Search the web
Sign In
New User? Sign Up
beyaznokta · Beyaz Nokta Hareketi
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Real people. Real stories. See how Yahoo! Groups impacts members worldwide.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
Messages 1 - 30 of 7210   Newest  |  < Newer  |  Older >  |  Oldest
Messages: Show Message Summaries   (Group by Topic) Sort by Date v  
#30 From: Asli&Metin Aktay <maktay@...>
Date: Fri Nov 5, 1999 10:43 pm
Subject: Re: 75 yillik ilkogretim baslangic andi..
maktay@...
Send Email Send Email
 
Huseyin Cimsit wrote:

> 75 yildir bu ulkede "Turkum, dogruyum, caliskanim, ilkem ...."
> diye baslayan dizeler her sabah ezberden tekrarlatiliyor da, bu kadar
> sahtekar ve saygi yoksunu insanlar nerede yetisiyor? Zannederim bu ornek
> sablonlar konusunda biraz daha dusunebilecegimizi gosterebilir. Muhtemelen
> ayni seyleri soyluyoruz ama, biraz da Tunkce nin yetersizliginden iletisim
> guclugu yasiyoruz.
>
> Saygilarimla
> Huseyin Cimsit

Iste orada yetisiyorlar, incelemesiz kabullerle bireyleri yokoluyor.
"Turk muyum? Dogru muyum? Caliskan miyim? Ilkem nedir?"
"Bunlar bana gerekli mi?" diye dusunmuyorlar her sabah.
Kendilerini incelemeyi ogrenmek yerine, kendileri
hakkinda baskalarinin iddialarini ezberliyorlar.
"Dogruyum, Caliskanim..." yerine "...olmak istiyorum" bile demiyorlar.
Aristo "Yetiskinlik, kisi kendi egitim sorumlulugunu kendi ustune
alinca baslar" demis. Yetiskin olamiyoruz ki saygi sevgi ogrenelim.

Ant icmekten toptan vazgecsek de her sabah soyle dilesek:
"Gunaydin. Ben (kendi ismi)im.
  Gonlum aydin, gonuller aydin olsun.
  Selam dogaya, selam(*) insanlara."
                                  ( *: Selam, Shalom: Baris)

Gunaydin. Ben Metin Aktay'im.
Gonlum aydin, gonuller aydin olsun.
Selam dogaya, selam insanlara.

#29 From: "Huseyin Cimsit" <cimsit@...>
Date: Fri Nov 5, 1999 12:50 pm
Subject: 75 yillik ilkogretim baslangic andi..
cimsit@...
Send Email Send Email
 
75 yildir bu ulkede "Turkum, dogruyum, caliskanim, ilkem ...."
diye baslayan dizeler her sabah ezberden tekrarlatiliyor da, bu kadar
sahtekar ve saygi yoksunu insanlar nerede yetisiyor? Zannederim bu ornek
sablonlar konusunda biraz daha dusunebilecegimizi gosterebilir. Muhtemelen
ayni seyleri soyluyoruz ama, biraz da Tunkce nin yetersizliginden iletisim
guclugu yasiyoruz.

Saygilarimla
Huseyin Cimsit


______________________________________________________

#28 From: "Mehmet Ali Akgun" <makgun@...>
Date: Fri Nov 5, 1999 10:00 am
Subject: Re: Sablonlar... sablonlar...
makgun@...
Send Email Send Email
 
Herkese Selam;

Listeye HTML formatinda mesaj gondermek ne kadar saglikli tam bilemedigim
icin orijinal mesaji plain text'e cevirdim. Arti, her okuyan HTML tercih
etmeyebilir diye dusundum. Aksi dogru ise, bundan sonra degistirmeyebilirim.

Evet, sablon ornegi ile yaratici dusunce ve beyin arasindaki iliskileri
dusunup konulari tartismak benim de hosuma gitti. :)) Benim icin beyin
firtinasi olan bu konusma, umarim herkese bir seyler dusunduruyordur.

Ayni sekilde, yazarak dusunmeye devam edecegim bu mesajimda da. Herkesin
katkilarini merakla bekliyorum. Verimli bir tartisma ortami olusturmasi
umidiyle dusunduklerimi yazmaya geceyim simdi:

> Yazimin giris paragrafinda sablon kurallarin insan hayatina rehberlik
> ettigi icin yararlioldugunu belirtmistim.

Bence bunu daha net bir sekilde verseniz daha uygun olabilir. Yani belli
noktalarda sablonlarin gerekli oldugu ancak bir yerden sonra ya belli
sartlar altinda onlarin disina cikmamiz gerektigi ya da onlari
gelistirmemiz... Cunku yazinizi
okuduktan sonra akilda kalan tek sey, "Sablonlara olum. [Her kosulda.] :)))

> Bilimsel buluslarin, cok onemli bir bolumunun kazara oldugunu
> biliyor musunuz?

Bunda size katiliyorum. Serbest dusunmenin degerini tartismam. Ancak [Burada
yine ancak deme ihtiyaci hissediyorum.:)))] bilimin kurallarini tamamen
*kazara* olan buluslara birakamayiz diye dusunuyorum. O kazara olanlar bile
belirli bir birikimin neticesinde olusurlar ya da bulunurlar.

O birikimi de belirli bir sistematige oturtulmus -- Yani sablonlari olan.
:)))-- bilim
cercevesi icersinde elde etmek mumkun. Yani Einstein relativiteden
bahsederken ya da baska ileri zekali insanlar zamanlarinin onunde dusunceler
ortaya koyarken her ne kadar sablonlardan ya da kurallar butununden bagimsiz
dusunuyor gibi gozukseler de aslinda o kurallar birikiminin bir sonucu
olarak
o buluslari yapiyorlar bence.

Mesela, Einstein'i alin insanlik tarihinde soyle ne bileyim bir bin yil
falan geriye goturun.
O Einstein bulduklarinin hicbirini bulamazdi. Cunku o tarihte biriken
bilgiler o sonuca ulastirmazdi
onu.

Beyin serbest dusunur hatta bazen milyonlarca kisinin dusunemedigini de
dusunur  ama o da tamamiyle sinirsizdir anlamina gelmez. Yani siz tum bugune
kadar elde edilmis sablonlari [Bunun da tam tarifini vermek yerinde olur
gibi
gelmeye basladi bana. Nedir sablondan kasdettigimiz tam olarak???] ya da
kurallar toplulugunu atin ve mesela 500 yil sonrasinin bir icadini dusunun
bakalim. Yapmaniz mumkun degil. Bireysel akil, etrafindaki toplum aklinin
urettigi sablonlara basarak yukselir ve birseyler ortaya koyar. Onlari
atarak degil. Onlara sIkIsip kalmayalim ve asalim demek dogru olabilir;
hicbiri ise yaramaz atalim demek olmaz.

> Icinde balik olan ve otel tarafindan balik tutulmasi
> ozendirilen bir yuzme havuzu nicin olmasin?

Bunu tam anlayamadim????

> Siz hayati boyunca balik tutamadigi icin balik tutmaktan
> vazgecen insanlar taniyor musunuz?

Balik tutma sablonu olmasi ile bunun ne ilgisi var acabilir misiniz????

> Peter Drucker diyor ki,bugunun kesinlikleri, yarinin sacmaliklaridir.
> Bugun icin sacma olanlarinda yarin mantikliolabilmeleri sizce ihtimal
dahilinde
> mi? Yuzyil oncesi icin bilgisayar ya da aya gitmenin bugun mantikli seyler
olmasi gibi...)

Aya giden insanlar tum sablonlari attiklari icin mi oraya gidebildiler yoksa
kendilerini oraya tasiyacak kadar kuvveti sablonlar gelistirdikleri icin
mi???? :)))

" Tum fizik, matematik ve de astronomi sablonlarini atiyoruz; bundan sonra
hur dusunecegiz hep. O yuzden dusunun bakalim simdi; nasil aya gideriz?"

Sizce aya gitme hikayesi boyle mi gelisti? Ben hic sanmiyorum. Bence burada
sozu gecen bilimlerdeki sablonlar o kadar gelistirildi ki belirli bir
noktada aya gitmek neredeyse kacinilmaz oldu. Daha once verilen bir ornekte
gecen bizim sivri zekali Turk gibi ben bu gazoz kapagini  nereye
sIkIstirirsam acarim diye dusunup aya cikilmadi bence. :))

> Degistirilebilir ve gelistirelibilir bir ortam sablon degildir,
> bizim derdigimiz sablonlarla...

Degistirilemez ve gelistirilemez bir sablon ornegi verir misiniz o halde?
Cunku su ana kadar tum verdiginiz orneklerin hepsi gelistirilebilir. Yangin
aninda kacilacak yerler degistirilebilir; depremde durulmasi gereken yerler
degistirilebilir; sirketlerin politikalari degistirilebilir......


> Bu konuya Tinaz Titiz'in bir mailinden aldigim
> bir notla cevap vermek istiyorum.

Ha, demek ki bu sablon metaforu epeydir mevcut. ;)) Ben yeni duyuyorum. :)
Ogrendigime sevindim, degisik acilardan olaylara bakmamizi sagladi ya da
neye neden inandigimizi pekistirdik bu tartisma sayesinde.

> "Trafik işiklarina uymak" yararli bir kaliptir.
> Ama ön-koşullari belirtilmemiş bir kaliptir.
> Trafik işiklarina uymak, eger:
>  - işiklar dogru çalişiyorsa,

Hhmmmm??? Ben buna katilmiyorum. Trafik isiklarina uymak on kosullari
*belirlenmis* bir kaliptir. Kural der ki; "Yesil isik yandiginda, saginiza
solunuza bakip yol musaitse karsiya gecin."; yoksa "Yesil isigi
gordugunuzde, karsidan koskoca bir kamyon son surat uzerinize dogru
geliyorsa bile aldirmayin ve karsiya gecin. " demiyor. :))) Buna nasil on
kosulu belirlenmemis dediginizi anlayamadim.?? Dahasi on kosulu
belirlenmemis olmasi o sablonun hatasi degil, o sablonu tam olarak ortaya
koyamanlarin hatasi. Yani suc sablonda degil, sablonu bile dogru durust
insa edemeyenlerdedir. Bu yuzden sizin sablonlara karsi olan savasinizda bu
ornegi
bu haliyle kullanmaniz dogru degil. Dogru durust calisan bir sablon olsaydi
ne diyecektiniz?

> Kendi hayatimizi korumak icin sablon kuralin tek basinayeterli olmadigini,
> akilla beslenmedikce bizi oldurebilecegini soyluyorum.

Ben bunu anlamamistim yazinizdan. Yazinizin en cok goze carpan mesaji,
"Sablonlara olum." Ama burada daha farkli bir sey soyluyorsunuz simdi.
Akilla beslendigi surece sablonlara hayat hakki var. Bu bir onceki
iddialarinizdan epey farkli bir cizgi bence ve de olmasi gereken de bu.

  > Sinema isletmecisi degil sorumlu olan, sablonun gecerli
> oldugu kosullarla birlikte sablonlari aktarmayan ve
> bunlari arastirarak ogrenmeyen kisi(ler).

Yani calisan bir *sablon* uretmeyenler degil mi????? :))))))

  > Kultur dedigimiz sey de budur zaten, bu sayede yeni sablon ve kurallar
> uretebiliriz.

Evvvveeettttt. :)))) Bir onceki sorumun cevabini aldim ve de siz sablonlara
ihtiyacimiz oldugunu itiraf ettiniz. :))))))))) Eh bundan sonra yazinizin
basindaki KATIL sifatini kaldirirsiniz herhalde. :)))))

> Buna sanirim egitimci oldugunuz ulkede unlearning diyorlar.

ANTR parantez belirteyim -- Bu arada ANTI parantez degilmis ANTR parantez
mis o sozun asli. Gecenlerde bir baska tartisma listesinde bir arkadasin
uyarisi sonucu ogrendim. Ne kadar ilginc degil mi??? :)))-- Ben su an
Indiana Universitesinde Dil Egitimi uzerine doktora yapiyorum. *Egitimci*
derken ogretim gorevlisini kasdetmisseniz diye soyluyorum. Yoksa onun
disinda evet egitim ile yakindan ilgilenmem hasebiyle egitimci sayilabilirim
bir anlamda.

  > o zaman, uzmani olmadiginiz konulardaki kurallara girmeyelim!

Hmmm? Bundan, uzmani olmadiginiz konularda konusmayin anlamini
kasdediyorsaniz *eger*, buna su sekilde cevap vermem mumkun; Sadece uzmani
oldugum konularda konusmaya kalkarsam benim su anda belki de bunlarin
hicbirisini soylememem gerekiyordu. Umarim, "Bilgi sahibi olmadan, fikir
sahibi olmayin." turunden anlamsiz ve kisitlayici ve sadece demogojik
amaclara hizmet eden bir dusunce taraftari degilsinizdir.

Arti, uzmanliktan ne kasdedildigi de tartismaya acik. Herkes *uzmani* oldugu
konuda konusacak
olsaydi epey bir insanin agzini sittiiin sene acmamasi gerekiyordu.

Hani bir savunma turu vardir ya bir isin yanlis yapildigini gorup
sorguladiginizda.
Mesela, "Boyle avukatlik mi yapilir kardesim? [Soz gelimi soyluyorum.
Avukatlar alinmasin. :)))]
Neden sunu sunu yapmadin?"

Ondan sonra karsidaki cevap verir, "O kadar iyi biliyorsan gel de sen
avukatligini yap su meselenin." Inanin bu kadar tuhaf bir savunma olamaz.
Neymis? Ben o avukatin yapmamasi gereken bir hatasini gormussem
onu benim duzeltebilmemin tek bir yolu var; Hukuk fakultesine gidip dort
sene okuyup ondan sonra tum o basamaklardan gecip avukat olmam. Yoksa onun
yaptiklari hakkinda tek kelime laf etmeye hakkim yok. Boyle sey olur mu
hic? Bu mantikla hic kimseye karsi cikamazsiniz siz.

"Neden binalari curuk yaptin bilmem kim efendi?"

Cevap hazir, "Kolaysa sen git muhendislik
fakultesine de sen daha iyisini yap." Yani bir muhendislik fakultesi
bitirmeden, yerle bir olmus bina hakkinda tek bir laf etmeye hakkiniz yok.

"Neden ogrenmiyor bu cocuklar ogretmen bey?"

"Kolaysa sen git Egitim fakultesine de; sen ogretmen ol; sen ogret."

" Marketing'de hic boyle sablon olmaz gibi geliyor bana ama????"

" Sen uzmani degilsen tartismayalim o zaman!!!"

Olur ben gidip bir MBA yapip geleyim ondan sonra tartisiriz. :))))

> Kapiya en yakin siniftakiler de, depremde siranin altinda
> olsunler diyorsunuz o zaman.

Bunun tam aksini dedigimi saniyordum. Herhalde yeterince acik olamadim.
Kapinin yaninda iken icerdeki masanin altina girmenin geregi yok demistim.

> Ben gercek bir mutfak yanginiyla karsilastim.
> Evdeki arkadasim,otomatik bir sekilde getirdigi bir battaniyeyi
> ocagin ustune atacakti zor durdurdum. Battaniye naylondan
> imaldi.Yanginin ocaktan ciktigini yanici maddeyi azaltirsam yangini
sondurebilecegimi
> dusundum vesadece tupu kapattim. Sonuc: Aklin zaferi.

O sablonu ureten akil gercekten akilli olsaydi, battaniyeniz naylon ise onu
kullanmayiniz diye bir dip not duserdi; siz de o telas arasinda onu dusunmek
zorunda kalmazdiniz

> , ingiltereden bir ornek daha verecegim. Yangin
> konusunda ilk okullardaki durum: Ingiltere'deki okullardaki
> kum dolu yangin sondurme kovasi sayisi dort. Turkiye'de alti.
> Nicin. Ingilizce yangin dort hafle yazilir FIRE,
> Turkcede 6 harfle YANGIN. Alin size standart sablon.
> Tepe tepe kullanin!

Siz bundan, Ingiltere'deki yanginlar dort kova ile sondurulur,
Turkiye'dekiler
ise alti kovayla sonucunu mu cikariyorsunuz????? :)))

> Amac guvenli gecis yapmaksa ve ust gecit cokmek
> uzereyse, ben hic gecmem, bence inekler de gecmesin. )

Hayir mesele hatirladigim kadari ile, insanlarin 15-20 basamak merdiven
cikip inmeye usenmeleri idi. Pratik zekalarini kullanarak yol bariyerinin
uzerinden gecmeyi kesfettiler ve eminim iclerinden birkac tanesi karsiya
gecmek yerine oteki tarafa gecmislerdir.

> Turkiye'de tahmin edemeyeceginiz kadar insan bu
> cozumu bir pratik zeka sinifina sokar.

Kendi kesfettigi seyi aptallik sinifina sokmalarini bekleyemezdim tabii.
:)))

> Mehmet Bey, Sizinle yazim uzerine tartismaktan keyif aldim,
> umarim cevap verirken ileri giderekamacimi asmisimdir.

Yoo, inanin ben de cok zevkle bu tartismanin icersindeyim. :)) Umarim ayni
sekilde devam eder. Buna imkan verdiginiz icin ayrica tesekkurler. :)))

> Ozunde ayni fikirleri paylasiyoruz ve dusmanimiz
> ayni gibi geliyor.

Tamamiyle katiliyorum. :))

> Size bana dusuncelerimi sorgulama firsati
> verdiginizden oturu tesekkur ederim.

Bunu yapabildiysem mutlu olurum. :))

Saygilar.

Mehmet Ali Akgun

#27 From: "Mehmet Ali Akgun" <makgun@...>
Date: Fri Nov 5, 1999 9:28 am
Subject: Re: Sablonlar... sablonlar...
makgun@...
Send Email Send Email
 
Herkese Selam;

Listeye HTML formatinda mesaj gondermek ne kadar saglikli tam bilemedigim
icin orijinal mesaji plain text'e cevirdim. Arti, her okuyan HTML tercih
etmeyebilir diye dusundum. Aksi dogru ise, bundan sonra degistirmeyebilirim.

