bana yazılan bir şiiri dinlemek istiyorum” diye ısrar etti Ceviz ağacı , Şair Tizemize dönüp.
“Şair Tiziy ceviz ağacı ile ilgi bir şiirin bar mı ? Barsa şu ceviz ağacını da sevindireyik” dedim,
......
Devamı haftaya,
Savlukman kalınız.
Şükrü Bilgili
1Hakan Kırımlı Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler (1905-1916), Türk Tarih Kurumu” s.6
==========================================================-
Bu e-posta sadece yukarida isimleri belirtilen kisiler arasinda özel haberlesme amacini
tasimaktadir. Size yanlislikla ulasmissa lütfen gönderen kisiyi bilgilendiriniz ve mesaji sisteminizden siliniz. Turkiye Cumhuriyet Merkez Bankasi A.S. bu
mesajin icerigi ile ilgili olarak hicbir hukuksal sorumlulugu kabul
etmez.
This e-mail communication is
intended for the private use of the people named above. If you
received this message in error, please immediately notify the sender
and delete it from your system. The Central Bank of The Republic of
Turkey does not accept legal responsibility for the contents of this
message.
İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir kabul etmez haklarının tanınması hususunun, hürriyetin, adaletin ve dünya barışının temeli olmasına,
İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesinin insanlık vicdanını isyana sevkeden vahşiliklere sebep olmuş bulunmasına, dehşetten ve yoksulluktan kurtulmuş insanların, içinde söz ve inanma hürriyetlerine sahip olacakları bir dünyanın kurulması en yüksek amaçları oralak ilan edilmiş bulunmasına,
İnsanin zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olmasına,
Uluslararasında dostça ilişkiler geliştirilmesini teşvik etmenin esaslı bir zaruret olmasına,
Birleşmiş Milletler halklarının, Antlaşmada, insanın ana haklarına, insan şahsının haysiyet ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğine olan imanlarını bir kere daha ilan etmiş olmalarına ve sosyal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş bir hürriyet içerisinde daha iyi hayat şartları kurmaya karar verdiklerini beyan etmiş bulunmalarına,
Üye devletlerin, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile işbirliği ederek insan haklarına ve ana hürriyetlerine bütün dünyada gerçekten saygı gösterilmesinin teminini taahhüt etmiş olmalarına,
Bu haklar ve hürriyetlerin herkesçe aynı şekilde anlaşılmasının yukarıdaki taahhüdün yerine getirilmesi için son derece önemli bulunmasına göre,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu,
İnsanlık topluluğunun bütün fertleriyle uzuvlarının bu beyannameyi daima gözönünde tutarak
öğretim ve eğitim yoluyla bu haklar ve hürriyetlere saygıyı geliştirmeye, gittikçe artan milli ve milletlerarası tedbirlerle gerek bizzat üye devletler ahalisi gerekse bu devletlerin idaresi altındaki ülkeler ahalisi arasında bu hakların dünyaca fiilen tanınmasını ve tatbik edilmesini sağlamaya gayret etmeleri amacıyla bütün halklar ve milletler için ulaşılacak ortak ideal olarak işbu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ilan eder.
Madde 1
Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.
Madde 2
Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyannamede ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.
Bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, gayri muhtar veya sair bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke uyruğu olsun, bir şahıs hakkında, uyruğu bulunduğu memleket veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir.
Madde 3
Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.
Madde 4
Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır.
Madde 5
Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.
Madde 6
Herkes her nerede olursa olsun hukuk kişiliğinin tanınması hakkını haizdir.
Madde 7
Kanun önünde herkes eşittir ve farksız olarak kanunun eşit korumasından istifade hakkını haizdir. Herkesin işbu Beyannameye aykırı her türlü ayırdedici mualeleye karşı ve böyle bir ayırdedici muamele için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.
Madde 8
Her şahsın kendine anayasa veya kanun ile tanınan ana haklara aykırı muamelelere karşı fiilli netice verecek şekilde milli mahkemelere müracaat hakkı vardır.
Madde 9
Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulanamaz veya sürülemez.
Madde 10
Herkes, haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı cezai mahiyette herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir.
Madde 11
1.Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.
2.Hiç kimse işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha şiddetli bir ceza verilemez.
Madde 12
Hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususlarında keyfi karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz bırakılamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır.
Madde 13
1.Herkes herhangi bir devletin sınırları dahilinde serbestçe dolaşma ve yerleşme hakkına haizdir.
2.Herkes, kendi memleketi de dahil, herhangi bir memleketi terketmek ve memleketine dönmek hakkına haizdir.
Madde 14
1.Herkes zulüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkını haizdir.
2.Bu hak, gerçekten adi bir cürüme veya Birleşmiş Milletler prensip ve amaçlarına aykırı faaliyetlere müstenit kovuşturmalar halinde ileri sürülemez.
Madde 15
1.Her ferdin bir uyrukluk hakkı vardır.
2.Hiç kimse keyfi olarak uyrukluğundan ve uyrukluğunu değiştirmek hakkından mahrum edilemez.
Madde 16
1.Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, uyrukluk veya din bakımından hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın evlenmek ve aile kurmak hakkına haizdir. Her erkek ve kadın evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hakları haizdir.
2.Evlenme akdi ancak müstakbel eşlerin serbest ve tam rızasıyla yapılır.
3.Aile, cemiyetin tabii ve temel unsurudur, cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkını haizdir.
Madde 17
1.Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olmak hakkını haizdir.
2.Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.
Madde 18
Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir.
Madde 19
Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir.
Madde 20
1.Her şahıs saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe katılma serbestisine maliktir.
2.Hiç kimse bir derneğe mensup olmaya zorlanamaz.
Madde 21
1.Her şahıs, doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler vasıtasıyla, memleketin kamu işleri yönetimine katılmak hakkını haizdir.
2.Her şahıs memleketin kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir.
3.Halkın iradesi kamu otoritesinin esasıdır; bu irade, gizli şekilde veya serbestliği sağlayacak muadil bir usul ile cereyan edecek, genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak olan devri ve dürüst seçimlerle ifade edilir.
Madde 22
Her şahsın, cemiyetin bir üyesi olmak itibariyle, sosyal güvenliğe hakkı vardır; haysiyeti için ve şahsiyetinin serbestçe gelişmesi için zaruri olan ekonomik, sosyal ve kültürel hakların milli gayret ve milletlerarası işbirliği yoluyla ve her devletin teşkilatı ve kaynaklarıyla mütenasip olarak gerçekleştirilmesine hakkı vardır.
Madde 23
1.Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.
2.Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.
3.çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.
4.Herkesin menfaatlerinin korunmasi için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.
Madde 24
Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.
Madde 25
1.Her şahsın, gerek kendisi gerekse ailesi için, yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlığı ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkânlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır.
2.Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.
Madde 26
1.Her şahsın öğrenim hakkı vardır. Öğrenim hiç olmazsa ilk ve temel safhalarında parasızdır. İlk öğretim mecburidir. Teknik ve mesleki öğretimden herkes istifade edebilmelidir. Yüksek öğretim, liyakatlerine göre herkese tam eşitlikle açık olmalıdır.
2.Öğretim insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan haklarıyla ana hürriyetlerine saygının kuvvetlenmesini hedef almalıdır. Öğretim bütün milletler, ırk ve din grupları arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu teşvik etmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışın idamesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.
3.Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.
Madde 27
1.Herkes, topluluğun kültürel faaliyetine serbestçe katılmak, güzel sanatları tatmak, ilim sahasındaki ilerleyişe iştirak etmek ve bundan faydalanmak hakkını haizdir.
2.Herkesin yarattığı, her türlü bilim, edebiyat veya sanat eserlerinden mütevellit manevi ve maddi menfaatlerin korunmasına hakkı vardır.
Madde 28
Herkesin, işbu Beyannamede derpiş edilen hak ve hürriyetlerin tam tatbikini sağlayacak bir sosyal ve milletlerarası nizama hakkı vardır.
Madde 29
1.Her şahsın, şahsiyetinin serbest ve tam gelişmesi ancak bir topluluk içinde mümkündür ve şahsın bu topluluğa karşı görevleri vardır.
2.Herkes, haklarının ve hürriyetlerinin kullanılmasında, sadece, başkalarının haklarının ve hürriyetlerinin gereğince tanınması ve bunlara saygı gösterilmesi amacıyla ve ancak demokratik bir cemiyette ahlâkın, kamu düzeninin ve genel refahın haklı icaplarını yerine getirmek maksadıyla kanunla belirlenmiş sınırlamalara tabi tutulabilir.
3.Bu hak ve hürriyetler hiçbir veçhile Birleşmiş Milletlerin amaç ve prensiplerine aykırı olarak kullanılamaz.
Madde 30
İşbu Beyannamenin hiçbir hükmü, herhangi bir devlete, zümreye ya da ferde, bu Beyannamede ilan olunan hak ve hürriyetleri yoketmeye yönelik bir faaliyete girişme ya da eylemde bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz.
_______ _| | |_ _|_
Add photos to your messages with MSN 8. Get 2 months FREE*.
10 Aralık İnsan Hakları Günü olarak çeşitli etkinliklerin yapıldığı bir gün.
Tarihin en büyük insan hakları ihlallerine maruz kalmış Kırım Tatarlarının yine unutulduğu bir gün olarak geçecek bir 10 Aralık 2003 günü bugün. Milletimizin uğradığı insanlık felaketinin böyle günlerde daha çarpıcı bir şekilde ortaya konması gerekmekte...
Savluqneñ Qalıñız
Namık Kemal BAYAR
ANKARA
Help STOP spam with the new MSN 8 and get 2 months FREE*
Alain P. MouchiroudB.M. Nüfus Fonu Türkiye Temsilcisi
10:00-10:30 Sunum
1. Türkiye ve Göç
·Ilhan Tekeli (ODTÜ)- Ankara
Türkiye’nin Göç Tarihindeki Degisik Kategoriler
10:30- 10: 45 Tartisma
10:45- 11:00 Ara
11:00- 12.00 Sunumlar
1.Türkiye’ye Göç Akimlari
1. Oturum:
·Ayhan Aktar (Marmara Üniv.)- Istanbul
Türk-Yunan Nüfus Mübadelesinin Siyasal Arkaplani: 1922-1923
·Nuray Ekici (Freiburg Üniv.) - Almanya
Bulgaristan’dan Göçler
·Ahmet Içduygu (Koç Üniv.)- Istanbul
Türkiye’ye Yönelen Düzensiz Göç Üzerine Bir Degerlendirme: Toplumsal, Siyasal ve Ekonomik Sonuçlari
12:00- 12:20 Tartisma
12:20- 13:30 Yemek Arasi
13:30- 14:30 Sunumlar
Oturum Baskani : Erol Katircioglu
2. Oturum
·Kemal Kirisçi (Bogaziçi Üniv.)- Istanbul
Türkiye’nin Iltica ve Göç Uygulamalarinin AB Muktesebati ile Uyumlastirilmasi
·Deniz Yükseker (Koç Üniv.)- Istanbul
Ulus-Ötesi Göçler ve Bavul Ticareti
·Didem Danis (Malmö Üniv.) Isveç
Istanbul’da Irakli Keldani Göçmenler: Transit Göç ve Ulusasirilik
14:30- 14:50 Tartisma
14:50- 15:10 Ara
15:10- 16:30 Sunumlar
3 . Göçün Sosyal ve Ekonomik Yansimalari
·Ayhan Kaya, Ferhat Kentel (Istanbul Bilgi Üniversitesi)
Avrupa-Türkleri: Türkiye ve AB iliskilerinde köprü mü engel mi?
( Karsilastirmali Fransa, Almanya Çalismasi)
·Gülay Toksöz (AÜ-SBF)- Ankara
Göç Alan Ülkelerin Isgücü Piyasalarindaki Gelismeler ve Göçmen Isgücüne Talep: Almanya Örnegi
·Ahmet Ersöz (BIVS, Berlin)- Almanya
Göç Sürecinde Ekonomik Yapi ve Isgücünde Niteliksel Degisimler
·Can Ünver (Berlin)- Almanya
Avrupa’da Güncel Sosyal Degisim ve Göç Politikalari-Almanya Örnegi ve Türk Göçmenler
16:30- 16:50 Tartisma
17:00- 18:00 Kokteyl
20 Aralik 2003 Cumartesi
09:00- 10:00 Sunumlar
Oturum Baskani : Alan Duben
4.Yurttaslik, Kültürel Çogulculuk, Katilim
1. Oturum
·Riva Kastoryano ( Harvard Üni.)- ABD
Ulusötesi Milliyetçilik: Türkiye ve AB’deki Türkler
·Ayse Çaglar (Budapeste Üniv.)- Macaristan
Uluslarötesi Göçmen Aglari, Devlet ve Sosyal Sermayenin Sinirlari
·Hakan Sicakkan (Bergen Üniv.)- Norveç
Birlikte Varolmanin Ontolojik Temelleri: Farklilik Bakislarina bir Alternatif Olarak Baskaliklarin Çesitliligi Düsüncesi. Bir AB-Projesinden Belirlemeler
10:00- 10:20 Tartisma
10:20- 10:40 Ara
10:40- 12:00 Sunumlar
2. Oturum
·Altay Manço, IRFAM-Belçika
Belçika’da Türklerin Kirk Yili (1964-2004) : Sorunlar,Gelismeler, Degismeler
·Bülent Diken (Lancaster Üniv.)-Ingiltere
Göç, elestiriler ve transpolitik
·Ilhan Kaya (Florida State Üniv.)-ABD
Türklerin Amerika’ya göçleri
·Sirma Bilge ( Montreal Üniv.)-Kanada
Ulus, Cemaat ve Diaspora arasinda Çok-mekânli aidiyetler: Kanadali - Türkler
12:00 -12:20 Tartisma
12:30- 13:30 Yemek Arasi
13:30- 14:50 Sunumlar
Oturum Baskani : Levent Soysal
5.Göç Sürecinde Sosyal ve Kültürel Olgular
·Tahire Erman (Bilkent)- Ankara
Iç Göç-Dis Göç Iliskisi: Bir Gecekondu Mahallesi Üzerinden Teorik Iliskilendirme Denemesi
·Altan Gökalp (CNRS)- Fransa
Fransa’da Üçüncü Kusak Genç Türkler Arasinda Evlenme ve Türkiye’den Es Ithali: Egilimler, Nedenler, Sorunlar.
· Sebnem Akçapar (Bilkent)- Ankara
Bati Avrupa’da Yasayan ‘Ithal’ Türk Gelinler ve Entegrasyon Sorunlari
·Elif Aksaz (Pantheon-Sorbonne)- Fransa
Bir Paris Toplu Konut Mahallesinde Yasayan Türk Göçmen Kadinlarin Günlük Yasami
Amerika'nın Irak'a işgaline karşı dünya kamuoyunun etkisiz kalmasının ardından Rusya da batıya doğru genişleme provası yapıyor. Kafkasya'da sınırlı da olsa egemenliğini sağlayan Rusya şimdi de eski defterleri açıyor.
Aslen Ukraynalı olan Sovyet lideri Nikita Kruçov döneminde, 1954 yılında Rusya Sovyeti'nden alınarak Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlanan Kırım Özerk Cumhuriyeti'ni yeniden topraklarına katmak arzusunda olan Ruslar, bir güç denemesi içindeler.
Kırım yarımadasının Kerç Boğazı ile Rusya Federasyonu’na sınır olduğu Azak Denizi’nde baraj inşaa etmek bahanesi ile Ruslar sivil ve askeri faaliyetlerini arttırınca, yeni bir kriz patlak verdi. 1990'lı yıllarda Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan Kardak Adası’nda yaşanan krizi andıran Tuzla sorunu kolay çözüleceğe benzemiyor. Rusya'nın Kırım açıklarında Azak Denizi’nde bulunan, Ukrayna'ya ait Tuzla Adası’nı da inşaat kapsamına almasıyla iki ülke arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazandı.
Tuzla Adası’nın Ukrayna'ya ait olmasına rağmen kendi sınırları içine alma çabası gösteren Rusya'nın bir güç denemesi yaptığına inanılıyor. Ukrayna'nın tepkisini ve krizi aşma yöntemlerini anlamaya yönelik Rus taktiği, NATO'nun Ukrayna'ya ne kadar sahip çıktığını da görmeye yönelik bir girişim. Eğer Ukrayna kendi toprağını savunmada zaafiyet gösterir, NATO'nun üyeliğine pek de sıcak bakmadığı Ukrayna'ya sahip çıkmaz ise, Rusların o zaman adım adım Kırım'ı ilhak planını uygulamasından korkuluyor.
Tuzla'nın Azak denizinin Rusya'ya ait doğu sahilinde bulunan "Taman Boğazı’nın" uzantısı olduğunu savunan Moskova'ya karşı askeri tedbirlerle anında cevap veren Kiev, Kırım'daki kuvvetlerini alarma geçirdi. Tuzla adasına da özel harekat birlikleri ve deniz komandoları çıkarttı. Bugüne kadar ismi duyulmamış, 40 dolayında nüfusa sahip Tuzla adası ve Ukrayna - Rusya krizini Kırım Tatar Milli Meclisi Hukuk Komisyonu Başkanı Nadir Bekir değerlendirdi.
Strasbourg'a Avrupa Konseyi tarafından davet edilen ve aynı zamanda Birleşmiş Milletler uzmanı olarak Kırım'da görev yapan Nadir Bekir Tuzla krizinin Rusya'nın Kırım konusunda yeni bir politika sürecinin habercisi olduğu görüşünde.
Nadir Bekir'e göre "Olanlar sadece Rus devletinin bir kışkırtması. Çünkü bu Rusya'nın ne ilk ne de son yarattığı kriz olacak. Son yıllarda Sovyetler Birliği’nin Karadeniz filosunun dağılması sürecinde de benzeri sorunlar yaşandı. Yakın dönemde Rus lider Putin, Beyaz Rusya Devlet Başkanı Lukeşenko ile Ukrayna Devlet Başkanı Kuçma arasında iktisadi etki alanları arasında birbirlerine girdiler. En son Rusya tarafından dünya kamuoyuna Tuzla krizi olarak yansıyan, bizim Tatarca "Tuzlu" adası dediğimiz ada ile ilgili sorunu çıktı. Tuzlu'da Tatar nüfus yok. Ama çoğunluğunu Ukraynalı balıkçıların oluşturduğu 30 - 40 kişilik bir ada halkı var" diyen Nadir Bekir ile Strasbourg'da görüştük.
Rusya ne istiyor Tuzlu da ?