Evet, sablon ornegi ile yaratici dusunce ve beyin arasindaki iliskileri
dusunup konulari tartismak benim de hosuma gitti. :)) Benim icin beyin
firtinasi olan bu konusma umarim herkese bir seyler dusunduruyordur. Ayni
sekilde yazarak dusunmeye devam edecegim bu mesajimda da. Herkesin
katkilarini merakla bekliyorum. Verimli bir tartisma ortami olusturmasi
umidiyle dusunduklerimi yazmaya geceyim simdi:

> Yazimin giris paragrafinda sablon kurallarin insan hayatina rehberlik
> ettigi icin yararlioldugunu belirtmistim.

Bence bunu daha net bir sekilde verseniz daha uygun olabilir. Yani belli
noktalarda sdablonlarin gerekliligi ancak bir yerden sonra ya da belli
sartlar altinda onlarin disina cikmamzi gerektigi... Cunku yazinizi
okuduktan sonra akilda kalan tek sey, "Sablonlara olum. [Her kosulda.] :)))

> Bilimsel buluslarin, cok onemli bir bolumunun kazara oldugunu
> biliyor musunuz?

Bunda size katiliyorum. Serbest dusunmenin degerini tartismam. Ancak [Burada
yine ancak deme ihtiyaci hissediyorum.:)))] bilimin kurallarini tamamen
*kazara* olan buluslara birakamayiz diye dusunuyorum. O kazara olanlar bile
belirli bir birikimin neticesinde olusurlar ya da bulunurlar. O birikimi de
belirli bir sistematige oturtulmus -- Yani sablonlari olan. :)))-- bilim
cercevesi icersinde elde etmek mumkun. Yani Einstein relativiteden
bahsederken ya da baska ileri zekali insanlar zamanlarinin onunde dusunceler
ortaya koyarken hernekadar sablonlardan ya da kurallar butununden bagimsiz
dusunuyor gibi gozukseler de aslinda o kurllar birikiminin bir sonucu olarak
o buluslari yapiyorlar bence. Mesela, Einstein'i alin insanlik tarihinde
soyle ne bileyim bir bin yil falan geriye koyun. O Einstein bulduklairnin
hicbirini bulamazdi. Cunku o tarihte biriken bilgiler o sonuca ulastirmazdi
onu. Beyin serbest dusunur hatta bazen milyonlarca kisinin dusunemedigini de
dusunur  ama o da tamamiyle sinirsizdir anlamina gelmez. Yani siz tum bugune
kadar elde edilmis sablonlari [Bunu da tam tarifini vermek yerinde olur gibi
gelemeye basladi bana. Nedir sablondan kasdettigimiz tam olarak???] ya da
kurallar toplulugunu atin ve mesela 500 yil sonrasinin bir icadini dusunun
bakalim. Yapmaniz mumkun degil. Bireysel akil, etrafindaki toplum aklinin
urettigi sablonlara basarak yukselir ve birseyler ortaya koyar. Onlari
atarak degil. Onlaa sIkIsip kalmayalim ve asalim demek dogru olabilir;
hicbiri ise yaramaz atalim demek olmaz.

> Icinde balik olan ve otel tarafindan balik tutulmasi
> ozendirilen bir yuzme havuzu nicin olmasin?

Bunu tam anlayamadim????

> Siz hayati boyunca balik tutamadigi icin balik tutmaktan
> vazgecen insanlar taniyor musunuz?

Balik tutma sablonu olmasi ile bunun ne ilgisi var acabilir misiniz????

> Peter Drucker diyor ki,bugunun kesinlikleri, yarinin sacmaliklaridir.
> Bugun icin sacma olanlarinda yarin mantikliolabilmeleri sizce ihtimal
dahilinde
> mi? Yuzyil oncesi icin bilgisayar ya da aya gitmenin bugun mantikli seyler
olmasi gibi...)

Aya giden insanlar tum sablonlari attiklari icin mi oraya gidebildiler yoksa
kendilerini oraya tasiyacak kadar kuvveti sablonlar gelistirdikleir icin
mi???? :)))

" Tum fizik, matematik ve de astronomi sablonlarini atiyoruz; bundan sonra
hur dusunecegiz hep. O yuzden dusunun bakalim simdi; nasil aya gideriz?"

Sizce aya gitme hikayesi boyle mi gelisti? Ben hic sanmiyorum. Bence burada
sozu gecen bilimlerdeki sablonlar o kadar gelistirildi ki belirli bir
noktada aya gitmek neredeyse kacinilmaz oldu. Daha once verilen bir ornekte
gecen bizim sivri zekali Turk gibi ben bu gazoz kapagini  nereye
sIkIstirirsam acarim diye dusunup aya cikilmadi bence. :))olan????

> Degistirilebilir ve gelistirelibilir bir ortam sablon degildir,
> bizim derdigimiz sablonlarla...

Degistirilemez ve gelistirilemez bir sablon ornegi verir misiniz o halde?
Cunku su ana kadar tum verdiginiz ornekleirn hepsi gelsitirilebilir. Yangin
aninda kacilacak yerler degistirilebilir; depremde durulmasi gereken yerler
degistirilebilir; sirketlerin politikalari degistirilebilir......


> Bu konuya Tinaz Titiz'in bir mailinden aldigim
> bir notla cevap vermek istiyorum.

Ha, demek ki bu sablon metaforu epeydir mevcut. ;)) Ben yeni duyuyorum. :)
Ogrendigime sevindim, degisik acialrdan olaylara bakmamizi sagladi ya da
neye neden inandigimiz peksitirdik bu tartisma sayesinde.

> "Trafik işiklarina uymak" yararli bir kaliptir.
> Ama ön-koşullari belirtilmemiş bir kaliptir.
> Trafik işiklarina uymak, eger:
>  - işiklar dogru çalişiyorsa,

Hhmmmm??? Ben buna katilmiyorum. Trafik isiklarina uymak on kosullari
*belirlenmis* bir kaliptir. Kural der ki; "Yesil isik yandiginda, saginiza
solunuza bakip yol musaitse karsiya gecin."; yoksa "Yesil isigi
gordugunuzde, karsidan koskoca bir kamyon son surat uzerinize dogru
geliyorsa bile aldirmayin ve karsiya gecin. " demiyor. :))) Buna nasil on
kosulu belirlenmemis dediginizi anlayamadim.?? Dahasi on kosulu
belirlenmemis olmasi o sablonun hatasi degil, o sablonu tam olarak ortaya
koyamanlarin hatasi. Yani suc sablonda degil, sablonu bile dogru durust
koyamayandadir. Bu yuzden sizin sablonlara karsi olan savasinizda bu ornegi
bu haliyle kullanmaniz dogru degil. Dogru durust calisan bir sablon olsaydi
ne diyecektiniz?

> Kendi hayatimizi korumak icin sablon kuralin tek basinayeterli olmadigini,
> akilla beslenmedikce bizi oldurebilecegini soyluyorum.

Ben bunu anlamamistim yazinizdan. Yazinizin en cok goze carpan mesaji,
"Sablonlara olum." Ama burada daha farkli bir sey soyluyorsunzu simdi.
Akilla beslendigi surece sablonlara hayat hakki var. Bu bir onceki
iddialarinizdan epey farkli bir cizgi bence ve de olmasi gereken de bu.

  > Sinema isletmecisi degil sorumlu olan, sablonun gecerli
> oldugu kosullarla birlikte sablonlari aktarmayan ve
> bunlari arastirarak ogrenmeyen kisi(ler).

Yani calisan bir *sablon* uretmeyenler degil mi????? :))))))

  > Kultur dedigimiz sey de budur zaten, bu sayede yeni sablon ve kurallar
> uretebiliriz.

Evvvveeettttt. :)))) Bir onceki sorumun cevabini aldim ve de siz sablonlara
ihtiyacimiz oldugunu itiraf ettiniz. :))))))))) Eh bundan sonra yazinizin
basindaki KATIL sifatini kaldirirsiniz herhalde. :)))))

> Buna sanirim egitimci oldugunuz ulkede unlearning diyorlar.

ANTR parantez belirteyim -- Bu arada ANTI parantez degilmis ANTR parantez
mis o sozun asli. Gecenlerde bir baska tartisma listesinde bir arkadasin
uyarisi sonucu ogrendim. Ne kadar ilginc degil mi??? :)))-- Ben su an
Indiana Universitesinde Dil Egitimi uzerine doktora yapiyorum. *Egitimci*
derken ogretim gorevlisini kasdetmisseniz diye soyluyorum. Yoksa onun
disinda evet egitim ile yakindan ilgilenmem hasabiyle egitimci sayilabilirim
bir anlamda.

  > o zaman, uzmani olmadiginiz konulardaki kurallara girmeyelim!

Hmmm? Bundan, uzmani olmadiginiz konularda konusmayin anlamini
kasdediyorsaniz *eger*, buna su sekilde cevap vermem mumkun; Sadece uzamni
oldugum konularda konusmaya kalkarsam ben su anda belki de bunlarin
hicbirisini soylememem gerekiyordu. Umarim, "Bilgi sahibi olmadan, fikir
sahibi olmayin." turunden anlamisz ve kisitlayici ve sadce demogajik
amaclara hizmet eden bir dusunce traftari degilsinizdir. Arti, uzamnliktan
ne kasdedildigide tartismaya acik. Herkes uzamani oldugu konuda konusacak
olsaydi epey bir insanin agzini sittin sene acmamasi gerekiyordu. Hani bir
savunma turu vardir ya bir isin yanlis yapildigini gorup sorguladiignizda.
Mesela, "Boyle avukatlik mi yapilir kardesim? Neden sunu sunu yapmadin?"
Ondan sonra karsidaki cevap verir, "O kadar iyi biliyorsan gel de sen
avukatligini yap su meselenin." Inanin bu kadar tuhaf bir savunma olamaz.
Neymis? Ben o avukatin mesela yapmamais gereken bir hatasini gordugum halde
onu benim duzletebilmemim tek bir yolu var; Hukuk fakultesine gidip dort
sene okuyup onda sonra tum o basamaklardan gecip Avukat olmam. Yoksa onun
yaptikalri hakkiinda tek kelime laf etmeye hakkim yok. Boyle sey olur mu
hic? Bu mantikla hickimseye karsi cikamzsiniz siz. "Neden binalari curuk
yaptin bilmem kim efendi?" Cevabiniz hazir, "Kolaysa sen git muhendislik
fakultesine de sen daha iyisini yap." Yani bir muhendislik fakultesi
bitirmeden, yerle bir olmus bina hakkinda tek bir laf etmeye hakkiniz yok.
"Neden ogrne miyor bu cocuklar ogretmen bey?" "Kolaysa sen git Egitim
fakultesine de; sen ogretmen ol; sen ogret." " Marketing'de hic boyle sablon
olmaz gibi gelyor bana ama????" " Sen uzamni degilsen tartismayalim o
zaman?" "Olur ben gidip bir MBA yapip geleyim ondan sonra tartisiriz." :))))

> Kapiya en yakin siniftakiler de, depremde siranin altinda
> olsunler diyorsunuz o zaman.

Bunun tam aksini dedigimi saniyordum. Herhalde yeterince acik olamadim.
Kapinin yaninda iken icerdeki masanin altina girmenin geregi yok demistim.

> Ben gercek bir mutfak yanginiyla karsilastim.
> Evdeki arkadasim,otomatik bir sekilde getirdigi bir battaniyeyi
> ocagin ustune atacakti zor durdurdum. Battaniye naylondan
> imaldi.Yanginin ocaktan ciktigini yanici maddeyi azaltirsam yangini
sondurebilecegimi
> dusundum vesadece tupu kapattim. Sonuc: Aklin zaferi.

O sablonu ureten akil gercekten akilli olsaydi, battaniyeniz naylon ise onu
kullanmayiniz diye bir dip not duserdi; siz de o telas arasinda onu dusunmek
zorunda kalmazdiniz.

Sadece aspiratoru sarmis olan yangin aninda zayiflayip sondu.Eger sablonu
kullanip battaniyeyi atsaydik, muhtemelen daha genis bir yanginla
karsilasacaktik. Cunku sablon bize naylon battaniye mi, yoksa yun battaniye
mi atesin ustune atilmali olan belirlememis.Sablonun belirlemedigibir dizi
durum daha siralanabilir. Ates suyla soner, sablonu yuzunden hala bu ulkede
akaryakit yanginlarini suyla sondurmeye calisiyorlar, biliyor musunuz?)

> , ingiltereden bir ornek daha verecegim. Yangin
> konusunda ilk okullardaki durum: Ingiltere'deki okullardaki
> kum dolu yangin sondurme kovasi sayisi dort. Turkiye'de alti.
> Nicin. Ingilizce yangin dort hafle yazilir FIRE,
> Turkcede 6 harfle YANGIN. Alin size standart sablon.
> Tepe tepe kullanin!

Siz bundan Ingilteredeki yanginlar dort kova ile sondurulur, Turkiyedekiler
ise alti kovayla sonucunu mu cikariyorsunuz????? :)))

> Amac guvenli gecis yapmaksa ve ust gecit cokmek
> uzereyse, ben hic gecmem, bence inekler de gecmesin. )

Hayir mesele hatirladigim kadari ile, insanlarin 15-20 basamak merdiven
cikip inmeye usenmeleri idi. Pratik zekalarini kullanarak yol bariyerinin
uzerinden gecmeyi kesfettiler ve eminim iclerinden birkac tanesi karsiya
gecmek yerine oteki tarafa gecmislerdir.

> Turkiye'de tahmin edemeyeceginiz kadar insan bu
> cozumu bir pratik zeka sinifina sokar.

Kendi kesfettigi seyi aptallik sinifina sokmalarini bekleyemezdim tabii.
:)))

> Mehmet Bey, Sizinle yazim uzerine tartismaktan keyif aldim,
> umarim cevap verirken ileri giderekamacimi asmisimdir.

Yoo, iannin bende cok zevkle bu tartismanin icersindeyim. :)) Umarim ayni
sekilde devam eder. Buna imkan verdiginiz icin ayrica tesekkurler. :)))

> Ozunde ayni fikirleri paylasiyoruz ve dusmanimiz
> ayni gibi geliyor.

Tamamiyle katiliyorum. :))

> Size bana dusuncelerimi sorgulama firsati
> verdiginizden oturu tesekkur ederim.

Bunu yapabildiysem mutlu olurum. :))

Saygilar.

Mehmet Ali Akgun

#26 From: "Melih Arat" <arat@...>
Date: Thu Nov 4, 1999 10:04 pm
Subject: Sablonlar... sablonlar...
arat@...
Send Email Send Email
 

----- Original Message -----
From: Mehmet Ali Akgun makgu-@...
To: beyaznokta@egroups.com
Sent: Monday, November 01, 1999 6:05 AM
Subject: [beyaznokta] Re: katil sablonlar
Saygi Deger Beyaz Nokta Liste Uyeleri,
Beyaz Nokta felsefesine uygun buldugum KATIL SABLONLAR VE AKIL
isimli yazima iliskin Mehmet Ali Akgun'un 
birkac elestirisine cevap vermek istiyorum. Katil Sablonlar ve Akil
baslikli yazidan olanlar tirnak icinde, Mehmet Ali Akgun'unun dusunceleri
herhangi bir isaret olmadan belirtilmistir. Parantez icinde belirtilen dusunceler
bana aittir ve yeni eklenmistir, bold da yaptım ama bold size gelir mi bilmiyorum.
 
Not: Metin cok uzun oldugu icin okunmayabilir, ama konuya ilgiliyseniz, BNV'den 
kosullu dogrular hakkinda bilgi isteyebilirsiniz.
 
En azindan ben isteyeyim. 
Guler Hanim, bu konuda bir yazinin listeye gonderilmesini
saglayabilir misiniz?
 
Melih Arat
****
 
(Oncelikle, sunu belirteyim, listeye gonderilen yazi, bir gazeteye kose yazisi olarak
gonderilmisti. Kosenin uzunlugu ve okur kitlesi goz onune alinmisti. 
Diger bir deyisle,her seyi aciklamam mumkun degil,bu tur kose yazilarinda
belirli olcude bilimsel referanslara ve aciklamalara yer verebiliyorum.
Olabildigince okura katki saglayabilecek bir konuyu unutulmaz bir terimle
"Katil Sablonlar" gibi ve insan yasamindan ve marjinal orneklerle islemeye calisiyorum.
Yazi, bu amaclari goz onune alarak yapilandirilmistir.)
 
 
 
 
"Sablonlar.. Yaratici dusuncenin onune gecen kaliplari elestirmek icin guzel bir
metafor." :) 
(Evet, sablonlar kalipci dusunceyi anlatmak icin iyi bir metafor gibi gorunuyor.)
 "İlkokulda hayatımıza plastikten cetvel olarak giren şablonlar,
  daha sonra kurallar olarak ortaya çıkarlar.
 Belirli bir şeyi yapmak için şablon reçeteler öğretilir."