N. Bekir - Rusya Kuban tarafından bir baraj kuruyor. Bu baraj inşaası ilerledikçe Tuzlu'yu inşaat sahası haline getirecek. Su tesisleri filan bu bölgede kurulacak. Böylece Rusya ile Ukrayna arasındaki deniz sınırı ihlal edilmiş olacak. Daha da ilginci barajın ek tesislerinin denize kurulması ile birlikte, Rusya'nın Kırım'a olan deniz sınırı kara sınırına dönüşmüş olacak hukuken. Rusya tarafından hem deniz hem de kara sınırı konusunda yeni talepler ortaya çıkacak. Daha şimdiden Rus kamuoyu Tuzlu Adası’nın bulunduğu bölgenin Rusya toprağı olduğunu ilan etti.
Baraj ne zaman bitecek ? N.Bekir - Yaşanan kriz ve oluşan tepkiler üzerine baraj inşaası şimdilik durdu. Çalışmalar sadece iki veya üç gün sürdü. Bu süre içersindeki hızla devam ederse bir hafta da ciddi bir yol alınır.
Bu sorun nereye gider ? N.Bekir - Bize göre bu bir güç denemesi. Ukrayna bütün tepkisini gösterecek mi? Rusya buna bakıyor. Eğer Ukrayna sert bir tepki veya silahlı müdahale de bulunursa. Belki o zaman Rusya bu çalışmaları durduracak. Eğer tepkisiz kalırsa devam ettirecek.
Ukrayna'nın tepkisi nasıl oldu peki ? N. Bekir - Ukrayna Kırım'a ve adaya özel harekat kuvvetleri gönderdi. Azak denizinde Karadeniz'de ve Kerç Boğazı’nda donanma gücü arttırıldı. Ancak, Ukrayna'da kimse Rusya ile harp istemez. Ruslar bunu biliyorlar. Onun için Ruslar sonuna kadar yüzsüzlük ve mütecaviz davranacaklar. Ruslar Kırım'ı bombalarız filan diye tehditte bulundular ama gerçekte böyle bir hava yok. Gerilimi geri çekerek barışçı bir ortam yaratır gibi görünüyorlar. Sonra Tuzlu toprağına bir yolunu bulup girecekler. O zaman Ukrayna ya onları durduracak yada engel olamayacak, ama bir şekilde tepki koyacak. O zaman Ruslar çıkıp diyecekler ki "Biz barış istiyorduk ama bakın Ukrayna aynı niyette değil. Neden askeri tepki gösterdiler diyerek Ukrayna'yı saldırgan gösterecek. Kırım toprağında Akyar’da halen büyük bir Rus gücü var. Rusya da için bölgede askeri harekat yapmak veya güç göstermek zor bir iş değil zaten."
* * *
Rusya'nın Tuzla Oyunu [ Ahmet Özay, Bahçesaray , Eylül-Ekim 2003, Sayı 23 ]
Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle, işgalci Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti’nin her gün Doğu Türkistan’da uygulamakta olduğu insan hakları ihlallerini ve soykırım uygulamalarını Türk ve Dünya Kamuoyuna duyurmak maksadı ile, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Gazi Osman Paşa Ankara’daki Büyükelçiliği’nin önüne siyah çelenk bırakılarak protesto edilecek ve basın açıklaması yapılacaktır.
Doğu Türkistan’da yaşayan 35 milyon mazlum Müslüman-Türk soydaşlarımızın haklı feryadına kulak vermek, onların yalnız olmadıklarını hür dünyaya haykırmak, mazlumların sesi olduğumuzu zalimlere anlatmak için, sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.
"Kırım ki daima sürgün kelimesiyle birlikte anılırken belki de ilk kez bu eserde gurbetin-bir güzel gurbetin- adı olmuştur.
Neler yok ki bu güzel gurbetin içinde: Günü gelince sessizce ölüveren, kapı önlerinin çekirdek satıcısı yaşlı Rus hanımları, 20 metrekarelik bir odaya sığan Özbekistan muhacirleri, fedakar öğretmenler, Yürkiye'den gelip alınlarında dört beş yıllık çile ve emeğin şahidi olan kırışıklıklarla dönen gayretli öğrencilerimiz... En çok da kadınlar: Lenure Teyze, Gülnaz, Dilara Abla ve diğerleri...
Bu sade ama duyarlı satırları okurken acıları, ümitleri, olumlu ve olumsuz yönleriyle insanın her yerde insan olduğunu yeniden öğreniyor ve okuduklarımızla çok zaman yer değiştiriyoruz..." Seher Durmaz
Yazar, beş yıllık Kırım'daki gurbet günlerinden kalan acı tatlı hatıralarından bir bölümünü deneme tarzında yazıya dökmüş. Edebi ifadelerle süslediği bu kitabın ilgi çekeceğini zannediyorum.
Değerli Dostlar,
Bahçesaray Bülteni'nin 23. Sayısına derneğimizin www.kirimturkleri.com
adresinden ulaşabilirsiniz.
Bu sayımız 32 sayfa olarak hazırlandı. Derneğimiz üyelerinden üyelik
bilgilerini sitemizdeki bilgi formunu kullanarak güncellemelerini rica
ederiz.
İÇİNDEKİLER
- Başyazı - Celal İçten
- Editörden - Timur Berk
- KTMM'nin Tuzla olayları hakkındaki bildirisi
- Rusya'nın Tuzla Oyunu - Ahmet Özay
- Cengiz Dağcı'yı Ziyaret
- Kırım'da Sosyal ve Siyasi Gelişmeler - Oğuz Çetinoğlu
- Bir başarı hikayesi : BANVİT - Özgür Karahan
- Türk Dünyası Kastamonu'da - Özgür Karahan
- Halanın Köşesi : Kastamonu'ya doğru - Fazilet Olcay
- Söyleşi : "Ramiz Bey, çay !" - Özgür Karahan
- Haberler
- Gönüllü Portresi : Timur Berk
- Cumaziye Aksöz'den - Selami Kaçamak
- Yeni Kitaplar
- Yalan (Masal)
- Menderes'in Dramı
- Hamdi Giraybay
- Üyelerimizden
Kapak : Cengiz Dağcı
Yeni dernek binamızın tamiri hızla devam ediyor
Daha iyi ve daha geniş bir çalışma ortamında hizmet verebilmek amacıyla
alınan yeni dernek binamızın tamirat işleri hızla devam ediyor.
Dernek lokali, Kırım'dan Türkiye'ye üniversite öğrenimine gelen genç öğrenci
kardeşlerimiz için yemekhane, dernek idare merkezi, kütüphane gibi
bölümlerden oluşacak yeni binamızın tamirinde vatandaşlarımızın her türlü
maddi ve aynî yardımlarına ihtiyaç duyuyoruz.
Şimdiye kadar desteğini ve katkısını esirgemeyen hayırseverlere
teşekkürlerimizi sunarız.
Bültenimizin çıkmasına destek veren :
Flore Çekmece Rayları (İçten Metal)
İdris Bakkal - Market Zinciri
Tümka Kablo
Kırımlı Saffet Abdullah Güllaçları ve
Coşkun Et Mamülleri'ne
Teşekkür ederiz.
Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği
İstanbul Şubesi
www.kirimturkleri.com
Lise birinci sınıftaydım. Edebiyat öğretmenimiz hepimize okuyup incelememiz için çeşitli romanlar öneriyordu. Elindeki listeye baktı ve bir an duraksadı. Sonra tüm sınıfa heyecanlı gözlerle bakarak :
-Aranızda Kırım Tatarı var mı? diye bir soru yöneltti.
Tüm sınıf şaşkın gözlerle birbirine bakıyor ancak hiç kimseden ses çıkmıyordu. Ben biraz tedirgin ve biraz da sıkılarak ayağa kalktım.
-"Ben varım" dedim, "ben Kırım Tatarıyım."
-"İyi öyleyse", dedi Edebiyat öğretmenim "bu kitabı sen okuyacaksın.
-Yavuz Bahadıroğlu, Kırım Kan Ağlıyor"
Ardından da beni soru yağmuruna tutmaya başladı:
-"Söyle bakalım Kırım kızı. Senin 1944 Sürgünü'nden haberin var mı?"
-"Evet bir kere babamdan duymuştum", dedim ama tam olarak anlatamadım.
-"Peki, Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nu tanıyor musun?"
-"Hayır", dedim. "Hayır tanımıyorum."
Soruları bilememenin sıkıntısıyla kızardığımı hissediyordum. Öğretmenim de bu halime acımış olacak ki, sonunda:
-"Bak Kırım kızı", dedi gülümseyerek. "Bütün bu soruların cevaplarını hazırlayıp bir ödev haline getireceksin, sonra da bu ödevi sınıfa sunacaksın, tamam mı?"
Şairin de şiirinde dediği gibi :
-"Tamam", dedim. Yutkundum ve eğdim başımı.
O gün okuldan eve dönerken öğretmenimin sözleri hep kulağımdaydı. Bir yandan öğrenci olmamın verdiği psikolojiyle sınıfta nasıl rezil olduğumu düşünüyor, bir yandan da kendi kendime soruyordum.
-"Kim Allah'ım bu Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu? Tatarlar niye sürgün edilmiş ki?"
Evet babam: "Biz Kırım Tatarıyız" diyordu. Diyordu ama bizim Türkiye'deki Türklerden ne farkımız vardı? Tatar olmak neydi ki? Babaannemin konuştuğu Tatarca mıydı, çekik gözlü olmak mıydı? Çiğbörekten başka kültürümüze ait başka ne biliyordum ki? Hiçbir şey. Kafamda bütün bu sorulara cevap ararken hem öğretmenime hem de sınıfta Tatar olduğunu iyi bildiğim halde kalkıp da söylemeyen arkadaşıma kızıyordum. Ben ne diye kalkmıştım ki sanki.
Hem kimdi bu Abdülcemil Kırımlıoğlu?
Eve geldiğimde hemen babama onun kim olduğunu sordum. Ölüm orucuna girdiğine söyledi.
"-Neden?" dedim. "Kırım'a geri dönmek için" dedi. Ancak o da bu söylediklerinden başka bir şey bilmiyordu. Kütüphaneye gittim. Yavuz Bahadıroğlu'nun "Kırım Kan Ağlıyor" kitabını buldum ancak M.A Kırımlıoğlu'nu tanıtan hiçbir kitaba ulaşamadım. Yalnız kitabın önsözünde kısa bir özgeçmişi vardı.
Kendi halkımı anlatan bir kitapla ilk kez karşılaşmıştım ve ben lise birinci sınıftaydım. Büyük bir heyecan ve merakla okudum kitabı, bir daha okudum bir daha okudum. Her okuyuşumda da ağladım ve ben sürgünü öğrendiğimde lise birinci sınıftaydım.
M. A Kırımoğlu hakkında o bir sayfadan başka hiçbir kaynak bulamamıştım. Öğretmenime gitmek gelmiyordu içimden, utanıyordum. Polatlı Kırım Derneği'ne başvurdum orada da istediğim kadar olmasa da birkaç kaynağa ulaştım. Hayatını Kırım davasına adamış olan bu büyük insanı birkaç kitabın ön sözünde tanıyabilsem de ona olan hayranlığım ve sevgim büyüdükçe büyümüştü ve ben onu tanıdığımda maalesef lise birinci sınıftaydım. Ödevimi bitirip de sınıfa okuduğumda arkadaşlarım ve öğretmenimin gözlerinin dolduğunu gördüm. Öğretmenim :
-"Sen asıl şimdi Kırım kızı oldun", dedi.
Ben de duygulanmıştım yine yutkundum ama bu sefer eğmedim başımı. Üniversiteyi kazanıp da Ankara'ya geldiğimde Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği'ne üye oldum. Burada, dünyanın çeşitli ülkelerinde doğup büyümüş Kırım Tatarlarının Gökbayrak altında yeniden bir araya geldiklerini gördüm. Bugün "Biz varız" diyebiliyorsak bunun en büyük etkenlerinin başında çok zengin olan kültürümüz ve tarihimiz gelir. İşte ben burada, bu tarihi gerçekleştiren Giray Hanları, İsmail Bey Gaspıralı'yı, Numan Celebi Cihan'ı ve daha adını burada sayamadığım birçok büyüğümüzü tanıdım. Kırım Halk danslarını öğrendim. Çok iyi olmasa da Tatarca yırlar söylüyorum şimdi. Eve gittiğimde Tatarca konuşmaya çalışıyorum. Ailemdekiler önceleri doğru konuşamadığım için bana gülseler de şimdi onlar da neredeyse unuttukları dillerini tekrar konuşmaya başladılar.
Bu gün Türkiye'deki Kırım Tatarlarının çoğunun, derin bir uykuda olduğu gerçek. Onları bu derin uykularından uyandırmak için hepsine benimki gibi bir edebiyat öğretmeni mi gerekiyor bilmiyorum. Ama lise öğretmenimin "Bu sınıfta Kırım Tatarı var mı?" diyerek benim hayatımda bir ışık yaktığını iyi biliyorum. Ben bugün hala o ışığın açtığı yoldayım. Bu yolda Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'yla tanışmaksa en büyük dileğim.
Hayatı yaşanır ve anlamlı kılan bazı tesadüfler vardır. Bu yıl benim de Türkçe öğretmeni olmam bunlardan birisi bence. Ben de tıpkı kendi öğretmenim gibi öğrencilerime doğru yolları gösteren ışıklar yakacağım. Ondan farklı olarak ise, ben sadece Kırım Tatarı öğrencilerime değil, tüm öğrencilerime Kırım'ı ve M. A Kırımlıoğlu'nu anlatacağım.
Türk Dünyası Tarih ve Kültür Dergisi'nin Aralık 2003 sayısında Dr. Kemal
Özcan'ın
"YAKIN DÖNEM KIRIM TÜRK TARİHİNE IŞIK TUTAN BAZI ARŞİV BELGELERİ (1954-1958
YILLARI)" isimli makalesi de yer alıyor.
Kıymetli büyüğümüz Sabri Arıkan'ın "KIRIM'DA YAYINLANAN TERCÜMAN
GAZETESİ'NDEN TARİHİ HABERLER " yazı dizisi ise bu sayıda da devam ediyor.
Sağlıcakla Kalın,
Özgür Karahan
Istanbul
www.vatankirim.net
----- Original Message -----
From: TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMALARI VAKFI
To: Undisclosed-Recipient:;
Sent: Saturday, December 06, 2003 6:10 PM
Subject: YENİ SAYILARIMI GÖRDÜNÜZ MÜ
Kıymetli dostumuz,
Türk Dünyası Tarih ve Kültür dergimizin Aralık 2003 sayısı ile Türk Dünyası
Araştırmaları Dergimizin 146. sayısının muhtevalarını siz kıymetli
dostlarımıza sunmaktan gururluyuz.
Abone olmak, abone bulmak ve dergilerimizi dostlarınıza tanıtmak suretiyle,
esirgemeyeceğiniz desteğiniz için şükranlarımızı sunuyor, ilişkilerimizin
devamını diliyoruz.
Saygılarımızla,
TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMALARI VAKFI
TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
146. SAYISI
1. DOĞU VE GÜNEYDOĞU AŞİRET-KABİLE YAPISI VE ANTROPOLOJİK YAKLAŞIMLAR
PROF. DR. ORHAN TÜRKDOĞAN
2. TÜRKİYE'DE HİMAYECİLİK EĞİLİMLERİNİN DİNİ YANSIMALARI
DOÇ. DR. HACI DURAN
3. OSMANLI TOPLUM DÜZENİ
ALİ CENGİZ ÜSTÜNER
4. OSMANLI ESNAF TABİBİNİN AHLAK EĞİTİMİ VE DEĞERLERİ (FÜTÜVVETNAMELERE
GÖRE)
PROF. DR. AYTEN ALTINTAŞ/UZM. DR. HANZADE DOĞAN
5. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA BATI ANADOLU'DA MAHALLİ BİR FUAR: BİGA
SANAYİ VE ZİRAİ ÜRÜNLER SERGİSİ /7 EYLÜL-7 KASIM 1916
YARD. DOÇ. DR. RAHMİ DOĞANAY
6. HATAY VE ÇEVRESİNDE ERMENİLERİN FAALİYETLERİ
YARD. DOÇ. DR. ÖMER OSMAN UMAR
7. DİNLER ARASI MÜCADELEDE TURFAN UYGURLARI ÇİN ELÇİSİ WANG YANDE VE İSLAM
GERÇEĞİ
PROF. DR. ZEKERİYA KİTAPÇI
8.YAKIN DÖNEM KIRIM TÜRK TARİHİNE IŞIK TUTAN BAZI ARŞİV BELGELERİ (1954-1958
YILLARI)