Bu receteler olmasin diye bir sey soylemek zor, sizin de yazinizin bir
yerinde dediginiz gibi. Yani dogru/yanlis kesinliginde bir siniflandirma
ile receteleri ekarte etmek uygun olmayabilir her zaman icin. Soyle demek daha
dogru olabilir: yaraticiligi ve serbest dusunmeyi engellememek kosulu ile,
insanin aklini optimum seviyede kulanmasini saglayacak kurallar
topluluguna olumlu bakmak mumkun olabilir. Balik tutmayi ogreteceginiz adama da bir
dizi kurallari bastan vermeniz gerekir ki, sonradan kalkip oltanin ucuna,
mesela, bir demet pirasa baglayip yuzme havuzunun basina gecmesin balik tutma
umidi ile. :))) Degil mi??? :)))
 
(Yazimin giris paragrafinda sablon kurallarin insan hayatina rehberlik ettigi icin yararli
oldugunu belirtmistim. Balik tutan adama sablon verme meselesine gelince, Mehmet Ali Bey,
Siz hic oltanin ucuna pirasa baglayip balik tutmayi denediniz mi? Acaba sonuc ne olurdu?
Bilimsel buluslarin, cok onemli bir bolumunun kazara oldugunu biliyor musunuz?
Icinde balik olan ve otel tarafindan balik tutulmasi ozendirilen 
bir yuzme havuzu nicin olmasin?
Siz hayati boyunca balik tutamadigi icin balik tutmaktan 
vazgecen insanlar taniyor musunuz? Farkinda olmadan
belki de ticari bir firsata da isaret ediyorsunuz. Arastiralim mi? Peter Drucker diyor ki,
bugunun kesinlikleri, yarinin sacmaliklaridir. Bugun icin sacma olanlarinda yarin mantikli
olabilmeleri sizce ihtimal dahilinde mi? Yuzyil oncesi icin bilgisayar ya da aya gitmenin 
bugun mantikli seyler olmasi gibi...)

 "Bir noktaya kadar şablonlar yararlıdır, çünkü insana rehberlik ederler.
 Ancak şablonlar, insanın aklını elinden alan ve bazen de insanı
  öldürebilecek kadar güçlü araçlardır."

Evet bir once belirttigim nokta.
"Şablonlar, daha önce belirttiğim gibi sadece tek koşul seti için
 geçerli tasarlanmışlardır. Halbuki yaşam, koşulların farklılaşması
açısından çok  zengindir."
Demek mesele, her kosula gore sablon cikartmasini ogretecek bir sablon
gelistirmek. :)) Bu kendi icersinde celiskili bir ifade olabileceginden
belki de sablon metaforunun yerine baska bir benzetmeyi secmeliyiz. Cunku
sablon ifadesinin zorunlu kildigi anlam degismezligi one cikarir. Bizim
aradigimiz degistirilebilir ve gelistirilebilir bir ortam. Onerisi
olan???? 
(Degistirilebilir ve gelistirelibilir bir ortam sablon degildir, 
bizim derdigimiz sablonlarla...
 demek ki metafor onceden sizin de belirtiginiz gibi yerinde. 
Sablonlar sizin arayisiniza dar geldigi
icin de siz de sablonun disina cikmak istiyorsunuz. Iste kendini sablon ile SINIRLA-
MAYAN gelisme arayisi icindeki insan akli)

 " "Yayalar, kırmızı ışıkta durmalı, yeşil ışıkta geçmelidir."
  Bu şablon, insanların hayatını korumak için geliştirilmiştir,
  ama önemli ölçüde ters yönde çalışmaktadır.
  Bir ilköğretim öğrencisi, bu şablona uygun bir şekilde karşıdan
  karşıya geçmeye kalkacak olursa, büyük ihtimalle ölecektir."
Ancak buradaki suc o sablon degil; [Arabalar kirmizi isikta
durmalidirlar.] sablonuna riayet etmeyenlerdir. Yani sorun kisitlayici bir sablonun olmasi
degil, arabalar icin konulanin uygulanmamasidir. O yuzden burada sablona
ihtiyacimiz var. Yani, arabalar kendileri icin gelsitirilmis sablona
uymalidirlar. Onlar uymuyorlar diye, yayalar baska sablon
gelistirmelidirler mantigini kabul etmiyorum. Bu kaosa ve kuralsizliga yol acar.
 Kırmızı ışıkta durma alışkanlığı olmayan otomobil sürücülerinin
  olduğu bir ülkede, yukarıdaki şablona uyarsanız, ölürsünüz.

O halde cozum nedir? Yayalarin baska sablon olusturmasi mi yoksa
arabalarin sablonlarina uyma zorunlulugu getirilmesi mi? Bence ikincisi.
 
(Bu konuya Tinaz Titiz'in bir mailinden aldigim bir notla cevap vermek istiyorum.
>"Trafik işiklarina uymak" yararli bir kaliptir. Ama ön-koşullari
>belirtilmemiş bir kaliptir. Trafik işiklarina uymak, eger:
>     - işiklar dogru çalişiyorsa,
>     - araciniz, polis, ambulans, itfai gibi kamu güvenligini saglayan
>-kisacasi geçiş üstünlügüne sahip- bir araç degilse,
>     - işiklara uymasi gereken diger taraf(lar)da uyuyorlarsa
>yararlidir.
>Diger taraflar uymuyor iseler bu takdirde, "trafik kurallarina uymasi
>gereken taraflar, bunlara uyma konusunda egitilir ve yaptirim uygulanir
>iken, geçecek süre içinde ezilmemek için bir başka şablon kullanilmalidir.
>O
>da, "trafik işiklarina uyum konusundaki süreç tam güvenli hale gelene
>kadar,
>başkalarinin uymayacagini varsayarak ona göre hareket etmek" biçiminde
>olmalidir.
>insanlik, bugünlere alternatif kurallar ihdas ederek gelebilmiştir.
>yaraticilik da bir anlamda budur.)
 
 
(benim yazim trafikle ilgili kırmızı isiklarda otolarin gectigi saviyla devam etmis.)
" Bunun sadece bizim ülkemiz için geçerli olduğunu sanmayın,
  inanın durum Londra'da çok farklı değil."
Londra'yi hic gormedim ama mesela Indianapolis'ten, Philadelphia'dan,
Chicago'dan, Columbus'tan ve de su an bulundugum sehir olan
Bloomingtan'dan ornek verebilirim size; Burada size yol veren yesil isiktan sonra
ayaginizi kaldirimdan yola attiginizda tum araclar durmus olurlar; ola ki durmayan
olursa ve de size bir zarar verirse o soforu dogduna pisman ederler. Asil
olmasi gereken de budur. Dolayisi ile ozellikle bu tur uluslararasi
ornekler verirken olumsuzlara degil olumlu olanlara bakmamiz gerek diye
dusunuyorum. Londra da bile boyle degil demek sanki "Londra da bile boyle degil o
yuzden biz de asla mumkun olamaz." havasinda bir cikarim icin soyleniyor gibi
geliyor bana ki buna katilmiyorum. Londra'da olmasi gereken olmuyorsa onu
elestirdikten sonra bakin surada oluyor onu ornek almaliyiz demek gerekir.
(Londra ornegini, "Burasi Turkiye, bir tek bu
bizde olur genellemesinden kurtulmak icin verdim. 
New York'a giderseniz, her zaman olmasa da
durumun ayni oldugu ornekleri gorebilirsiniz. Bir problemin evrensel oldugunu
gostermek, once problemin yarattigi stresin akil durdurucu etkisini azaltmak
amaciyla bu tur ornekler verilebilir. Psikologlar, deprem sonrasinda cok korktugunu
soylemekten cekinen kisilere, ben de korktum, o da korktu diyor ve sorunu bas edilebilir,
herkesin basina gelebilir bir sorun cizgisine cekmeye calisiyorlar. Bir anlamda
insanlari problemin altinda ezilmeyin, bu problemi sirtlayan baskalari da var, moralinizi
toplayin diyorlar.)

Hatta dogru ve ideal olani belki de hicbir yerde gormek mumkun
olmayabilir. Oyle olsa bile yine de dogruyu istemek ve oldurmak zorundayiz. Zaten
dunyada bile boyle birsey yok derseniz hic bir zaman en iyisine ulasamayiz.
(ben mevcut durumu savunmuyorum. Kendi hayatimizi korumak icin sablon kuralin tek basina
yeterli olmadigini, akilla beslenmedikce bizi oldurebilecegini soyluyorum.)

 "İhtiyaç duyulan şey, şablona uymakla birlikte insan hayatını tehdit
  edebilecek bir unsurun olmadığı sırada karşıya geçmektir.
  Bu muhakemeyi ise, cansız bir kural değil, ancak insan aklı yapabilir."

Burada iki sey soylemek mumkun;
Bir, su ana kadar soyledigim gibi asil onemli olan insan hayatini
tehlikeye dusurmeyeek ortamlarin olusmasina calismak; yoksa anlik hesaplar ile
hayatta kalmaya calismak degildir. Bir diger degisle, amaciniz cocuklara,
"Karsidan karsiya gecerken Kirmizi isigi falan bosverin; uygun gordugunuz de atlayin
caddeye karsidan karsiya gecin." demek degil, "Kirmizi isikta arabalar
durmalidirlar. Sen de kirmizi icikta durmalisin; yesil de gecmelisin.
Ancak yesilde gecerken yine de dikkatli ol." olmalidir.
Ikincisi, belki benzetmenin anlamindan ve vermek istediginden cok teknik
olarak kelimeler ile ilgili ama, yesil yandiginda dahi araba gelip
gelmediginin kararini sadece insanlar degil, bilgisayarlar da yapabilir. 
(Sablonun yetersizligini, uygulanamadigini dusununce ise yarar baska seyler
akil edilebiliyor.) 
 
 Bunu soylemek istedim.
" "Deprem sırasında sıraların altına girin ya da mutfak tezgahının yanına
uzanın."
  Eğer deprem sırasında üzerinize düşen tavanın ağırlığını taşıyamayacak
bir
 sıranın altına giriyorsanız, yine ölüm fermanınızı imzalamış olursunuz.
  İhtiyaç duyulan şey, deprem sırasında hayati tehlike olmayan bir noktada
  durmaktır. Bu muhakemeyi de yine cansız bir şablon değil,
  ancak serbest bir insan aklı yapabilir.
  Bir deprem sırasında sinemada ya da işyerinde olabilirsiniz,
  ne yapacaksınız "buraya niçin mutfak tezgahı koymamışlar"
  diye sinema işletmecisine ya da işyerinizin patronuna hesap
  mı soracaksınız?"

Aslinda verilen ornekler ve sablon benzetmesi sert kurallar ile
yasanmamasi gerektigini cok iyi ifade ediyorlar. Ancak yaziya elestirel bir gozle
bakip baska alternatif dusunceler getirilebilir mi diye okumaya basladigimdan,
burada da degisik bir acidan bakacagim. Yoksa tartismanin geneline
katiliyorum.
Bunu dedikten sonra soyle soylemek mumkun: Yukarida bahsi gecen sablon
gerekli bir sablondur soyle ki: Bu tur kurallar ya da sablonlar, belli
tecrubeler ve degerlendirmelerden sonra ortaya cikmistir; sadece sablon
olsun diye degil. Yani deprem sirasinda olanlara bakilmis ve hesaplanmis,
binalarin yikildiktan sonra nasil tahrip oldugu gozlemlenmis, ve
insanlarin deprem aninda kacacak br yerleri yoksa ve muhakkak bina icinde deprem
boyunca durmalari gerekli ise hic olmazsa buralarda dursunlar ki yasama
sanslari *artabilir* demisler; yoksa birinci kattaki bir evin acik duran
kapisinin yaninda dururken deprem basladi diye ic odanin en kosesindeki
masanin altina gidin dememisler. Bir adim da disari cikmak varken neden
iki kapali kapi ardindaki masanin altina gidesiniz ki??? :))) 
(Sadece daha once ogrendiginiz detayli bir sekilde kosullari belirtilmemis sablonlardan
oturu masanin altina otomatik olarak gidersiniz, ikinci bir sebep de
butun kosullara uygun sablonlar uretilemeyecegi icin. Eger biri sizi, deprem aninda
okuldaysan siranin altina gir diye sartlamadiysa!) 
Dahasi, bu, evde iseniz boyle baska binada iseniz soyle diye de
cesitlendirilmistir. Sinema da iken gidip mutfak tezgahinin altina girin
diyen bir uyari yazisi okudugumu hatirlamiyorum.!!! :)))) Dolayisi ile
sinema isletmecisi ile hirlasmanin bir anlami yok. :))))
 
(Sinema isletmecisi degil sorumlu olan, sablonun gecerli oldugu kosullarla birlikte
 sablonlari aktarmayan ve bunlari arastirarak ogrenmeyen kisi(ler))

Burada olan sudur: Cesitli olaylara bakarak degerlendirmeler yapilir ve
bir sonraki olay icin *tahmin*ler yapilmaya calisilir. Bilimin yaptigi ya da
yapmaya calistigi da tamamiyle budur. Su ana kadar olanlara bakip bundan
sonrakiler icin ders cikarabilmek. (Kultur dedigimiz sey de budur zaten, bu sayede
yeni sablon ve kurallar uretebiliriz. Tabi sablonlari sorgulamaya ve gelistirmeye aciksak)
Kanser su sekilde gelisti, bundan sonra ne beklemeliyiz ve de nasil
hazirlikli olabiliriz; nasil onleyebiliriz? Firtina geldiginde su sekilde
hasar yapti, bundan sonrakinde ne yapsak daha cok insanin hayatini
kurtarabiliriz? Trafik kazasi oldu; nedenleri neydi bundan sonra nasil
onelenebilir; nasil can kaybi sayisi azaltilabilir?
Bir suru olaydan genellemeler cikartilir ve tahminler yapilmaya
calisilir; ama her durum farkli diye bunlardan cikartilan dersleri goz ardi ederseniz
pek akillica bir is yapmis olmazsiniz. (yazimin boyle bir iddiasi yok, herhalde kendi
dusuncenizi belirtmek istemissiniz.)
Belki soyle bir sonuc ile bitirmek daha mumkun; genellemeleri ogrenelim
yani sablonlari, ancak yeni olaylara da hazirliklli olalim. 
(Referansini simdi bulamadim, ama soyle bir egitim tanimi yapilmis, 
egitim, hayata cevap verme sanatini ogrenmektir.)
Dahasi bu da kendi icinde bir sablon olabilir:
"Eski sablonlari bilip yeni sablonlara acik olma sablonu!! :)))
(Buna sanirim egitimci oldugunuz ulkede unlearning diyorlar.)

Nasil? :)
" "Organizasyonda şablonlar..."
  İşletmeler de birer şablon deposudur. Satış için kurallar, üretim için
 kurallar, görüşme yapmak için kurallar,"

Sablon fikrine karsi cikmak icin gelistirdiginiz arguman maksadini asmaya
basladi gibi geldi bana. :)) Neredeyse kurallara bosverin sonucunu
cikarmak uzereyim soylediklerinizden; yaniliyor muyum??? :)))
" neredeyse tuvalete gitmek için bile (komik ama bazılarında gerçekten
var)  kurallar var. Düşünsenize çok sıkışmışsınız, ama tuvalete belirli
 saatlerde  ve sırada gidiliyor; ne yapalım tutacaksınız, şablona uymak gerek."
(yazilar da bazen ilgi cekmek icin en uc ornekleri kullanmak gerekiyor.)

Bunun gercekten nerede oldugunu ogrenmek isterim. 
(istanbul'da benim
bildigim iki kurulus oldugunu, birinin gazeteciler sitesinde, digerinin kadıkoy'de oldugunu 
soyleyebilirim.)

"  Pazar payını artırmak için fiyat indirme şablonu, koşulların farklı
olduğu durumlarda pazarın   daha büyük bir kısmının kaybedilmesine yol açar."

Marketing'den pek anlamam 
( o zaman, uzmani olmadiginiz konulardaki kurallara girmeyelim!)
ama kosullarin farkli oldugu zaman fiat indirmeniz gerekli diyen bir 
sablon oldugunu hic sanmiyorum.
 Şablonlar, farklı koşullar için beklenmedik sonuçlar doğurur.
 Hangi sablonu sececeginiz ya da yeniden bir sablona mi ihtiyac var
sorusuna cevap vermeniz sizin sorumlulugunuzda.
Disarida hava gunluk guneslik demekki mayolarimla disari cikmam gerek
derseniz ve bulundugunuz ortami ve sartlari goz ardi ederseniz, dikkatli
olun bir gun kutuplarda buzlarin uzerinde mayolariniz ile soguktan titrer
bulabilirsiniz kendinizi. :))) Oyle ya orada da gunluk guneslik zamanlar
oluyor ama bir farkla; Hawaii'deki gibi 35 derecede degil sifirin altinda
bilmem kac derecede. :))) Hangi sablonu secmek onemli olan; sablonsuzluk
degil. 
 
(Gunesli havada sortla disari cikilir sablonu, sizin verdiginiz ornekte bizzat 
sizin karsi ciktiginiz bir sablondur. Soz ettiginiz dis ortam ve sartlar degisken
ve siz de kabul ediyorsunuz ki bunu insan kendi goz onune almali. Diger bir deyisle
aklini kullanmali. Soyle degil yani, burada bu sablon gecersiz, talimatlar kitabina
bakalim, Kuzey Kutbu'nda gunesli havada ne giyilir?
Ben hava sicakligina gore ne giyinecegini kendisi tayin eden bir 
akli tercih ederim, hangi havada ne giyilir diye bir talimat listesi yerine. )

 "İhtiyaç duyduğumuz şey şablonlardan çok, amaçlar, ilkeler
 ve akıldır. Örneğin, "deprem sırasında ölmeyeceğin bir yerde bulunmak"
  bir amaçtır ve bunun gereğini ilkeler eşliğinde çalışan akıl bulabilir."

Katilmiyorum. Her durumda herkesin akini kullanarak yeni yontemler bulmasi
amac olmamali bence. Bulundugunuz bina yanmaya basladiginda yapmaniz
gereken seyer vardir bir dizi: Siz onlari hic birini ogretmez ve kendi aklinizi
kullanin derseniz oradaki insanlarin en az yarisini olume goturursunuz.
 