DR. KEMAL ÖZC AN
9. RUHANİ BAŞKENT TÜRKİSTAN'DA FAALİYET GÖSTEREN KÜÇÜK İŞLETMELER İÇİN BİR
MODEL YAKLAŞIMI: BİR KÖY BİR GÜN
YARD. DOÇ. DR. DERYA KULOĞLU
10. TÜRKİSTAN'DA RUS SÖMÜRÜ İDARESİNE KARŞI İSYANLAR, ABTABA ÇI ABDURRAHMAN
BEK VE DÜKÇİ İŞAN İSYANLARI
ERCAN ÇELEBİ
11. DEDE KORKUT HİKAYELERİNİN TÜRKİYE'DE BASILAN KİTAP HALİNDEKİ YAYIMLARI
ARAŞT. GÖR. KADRİYE TÜRKAN
12. AVUSTURYA İMPARATORİCESİ MARİA THERESIANIN TÜRK EVLATLIĞI
AKTARAN PRO. DR. SELÇUK ÜNLÜ
13. AFEHİ'NİN RİYAZU-D-DEVLE ADLI ESERİNDE GEÇEN KALAKAPLAK TÜRKLERİNE DAİR
KAYITLAR
SALIH YILMAZ
14. KİTAP TANITMA
AYHAN İNAL
TÜRK DÜNYASI TARİH KÜLTÜR DERGİSİ
ARALIK 2003
1. MOLTKE'NİN MEKTUPLARINDA ADIYAMAN VE HAVALİSİ
MURAT GÖKHAN DALYAN
2. KIBRIS ADASININ FETHİ(KİBRIS HANGİ MİLLETİN İDİ?)
SELİM SIRRI ALTIER
3. KIRIM'DA YAYINLANAN TERCÜMEN GAZETESİ'NDEN TARİHİ HABERLER
SABRİ ARIKAN
4. TÜRK DÜNYASINDAN HABERLER
HAKAN CEM ALAYONT
5. OĞUZ ŞABAN DUMAN'I KAYBETTİK
TDAV
6. TÜRK KÜLTÜRÜNÜN TARİHSEL KÖKENLERİ
DOÇ. DR. HALUK BEREKMEN
7. MAHMUD EL KAŞGARİ VE DİVANÜ LÜTGATİ'T-TÜRK'ÜN YENİDEN KEŞFİ-ıı-
PROF. DR. ZEKERİYE KİTAPÇI
8. ŞEKER AHMET PAŞA
FAHRETTİN ÖZTOPRAK
9. İSKİTLER OĞUZ TÜRKLERİDİR
HAYRETTİN İVGİN
10. BİZANS'IN OSMANLI'YA KARŞI SÜRDÜRDÜĞÜ DEĞİŞMEZ POLİTİKA OYUNU: ŞEHSADE
İSYANLARI -II-
PROF. DR. NECDET ÖZTÜRK
11. ALTIN ELBİSELİ ADAM NE ZAMAN VAFTİZ EDİLDİ.:
YAR. DOÇ. DR. GÖKSEL ÖZTÜRK
12. CUMHURİYETİN KURULUXŞU'NUN 80. YIL DÖNÜMÜNDE ÖĞRETMENLERİMİZ
DOÇ. DR. KEMAL TURAN
13. TÜRK İNGİLİZ İLİŞKELERİNİN DÖNEMLERİ
SÜLEYMAN KOCABAŞ
14. ERKEN TÜRK KALALARI , KURGANLARI VE BALIKLARI
KAZIM MİRŞAN
15. İSTANBUL BELEDİYE TÜRK MUSİKİSİ İCRA HEYETİNİN MUSİKİMİZDEKİ ÖNEMİ VE
SANATSAL FALİYETLERİ
NURTEN ERPEK
16. TÜRK DÜNYASI İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR
TDAV
halihazirda kirimda bir universitede calismaktayim. burada yaptigimiz gregoryan kipcaklar\ ortadoks turkler\ karay ve kirimcak turkleri ile ilgili arastirmalarda karsimiza sudakskiy sineksar adinda istanbul halka ya da halkali da bir kilisede kayit kitabi cikmaktadir. bu kitap hristiyanlasan turklerin soy kutugunden de bahsetmekte olup ayni zamanda kirimin tarihi ile de yakindan ilgilidir.
konu hakkinda bilgisi olan veya kitabin orijinalinin bulundugu yer hakkinda bilgisi olan kisilerin adresime bilgi gondermesini istirham ediyorum
saygilarimla
dr. erdogan altinkaynak
MİLLETE YARDIM ETMEK İSTİYORSAN BİLDİĞİN İŞDEN BAŞLA(İ.Gaspıralı) ***************************************************************** TGT, Türk Milletine yürekten bağlı gönüllülerce kurulmuş ve yine gönüllülerden oluşan yürütücüler tarafından yürütülmektedir. Bütün üyelerimiz yazarımız ve muhabirimizdir.
==========================================================-
Bu e-posta sadece yukarida isimleri belirtilen kisiler arasinda özel haberlesme amacini
tasimaktadir. Size yanlislikla ulasmissa lütfen gönderen kisiyi bilgilendiriniz ve mesaji sisteminizden siliniz. Turkiye Cumhuriyet Merkez Bankasi A.S. bu
mesajin icerigi ile ilgili olarak hicbir hukuksal sorumlulugu kabul
etmez.
This e-mail communication is
intended for the private use of the people named above. If you
received this message in error, please immediately notify the sender
and delete it from your system. The Central Bank of The Republic of
Turkey does not accept legal responsibility for the contents of this
message.
03.12.2003 tarihinde grubumuza , grup üyelerimizden Sn. Şükrü BİLGİLİ hemşehrimizin göndermiş olduğu bir mesajda bilgi yanlışlığı bulunmaktadır. Yanlış bilgilenmenin önlenmesi için aşağıdaki mesajı sayın üyelerimize gönderiyorum.
Gönderilen mesajın bir yerinde aşağıdaki bölüm yer almaktadır.
“ Kalkay demek o yıllarda Handan sonra yerine geçecek veliaht şehzadeye verilen bir addı. Osmanlı İmparatorluğu’nda padişahların çocuklarına nasıl ki şehzade deniliyorsa, Kırım’da da Hanların balalarına Kalkay deniliyordu. “
Burada Kalkay kelimesinin izahı yanlış yapılmıştır. Doğrusu Kalkay değil, KALGAY’ dır. Gerekli izahat aşağıdaki yapılmıştır.
KALGAY Mengli Giray Han zamanına kadar devam eden geleneğe göre veliahtlık makamı yok idi. Han soyundan gelen ve Oğlan veya Sultan adı verilen hanedan mensupları, dirayet gösterebildikleri takdirde Hanlık makamına gelmeye hak sahibi olmakta idiler.
Kırım kaynaklarındaki rivayetlere göre, Kalgay adı ilk defa Mengli Giray Han zamanında kullanılmıştır. Kendisine savaş sırasında makamını kime bırakılacağı sorulduğunda ; O da Kıpçak Türkçe siyle “ Oğlum Mehmet Giray Kalgay” diye cevap vermiştir. Buradaki kullanılan Kalgay kelimesi Oğuz Türkçe si ile KALACAK manasındadır. Hoş bir sürpriz ile söylenen bu kelime , daha sonra Kırım Hanlığında bir makam adı olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Bu olayın Fatih Sultan Mehmed Han’ın Kara Boğdan üzerine yaptığı ikinci sefer sırasında söylenme ihtimali yüksektir.
Kalgay kelimesi bazı kaynaklarda “Kalga” veya tamamen zıddı olarak “Kakılgay” olarakda rastlanılmaktadır.
Kalgay kelimesinin manası en açık ifadelerle Halim Giray Han’ın “ Gülbin-i Hânân” ve Seyyid Mehmed Rıza’nın “Er-Seb’ûs – seyyar” adlı eserlerinde geçmektedir.
Kalgaylık makamı Kırım Hanlığı içerisinde sembolik bir makam olmayıp, tam tersine faal bir makamdı.
Kalgaylık ya Hanın büyük oğluna veyahut ta Han çok genç ise ve vazife görecek bir evladı yok ise Hanın küçük kardeşlerine bu makam verilirdi.
Kalgaylar genelde Kırım yarımadasının ana kara ile bağlantı yeri olan Or-Kapı’da ikâmet etmekte idiler. Buradan gelecek tehlikelere karşı Hanlığı korumak en baş vazifeleri idi.
Kalgay sultanlarının kullandığı hitabet şekli aşağıdaki gibidir :
“Uluğ-Orda ve Uluğ-Yurtnun ve Deşt-i Kıpçak’ nın ve taht-ı Kırım’ın ve sansız köp Tatar’nın ve sagışsız Nogay’nın ve Tağ ara Çerkes’nin ve Tat bile Tugaç’nın Uluğ- Padişahı ve hem de Uluğ Sultanı izzetlü ve rif’atlü Kalgay Sultan..”
Yukarıda ifadede görüldüğü gibi Kırım Hanının sahip olduğu makamlar , Kalgay için sayılmakta , ilave olarakta sayısız Nogayın başbuğu olarak kabul edilmektedir.
Kalgaylar , Hanlara yazmış oldukları mektuplarda “Han ağaçam” yani “Han ağabeyim” ifadesini kullanırlardı.
Nogayların amiri sıfatıyla Or-Kapı mekan tutulmuş olunmasına rağmen, Kalgaylık merkezi Akmescid şehri idi. Burada Kalgay’a ait bir saray bulunmakta idi.
Kalgaylara gelir olarak, Akmescid ve çevresinden başka, Kara-su ve civarındaki mahalleri gelirleri ile tuzla ve gümrüklerden elde edilen gelirin bir miktarı ona bırakılmakta idi.
Kalgaylar bitik ve yarlık sahibi idiler. Yalnız bu bitik ve yarlıklarında Hanların kullanmış olduğu “Tarak Tamga” yı kullanamaz idiler.
Faydalanılan eser: Kırım Hanlığının Kuruluşu ve Osmanlı Himayesinde Yükselişi (1441 – 1569) Yazan : Muzaffer ÜREKLİ, Ankara, 1989, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları Yayın no : 98 Seri:lll Sayı: A.26
Saygılarımla
Adnan SÜYEN
Bursa Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği BAŞKAN'ı
“Durun, daha bitmedi. Benimde size anlatacaklarım var.” Dedi. Yukarıdan ve derinden gelen bu sese ikimiz birden döndük ve:
“Sen kimsin? “dedik.
“’Ben aç bir çocuk olmadığımda savaş çocuğu oldum; savaş çocuğu olduğumdan başka, muhakemesiz ölüme idam edilmiş bir milletin çocuğu oldum.’2Ben aslında Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğuyum.” Dedi .
“Evet ben seni tanıdım” dedim, “Sen ceviz ağaçları arasındaki çocuk değil misin?”
“Evet, beni iyi hatırladın “dedi, ‘hatta afferim sana. Seni benim gözüm tuttu. Sen ilerde büyük bir yazar olacaksın. Bu milletin acılarını, sevinçlerini, ızdıraplarını ve bu mazlum milletin romanını yazacaksın. Bundan eminim’ demiştin”
“Doğru söylüyorsun. Bu sözleri ben sana söylemiştim.” dedim.
“O zaman seni iyice yakından tanıyalım. Bu gidişle gezimiz boyunca sen hiç ayrılmayacağa benziyorsun bizden. Sen aslen nerelisin?” dedi İbrahim Akay.
“Bazı kimselerce tanıtıldığım gibi Kırım’ın Kızıltaş köyünde doğmadım; Kızıltaş’ın üç kilometre kadar güneyindeki Gurzuf kasabasında doğdum.”3Dedi.
“Dur, daha bitmedi. Benimde size anlatacaklarım var , demiştin biraz önce.Anlatacakların Akmescit’le ilgili ise dinleyelim. Kışın da Akmescit böyle güzel olur mu?” Dedi, İbrahim Akay.
Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu her ikimizin arasına geldi oturdu. Derin bir “offff...” çekti başladı anlatmaya:
“Karsız geçen Aralıklar olurdu Kızıltaş’ta, ama Akmescit’te karsız geçmezdi Aralık. Ayın ortalarında yağardı ilk kar kente. (Bizim Kızıltaş’a yağan kar örneğin) öyle yumuşak, hafif, pullu olmazdı Akmescit’in kar’ı; mavimsi mor havada kuru kuru, küçücük cam kırıntıları, ya da kuru arpa taneleri biçiminde yağardı kar. Sonra ayaz bastırırdı geceleyin, ve Akmescit evlerinin saçaklarına buz salkımları asılıp kalırdı haftalarca; bazı kışlar kış boyu. Eşsiz iklimi ve uysal insanlarıyla Kızıltaş benim duygusal yanımı uyandırıp zenginleştirdiyse, Akmescit hayatın sert, acımasız yanını tanıttı bana, ve –ilerde beni bekleyen zorluklara karşı koyabilmem için belki- karakterimi bileyip kavileştirdi.”4 Dedi, bir an sustu, bizim kendisini dinleyip dinlemediğimizi gözleriyle bir kontrol etti;bir bana baktı, bir de İbrahim Akay’a. Ben sessizliği bozmak için:
“Kızıltaş’ta doğmadım diyorsun ama Kızıltaş’tan da bahsetmeden duramıyorsun. Sende Kızıltaş’tan sürüldün. Kızıltaşlılar sürüldüklerinde nereye gittiklerinin farkında mı idiler?” dedim.
Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu o tatlı Türkçe’si ile hemen cevap verdi:
“Kızıltaş’tan sürülen öteki Kızıltaşlılar da niçin ve nereye tahliye edildiklerinin farkında değillerdi. Sonraları babamın, kendi bağı içinde dizleri üstüne çökerek ( ve ağlayarak) toprağı ve bağın asmalarını öptü diye suçlandığını annemden öğrenmiştim. Bu suçunun ne kadar sahih, ne kadar uydurma olduğunu bilmiyorduk tabiî; bildiğimiz bir şey varsa, çok duygulu ve ince ruhlu bir insan olan babamın birkaç ay sonra, değişmiş bir kişi olarak Akmescit hapishanesinden çıkması-hapishanede edindiği yeni kişiliğiyle- bir daha da Kızıltaş’a uğramayı göze alamayışı oldu.”5
“Demek babanız kendi bağındaki toprağı ve asmaları öptü diye mi sürüldü?Bir insan bunun için nasıl sürülür!?...Başka kimler sürüldü böyle sudan sebeplerle? Biraz daha bu sürgün olayını anlatır mısın?” dedim, Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu’na..
“Bugün benim yaşımda olan Kırımlılar bilir ya, burada bir kere daha hatırlatmakta mahzurgörmüyorum:1931-1933 yılları nasıl Kırım köyünün yıkım yılları olduysa, 1933-1939 arası yılları da aydın sınıfının katliamı oldu;doktorlar, öğretmenler, artistler, yazar ve şairler anayurtlarından ve aile ocaklarından koparılıp gulag kamplarına -birçok hallerde ölüme-sürüldüler, ve Kırım’a karanlık çöktü.”6 Dedi, Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu ve gözlerinden kızıl göz yaşları pul pul dökülmeye başladı. Cebimden bir kağıt mendil çıkarıp göz yaşlarını silmesi için uzattım. Eliyle mendili aldı, her iki gözünün yaşını sildi, göz göze geldik. Gözlerinde yıkılmışlığın ezilmişliğin;savaşın, korkunun, sürgünün hiçbir izi yoktu. Yüzünde ise kendine güvenen; gelecekten umutlu, yıkılmadım-ayaktayım, ben hâlâ yaşıyorum dercesine bir gurur ve bir sevinç vardı. Konuşmasına kaldığı yerden şöyle devam etti:
“Gene de herşey bitmiş, umutlar büsbütün ve uyanmayasıca sönmüş değildi. Tanığı olduğumuz bu tragediyanın başka bir önemli yanı da bize ( hiç değilse bana) adına Kırımlı denen yaratığın öyle kolay ölmeyeceğini; ölüme giderken bile inatla, sabırla, bilinç ve dirençle hayat ekinini saçtığını duyurması oldu. Sonraları, o dönemin Akmescit’ini düşünürken, Thomas Hardy’nin romanlarındaki baba ve oğullar gelip takılıyordu aklıma; oğullar babayı öldürürler, ama cesedini nereye saklayacaklarını bilmezler. Paniğe kapılan oğullar babalarının cesedini nehire atarlar. Baba batmaz bir türlü.Oğulları cesedi suyun dibine bastırırlar, üstüne, bir yerlerden bulup, getirdikleri, ve ucunu iyice sivriledikleri, kazığı çakarlar. Babanın artık geride iz bırakmayasıca yeryüzünden silinip gittiğine inanırlar oğullar. Ama bu inançları da boşa çıkar. Bir süre sonra suyun dibinde ki gövdeye çakılı kazık tomurcuklanır, ve çok geçmeden kazıktan yeşil dallar fışkırır.Yeniden yeşereceği, gövdesinden taze filizlerin fışkıracağı sona erdi sanılan bir ağaç değil mi Kırımlılar?” dedi. Ben ve İbrahim Akay; her ikimizde başımıza salladık,”Evet doğru söylüyorsun” deyip, tastik ettik bu duyguları. Sonra ben söze başladım:
“Evet senin dediğin gibi sona erdi denen ağacın gövdesinden yeniden taze filizler fışkıracak, yeniden yeşerecek” dedim, ayağa kalkarak, otobüsün arkasındaki gençleri ellerimle bir bir göstererek “ işte şu gördüğün Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Deniz Ünsalan Bey, Şu Polatlılı Mustafa Özengen Bey, Şu Almanya'dan katılan Sayın Orhan Fidan Bey, Şu İstanbul'dan katılan İpek ve Ümit Özbay kardeşler, Şu Ankara'dan katılan M.Mehti Atlı Bey, Şunlar da A.B.D' den katılan Orkan , Numan Saylık kardeşler ile yiğenleri Murat Saylık, Şunlar Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Canan, Eşi Sinan ve gezimizin maskotu altı yaşlarındaki küçük kızları Aybüke Hanım, Şu gezimiz tertip eden Sayın Akif Albayrak bey, şu yanımızda oturan capalak betli Kamanlı Halil İbrahim Karakaya Bey ve beni de soracak olursan Kalecikkaya Köyünden Şükrü Bilgili” deyip, otobüste bulunanların hepsini bir bir tanıttım.Tekrar yerime oturup, “Gördüğün bu gençlerin her biri bir taze fidan, taze bir filiz, haksız mıyım savaşın-korkunun sürgün çocuğu? İşte bu taze filizler Güzel Kırımımızı yeniden yeşertecekler yeniden vatan edecekler” dedim. Benim sözlerimle iyice coşmuştu Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu:
“Ulusça bağımsızlıklarını yitirdikleri günden başlayarak, ağacın dalı budağı kesilmediği bir devre geçmedi. Gene taze filizler fışkırdı gövdesinden. Filizler kalınlaşıp dal budak olmasına zaman kalmadan, tekrar kesildiler. Gövde yeniden filizlendi. Sonunda kökünden kesilip uzak, ıssız ve kısır bir toprağa atıldı. Orda da yeni filizler fışkırdı gövdeden; filizler dal oldu; dallar uzadı uzadı, ağacın bin yıl önce dikildiği toprağa ulaştılar.....
Kırımlılar’ın Kırım’a, yalnızca Kırım’a, dayanan özelliklerinin önemi zaman geçtikçe daha da büyüyecek, diyor içimde ben, ve devam ediyor: onlara karşı işlenilen haksızlıklar düzeltilmedikçe, ve onlar, bütünüyle, tarihi yurtlarına kavuşturulmadıkça, Sovyetler Birliği’ni oluşturan ulusal toplumlar hakka ve adalete dayanan bir gelecekten söz edemezler ”7
Dedi ve gözden kayboldu Savaşın-Korkunun-Sürgünün Çocuğu.
İbrahim Akay’la ben şaşırmıştık. Ne o bir kelime konuşa bildi ne de ben.
Gerçekten bu savaşın-korkunun-sürgünün çocuğunun anlattıkları doğrumu idi…..
Savlukman kalınız
Şükrü Bilgili
Devamı haftaya...
NOT:Bu yazımın her iki başlığından da vazgeçemedim. Kusuruma bakmayın;herikisini de başlık olarak koydum.Siz hangisini kabul ederseniz, onu notlarınıza yazınız.
1Mahsun Dönmezer, 1999 Bilge Yayıncılık, Eğitim, Sağlık ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş. “Dertli Şiirler” kitabından “Güller Yok Olmuş” şiirinden.
==========================================================-
Bu e-posta sadece yukarida isimleri belirtilen kisiler arasinda özel haberlesme amacini
tasimaktadir. Size yanlislikla ulasmissa lütfen gönderen kisiyi bilgilendiriniz ve mesaji sisteminizden siliniz. Turkiye Cumhuriyet Merkez Bankasi A.S. bu
mesajin icerigi ile ilgili olarak hicbir hukuksal sorumlulugu kabul
etmez.
This e-mail communication is
intended for the private use of the people named above. If you
received this message in error, please immediately notify the sender
and delete it from your system. The Central Bank of The Republic of
Turkey does not accept legal responsibility for the contents of this
message.