(Kapiya en yakin siniftakiler de, depremde siranin altinda olsunler diyorsunuz o zaman.
Ben gercek bir mutfak yanginiyla karsilastim. Evdeki arkadasim,
otomatik bir sekilde getirdigi bir battaniyeyi ocagin ustune atacakti zor durdurdum. 
Battaniye naylondan imaldi.
Yanginin ocaktan ciktigini yanici maddeyi azaltirsam yangini sondurebilecegimi dusundum ve
sadece tupu kapattim. Sonuc: Aklin zaferi. Sadece aspiratoru sarmis olan 
yangin aninda zayiflayip sondu.
Eger sablonu kullanip battaniyeyi atsaydik, muhtemelen daha genis bir 
yanginla karsilasacaktik. Cunku sablon bize naylon battaniye mi, 
yoksa yun battaniye mi atesin ustune atilmali olan belirlememis.Sablonun belirlemedigi
bir dizi durum daha siralanabilir. Ates suyla soner, sablonu yuzunden hala bu ulkede 
akaryakit yanginlarini suyla sondurmeye calisiyorlar, biliyor musunuz?)

Acil durumlarda kaosa surukleyecek her sey trajik sonuclar dogurur. 
Yanan bir binada herkes kafasina gore cozum bulsun demek kaosa davetiye cikarmak
demektir. Akli kullanmayi ogretecegim diye o ana kadar olusmus olan toplum
aklini bosa atmanin akillilik ile hic alakasi yok. 
(Sorun cozme aklini ve kulturunu cope atalim, diyen kimse yok. 
Benim Katil Sablonlar baslikli yazimla getirdigim de kacinilmaz bir sekilde
insanlik kulturunun bir parcasidir.Bu arada belirteyim, yanan bir binada calisan bir tek akil, 
butun insanlari kurtarabilir.)

Buradan bir ornek vereyim: ilk okullarda yangina karsi talimatlar ilk
gunden ve mumkun oldugu kadar erken verilir ve surekli olarak provalari yapilir.
Bir noktada o hale gelir ki kucucuk cocuklar bile hic panige kapilmadan
bir yangin ciktiginda el ele tutusarak binadan cikarlar. Kendilerinden
oncekilerin urettigi toplum aklinin bir sonucu olan bu sablon onlarin
hayatini kullanir. Ama bu, derste onlara kritik dusunmeyi ogretmelerini
engellemez.
(Ben Turkiye'de Istanbul'da bir ilkokokulda Namik Kemal Ilkokulunda okudum. Soz ettiginiz
gibi talimden gecmedim ama konu hakkinda bir iki bilgimi paylasayim. izin verirseniz, 
ingiltereden bir ornek daha verecegim. 
Yangin konusunda ilk okullardaki durum: Ingiltere'deki okullardaki kum dolu yangin 
sondurme kovasi sayisi dort. Turkiye'de alti. Nicin. Ingilizce yangin dort hafle yazilir FIRE, 
Turkcede 6 harfle YANGIN. Alin size standart sablon. Tepe tepe kullanin!
Turkiye'de yapilan okul planlarinin her yerde ayni oldugunu biliyor musunuz? 
Antalya'daki okul planiyla Kars'taki okul plani ayni. Bunun anlami, 
pencerelerin buyuklugu ve sicaklik soz konusu oldugunda ortaya cikiyor. 
Eger okul yaparken amaciniz, ideal bir ogretim ortami saglamaksa bu amaca ulastiracak farkli 
tasarimda bir okul yapabilirsiniz. Sablona mahkumsaniz, Kars'ta okulu isitimazsiniz,
cocuklar donar, Antalya'da pişer.) 
 
"  "Caddeden sağ salim ve kazaya yol açmadan karşıya geçmek" yine bir
amaçtır   ve akıl özgün koşulları değerlendirerek doğru hareket biçimini
bulabilir."
Evet bu ozgun kosullarimizdan dolayi bizde de ozgun sonuclar cikartilmis
ve yayalar otoyoldaki bariyerlerin uzerinden atlayarak karsidan karsiya
gecerken ust gecitler de ineklere kalmisti.-- Bir gazetede bununla ilgili
bir haber cikmisti bir zaman hatirlarsaniz. Sizin bu iddianiza gore o
zaman bu durumdaki insanlar dogru yapiyorlardi: amaclari karsidan karsiya
gecmekti ve bunu da basarmislardi kendine ozgu yontemler bularak. 
(Yazimin icinde
kurallara uymayalim diyen hic bir cumle yok, onlara uymak belirli bir amaca ulasmak
icin yeterli degilse arastiralim. Amac guvenli gecis yapmaksa ve ust gecit cokmek uzereyse, 
ben hic gecmem, bence inekler de gecmesin. )
" Özetlersek, istediğimiz sonuçları elde etmek için amaçları ve
  ilkeleri göz önüne alarak, durumun özgün koşullarına uygun hareket ve
 davranışlar içine girmeliyiz."

Yukaridaki dediklerime dayanarak buna katilmiyorum. Yeni kosullara hazir
olmak eski kurallari atmanizi gerektirmez. 
Eski kurallarin islemedigini
gordugunuzde oturur o kurali ya modifiye eder ya da atip yerine yenisini
koyarsiniz. "Kurallara olum; yasin akil." mantigi sagliginiza zararli
olabilir dikkat edin. :)))) (Evet yasasin Akil, yeni ve daha iyi kurallar gelistirmek icin, ise yaramaz hale
gelmis, bize zarar veren kurallara olum.)
 Pratik zeka...
 Türklerin pratik zekalı olduğuna dair bir genelleme vardır.
  Örneğin, Amerika'da bir otelde oda servisi gazoz kapağı açacağı
getirmeyi  unutursa, bir şablona sıkışıp kalmayız, oda servis görevlisinin şaşkın
bakışları  altında şişenin kapağını kapının kilit dil deliğinde açarız.

Bu bence pratik zeka degil ilkel bir davranistir. 
(Genelleme yapmaktan ve kisisel gozlem
lerimle desteklemekten baska carem Turkiye'de tahmin edemeyeceginiz kadar insan bu cozumu
bir pratik zeka sinifina sokar. Hatta ornegi, ayni pratik zeka siniflamasiyla
 bir baska tartisma grubundan aldim.)
 
Telefon denen icadi
kullanarak oda servisinden acacak istemek yerine, kan ter icersinde kapagi
sIkIstirabilieceginiz bir yer arayip hatta acmaya calisirken bir yerinizi
cizip kanattiktan sonra siritarak Turk'ler pratik zekalidir zaten diye
kendi capinda ovunerek gazozu icmenin hic zeka ile alakasi yok bence.
(Amac odakli akilli bir yaklasim, elbette telefonla uzman yardim istemeyi 
akil edebilir.)
Şablonlara da ihtiyacımız var, ama sadece çok standart durumlar için.

Yangin ve deprem aninda binadan kacmak bile sizin icin standart olmadigina
gore, sizin standart dediginiz olaylar nelerdir cok merak ettim????
Elektrikli cihazlar calismadigi zamanlar icin standart problem belirleme proseduru vardir.
(Once elektrik var mi bak, kablo prize takili mi bak, power on mi diye, hala 
calismiyorsa servisi ara. bak vbg. Bu tur durumlarda fazla pratik zeka, sorunu 
kurcalamaya ve daha buyutmeye goturur. )
Pratik zekaya da ihtiyacımız var, bir defa yaşanacak küçük sorunlar için.
Sadece bir defalik kucuk sorunlar icin mi??? 
(tekrarlanmayacak bir durumla karsi karsiyaysaniz ve 
bunu iyice biliyorsaniz, pratik zekali bir yaklasim sorunu pekala cozebilir.
 
Turkcede bildigim kadariyla pratik zeka, sorun karsisinda hemen uygulanibilir cozumlere sahip
olmak anlaminda kullanilir. Sorun kendini tekrarliyorsa, burada kalici bir cozum arayisina
gitmek lazim. )

Herkese saygilar.
Mehmet Ali Akgun
 
(Not: Yazimin en acik olmayan ve zayif olan kismi, ilkelerdi. 
Ilkeler ile sablonlar arasinda bag kurulabilirdi, 
ama onu da siz yapmamissiniz, ben ne yapayim?) 
 
Mehmet Bey,
 
Sizinle yazim uzerine tartismaktan keyif aldim, umarim cevap verirken ileri giderek
amacimi asmisimdir. Boyle bir durum soz konusuysa da Beyaz Nokta felsefesini 
paylastigimizi dusunerek hos gorunuze siginiyorum.
Ozunde ayni fikirleri paylasiyoruz ve dusmanimiz ayni gibi geliyor. 
Size bana dusuncelerimi sorgulama firsati verdiginizden oturu
tesekkur ederim.
 
 

Melih Arat
arat@...
meliharat@...
GSM: 0542-241 04 02
TEL : 0216-241 04 02
FAX : 0216-345 66 93


#25 From: Birsen Karpak <birsenkarpak@...>
Date: Mon Nov 1, 1999 1:39 pm
Subject: Re: Merhaba
birsenkarpak@...
Send Email Send Email
 
Vural Bey:

Guler hanima gonderdiginiz e-mail yanlislikla bana
gelmis. Selamlar, saygilar,
Birsen Karpak

--- vural yilmaz <vyilmaz@...> wrote:
> Degerli Dostum,
>
> Uzun zamandır görüşemedik ara sırada olsa
> e-mailleriniz sayesinde sizden
> bilgi alıyorum.Nasılsınız, GM işleriniz iyi
> gidiyormu , geçenlerde İmran
> beyi ziyaret etmişsiniz bizde bekleriz.Bana
> geldiklerinizi
> saymıyoruz.Tınaz beyi uzun zamandır görmedim lütfen
> saygılarımı
> iletirmisiniz.Tekrar haberleşmek üzere
> sayglarımla.Vural
>
>
>
------------------------------------------------------------------------
>
> eGroups.com home:
> http://www.egroups.com/group/beyaznokta
> http://www.egroups.com - Simplifying group
> communications
>
>
>
>
>


=====
Birsen Karpak
department of management
Youngstown State University
Youngstown OH 44555-3071
e-mail: birsen.karpak@...
fax:1-330-7421459
phone: 1-330-7421892 (direct) 3071 (sec)
__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Bid and sell for free at http://auctions.yahoo.com

#24 From: "MELIH ARAT" <arat@...>
Date: Mon Nov 1, 1999 7:44 am
Subject: Re: katil sablonlar
arat@...
Send Email Send Email
 
Sayin Mehmet Ali Bey,

Katil Sablonlar ve Akil baslik yazima iliskin degerlendirmeleriniz icin bazi
dusuncelerimi sizinle paylasacagim.

Ancak yazinizda cok genis kapsamli dusunceler var. Bu hafta, benim icin
nispeten sira disi, islerin asiri yogun oldugu bir hafta.

Size en kisa surede cevap verecegim.

Sevgi ve Selamlar,

Melih Arat
0542-241 04 02



----- Original Message -----
From: Mehmet Ali Akgun <makgun@...>
To: <beyaznokta@egroups.com>
Sent: Monday, November 01, 1999 6:05 AM
Subject: [beyaznokta] Re: katil sablonlar