“Bir toprağı zapt etmek değil, hak etmek önemlidir. Burada da en müthiş şahit tarihtir.Girmek değil, kalmak önemlidir. Kalmak da militer-sadece-metodlarla yapılırsa sonuç hüsrandır.”1 En canlı örnek şu anda üzerinde bulunduğumuz Kırım'dır “dedim.
Birde baktım ki bizim İbrahim Akay cuklagan..
Bu kadar tarihi bilgiden sonra.
Siz olsanız onun yerinde cuklamaz mısınız?
Benim bile uykum keldi.
Esnemeye başladım...
...........
Ama ben İbrahim Akay gibi cuklamadım. Hemen İbrahim Akay’ın böğrüne baş parmağımla bir kaç kere dürttüm. İbrahim Akay birden gözlerini açtı, bana doğru döndü.
“Ne türküşleyip turasın? Anladık! Kırım’ın dünü hakkında verdiğin bilgilerle kapamızı aruv şişirdin. Şimdi gelelim şu Akmescit şehrine. Bu şehir hakkında da bilgi sahibi misin? Bende senin gibi bu şehrin adını her zaman Akmescit olarak aytacağım. Zaten değiştirilen ismine tilim dönmiy. Sen biraz da Akmescit şehrinden bahset bakayım?“ dedi, sonra da elleriyle uykusunu dağıtmak için gözlerini iyice ovuşturdu.
“Dinle” dedim, “Kulaklarını dört aç. Bu bilgileri başka bir yerde tuymazsın. Kapanın aruv bir yerini şimdi aytkanlarımnı yaz. Yaz ki bir daha unutmayasın.” Dediğimde İbrahim Akay hemen sözümü kesti.
“Fazla konuşup turma. Anlatacaksan anlat yoksa yine cuklacam” dedi.
“Bak İbrahim Akay” dedim, Akmescit, “Kırım yarımadasının güneyinde, Salgır nehri üzerindedir:Sivastopal, Bahçesaray ve Yaltanın kuzeyinde yer alır.
Amasyalı Strabon’dan , burada ilk defa İskit Kralı Skiluros’un Yunanlılar’ın Neapolis (yeni şehir) adını verdikleri bir kale kurduğu öğrenilmektedir(VII,312) .XV. yüzyılda Kırım Türkleri tarafından da Kirmencik ( küçük kale) adlı bir kale inşa edildi. Ve böylece bu bölge iskâna açık bir hale geldi.Muhtemelen bu sıralarda kurulmuş bulunan şehre Akmescid (Akmeçet) adı, Mengli Giray Han (ö.1514) namına inşa edilen cami dolayısıyla verilmiştir. XVI. yüzyıl başlarında Kırım hanları, hanlığın merkezi Bahçesaray’ı step boylarının hücumlarına karşı korumak amacıyla bölgede kalkay sultanların ikametine tahsis edilen mustahkem bir kale inşa ettiler. Mengli Giray hanlığının son yıllarında oğlu Mehmet Giray’ı kalkay sultan (veliaht şehzade) tayin etti ve kendisine Akmescid’i merkez olarak verdi. Bu tarihten itibaren bölgenin gelirleri kalkaylara bırakıldı ve Akmescid’in Kırım tarihindeki siyasi önemi giderek artmaya başladı.”2
“Şu bizim Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği’mizin yönetim kurulu üyesi Tuncay’ın soyadı da bilesin Kalkay. O zaman Tuncay arkadaşımız şimdi Giray Hanlarının balası mı?” dedi İbrahim Akay.
“İbrahim Akay, konuşmamın işine turp suyu sıkma. Her Tatar balası bir kere Giray Hanları’nın torunudur. Kalkay demek o yıllarda Handan sonra yerine geçecek veliaht şehzadeye verilen bir addı. Osmanlı İmparatorluğu’nda padişahların çocuklarına nasıl ki şehzade deniliyorsa, Kırım’da da Hanların balalarına Kalkay deniliyordu. Kalkaylar , Akmescit şehrine tayin edilerek han olmadan önce devlet yönetimindeki ilk acemiliklerini bu şehirde geçirerek tecrübe sahibi olurlardı. Bu yüzden Akmescit şehrine “Kalkayların Şehri” denir.
“Tamam, tamam . Kızma be Şükrü. Biraz latife yapalım dedik. Yalnız Tuncay arkadaşımı görünce “Kalkay” soyadını niçin aldıklarını soracağım, acaba kendisi bile mi? Şu bizim meşhur Evliya Çelebimiz bar ya!.. Akmescit’e de uğramış mıdır? Bu konuda da bildiğin bir şiy bar mı?”
“Evliya Çelebi’nin uğramadığı, toktamadığı mekan mı bar İbrahim Akay. Tabiî ki Akmescit’e de uğramış.” Dedim, “XVII. yüzyılın ortalarında buraya gelen Evliya Çelebi, şehrin yan tarafında bulunan kalkaylık sarayının ortasında, çatısı kiremitli ve tek minareli Mengli Giray Camii’nin yer aldığını yazar. Ayrıca, Akmescid’in on nahiyesi ile 360 köyünün olduğunu ve burada üstü kiremitle örtülü 2000 kadar ev ile 200 kadar dükkân bulunduğunu belirtir.”3
“Vay bee!..... XVII. yüzyılın ortalarında üstü kiremitle örtülü 2000 kadar ev ve 200 kadar da dükkan varmış Akmescit’te ha!... Sen gerçekten bunu doğrumu söylüyorsun Şükrü!.... Benim doğduğum köyde hâlâ üstü kiremitle örtülü olmayan dambaşılı yani topraktan yapılı üyler çok sayıda. Hem de yirmi birinci yüzyılda. O yıllarda Kırım’da medeniyet bizlerden çok mu ileri imiş?” dedi İbrahim Akay.
“Vallahi İbrahim Akay ben sana İslam Ansiklopedisi’nden okuduğum bilgileri aktarıyorum. Şu da bir gerçek ki benim de doğduğum üyün üstünde de kiremit yoktu. Rahmetli babayım usta olmasına rağmen köyden Alaca’ya geldiğinde Ahıska Türklerinden Kadem Selçuk adında bir ustadan bir ev satın almış. Bu evin üstü çorak dediğimiz toprakla örtülü idi. Ben işte bu çorak topraklı eve beşikteyken gelmişim;yıl 1958. Çocukluğumda çok iyi hatırlıyorum. Yağmur yağdığı zaman karıncaların dambaşılı evimizin üstünde yuva yaptığı deliklerden şırıl şırıl su akardı. Akan yerlere annem ve ablam leğenler koyarlardı. Leğenler doldukça dışarı boşaltırlardı. Rahmetli babayım yağmur yağdığı günlerde üzerine bir palto alır, dambaşıya çıkar, akan deliklere elindeki kürekle çorak atar, ayağı ile çiğner, delikleri birer birer kapatırdı. Bazen ben de babayımla yukarı çıkar küçük ayaklarımla delikleri çiğnerdim. Dambaşı da birde yuvarlak büyük bir taş vardı. Ona “lo” taşı diyorlardı. Babayım , bu “lo” taşı ile de dambaşılı evimizin üstünü baştan başa gezdirerek çorak toprağın iyice sıkışmasını sağlardı. Dambaşılı evimizin üstüne babayım ancak ben orta okul öğrencisi olduğum yıllarda bir çatı yaptı ve bu çatının üstüne de kiremitleri döşedi. Hatırladığım kadarıyla 1972 yılı idi. Akmescit’te XVII yüzyılda üstü kiremitle örtülü 2000 kadar ev ile 200 kadar dükkan. Medeniyetin kıyaslamasını sen yap. Ben bu konuda bir şey diyemiyorum. “ dedim .
İbrahim Akay‘da bende bir anda çocukluk günlerimize dalıp gitmiştik. Gerçekten de mahallemizde o yıllarda kiremitli ev parmakla gösterilecek kadar azdı. İnsanların çoğu kara yapı dediğimiz duvarları topraktan yapılan kerpişlerle örülen, üst kısmı da su geçirmeyen çorak toprakla kapatılan evlerde yaşarlardı. Anadolu’nun bir çok köylerinde ve ilçelerinde bu kara yapılara hâlâ rastlamak mümkündür.
İbrahim Akay biraz düşündükten sonra tekrar sordu:
“Şükrü Akay, Akmescit Rus istilasına uğradı mı?”
“Uğramaz olur mu? İbrahim Akay” dedim, “İlk defa 1736’da büyük Rus tahribatına uğrayan şehir, 1783 ‘te Ruslar’ın Kırım’ı işgali sırasında 815 kişinin yaşadığı küçük bir kasaba durumundaydı. Ancak 1784 ‘te Kırım’ın Tavrida bölgesinin baş şehri oldu ve XIX. Yüzyılda önemli bir ticaret merkezi haline geldi. 1850 yıllarında burada yaşayan bir İngiliz leydisi hâtıratında, hâkim sınıfı Tatar Türklerinin oluşturduğunu,bunların şehrin en güzel yerlerde oturduklarını , nüfusun 13.000 civarında olduğunu ve halkın arasında Yahudiler, Rumlar ve Ermenilerin bulunduğunu yazmaktadır.”4 Dedim.
“Vay bee!... Şu Rusları görüyor musun? Adamlar Kırım’ı işgal eder etmez, hemen Tavrida bölgesinin baş şehri ilan etmişler. Şimdi de Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin baş şehri Akmescit değil mi? Şimdi biz bir baş şehirge ketemiz. Evliya Çelebi’den başka eski yıllarda bu şehri ziyaret eden bar mı? ” dedi İbrahim Akay.