>
> > Beyaz nokta felsefesine uygun dustugum bir yazimi
> > sizlerle paylasmak istiyorum
> > Katil Şablonlar ve Akıl
>
> Yazinizi begendim. Egitim ile alakali oldugu icin bu listeye de
gondermeniz
> dediginiz gibi uygun olmus. Bazi noktalar hakkinda dusunduklerimi yazmak
> istedim.
>
> > Şablonlar, ilkokuldan itibaren insan hayatına girerler.
> > Örneğin baskı benzeri harf, çember, üçgen gibi şekiller
> > çizebilmek için şablon cetveller kullanılır.
> > Ancak şablon cetveller insana fazla seçenek sunmaz.
>
> Yaratici dusuncenin onune gecen kaliplari elestirmek icin guzel bir
metafor.
> :)
>
> > İlkokulda hayatımıza plastikten cetvel olarak giren şablonlar,
> > daha sonra kurallar olarak ortaya çıkarlar.
> > Belirli bir şeyi yapmak için şablon reçeteler öğretilir.
>
> Bu receteler olmasin diye bir sey soylemek zor, sizin de yazinizin bir
> yerinde dediginiz gibi. Yani dogru/yanlis kesinliginde bir siniflandirma
ile
> receteleri ekarte etmek uygun olmayabilir her zaman icin. Soyle demek daha
> dogru olabilir: yaraticiligi ve serbest dusunmeyi engellememek kosulu ile,
> insanin aklini  optimum seviyede kulanmasini saglayacak kurallar
topluluguna
> olumlu bakmak mumkun olabilir. Balik tutmayi ogreteceginiz adama da bir
dizi
> kurallari bastan vermeniz gerekir ki, sonradan kalkip oltanin ucuna,
mesela,
> bir demet pirasa baglayip yuzme havuzunun basina gecmesin balik tutma
umidi
> ile. :))) Degil mi??? :)))
>
> > Bir noktaya kadar şablonlar yararlıdır, çünkü insana rehberlik ederler.
> > Ancak şablonlar, insanın aklını elinden alan ve bazen de insanı
> > öldürebilecek kadar güçlü araçlardır.
>
> Evet bir once belirttigim nokta.
>
> > Şablonlar, daha önce belirttiğim gibi sadece tek koşul seti için
> > geçerli tasarlanmışlardır. Halbuki yaşam, koşulların farklılaşması
> açısından çok
> > zengindir.
>
> Demek mesele, her kosula gore sablon cikartmasini ogretecek bir sablon
> gelistirmek. :)) Bu kendi icersinde celiskili bir ifade olabileceginden
> belki de sablon metaforunun yerine baska bir benzetmeyi secmeliyiz.  Cunku
> sablon ifadesinin zorunlu kildigi anlam degismezligi one cikarir. Bizim
> aradigimiz degistirilebilir ve gelistirilebilir bir ortam. Onerisi
olan????
> Yani [sablonlara] karsi [Ne????].
>
> > "Yayalar, kırmızı ışıkta durmalı, yeşil ışıkta geçmelidir."
> > Bu şablon, insanların hayatını korumak için geliştirilmiştir,
> > ama önemli ölçüde ters yönde çalışmaktadır.
> > Bir ilköğretim öğrencisi, bu şablona uygun bir şekilde karşıdan
> > karşıya geçmeye kalkacak olursa, büyük ihtimalle ölecektir.
>
> Ancak buradaki suc o sablon degil; [Arabalar kirmizi isikta
durmalidirlar.]
> sablonuna riayet etmeyenlerdir. Yani sorun kisitlayici bir sablonun olmasi
> degil, arabalar icin konulanin uygulanmamasidir. O yuzden burada sablona
> ihtiyacimiz var. Yani, arabalar kendileri icin gelsitirilmis sablona
> uymalidirlar. Onlar uymuyorlar diye, yayalar baska sablon
gelistirmelidirler
> mantigini kabul etmiyorum. Bu kaosa ve kuralsizliga yol acar.
>
> > Kırmızı ışıkta durma alışkanlığı olmayan otomobil sürücülerinin
> > olduğu bir ülkede, yukarıdaki şablona uyarsanız, ölürsünüz.
>
> O halde cozum nedir? Yayalarin baska sablon olusturmasi mi yoksa
arabalarin
> sablonlarina uyma zorunlulugu getirilmesi mi? Bence ikincisi.
>
> > Bunun sadece bizim ülkemiz için geçerli olduğunu sanmayın,
> > inanın durum Londra'da çok farklı değil.
>
> Londra'yi hic gormedim ama mesela Indianapolis'ten, Philadelphia'dan,
> Chicago'dan, Columbus'tan ve de su an bulundugum sehir olan
Bloomingtan'dan
> ornek verebilirim size; Burada size yol veren yesil isiktan sonra
ayaginizi
> kaldirimdan yola attiginizda tum araclar durmus olurlar; ola ki durmayan
> olursa ve de size bir zarar verirse o soforu dogduna pisman ederler. Asil
> olmasi gereken de budur. Dolayisi ile ozellikle bu tur uluslararasi
ornekler
> verirken olumsuzlara degil olumlu olanlara bakmamiz gerek diye
dusunuyorum.
>
> Londra da bile boyle degil demek sanki "Londra da bile boyle degil o
yuzden
> biz de asla mumkun olamaz." havasinda bir cikarim icin soyleniyor gibi
> geliyor bana ki buna katilmiyorum. Londra'da olmasi gereken olmuyorsa onu
> elestirdikten sonra bakin surada oluyor onu ornek almaliyiz demek gerekir.
> Hatta dogru ve ideal olani belki de hicbir yerde gormek mumkun
olmayabilir.
> Oyle olsa bile yine de dogruyu istemek ve oldurmak zorundayiz. Zaten
dunyada
> bile boyle birsey yok derseniz hic bir zaman en iyisine ulasamayiz.
>
> > İhtiyaç duyulan şey, şablona uymakla birlikte insan hayatını tehdit
> > edebilecek bir unsurun olmadığı sırada karşıya geçmektir.
> > Bu muhakemeyi ise, cansız bir kural değil, ancak insan aklı yapabilir.
>
> Burada iki sey soylemek mumkun;
>
> Bir, su ana kadar soyledigim gibi asil onemli olan insan hayatini
tehlikeye
> dusurmeyeek ortamlarin olusmasina calismak; yoksa anlik hesaplar ile
hayatta
> kalmaya calismak degildir. Bir diger degisle, amaciniz cocuklara,
"Karsidan
> karsiya gecerken Kirmizi isigi falan bosverin; uygun gordugunuz de atlayin
> caddeye karsidan karsiya gecin." demek degil, "Kirmizi isikta arabalar
> durmalidirlar. Sen de kirmizi icikta durmalisin; yesil de gecmelisin.
Ancak
> yesilde gecerken yine de dikkatli ol." olmalidir.
>
> Ikincisi, belki benzetmenin anlamindan ve vermek istediginden cok teknik
> olarak kelimeler ile ilgili ama, yesil yandiginda dahi araba gelip
> gelmediginin kararini sadece insanlar degil, bilgisayarlar da yapabilir.
> Bunu soylemek istedim.
>
> > "Deprem sırasında sıraların altına girin ya da mutfak tezgahının yanına
> uzanın."
> > Eğer deprem sırasında üzerinize düşen tavanın ağırlığını taşıyamayacak
bir
> > sıranın altına giriyorsanız, yine ölüm fermanınızı imzalamış olursunuz.
> > İhtiyaç duyulan şey, deprem sırasında hayati tehlike olmayan bir noktada
> > durmaktır. Bu muhakemeyi de yine cansız bir şablon değil,
> > ancak serbest bir insan aklı yapabilir.
> > Bir deprem sırasında sinemada ya da işyerinde olabilirsiniz,
> > ne yapacaksınız "buraya niçin mutfak tezgahı koymamışlar"
> > diye sinema işletmecisine ya da işyerinizin patronuna hesap
> > mı soracaksınız?
>
> Aslinda verilen ornekler ve sablon benzetmesi sert kurallar ile
yasanmamasi
> gerektigini cok iyi ifade ediyorlar. Ancak yaziya elestirel bir gozle
bakip
> baska alternatif dusunceler getirilebilir mi diye okumaya basladigimdan,
> burada da degisik bir acidan bakacagim. Yoksa tartismanin geneline
> katiliyorum.
>
> Bunu dedikten sonra soyle soylemek mumkun: Yukarida bahsi gecen sablon
> gerekli bir sablondur soyle ki: Bu tur kurallar ya da sablonlar, belli
> tecrubeler ve degerlendirmelerden sonra ortaya cikmistir; sadece sablon
> olsun diye degil. Yani deprem sirasinda olanlara bakilmis ve hesaplanmis,
> binalarin yikildiktan sonra nasil tahrip oldugu gozlemlenmis, ve
insanlarin
> deprem aninda kacacak br yerleri yoksa ve muhakkak bina icinde deprem
> boyunca durmalari gerekli ise hic olmazsa buralarda dursunlar ki yasama
> sanslari *artabilir* demisler; yoksa birinci kattaki bir evin acik duran
> kapisinin yaninda dururken deprem basladi diye ic odanin en kosesindeki
> masanin altina gidin dememisler. Bir adim da disari cikmak varken neden
iki
> kapali kapi ardindaki masanin altina gidesiniz ki??? :)))
>
> Dahasi, bu, evde iseniz boyle baska binada iseniz soyle diye de
> cesitlendirilmistir. Sinema da iken gidip mutfak tezgahinin altina girin
> diyen bir uyari yazisi okudugumu hatirlamiyorum.!!! :)))) Dolayisi ile
> sinema isletmecisi ile hirlasmanin bir anlami yok. :))))
>
> Burada olan sudur: Cesitli olaylara bakarak degerlendirmeler yapilir ve
bir
> sonraki olay icin *tahmin*ler yapilmaya calisilir. Bilimin yaptigi ya da
> yapmaya calistigi da tamamiyle budur. Su ana kadar olanlara bakip bundan
> sonrakiler icin ders cikarabilmek.
>
> Kanser su sekilde gelisti, bundan sonra ne beklemeliyiz ve de nasil
> hazirlikli olabiliriz; nasil onleyebiliriz? Firtina geldiginde su sekilde
> hasar yapti, bundan sonrakinde ne yapsak daha cok insanin hayatini
> kurtarabiliriz? Trafik kazasi oldu; nedenleri neydi bundan sonra nasil
> onelenebilir; nasil can kaybi sayisi azaltilabilir?
>
> Bir suru olaydan  genellemeler cikartilir ve tahminler yapilmaya
calisilir;
> ama her durum farkli diye bunlardan cikartilan dersleri goz ardi ederseniz
> pek akillica bir is yapmis olmazsiniz.
>
> Belki soyle bir sonuc ile bitirmek daha mumkun; genellemeleri ogrenelim
yani
> sablonlari, ancak yeni olaylara da hazirliklli olalim.
>
> Dahasi bu da kendi icinde bir sablon olabilir:
>
> "Eski sablonlari bilip yeni sablonlara acik olma sablonu!! :)))
>
> Nasil? :)
>
> > "Organizasyonda şablonlar..."
> > İşletmeler de birer şablon deposudur. Satış için kurallar, üretim için
> kurallar, görüşme yapmak için kurallar,
>
> Sablon fikrine karsi cikmak icin gelistirdiginiz arguman maksadini asmaya
> basladi gibi geldi bana. :)) Neredeyse kurallara bosverin sonucunu
cikarmak
> uzereyim soylediklerinizden; yaniliyor muyum??? :)))
>
> > neredeyse tuvalete gitmek için bile (komik ama bazılarında gerçekten
var)
> > kurallar var. Düşünsenize çok sıkışmışsınız, ama tuvalete belirli
> saatlerde
> > ve sırada gidiliyor; ne yapalım tutacaksınız, şablona uymak gerek.
>
> Bunun gercekten nerede oldugunu ogrenmek isterim.
>
> > Pazar payını artırmak için fiyat indirme şablonu, koşulların farklı
olduğu
> durumlarda pazarın
> > daha büyük bir kısmının kaybedilmesine yol açar.
>
> Marketing'den pek anlamam ama kosullarin farkli oldugu zaman fiat
indirmeniz
> gerekli diyen bir sablon oldugunu hic sanmiyorum.
>
> > Şablonlar, farklı koşullar için beklenmedik sonuçlar doğurur.
>
> Hangi sablonu sececeginiz ya da yeniden bir sablona mi ihtiyac var
sorusuna
> cevap vermeniz sizin sorumlulugunuzda.
> Disarida hava gunluk guneslik demekki mayolarimla disari cikmam gerek
> derseniz ve bulundugunuz ortami ve sartlari goz ardi ederseniz, dikkatli
> olun bir gun kutuplarda buzlarin uzerinde mayolariniz ile soguktan titrer
> bulabilirsiniz kendinizi. :))) Oyle ya orada da gunluk guneslik zamanlar
> oluyor ama bir farkla; Hawaii'deki gibi 35 derecede degil sifirin altinda
> bilmem kac derecede. :))) Hangi sablonu secmek onemli olan; sablonsuzluk
> degil.
>
> > İhtiyaç duyduğumuz şey şablonlardan çok, amaçlar, ilkeler
> > ve akıldır. Örneğin, "deprem sırasında ölmeyeceğin bir yerde bulunmak"
> > bir amaçtır ve bunun gereğini ilkeler eşliğinde çalışan akıl bulabilir.
>
> Katilmiyorum. Her durumda herkesin akini kullanarak yeni yontemler bulmasi
> amac olmamali bence. Bulundugunuz bina yanmaya basladiginda yapmaniz
gereken
> seyer vardir bir dizi: Siz onlari hic birini ogretmez ve kendi aklinizi
> kullanin derseniz oradaki insanlarin en az yarisini olume goturursunuz.
>
> Acil durumlarda kaosa surukleyecek hersey trajik sonuclar dogurur. Yanan
bir
> binada herkes kafasina gore cozum bulsun demek kaosa davetiye cikarmak
> demektir. Akli kullanmayi ogretecegim diye o ana kadar olusmus olan toplum
> aklini bosa atmanin akillilik ile hic alakasi yok.
>
> Buradan bir ornek vereyim: ilk okullarda yangina karsi talimatlar ilk
gunden
> ve mumkun oldugu kadar erken verilir ve surekli olarak provalari yapilir.
> Bir noktada o hale gelir ki kucucuk cocuklar bile hic panige kapilmadan
bir
> yangin ciktiginda el ele tutusarak binadan cikarlar. Kendilerinden
> oncekilerin urettigi toplum aklinin bir sonucu olan bu sablon onlarin
> hayatini kullanir. Ama bu, derste onlara kritik dusunmeyi ogretmelerini
> engellemez.
>
> > "Caddeden sağ salim ve kazaya yol açmadan karşıya geçmek" yine bir
amaçtır
> > ve akıl özgün koşulları değerlendirerek doğru hareket biçimini
bulabilir.
>
> Evet bu ozgun kosullarimizdan dolayi bizde de ozgun sonuclar cikartilmis
ve
> yayalar otoyoldaki bariyerlerin uzerinden atlayarak karsidan karsiya
> gecerken ust gecitler de ineklere kalmisti.-- Bir gazetede bununla ilgili
> bir haber cikmisti bir zaman hatirlarsaniz. Sizin bu iddianiza gore o
zaman
> bu durumdaki insanlar dogru yapiyorlardi: amaclari karsidan karsiya
gecmekti
> ve bunu da basarmislardi kendine ozgu yontemler bularak.
>
> > Özetlersek, istediğimiz sonuçları elde etmek için amaçları ve
> > ilkeleri göz önüne alarak, durumun özgün koşullarına uygun hareket ve
> davranışlar içine girmeliyiz.
>
> Yukaridaki dediklerime dayanarak buna katilmiyorum. Yeni kosullara hazir
> olmak eski kurallari atmanizi gerektirmez. Eski kurallarin islemedigini
> gordugunuzde oturur o kurali ya modifiye eder ya da atip yerine yenisini
> koyarsiniz. "Kurallara olum; yasin akil." mantigi sagliginiza zararli
> olabilir dikkat edin. :))))
>
> > Pratik zeka...
> > Türklerin pratik zekalı olduğuna dair bir genelleme vardır.
> > Örneğin, Amerika'da bir otelde oda servisi gazoz kapağı açacağı
getirmeyi
> > unutursa, bir şablona sıkışıp kalmayız, oda servis görevlisinin şaşkın
> bakışları
> > altında şişenin kapağını kapının kilit dil deliğinde açarız.
>
> Bu bence pratik zeka degil ilkel bir davranistir. Telefon denen icadi
> kullanarak oda servisinden acacak istemek yerine, kan ter icersinde kapagi
> sIkIstirabilieceginiz bir yer arayip hatta acmaya calisirken bir yerinizi
> cizip kanattiktan sonra siritarak Turk'ler pratik zekalidir zaten diye
kendi
> capinda ovunerek gazozu icmenin hic zeka ile alakasi yok bence.
>
> > Şablonlara da ihtiyacımız var, ama sadece çok standart durumlar için.
>
> Yangin ve deprem aninda binadan kacmak bile sizin icin standart olmadigina
> gore, sizin standart dediginiz olaylar nelerdir cok merak ettim????
>
> > Pratik zekaya da ihtiyacımız var, bir defa yaşanacak küçük sorunlar
için.
>
> Sadece bir defalik kucuk sorunlar icin mi???
>
> Herkese saygilar.
>
> Mehmet Ali Akgun
>
>
> ------------------------------------------------------------------------
> eGroup Home: http://www.egroups.com/group/beyaznokta/
> http://www.egroups.com - Simplifying group communications
>
>
>

#23 From: "MELIH ARAT" <arat@...>
Date: Mon Nov 1, 1999 7:42 am
Subject: Re: katil sablonlar
arat@...
Send Email Send Email
 
Sayin Mehmet Ali Bey,

Katil Sablonlar ve Akil baslik yazima iliskin degerlendirmeleriniz icin bazi
dusuncelerimi sizinle paylasacagim.

Ancak yazinizda cok genis kapsamli dusunceler var. Bu hafta, benim icin
nispeten sira disi, islerin asiri yogun oldugu bir hafta.


----- Original Message -----
From: Mehmet Ali Akgun <makgun@...>
To: <beyaznokta@egroups.com>
Sent: Monday, November 01, 1999 6:05 AM
Subject: [beyaznokta] Re: katil sablonlar


>
> > Beyaz nokta felsefesine uygun dustugum bir yazimi
> > sizlerle paylasmak istiyorum
> > Katil Şablonlar ve Akıl
>
> Yazinizi begendim. Egitim ile alakali oldugu icin bu listeye de
gondermeniz
> dediginiz gibi uygun olmus. Bazi noktalar hakkinda dusunduklerimi yazmak
> istedim.
>
> > Şablonlar, ilkokuldan itibaren insan hayatına girerler.
> > Örneğin baskı benzeri harf, çember, üçgen gibi şekiller
> > çizebilmek için şablon cetveller kullanılır.
> > Ancak şablon cetveller insana fazla seçenek sunmaz.
>
> Yaratici dusuncenin onune gecen kaliplari elestirmek icin guzel bir
metafor.
> :)
>
> > İlkokulda hayatımıza plastikten cetvel olarak giren şablonlar,
> > daha sonra kurallar olarak ortaya çıkarlar.
> > Belirli bir şeyi yapmak için şablon reçeteler öğretilir.
>
> Bu receteler olmasin diye bir sey soylemek zor, sizin de yazinizin bir
> yerinde dediginiz gibi. Yani dogru/yanlis kesinliginde bir siniflandirma
ile
> receteleri ekarte etmek uygun olmayabilir her zaman icin. Soyle demek daha
> dogru olabilir: yaraticiligi ve serbest dusunmeyi engellememek kosulu ile,
> insanin aklini  optimum seviyede kulanmasini saglayacak kurallar
topluluguna
> olumlu bakmak mumkun olabilir. Balik tutmayi ogreteceginiz adama da bir
dizi
> kurallari bastan vermeniz gerekir ki, sonradan kalkip oltanin ucuna,
mesela,
> bir demet pirasa baglayip yuzme havuzunun basina gecmesin balik tutma
umidi
> ile. :))) Degil mi??? :)))
>
> > Bir noktaya kadar şablonlar yararlıdır, çünkü insana rehberlik ederler.
> > Ancak şablonlar, insanın aklını elinden alan ve bazen de insanı
> > öldürebilecek kadar güçlü araçlardır.
>
> Evet bir once belirttigim nokta.
>
> > Şablonlar, daha önce belirttiğim gibi sadece tek koşul seti için
> > geçerli tasarlanmışlardır. Halbuki yaşam, koşulların farklılaşması
> açısından çok
> > zengindir.
>
> Demek mesele, her kosula gore sablon cikartmasini ogretecek bir sablon
> gelistirmek. :)) Bu kendi icersinde celiskili bir ifade olabileceginden
> belki de sablon metaforunun yerine baska bir benzetmeyi secmeliyiz.  Cunku
> sablon ifadesinin zorunlu kildigi anlam degismezligi one cikarir. Bizim
> aradigimiz degistirilebilir ve gelistirilebilir bir ortam. Onerisi
olan????
> Yani [sablonlara] karsi [Ne????].
>
> > "Yayalar, kırmızı ışıkta durmalı, yeşil ışıkta geçmelidir."
> > Bu şablon, insanların hayatını korumak için geliştirilmiştir,
> > ama önemli ölçüde ters yönde çalışmaktadır.
> > Bir ilköğretim öğrencisi, bu şablona uygun bir şekilde karşıdan
> > karşıya geçmeye kalkacak olursa, büyük ihtimalle ölecektir.
>
> Ancak buradaki suc o sablon degil; [Arabalar kirmizi isikta
durmalidirlar.]
> sablonuna riayet etmeyenlerdir. Yani sorun kisitlayici bir sablonun olmasi
> degil, arabalar icin konulanin uygulanmamasidir. O yuzden burada sablona
> ihtiyacimiz var. Yani, arabalar kendileri icin gelsitirilmis sablona
> uymalidirlar. Onlar uymuyorlar diye, yayalar baska sablon
gelistirmelidirler
> mantigini kabul etmiyorum. Bu kaosa ve kuralsizliga yol acar.
>
> > Kırmızı ışıkta durma alışkanlığı olmayan otomobil sürücülerinin
> > olduğu bir ülkede, yukarıdaki şablona uyarsanız, ölürsünüz.
>
> O halde cozum nedir? Yayalarin baska sablon olusturmasi mi yoksa
arabalarin
> sablonlarina uyma zorunlulugu getirilmesi mi? Bence ikincisi.
>
> > Bunun sadece bizim ülkemiz için geçerli olduğunu sanmayın,
> > inanın durum Londra'da çok farklı değil.
>
> Londra'yi hic gormedim ama mesela Indianapolis'ten, Philadelphia'dan,
> Chicago'dan, Columbus'tan ve de su an bulundugum sehir olan
Bloomingtan'dan
> ornek verebilirim size; Burada size yol veren yesil isiktan sonra
ayaginizi
> kaldirimdan yola attiginizda tum araclar durmus olurlar; ola ki durmayan
> olursa ve de size bir zarar verirse o soforu dogduna pisman ederler. Asil
> olmasi gereken de budur. Dolayisi ile ozellikle bu tur uluslararasi
ornekler
> verirken olumsuzlara degil olumlu olanlara bakmamiz gerek diye
dusunuyorum.
>
> Londra da bile boyle degil demek sanki "Londra da bile boyle degil o
yuzden
> biz de asla mumkun olamaz." havasinda bir cikarim icin soyleniyor gibi
> geliyor bana ki buna katilmiyorum. Londra'da olmasi gereken olmuyorsa onu
> elestirdikten sonra bakin surada oluyor onu ornek almaliyiz demek gerekir.
> Hatta dogru ve ideal olani belki de hicbir yerde gormek mumkun
olmayabilir.
> Oyle olsa bile yine de dogruyu istemek ve oldurmak zorundayiz. Zaten
dunyada
> bile boyle birsey yok derseniz hic bir zaman en iyisine ulasamayiz.
>
> > İhtiyaç duyulan şey, şablona uymakla birlikte insan hayatını tehdit
> > edebilecek bir unsurun olmadığı sırada karşıya geçmektir.
> > Bu muhakemeyi ise, cansız bir kural değil, ancak insan aklı yapabilir.
>
> Burada iki sey soylemek mumkun;
>
> Bir, su ana kadar soyledigim gibi asil onemli olan insan hayatini
tehlikeye
> dusurmeyeek ortamlarin olusmasina calismak; yoksa anlik hesaplar ile
hayatta
> kalmaya calismak degildir. Bir diger degisle, amaciniz cocuklara,
"Karsidan
> karsiya gecerken Kirmizi isigi falan bosverin; uygun gordugunuz de atlayin
> caddeye karsidan karsiya gecin." demek degil, "Kirmizi isikta arabalar
> durmalidirlar. Sen de kirmizi icikta durmalisin; yesil de gecmelisin.
Ancak
> yesilde gecerken yine de dikkatli ol." olmalidir.
>
> Ikincisi, belki benzetmenin anlamindan ve vermek istediginden cok teknik
> olarak kelimeler ile ilgili ama, yesil yandiginda dahi araba gelip
> gelmediginin kararini sadece insanlar degil, bilgisayarlar da yapabilir.
> Bunu soylemek istedim.
>
> > "Deprem sırasında sıraların altına girin ya da mutfak tezgahının yanına

> uzanın."
> > Eğer deprem sırasında üzerinize düşen tavanın ağırlığını taşıyamayacak
bir
> > sıranın altına giriyorsanız, yine ölüm fermanınızı imzalamış olursunuz.
> > İhtiyaç duyulan şey, deprem sırasında hayati tehlike olmayan bir noktada
> > durmaktır. Bu muhakemeyi de yine cansız bir şablon değil,
> > ancak serbest bir insan aklı yapabilir.
> > Bir deprem sırasında sinemada ya da işyerinde olabilirsiniz,
> > ne yapacaksınız "buraya niçin mutfak tezgahı koymamışlar"
> > diye sinema işletmecisine ya da işyerinizin patronuna hesap
> > mı soracaksınız?
>
> Aslinda verilen ornekler ve sablon benzetmesi sert kurallar ile
yasanmamasi
> gerektigini cok iyi ifade ediyorlar. Ancak yaziya elestirel bir gozle
bakip
> baska alternatif dusunceler getirilebilir mi diye okumaya basladigimdan,
> burada da degisik bir acidan bakacagim. Yoksa tartismanin geneline
> katiliyorum.
>
> Bunu dedikten sonra soyle soylemek mumkun: Yukarida bahsi gecen sablon
> gerekli bir sablondur soyle ki: Bu tur kurallar ya da sablonlar, belli
> tecrubeler ve degerlendirmelerden sonra ortaya cikmistir; sadece sablon
> olsun diye degil. Yani deprem sirasinda olanlara bakilmis ve hesaplanmis,
> binalarin yikildiktan sonra nasil tahrip oldugu gozlemlenmis, ve
insanlarin
> deprem aninda kacacak br yerleri yoksa ve muhakkak bina icinde deprem
> boyunca durmalari gerekli ise hic olmazsa buralarda dursunlar ki yasama
> sanslari *artabilir* demisler; yoksa birinci kattaki bir evin acik duran
> kapisinin yaninda dururken deprem basladi diye ic odanin en kosesindeki
> masanin altina gidin dememisler. Bir adim da disari cikmak varken neden
iki
> kapali kapi ardindaki masanin altina gidesiniz ki??? :)))
>
> Dahasi, bu, evde iseniz boyle baska binada iseniz soyle diye de
> cesitlendirilmistir. Sinema da iken gidip mutfak tezgahinin altina girin
> diyen bir uyari yazisi okudugumu hatirlamiyorum.!!! :)))) Dolayisi ile
> sinema isletmecisi ile hirlasmanin bir anlami yok. :))))
>
> Burada olan sudur: Cesitli olaylara bakarak degerlendirmeler yapilir ve
bir
> sonraki olay icin *tahmin*ler yapilmaya calisilir. Bilimin yaptigi ya da
> yapmaya calistigi da tamamiyle budur. Su ana kadar olanlara bakip bundan
> sonrakiler icin ders cikarabilmek.
>
> Kanser su sekilde gelisti, bundan sonra ne beklemeliyiz ve de nasil
> hazirlikli olabiliriz; nasil onleyebiliriz? Firtina geldiginde su sekilde
> hasar yapti, bundan sonrakinde ne yapsak daha cok insanin hayatini
> kurtarabiliriz? Trafik kazasi oldu; nedenleri neydi bundan sonra nasil
> onelenebilir; nasil can kaybi sayisi azaltilabilir?
>
> Bir suru olaydan  genellemeler cikartilir ve tahminler yapilmaya
calisilir;
> ama her durum farkli diye bunlardan cikartilan dersleri goz ardi ederseniz
> pek akillica bir is yapmis olmazsiniz.
>
> Belki soyle bir sonuc ile bitirmek daha mumkun; genellemeleri ogrenelim
yani
> sablonlari, ancak yeni olaylara da hazirliklli olalim.
>
> Dahasi bu da kendi icinde bir sablon olabilir:
>
> "Eski sablonlari bilip yeni sablonlara acik olma sablonu!! :)))
>
> Nasil? :)
>
> > "Organizasyonda şablonlar..."
> > İşletmeler de birer şablon deposudur. Satış için kurallar, üretim için
> kurallar, görüşme yapmak için kurallar,
>
> Sablon fikrine karsi cikmak icin gelistirdiginiz arguman maksadini asmaya
> basladi gibi geldi bana. :)) Neredeyse kurallara bosverin sonucunu
cikarmak
> uzereyim soylediklerinizden; yaniliyor muyum??? :)))
>
> > neredeyse tuvalete gitmek için bile (komik ama bazılarında gerçekten
var)
> > kurallar var. Düşünsenize çok sıkışmışsınız, ama tuvalete belirli
> saatlerde
> > ve sırada gidiliyor; ne yapalım tutacaksınız, şablona uymak gerek.
>
> Bunun gercekten nerede oldugunu ogrenmek isterim.
>
> > Pazar payını artırmak için fiyat indirme şablonu, koşulların farklı
olduğu
> durumlarda pazarın
> > daha büyük bir kısmının kaybedilmesine yol açar.
>
> Marketing'den pek anlamam ama kosullarin farkli oldugu zaman fiat
indirmeniz
> gerekli diyen bir sablon oldugunu hic sanmiyorum.
>
> > Şablonlar, farklı koşullar için beklenmedik sonuçlar doğurur.
>
> Hangi sablonu sececeginiz ya da yeniden bir sablona mi ihtiyac var
sorusuna
> cevap vermeniz sizin sorumlulugunuzda.
> Disarida hava gunluk guneslik demekki mayolarimla disari cikmam gerek
> derseniz ve bulundugunuz ortami ve sartlari goz ardi ederseniz, dikkatli
> olun bir gun kutuplarda buzlarin uzerinde mayolariniz ile soguktan titrer
> bulabilirsiniz kendinizi. :))) Oyle ya orada da gunluk guneslik zamanlar
> oluyor ama bir farkla; Hawaii'deki gibi 35 derecede degil sifirin altinda
> bilmem kac derecede. :))) Hangi sablonu secmek onemli olan; sablonsuzluk
> degil.
>
> > İhtiyaç duyduğumuz şey şablonlardan çok, amaçlar, ilkeler
> > ve akıldır. Örneğin, "deprem sırasında ölmeyeceğin bir yerde bulunmak"
> > bir amaçtır ve bunun gereğini ilkeler eşliğinde çalışan akıl bulabilir.
>
> Katilmiyorum. Her durumda herkesin akini kullanarak yeni yontemler bulmasi
> amac olmamali bence. Bulundugunuz bina yanmaya basladiginda yapmaniz
gereken
> seyer vardir bir dizi: Siz onlari hic birini ogretmez ve kendi aklinizi
> kullanin derseniz oradaki insanlarin en az yarisini olume goturursunuz.
>
> Acil durumlarda kaosa surukleyecek hersey trajik sonuclar dogurur. Yanan
bir
> binada herkes kafasina gore cozum bulsun demek kaosa davetiye cikarmak
> demektir. Akli kullanmayi ogretecegim diye o ana kadar olusmus olan toplum
> aklini bosa atmanin akillilik ile hic alakasi yok.
>
> Buradan bir ornek vereyim: ilk okullarda yangina karsi talimatlar ilk
gunden
> ve mumkun oldugu kadar erken verilir ve surekli olarak provalari yapilir.
> Bir noktada o hale gelir ki kucucuk cocuklar bile hic panige kapilmadan
bir
> yangin ciktiginda el ele tutusarak binadan cikarlar. Kendilerinden
> oncekilerin urettigi toplum aklinin bir sonucu olan bu sablon onlarin
> hayatini kullanir. Ama bu, derste onlara kritik dusunmeyi ogretmelerini
> engellemez.
>
> > "Caddeden sağ salim ve kazaya yol açmadan karşıya geçmek" yine bir
amaçtır
> > ve akıl özgün koşulları değerlendirerek doğru hareket biçimini
bulabilir.
>
> Evet bu ozgun kosullarimizdan dolayi bizde de ozgun sonuclar cikartilmis
ve
> yayalar otoyoldaki bariyerlerin uzerinden atlayarak karsidan karsiya
> gecerken ust gecitler de ineklere kalmisti.-- Bir gazetede bununla ilgili
> bir haber cikmisti bir zaman hatirlarsaniz. Sizin bu iddianiza gore o
zaman
> bu durumdaki insanlar dogru yapiyorlardi: amaclari karsidan karsiya
gecmekti
> ve bunu da basarmislardi kendine ozgu yontemler bularak.
>
> > Özetlersek, istediğimiz sonuçları elde etmek için amaçları ve
> > ilkeleri göz önüne alarak, durumun özgün koşullarına uygun hareket ve
> davranışlar içine girmeliyiz.
>
> Yukaridaki dediklerime dayanarak buna katilmiyorum. Yeni kosullara hazir
> olmak eski kurallari atmanizi gerektirmez. Eski kurallarin islemedigini
> gordugunuzde oturur o kurali ya modifiye eder ya da atip yerine yenisini
> koyarsiniz. "Kurallara olum; yasin akil." mantigi sagliginiza zararli
> olabilir dikkat edin. :))))
>
> > Pratik zeka...
> > Türklerin pratik zekalı olduğuna dair bir genelleme vardır.
> > Örneğin, Amerika'da bir otelde oda servisi gazoz kapağı açacağı
getirmeyi
> > unutursa, bir şablona sıkışıp kalmayız, oda servis görevlisinin şaşkın
> bakışları
> > altında şişenin kapağını kapının kilit dil deliğinde açarız.
>
> Bu bence pratik zeka degil ilkel bir davranistir. Telefon denen icadi
> kullanarak oda servisinden acacak istemek yerine, kan ter icersinde kapagi
> sIkIstirabilieceginiz bir yer arayip hatta acmaya calisirken bir yerinizi
> cizip kanattiktan sonra siritarak Turk'ler pratik zekalidir zaten diye
kendi
> capinda ovunerek gazozu icmenin hic zeka ile alakasi yok bence.
>
> > Şablonlara da ihtiyacımız var, ama sadece çok standart durumlar için.
>
> Yangin ve deprem aninda binadan kacmak bile sizin icin standart olmadigina
> gore, sizin standart dediginiz olaylar nelerdir cok merak ettim????
>
> > Pratik zekaya da ihtiyacımız var, bir defa yaşanacak küçük sorunlar
için.
>
> Sadece bir defalik kucuk sorunlar icin mi???
>
> Herkese saygilar.
>
> Mehmet Ali Akgun
>
>
> ------------------------------------------------------------------------
> eGroup Home: http://www.egroups.com/group/beyaznokta/
> http://www.egroups.com - Simplifying group communications
>
>
>

#22 From: "Mehmet Ali Akgun" <makgun@...>
Date: Mon Nov 1, 1999 4:05 am
Subject: Re: katil sablonlar
makgun@...
Send Email Send Email
 
> Beyaz nokta felsefesine uygun dustugum bir yazimi
> sizlerle paylasmak istiyorum
> Katil Şablonlar ve Akıl

Yazinizi begendim. Egitim ile alakali oldugu icin bu listeye de gondermeniz
dediginiz gibi uygun olmus. Bazi noktalar hakkinda dusunduklerimi yazmak
istedim.

> Şablonlar, ilkokuldan itibaren insan hayatına girerler.
> Örneğin baskı benzeri harf, çember, üçgen gibi şekiller
> çizebilmek için şablon cetveller kullanılır.
> Ancak şablon cetveller insana fazla seçenek sunmaz.

Yaratici dusuncenin onune gecen kaliplari elestirmek icin guzel bir metafor.
:)

> İlkokulda hayatımıza plastikten cetvel olarak giren şablonlar,
> daha sonra kurallar olarak ortaya çıkarlar.
> Belirli bir şeyi yapmak için şablon reçeteler öğretilir.

Bu receteler olmasin diye bir sey soylemek zor, sizin de yazinizin bir
yerinde dediginiz gibi. Yani dogru/yanlis kesinliginde bir siniflandirma ile
receteleri ekarte etmek uygun olmayabilir her zaman icin. Soyle demek daha
dogru olabilir: yaraticiligi ve serbest dusunmeyi engellememek kosulu ile,
insanin aklini  optimum seviyede kulanmasini saglayacak kurallar topluluguna
olumlu bakmak mumkun olabilir. Balik tutmayi ogreteceginiz adama da bir dizi
kurallari bastan vermeniz gerekir ki, sonradan kalkip oltanin ucuna, mesela,
bir demet pirasa baglayip yuzme havuzunun basina gecmesin balik tutma umidi
ile. :))) Degil mi??? :)))

> Bir noktaya kadar şablonlar yararlıdır, çünkü insana rehberlik ederler.
> Ancak şablonlar, insanın aklını elinden alan ve bazen de insanı
> öldürebilecek kadar güçlü araçlardır.

Evet bir once belirttigim nokta.

> Şablonlar, daha önce belirttiğim gibi sadece tek koşul seti için
> geçerli tasarlanmışlardır. Halbuki yaşam, koşulların farklılaşması
açısından çok
> zengindir.

Demek mesele, her kosula gore sablon cikartmasini ogretecek bir sablon
gelistirmek. :)) Bu kendi icersinde celiskili bir ifade olabileceginden
belki de sablon metaforunun yerine baska bir benzetmeyi secmeliyiz.  Cunku
sablon ifadesinin zorunlu kildigi anlam degismezligi one cikarir. Bizim
aradigimiz degistirilebilir ve gelistirilebilir bir ortam. Onerisi olan????
Yani [sablonlara] karsi [Ne????].

> "Yayalar, kırmızı ışıkta durmalı, yeşil ışıkta geçmelidir."
> Bu şablon, insanların hayatını korumak için geliştirilmiştir,
> ama önemli ölçüde ters yönde çalışmaktadır.
> Bir ilköğretim öğrencisi, bu şablona uygun bir şekilde karşıdan
> karşıya geçmeye kalkacak olursa, büyük ihtimalle ölecektir.

Ancak buradaki suc o sablon degil; [Arabalar kirmizi isikta durmalidirlar.]
sablonuna riayet etmeyenlerdir. Yani sorun kisitlayici bir sablonun olmasi
degil, arabalar icin konulanin uygulanmamasidir. O yuzden burada sablona
ihtiyacimiz var. Yani, arabalar kendileri icin gelsitirilmis sablona
uymalidirlar. Onlar uymuyorlar diye, yayalar baska sablon gelistirmelidirler
mantigini kabul etmiyorum. Bu kaosa ve kuralsizliga yol acar.

> Kırmızı ışıkta durma alışkanlığı olmayan otomobil sürücülerinin
> olduğu bir ülkede, yukarıdaki şablona uyarsanız, ölürsünüz.

O halde cozum nedir? Yayalarin baska sablon olusturmasi mi yoksa arabalarin
sablonlarina uyma zorunlulugu getirilmesi mi? Bence ikincisi.

> Bunun sadece bizim ülkemiz için geçerli olduğunu sanmayın,
> inanın durum Londra'da çok farklı değil.

Londra'yi hic gormedim ama mesela Indianapolis'ten, Philadelphia'dan,
Chicago'dan, Columbus'tan ve de su an bulundugum sehir olan Bloomingtan'dan
ornek verebilirim size; Burada size yol veren yesil isiktan sonra ayaginizi
kaldirimdan yola attiginizda tum araclar durmus olurlar; ola ki durmayan
olursa ve de size bir zarar verirse o soforu dogduna pisman ederler. Asil
olmasi gereken de budur. Dolayisi ile ozellikle bu tur uluslararasi ornekler
verirken olumsuzlara degil olumlu olanlara bakmamiz gerek diye dusunuyorum.

Londra da bile boyle degil demek sanki "Londra da bile boyle degil o yuzden
biz de asla mumkun olamaz." havasinda bir cikarim icin soyleniyor gibi
geliyor bana ki buna katilmiyorum. Londra'da olmasi gereken olmuyorsa onu
elestirdikten sonra bakin surada oluyor onu ornek almaliyiz demek gerekir.
Hatta dogru ve ideal olani belki de hicbir yerde gormek mumkun olmayabilir.
Oyle olsa bile yine de dogruyu istemek ve oldurmak zorundayiz. Zaten dunyada
bile boyle birsey yok derseniz hic bir zaman en iyisine ulasamayiz.

> İhtiyaç duyulan şey, şablona uymakla birlikte insan hayatını tehdit
> edebilecek bir unsurun olmadığı sırada karşıya geçmektir.
> Bu muhakemeyi ise, cansız bir kural değil, ancak insan aklı yapabilir.

Burada iki sey soylemek mumkun;

Bir, su ana kadar soyledigim gibi asil onemli olan insan hayatini tehlikeye
dusurmeyeek ortamlarin olusmasina calismak; yoksa anlik hesaplar ile hayatta
kalmaya calismak degildir. Bir diger degisle, amaciniz cocuklara, "Karsidan
karsiya gecerken Kirmizi isigi falan bosverin; uygun gordugunuz de atlayin
caddeye karsidan karsiya gecin." demek degil, "Kirmizi isikta arabalar
durmalidirlar. Sen de kirmizi icikta durmalisin; yesil de gecmelisin. Ancak
yesilde gecerken yine de dikkatli ol." olmalidir.

Ikincisi, belki benzetmenin anlamindan ve vermek istediginden cok teknik
olarak kelimeler ile ilgili ama, yesil yandiginda dahi araba gelip
gelmediginin kararini sadece insanlar degil, bilgisayarlar da yapabilir.
Bunu soylemek istedim.