“Olmaz olur mu?” dedim, “Yine aynı yıllarda bölgeyi ziyaret eden P.Simon Pallas, tarihi Akmescid’de, diğer Kırım şehirlerinde olduğu gibi birbirine paralel dar sokakların ve çatıları kiremitlerle örtülü evlerin bulunduğunu, güzel bahçeler içerisinde bir caminin ve 1797 ‘de Rumlar tarafından inşa edilen bir kilisenin yer aldığını yazar; ayrıca bir hamamın ceza evi olarak kullanıldığını ve Salgır nehrinin kıyısında dört adet su değirmeni bulunduğunu belirtir. Pallas bu bilgiler ek olarak Akmescid civarında Salgır nehrinin geniş ve taşlık bir tabandan aktığını, suyunun bulanık olmasından dolayı kullanmak için dinlendirildiğini, bozulan su yollarının 1795’te tekrar açıldığını, ancak bu kanalların şehre arabalarla su taşıyan çingeneler tarafından kazançlarına engel olduğu için bozulduğunu ve bu sularda barbunya, alabalık ve istakozların bulunduğunu da kaydetmektedir.” Dedim. İbrahim Akay sağ elini havaya kaldırarak:
“Yeter! Yeter!Akmescit hakkında bu kadar bilgi adam olana yeter. Allah kısmet ederse bu tarihi Kalkayların şehrini ziyaret etecekmiz. Salgır nehrini, parelel dar sokakları ve çatıları kiremitlerle örtülü evleri kendi gözlerimizle göreceğiz. Tabiî camilerimiz yıkılmadı ise, tahrip edilmedi ise onları da ziyaret etecekmiz. Sagbol Şükrü. Aruv aruv anlattın. Mende kuzu kuzu seni dinledim. “ dedi İbrahim Akay.
“Keşke senin dediğin gibi olsa . Bak bir şairimiz camilerimiz ve Akmescid için neler yazmış” dedim ve şu iki dörtlüğü okudum:
...................
Savlukman kalınız
Şükrü Bilgili
1Mim Kemal Öke , Tercüman Gazetesi(Halka ve Olaylara) , “Militer metotla” makalesinden
2Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedi, 2. Cilt,sayfa:283-284.
3 Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedi, 2. Cilt,sayfa:283-284.
4Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedi, 2. Cilt,sayfa:283-284.
==========================================================-
Bu e-posta sadece yukarida isimleri belirtilen kisiler arasinda özel haberlesme amacini
tasimaktadir. Size yanlislikla ulasmissa lütfen gönderen kisiyi bilgilendiriniz ve mesaji sisteminizden siliniz. Turkiye Cumhuriyet Merkez Bankasi A.S. bu
mesajin icerigi ile ilgili olarak hicbir hukuksal sorumlulugu kabul
etmez.
This e-mail communication is
intended for the private use of the people named above. If you
received this message in error, please immediately notify the sender
and delete it from your system. The Central Bank of The Republic of
Turkey does not accept legal responsibility for the contents of this
message.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da yaşanan bombalı saldırılara rağmen programını değiştirmeyerek Türkiye’ye gelen Ukrayna Başbakanı Victor Yanukoviç’e teşekkür etti.
Erdoğan, ortak basın toplantısında Ukraynalı meslektaşının ziyaretinin uluslararası siyasi çevrelere bir mesaj olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Eğer uluslararası terörizme karşı ortak bir platform oluşturacaksak istisnasız ortak hareket etmeliyiz. Sayın başbakanın UEFA’nın aldığı kararla ilgili yorumuna da teşekkür ediyorum. Bu kararın terörü güçlendireceğine olan yaklaşımı bizim için de anlamlı ve aynı görüşü paylaştığımızı gösteriyor. Milletim ve şahsım adına kendisine teşekkür ediyorum” Erdoğan, görüşmede Kırım Türklerine verilecek destek ve ticaret hacminin artırılması konusunda fikir birliğine varıldığını sözlerine ekledi.
İlk defa geldiği Türkiye’de kendisine gösterilen yakın ilgiye teşekkür eden konuk Başbakan Yanukoviç de “Terörün dili, dini ve ırkı yoktur. Ülkeler kendi dillerine, dinlerine ve ırklarına bakmadan ortak hareket etmelidir.” diye konuştu. Yanukoviç, zaten sorunsuz olan ikili ilişkilerin ziyaretiyle daha da gelişeceğini sözlerine ekledi.
Bu hafta sonu (5-6 Aralik 2003) Akmescit'te Kirim Devlet Universitesinde
Kirim Tatar Milli Hareketi uzerinde bir konferans yapilacakmis.
Konferans hakkinda ayrintili bilgisi olan varsa lutfen KIRIM Haber'e
bildirsin.
Inci Bowman
Washington, DC
Not: KIRIM Haber'e gonderdiginiz mesajlarinizi imzalamayi ve oturdugunuz
sehrin ismini eklemeyi lutfen unutmayin. Bu yeni haberlesme gurubunun
kurallarindan biridir.
KIRIM Haber yöneticilerini canı gönülden kutlayman.Bızım işin en önemli olaylardan bırısı tıl konusu edı. Men Tatarman degen herkes ozu tılını yazacak Balalar şagalar ozu tılını hem yazacak hemde ıyrenecek.Ozu tılını kaybetgen halklar dinlerını,öz benlıklerınıde cıvıtalar. Kırım Haber’ın canı yayın dönemınde başarı dıleklerımızmen tüm güç sarfetken akaylarga şükranlarımı sunup uzun omurler tılıymen.
Bu sebebmen Tatar halkının ve İslam alemının Oraza Bayramlarını kutlay bu gunun Kırım mücadelesınde kok Bayragın devamlı dalgalanmasına ve Kırım halkının müstakil bagımsız bır kırım tatar devletının kurulması dılegımen savluklu kunler.
Mustafa SARIKAMIŞ
SEYDIŞEHİR
____________________________________________________________________________
Türkiye'nin tercihi Mynet Email!
Crimea-L, 5 yıllık emeğin ve çabaların sonucu yaklaşık 700 kişilik aktif üye katılımı ile önemli ve seçkin bir e-posta topluluğu halini aldı. Kırım ile ilgili süreli yayınların gündemine geldi, zaman zaman gündemini belirledi.
Başlangıçta İngilizce olarak kurulan Crimea-L, geçen süre zarfında Türkiye ve Kırım'daki internet sektörünün gelişmesi, insanımızın internete biraz daha kolay erişebilmesi sayesinde Kırım Tatarcası ve Türkçe konuşabilen üyelerin çoğunlukta olduğu bir topluluk oldu.
Grup yöneticileri olarak daha verimli ve etkin bir haberleşme ortamı temin edebilmek amacıyla "KIRIM Haber" adında bir kardeş liste kurulmasına, yazışma dilinin Kırım Tatarcası ve Türkiye Türkçesi olmasına karar verdik. KIRIM Haber bu şekilde yola çıktı.
5 yıllık tecrübemize dayanarak KIRIM Haber için bazı kuralların hayata geçirilmesini uygun olduğunu düşündük. Öncelikle olası kışkırtma ve yanlış anlaşılmaları önleyebilmek için basit bir uygulamaya geçmeyi düşündük:
- KIRIM Haber'e gönderilen imzasız mesajlar dağıtılmayacak. Bu konuda hassasiyet göstermenizi rica ederiz.
- Üyelik aşamasında kimlik beyanını mecburi kıldık. "Ad, soyad, oturulan şehir" bilgilerini bildirmeyen dostlarımızı gruba dahil etmeyeceğiz. Bu şekilde daha açık, daha şeffaf , daha samimi bir ortam oluşmasını ümit ediyoruz. Ayrıca küçük bir anketimiz var, üye olmak isteyenlerden isteğe bağlı olarak bu anketi doldurmalarını rica ediyoruz. Böylelikle topluluğumuzun profilini ortaya koymayı amaçlıyoruz. Bu güne kadar üye olan dostlarımız -bir kaç kişi hariç- bu ankete samimi cevaplar verdiler. Teşekkür ederiz.
- Kırım Tatarcası ve Türkiye Türkçesi dışındaki dillerde yazılmış mesajlara izin verilmeyecek. Kırım Tatarcası metinlerin latin harfleriyle, mümkünse resmi Kırım Tatar latin alfabesiyle, yazılı olması istenecek.
- Gruba gönderilen mesajlar grup ilke ve kurallarına uygun şekilde denetlenecek ve virüs , reklam gibi rahatsız edici mektuplara mani olunmaya çalışılacak.
Haber topluluğu ile ilgili görüş ve düşüncelerinizi, sorularınızı, yaşadığınız teknik problemleri KIRIM-owner@yahoogroups.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.
Crimea-L gibi, KIRIM Haber'in de "gönüllü" bir şekilde idare edildiğini, bir haber ajansı olmadığını hatırlatmak isteriz.
1 Ocak 2004'ten itibaren Crimea-L grubunda tamamen İngilizce yazışmalara dönülecek ve bu tarihten sonra gönderilen Türkçe mesajlar dağıtılmayacak. Kırım Sürgününün 60. yılında her iki grubun da üstüne düşen vazifeyi yerine getirebilmesi için siz üyelerimizin değerli katkılarını bekliyoruz.
KIRIM Haber'in Vatan KIRIM'a ve milletimize hayırlı olmasını dileriz.