> "Deprem sırasında sıraların altına girin ya da mutfak tezgahının yanına
uzanın."
> Eğer deprem sırasında üzerinize düşen tavanın ağırlığını taşıyamayacak bir
> sıranın altına giriyorsanız, yine ölüm fermanınızı imzalamış olursunuz.
> İhtiyaç duyulan şey, deprem sırasında hayati tehlike olmayan bir noktada
> durmaktır. Bu muhakemeyi de yine cansız bir şablon değil,
> ancak serbest bir insan aklı yapabilir.
> Bir deprem sırasında sinemada ya da işyerinde olabilirsiniz,
> ne yapacaksınız "buraya niçin mutfak tezgahı koymamışlar"
> diye sinema işletmecisine ya da işyerinizin patronuna hesap
> mı soracaksınız?

Aslinda verilen ornekler ve sablon benzetmesi sert kurallar ile yasanmamasi
gerektigini cok iyi ifade ediyorlar. Ancak yaziya elestirel bir gozle bakip
baska alternatif dusunceler getirilebilir mi diye okumaya basladigimdan,
burada da degisik bir acidan bakacagim. Yoksa tartismanin geneline
katiliyorum.

Bunu dedikten sonra soyle soylemek mumkun: Yukarida bahsi gecen sablon
gerekli bir sablondur soyle ki: Bu tur kurallar ya da sablonlar, belli
tecrubeler ve degerlendirmelerden sonra ortaya cikmistir; sadece sablon
olsun diye degil. Yani deprem sirasinda olanlara bakilmis ve hesaplanmis,
binalarin yikildiktan sonra nasil tahrip oldugu gozlemlenmis, ve insanlarin
deprem aninda kacacak br yerleri yoksa ve muhakkak bina icinde deprem
boyunca durmalari gerekli ise hic olmazsa buralarda dursunlar ki yasama
sanslari *artabilir* demisler; yoksa birinci kattaki bir evin acik duran
kapisinin yaninda dururken deprem basladi diye ic odanin en kosesindeki
masanin altina gidin dememisler. Bir adim da disari cikmak varken neden iki
kapali kapi ardindaki masanin altina gidesiniz ki??? :)))

Dahasi, bu, evde iseniz boyle baska binada iseniz soyle diye de
cesitlendirilmistir. Sinema da iken gidip mutfak tezgahinin altina girin
diyen bir uyari yazisi okudugumu hatirlamiyorum.!!! :)))) Dolayisi ile
sinema isletmecisi ile hirlasmanin bir anlami yok. :))))

Burada olan sudur: Cesitli olaylara bakarak degerlendirmeler yapilir ve bir
sonraki olay icin *tahmin*ler yapilmaya calisilir. Bilimin yaptigi ya da
yapmaya calistigi da tamamiyle budur. Su ana kadar olanlara bakip bundan
sonrakiler icin ders cikarabilmek.

Kanser su sekilde gelisti, bundan sonra ne beklemeliyiz ve de nasil
hazirlikli olabiliriz; nasil onleyebiliriz? Firtina geldiginde su sekilde
hasar yapti, bundan sonrakinde ne yapsak daha cok insanin hayatini
kurtarabiliriz? Trafik kazasi oldu; nedenleri neydi bundan sonra nasil
onelenebilir; nasil can kaybi sayisi azaltilabilir?

Bir suru olaydan  genellemeler cikartilir ve tahminler yapilmaya calisilir;
ama her durum farkli diye bunlardan cikartilan dersleri goz ardi ederseniz
pek akillica bir is yapmis olmazsiniz.

Belki soyle bir sonuc ile bitirmek daha mumkun; genellemeleri ogrenelim yani
sablonlari, ancak yeni olaylara da hazirliklli olalim.

Dahasi bu da kendi icinde bir sablon olabilir:

"Eski sablonlari bilip yeni sablonlara acik olma sablonu!! :)))

Nasil? :)

> "Organizasyonda şablonlar..."
> İşletmeler de birer şablon deposudur. Satış için kurallar, üretim için
kurallar, görüşme yapmak için kurallar,

Sablon fikrine karsi cikmak icin gelistirdiginiz arguman maksadini asmaya
basladi gibi geldi bana. :)) Neredeyse kurallara bosverin sonucunu cikarmak
uzereyim soylediklerinizden; yaniliyor muyum??? :)))

> neredeyse tuvalete gitmek için bile (komik ama bazılarında gerçekten var)
> kurallar var. Düşünsenize çok sıkışmışsınız, ama tuvalete belirli
saatlerde
> ve sırada gidiliyor; ne yapalım tutacaksınız, şablona uymak gerek.

Bunun gercekten nerede oldugunu ogrenmek isterim.

> Pazar payını artırmak için fiyat indirme şablonu, koşulların farklı olduğu
durumlarda pazarın
> daha büyük bir kısmının kaybedilmesine yol açar.

Marketing'den pek anlamam ama kosullarin farkli oldugu zaman fiat indirmeniz
gerekli diyen bir sablon oldugunu hic sanmiyorum.

> Şablonlar, farklı koşullar için beklenmedik sonuçlar doğurur.

Hangi sablonu sececeginiz ya da yeniden bir sablona mi ihtiyac var sorusuna
cevap vermeniz sizin sorumlulugunuzda.
Disarida hava gunluk guneslik demekki mayolarimla disari cikmam gerek
derseniz ve bulundugunuz ortami ve sartlari goz ardi ederseniz, dikkatli
olun bir gun kutuplarda buzlarin uzerinde mayolariniz ile soguktan titrer
bulabilirsiniz kendinizi. :))) Oyle ya orada da gunluk guneslik zamanlar
oluyor ama bir farkla; Hawaii'deki gibi 35 derecede degil sifirin altinda
bilmem kac derecede. :))) Hangi sablonu secmek onemli olan; sablonsuzluk
degil.

> İhtiyaç duyduğumuz şey şablonlardan çok, amaçlar, ilkeler
> ve akıldır. Örneğin, "deprem sırasında ölmeyeceğin bir yerde bulunmak"
> bir amaçtır ve bunun gereğini ilkeler eşliğinde çalışan akıl bulabilir.

Katilmiyorum. Her durumda herkesin akini kullanarak yeni yontemler bulmasi
amac olmamali bence. Bulundugunuz bina yanmaya basladiginda yapmaniz gereken
seyer vardir bir dizi: Siz onlari hic birini ogretmez ve kendi aklinizi
kullanin derseniz oradaki insanlarin en az yarisini olume goturursunuz.

Acil durumlarda kaosa surukleyecek hersey trajik sonuclar dogurur. Yanan bir
binada herkes kafasina gore cozum bulsun demek kaosa davetiye cikarmak
demektir. Akli kullanmayi ogretecegim diye o ana kadar olusmus olan toplum
aklini bosa atmanin akillilik ile hic alakasi yok.

Buradan bir ornek vereyim: ilk okullarda yangina karsi talimatlar ilk gunden
ve mumkun oldugu kadar erken verilir ve surekli olarak provalari yapilir.
Bir noktada o hale gelir ki kucucuk cocuklar bile hic panige kapilmadan bir
yangin ciktiginda el ele tutusarak binadan cikarlar. Kendilerinden
oncekilerin urettigi toplum aklinin bir sonucu olan bu sablon onlarin
hayatini kullanir. Ama bu, derste onlara kritik dusunmeyi ogretmelerini
engellemez.

> "Caddeden sağ salim ve kazaya yol açmadan karşıya geçmek" yine bir amaçtır
> ve akıl özgün koşulları değerlendirerek doğru hareket biçimini bulabilir.

Evet bu ozgun kosullarimizdan dolayi bizde de ozgun sonuclar cikartilmis ve
yayalar otoyoldaki bariyerlerin uzerinden atlayarak karsidan karsiya
gecerken ust gecitler de ineklere kalmisti.-- Bir gazetede bununla ilgili
bir haber cikmisti bir zaman hatirlarsaniz. Sizin bu iddianiza gore o zaman
bu durumdaki insanlar dogru yapiyorlardi: amaclari karsidan karsiya gecmekti
ve bunu da basarmislardi kendine ozgu yontemler bularak.

> Özetlersek, istediğimiz sonuçları elde etmek için amaçları ve
> ilkeleri göz önüne alarak, durumun özgün koşullarına uygun hareket ve
davranışlar içine girmeliyiz.

Yukaridaki dediklerime dayanarak buna katilmiyorum. Yeni kosullara hazir
olmak eski kurallari atmanizi gerektirmez. Eski kurallarin islemedigini
gordugunuzde oturur o kurali ya modifiye eder ya da atip yerine yenisini
koyarsiniz. "Kurallara olum; yasin akil." mantigi sagliginiza zararli
olabilir dikkat edin. :))))

> Pratik zeka...
> Türklerin pratik zekalı olduğuna dair bir genelleme vardır.
> Örneğin, Amerika'da bir otelde oda servisi gazoz kapağı açacağı getirmeyi
> unutursa, bir şablona sıkışıp kalmayız, oda servis görevlisinin şaşkın
bakışları
> altında şişenin kapağını kapının kilit dil deliğinde açarız.

Bu bence pratik zeka degil ilkel bir davranistir. Telefon denen icadi
kullanarak oda servisinden acacak istemek yerine, kan ter icersinde kapagi
sIkIstirabilieceginiz bir yer arayip hatta acmaya calisirken bir yerinizi
cizip kanattiktan sonra siritarak Turk'ler pratik zekalidir zaten diye kendi
capinda ovunerek gazozu icmenin hic zeka ile alakasi yok bence.

> Şablonlara da ihtiyacımız var, ama sadece çok standart durumlar için.

Yangin ve deprem aninda binadan kacmak bile sizin icin standart olmadigina
gore, sizin standart dediginiz olaylar nelerdir cok merak ettim????

> Pratik zekaya da ihtiyacımız var, bir defa yaşanacak küçük sorunlar için.

Sadece bir defalik kucuk sorunlar icin mi???

Herkese saygilar.

Mehmet Ali Akgun

#21 From: "MELIH ARAT" <arat@...>
Date: Sun Oct 31, 1999 4:15 pm
Subject: katil sablonlar
arat@...
Send Email Send Email
 
 

Beyaz nokta felsefesine uygun dustugum bir yazimi sizlerle paylasmak istiyorum

Katil Şablonlar ve Akıl

Melih Arat

Şablonlar, ilkokuldan itibaren insan hayatına girerler. Örneğin baskı benzeri harf, çember, üçgen gibi şekiller çizebilmek için şablon cetveller kullanılır. Ancak şablon cetveller insana fazla seçenek sunmaz. Örneğin, düzgün bir şekilde yazı yazmak için standart harf boşlukları vardır. Ama siz daha büyük ya da küçük bir alana daha büyük veya daha küçük harflerle yazı yazmak istediğinizde şablonlar size yardım etmez. Şablon, sadece tek bir koşul seti için tasarlanmıştır.

İlkokulda hayatımıza plastikten cetvel olarak giren şablonlar, daha sonra kurallar olarak ortaya çıkarlar. Belirli bir şeyi yapmak için şablon reçeteler öğretilir.

Aile hayatından okula, trafikten sosyal ilişkilere kadar her yer şablonlarla (şablon kurallarla) doludur. Bir noktaya kadar şablonlar yararlıdır, çünkü insana rehberlik ederler. Ancak şablonlar, insanın aklını elinden alan ve bazen de insanı öldürebilecek kadar güçlü araçlardır.

Şablonlar, daha önce belirttiğim gibi sadece tek koşul seti için geçerli tasarlanmışlardır. Halbuki yaşam, koşulların farklılaşması açısından çok zengindir. Farklı koşullara uymayan şablonlar, inatla uygulanırsa istenilenin tam tersi sonuçlara ulaşılır. Birkaç şablonu örnekleriyle inceleyelim.

“Yayalar, kırmızı ışıkta durmalı, yeşil ışıkta geçmelidir.”

Bu şablon, insanların hayatını korumak için geliştirilmiştir, ama önemli ölçüde ters yönde çalışmaktadır.

Bir ilköğretim öğrencisi, bu şablona uygun bir şekilde karşıdan karşıya geçmeye kalkacak olursa, büyük ihtimalle ölecektir. Kırmızı ışıkta durma alışkanlığı olmayan otomobil sürücülerinin olduğu bir ülkede, yukarıdaki şablona uyarsanız, ölürsünüz. Bunun sadece bizim ülkemiz için geçerli olduğunu sanmayın, inanın durum Londra’da çok farklı değil. İhtiyaç duyulan şey, şablona uymakla birlikte insan hayatını tehdit edebilecek bir unsurun olmadığı sırada karşıya geçmektir. Bu muhakemeyi ise, cansız bir kural değil, ancak insan aklı yapabilir.

“Deprem sırasında sıraların altına girin ya da mutfak tezgahının yanına uzanın.”

Eğer deprem sırasında üzerinize düşen tavanın ağırlığını taşıyamayacak bir sıranın altına giriyorsanız, yine ölüm fermanınızı imzalamış olursunuz. İhtiyaç duyulan şey, deprem sırasında hayati tehlike olmayan bir noktada durmaktır. Bu muhakemeyi de yine cansız bir şablon değil, ancak serbest bir insan aklı yapabilir. Bir deprem sırasında sinemada ya da işyerinde olabilirsiniz, ne yapacaksınız “buraya niçin mutfak tezgahı koymamışlar” diye sinema işletmecisine ya da işyerinizin patronuna hesap mı soracaksınız?

“Telefon şablonları...”

Hizmet çalışanlarının önemli bir kısmı bütün dünyada telefonda etkili müşteri hizmeti konusunda eğitim almaktadır. Bu eğitimlerin neredeyse tamamı, telefon konuşma şablonlarıyla doludur. Ancak şablonlar gerçek hayata ya dar gelir, ya kısa ya da uzun; kısaca şablonlar, gerçek hayatın çok zengin olduğu özel durumlara cevap getirmez. Örneğin, kızgın bir müşteriyi yatıştırmak için kullanılması önerilen teknikler, ters teperek bir müşteriyi daha da kızdırabilir ve kalp krizi geçirerek ölmesine bile yol açabilir.

“Organizasyonda şablonlar...”

İşletmeler de birer şablon deposudur. Satış için kurallar, üretim için kurallar, görüşme yapmak için kurallar, neredeyse tuvalete gitmek için bile (komik ama bazılarında gerçekten var) kurallar var. Düşünsenize çok sıkışmışsınız, ama tuvalete belirli saatlerde ve sırada gidiliyor; ne yapalım tutacaksınız, şablona uymak gerek.

Pazar payını artırmak için fiyat indirme şablonu, koşulların farklı olduğu durumlarda pazarın daha büyük bir kısmının kaybedilmesine yol açar. Gelişmekte olan bir ülkede para biriminin değerini düşük tutmak dış ticaret hacmini, dış satımla birlikte artırırken, Amerika’da doların değerini düşük tutmak dış ticaret hacmini, dış alımla birlikte artırır. Şablonlar, farklı koşullar için beklenmedik sonuçlar doğurur.

İhtiyaç duyduğumuz şey...

İhtiyaç duyduğumuz şey şablonlardan çok, amaçlar, ilkeler ve akıldır. Örneğin, “deprem sırasında ölmeyeceğin bir yerde bulunmak” bir amaçtır ve bunun gereğini ilkeler eşliğinde çalışan akıl bulabilir. “Caddeden sağ salim ve kazaya yol açmadan karşıya geçmek” yine bir amaçtır ve akıl özgün koşulları değerlendirerek doğru hareket biçimini bulabilir. Telefonda ne diyeceğiniz, almak istediğiniz sonucu ortaya çıkaracak iletişimi gerçekleştirmenize bağlıdır ve hiçbir telefon eğitimi almak istediğiniz sonuca sizi götürecek özel durumlara özgün şablonları veremez, verse bile binlerce şablonu akılda tutmak neredeyse imkansızdır.

Özetlersek, istediğimiz sonuçları elde etmek için amaçları ve ilkeleri göz önüne alarak, durumun özgün koşullarına uygun hareket ve davranışlar içine girmeliyiz.

Pratik zeka...

Türklerin pratik zekalı olduğuna dair bir genelleme vardır. Örneğin, Amerika’da bir otelde oda servisi gazoz kapağı açacağı getirmeyi unutursa, bir şablona sıkışıp kalmayız, oda servis görevlisinin şaşkın bakışları altında şişenin kapağını kapının kilit dil deliğinde açarız. Türkiye’de sorunları kökten çözmek yerine, pratik zeka temelli çözüm olmayan çözümlerimizi sürdürmek ve bu konuda uzmanlaşmak gibi bir tutumuz vardır. Bazılarımız şişe kapaklarını kapı kasalarında açmak konusunda uzmanlaşırken Amerika’da gazoz kapak açacağına ihtiyaç bırakmayan plastik şişe kapaklarına geçilir.

Şablonlara da ihtiyacımız var, ama sadece çok standart durumlar için. Pratik zekaya da ihtiyacımız var, bir defa yaşanacak küçük sorunlar için. Amaçlara ihtiyacımız var, sonuçlara ulaşacağımız yolları bağımsız tarif edebilmek için. İlkelere de ihtiyacımız var, yaşamamızı sürdürebilmek için. Ve akla ihtiyacımız var, bütün bunları yapabilmek için...

Sevgi ve selamlar...

 


#20 From: barbaros@...
Date: Sat Oct 30, 1999 9:56 am
Subject: EGiTiM NEDiR ?
barbaros@...
Send Email Send Email
 
Yıllardır tartısılan onemli konuların basında
EGiTiM geliyor.

Klasik anlamda EGiTiM ;
Bilgi , Beceri , Tutum ve Davranısların
degistirilme Sureci
olarak tanımlanmaktadır.

Burada Bilgi, Beceri ,Tutum ve Davranıslar da tanımlanmak zorunda
olmakta(!?), "birileri tarafından","birilerine gore"
bunların degistirilmesi zorunlu(!?) kılınmaktadır.

Tanımın iceriginden BiZ "birisi icin" EGiTiM yapma zorunlulugu ile
karsı karsıya bırakılmıs olmuyor muyuz?Kimdir bu "Birisi" ?

O zaman Kosullandırma zorunlulugu DOGMUYOR MU?
Kendimizin Varlıgını Hissetmeden,
kendi kendimize "BAGIMSIZLIK" yaratmadan ,
Birisine "BAGIMLILIK"
mutlak olarak ele alınmıs OLMUYOR MU?

Bunlar,
"EGiTiM" in acmazları olarak Karsımıza CIKIYOR,diye dusunuyorum.

Bu nedenle;

Eger bir YERDE SORUN VARSA, onun nedenlerini bulamadıgımız surece,
cozmemiz de mumkun olamıyor.(Sayın ARAT'ın da vurguladıgı gibi;
"Bir sorun, onun yaratildigi dusunme seviyesinde cozulemez." <Einstein>)

Yukarıda da belirttigim gibi
Bunu Tanımın icinde Aradıgımızda, bize bir ipucu veriyor.
TANIMI farklı bir boyutta ele almamızı ve de degistirmemizi...
iLKELERimiz dogrultusunda
buna GORE Misyonumuzu belirlememiz ortaya CIKIYOR.

Sayın ARAT da  "HAKLI" olarak soruyor.
AMAC ne ? Ne "ogretmeli(?!)" ? (Hem kendim icin hem de kendime karsı,
sarmalı anlasılamadıgında Butunu kavrayabilme modelimiz kısır bir
dongunun
icerisinde acmaza neden olmuyor mu?)


Bence EGiTiM;

insanın kendi varlıgını hissetmesini saglayan ihtiyaclarının(ki bu
ogrenme),
hayattan elde edebilirligini ve hayata uygulanabilirligini
Kazanabilme , Degitirilebilme ve Yenilenebilme(Yenileyebilme) SuRECiDiR.

Bizi duygularımız DEGiL , degerlerimiz YoNETMELiDiR...

Bu nedenle;

Bu tanımdan da anlasılacagı gibi Sorumlulugu KABUL ETMEK
EGiTiMLi insanların bir Ozelligi olarak gorulebilir.
Sorun DISTA degil, İCERDEDiR...

Biz, kendi yarattıgımız Etkiden ,
kendimizin yasadıgı cevreyle ekilesiminden dogan Mutlulugumuzdan,
kısaca karsılastıgımız Kosulların cogundan
SORUMLU degilmiyiz ?

Egitimli iNSANI, "Kendisine, Dogaya ,Topluma karsı
Sorumlu oldugunu hissedebilen iNSAN" olarak tanımlıyor,
bunu da bilmenin, edinilen butun alıskanlıkların TEMELiNiN
nerede oldugunu gorebilmemizi sagladıgını vurgulamak istiyorum...

Ne dersiniz ?

"BEN KENDiM iCiN DEGiLSEM, KiM BENiM iCiN?
BEN YALNIZ KENDiM iCiNSEM, BEN KiMiM ?
Ve SiMDi DEGiLSE, NE ZAMAN?"

BARBAROS YARKIN

#19 From: "Tinaz Titiz" <titiz@...>
Date: Sat Oct 30, 1999 9:26 am
Subject: Re: onderliginiz ile YASASIN CUMHURiYET
titiz@...
Send Email Send Email
 
Gönülden teşekkürler.Hepimizin bayrami kutlu olsun. Tinaz Titiz
----------
>From: barbaros@...
>To: beyaznokta@eGroups.com
>Subject: [beyaznokta] onderliginiz ile YASASIN CUMHURiYET
>Date: Per, 28 Eki 1999 16:17
>

>
>29 Ekim'i Tarihi ANLAMIYLA,
>
>Bir "CUMHURiYET COSKUSU"nu
>Yasamanın MUTLULUGUNU PAYLASMAK,
>
>ATATuRK'u , kendimizi ve Tum TuRK ULUSUNU
>bir butun olarak HiSSEDiP
>ulkemizin guzelliklerini DUYUMSAMAK,
>BEYAZ NOKTA HAREKETi ile
>daha bir ANLAMLI olacaktır.
>
>ATATuRK TuRKiYESiNDE
>"YASASIN CUMHURiYET"
>diyebilmenin ONURUNU ve GURURUNU
>Sonsuza dek YASATACAK
>OLANLARA
>SONSUZ SuKRANLARIMLA
>SAYGILAR SUNARIM.
>
>
>BARBAROS YARKIN
>
>
>------------------------------------------------------------------------
>Learn2 Avoid Junk Mail. Learn2 Shop for Bargain Airfares. Learn2
>Weatherize Your Home. Learn2 Speak Wine. Learn2 Get by in French.
>Learn2 Negotiate a Raise.  http://clickhere.egroups.com/click/965
>
>
>
>eGroups.com home: http://www.egroups.com/group/beyaznokta
>http://www.egroups.com - Simplifying group communications
>
>
>
>

#18 From: barbaros@...
Date: Thu Oct 28, 1999 2:17 pm
Subject: onderliginiz ile YASASIN CUMHURiYET
barbaros@...
Send Email Send Email
 
29 Ekim'i Tarihi ANLAMIYLA,

Bir "CUMHURiYET COSKUSU"nu
Yasamanın MUTLULUGUNU PAYLASMAK,

ATATuRK'u , kendimizi ve Tum TuRK ULUSUNU
bir butun olarak HiSSEDiP
ulkemizin guzelliklerini DUYUMSAMAK,
BEYAZ NOKTA HAREKETi ile
daha bir ANLAMLI olacaktır.

ATATuRK TuRKiYESiNDE
"YASASIN CUMHURiYET"
diyebilmenin ONURUNU ve GURURUNU
Sonsuza dek YASATACAK
OLANLARA
SONSUZ SuKRANLARIMLA
SAYGILAR SUNARIM.


BARBAROS YARKIN

#17 From: vural yilmaz <vyilmaz@...>
Date: Tue Oct 26, 1999 8:22 am
Subject: Merhaba
vyilmaz@...
Send Email Send Email
 
Degerli Dostum,

Uzun zamandır görüşemedik ara sırada olsa e-mailleriniz sayesinde sizden
bilgi alıyorum.Nasılsınız, GM işleriniz iyi gidiyormu , geçenlerde İmran
beyi ziyaret etmişsiniz bizde bekleriz.Bana geldiklerinizi
saymıyoruz.Tınaz beyi uzun zamandır görmedim lütfen saygılarımı
iletirmisiniz.Tekrar haberleşmek üzere sayglarımla.Vural

#16 From: "A. Yusuf Alan" <a.alan@...>
Date: Mon Oct 25, 1999 11:11 am
Subject: merak ve heyecan
a.alan@...
Send Email Send Email
 
 
Nicin ogrenci ve ogretmenlerimizin merak ve heyecan hisleri koreliyor?
 
 
Yusuf Alan
 
a.alan@...
http://people.a2000.nl/aalan/
GSM: +31 (650) 860470
Fax: +31 (20) 8830897
 
 

#15 From: "MELIH ARAT" <arat@...>
Date: Mon Oct 25, 1999 6:19 am
Subject: egitim sistemimizin sorunlarini ortaya cikaracak en iyi sorular hangileri...
arat@...
Send Email Send Email
 
 
Soru: Herkes egitim konusundaki sorunlarin varligindan soz ediyor, ama
sorunlarin buyuk bolumu phantom tipinde. Acaba egitim sistemimizin sorunlarini ortaya cikarabilecek  en iyi  sorular  hangileridir?
 
Uzmani olmadigim ama aklima takilan sorulari paylasayim...
  • Nicin egitim yapiyoruz? (amac, olmadan var olanlari degerlendiremez, olmasi gerekenleri soyleyemeyiz gibi geliyor?)
  • Bu amaca gore ne ogretmeliyiz?(Ya da ogrenciler ne ogrenmeli?) (Mufredat yazmaya gerek yok, sadece mufredati tarif etmeli.)
  • Ne ogretilecek sorusunun cevabina gore, nasil ogretilecek?
  • Ogretilecek (ogrenilecek) sey icin optimal sure nedir? (Nicin 5 yil ya da 8 yil) (Bir is, ona ayrilan sure kadar genisler. <Parkinson Kanunu>
  • Mevcut okul sisteminden, yukarida tespit edilecek ogret(n)me amacina ulastiracak alternatif bir sistem yok mudur? (ilkokulda, 30 ogrenciyle 5 yil ugrasmak yerine, her yil sadece 6 ogrenciyle ilgilenmek acaba ne tur bir sonuc yaratir. Bugunku mufredat kisisel ilgiyle bir yilda kazandirilabilir mi?Kazandirilabilirse, cocugun hayatindan dort yil tasarruf edilmis olur)
  • Nicin egitimi sadece okul sistem kalibi icinde dusunuyoruz? (Bir sorun, onun yaratildigi dusunme seviyesinde cozulemez.) <Einstein>
 
 
Sevgi ve saygilar,
 
Melih Arat
 
Not:
Sevgili Beyaz Nokta üyeleri ve benimseyenleri,
"maillist"teki bu tartismalarin verimli olacagini dusunuyor,
bu teknolojiyi gelistirenlere ve kullanma imkani verenlere tesekkur ediyorum. M.A.
 

#14 From: "Mehmet Ali Akgun" <makgun@...>
Date: Sun Oct 24, 1999 9:58 pm
Subject: Bir baska soru
makgun@...
Send Email Send Email
 
Ogrenciler dersten ciktiktan sonra neden "Ne ogrendin?" yerine, "Sinavda kac
aldin?" sorusunu soruyorlar?

Mehmet Ali Akgun

#13 From: "Huseyin Cimsit" <cimsit@...>
Date: Sun Oct 24, 1999 1:40 pm
Subject: No Subject
cimsit@...
Send Email Send Email
 
Egitim Sistemimizdeki Sorunlari ortaya cikarabilecek bazi sorular:

1.Neden egitsel kollar calismiyor?
2.Guvenme ve ozguven olgulari nasil ve hangi yasa kadar olusturulabilir?
3.Herkes ayni sekilde ogrenmek ogretilmek zorunda midir?
4.Dunya iletisim ve bilisime yatirim yaparken biz nicin betona yatirim
yapiyoruz?
5.Ogretmen becerisi sadece universite ve okullarda mi, yoksa yasam icinde mi
gelistirilebilir?
6.Ogrencilerin fikirleri nicin sorulmaz?
7.Herkes kotu ve suclu mudur?
8.Bulusculuk nasil gelisir?
9.Tum dunya yabanci dili 11 yasa kadar ogretirken, biz nicin 11 yasindan
sonra ogretmeye calisip beceremiyoruz?
10."Bu sinavdan 1 aldin" yerine, "Bu sinavdan 1 kazandin" nicin
soylemiyoruz?

Saygilarimla
Huseyin Cimsit
cimsit@...

______________________________________________________

#12 From: "BARBAROS" <barbaros@...>
Date: Sun Oct 24, 1999 6:24 am
Subject: EGiTiM FORMÜLÜ(?!)-iHTİYAC ve SORULAR
barbaros@...
Send Email Send Email
 
1993 yılında kurdugumuz 
KIVILCIM OKULLARI'nda bir EGiTiM AHLAKI  Formulu olarak
YORUMLADIGIM;
1977 de tanıstıgım degerli felsefe Hocası Prof.Dr.Nusret HIZIR'ın
bir calısmada soyledigi (kaynagını bilmiyorum) asagıdaki metin-soz
beni hayli etkilemistir.
 
"BEN kendim iCiN DEGiLSEM ,
 KiM BENiM iCiN ?
 
 BEN YALNIZ KENDiM iCiNSEM
 BEN KiMiM?
 
 VE SiMDi DEGiLSE,
 NE ZAMAN? "
 
Bu soz,
beynimde bir KIVILCIM'ın cakmasını saglamıstı.
En onemlisi , "BEN" ve "otekiler-baskaları" iliskisine 
BAKMAYA bir imkan YARATMISTI.
 
Kendi iCiN olması ZORUNLU olan bir BiREYiN,
yalnızca KENDiSi iCiN olabilmesi yasamında NE KADAR anlamlı? 
Baskalarıyla iliskisi NASIL OLACAK ? 
Mutlak BENCiLLiK hakkına sahip kisilerden olusan bir TOPLUM dusunebilir MiYiZ? 
BEN ve "digerleri" arasında isleyebilecek bir iliskiyi NEREDE ve NASIL kurabiliriz? 
"istenen her sey" SiMDi gerceklesebilir mi?
Ama "isteneni" gerceklestirme iliskisini BiRLiKTE kurabilmissek,
"SiMDi DEGiLSE NE ZAMAN ? " olabildigi baslamamız icin gercekten "Simdi"
cok onemli DEGiL Mi? 
 
Bu nedenle;
Biz herhangi bir seyi oldugu gibi mi goruyoruz ?
Yoksa OLDUGUMUZ gibi mi goruyoruz ? diye basladıgım calısmalarıma
iLE ve iCiN kavramları uzerinde durarak,
 
"Herhangi bir sey,
Benim iCiN mi?
Benim iLE mi?"
   
 
"ihtiyac - ?"
 
-Bilgi , beceri , tutum ve davranısların degisim süreci EGiTiM mi?
Dikkatimizi Bilgi, Beceri , Tutum ve Davranıslarımızı degistirmeye verdigimiz 
surece bu, hangi tur SORUNLARI cozebiliyor?
 
-Yasamımızı tehdit eden Kosullandırmalar ve Deneyimlerimizden
 Hangi SORULAR Sistematigi (BAKIS ACISI) ile KURTULABiLiRiZ?
 
-Kendi KARAKTER yapımızın degistirilmesi OLMAKSIZIN, BAKIS ACIMIZI
degistirmemiz MuMKuN Mu?(tersi de)
 
diye SORULAR soruyorum...
 
SAYGILARIMLA
 
Barbaros YARKIN

#11 From: "Mehmet Ali Akgun" <makgun@...>
Date: Sat Oct 23, 1999 9:52 pm
Subject: Sorular
makgun@...
Send Email Send Email
 
Herkese iyi gunler;

Onemli sorunlara isaret edecegini dusundugum soru su:

Ogrenciler neden soru soramiyorlar?  ya da

Egitim sitemimizde neden cevaplar sorulardan daha onemli?


Mehmet Ali Akgun

#10 From: gyuksel <gyuksel@...>
Date: Sat Oct 23, 1999 9:41 pm
Subject: EGITIMDE SORUNLAR
gyuksel@...
Send Email Send Email
 
Merhabalar,
BEYAZ NOKTA EGROUP uyeleri arasinda bir mail storming calismasini
baslatiyoruz.
Konu :
Herkes egitim konusundaki sorunlarin varligindan soz ediyor, ama
sorunlarin buyuk bolumu phantom tipinde. Acaba egitim sistemimizin
Sorunlarini ortaya cikarabilecek  en iyi  sorular  hangileridir?

Bu konudaki fikirlerinizi  beyaznokta@egroups.com adresine  iletmenizi
bekliyoruz.
Gelen maillerdeki  soru onerileri bu sayfada yayinlanacak,  daha sonra
sorular süzülerek  mail storming calismasi  bitirilecektir.

Simdiden Tesekkürler...

#9 From: "YK- Y@SiN KeSeN" <yasinkesen@...>
Date: Fri Oct 22, 1999 8:55 pm
Subject: merhaba
yasinkesen@...
Send Email Send Email
 
Merhaba,
 
araniza yeni katildim.
Sayin Melih Arat'in Zaman gazetesindeki yazilarini ilgi ile takip ediyorum..
 
Bogazici Universitesi Ekonomi bolumunde uzatmalari oynuyorum..
kendi capimda bir sanal dergi cikariyorum. http://www.birikim.net
 
 selam ve sevgiyle..
 
     YK                     _\|/_
   Y@SiN              /%%%/
   KeSeN              ( @ @ )      
---------------oOOO--(_)--OOOo---------------
http://birikim.net
yasinkesen@...
ICQ # 11784460

#8 From: "BARBAROS" <barbaros@...>
Date: Fri Oct 22, 1999 3:00 pm
Subject: No Subject
barbaros@...
Send Email Send Email
 
#7 From: "MELIH ARAT" <arat@...>
Date: Mon Oct 18, 1999 9:35 pm
Subject: Re: ilki okunaksizdi. ozur dilerim
arat@...
Send Email Send Email
 
Oneri:
 
 
 
 
 
MAM-BNV calismalarinin ortak bir hedefi var:
Toplum yasaminin cesitli kesimlerine bilimi (bilimsel dusunme bicimini) egemen kilmak..
  1. Vakif, TUBITAK-MAM ile her yil en az 1 ortak toplanti (kongre gibi) duzenler, (O.K)
  2. MAM, akfin bilim egemenligi ile ilgili projelerine, eleman katkisinda bulunur, (O.K)
  3. BNV, MAM'in projeleri icin sivil toplum orgutu olarak beyin firtinasi yapar.
  4. Her iki kurulus da, bu protokolu kendi etki alanlari içinde baska partnerlere yaymaya caba harcar, (Not: Nicin Halkla Iliskiler dernegiyle de boyle bir protokol imzalamiyoruz?)
  5. Her iki kurulus, bu protokol hukumlerinin taraflarca ne denli uygulandiginin denetimi icin, bagimsiz bir denetim organini gorevlendirmeyi ve masraflarini esit olarak bolusmeyi kabul ederler. (Boyle gevsek bir protokolde buna ihtiyac var mi?)
  6. BNV ve MAM, hedef dogrultusunda her yilin basinda somut is plan ve programlamasi yapar.
    6 ayda bir gozden gecirme toplantisi yapar.(Oneri)
  7. BNV butcesinin % su kadarini ayirir. (Butcemiz buyuyunce %'de buyur. Illa bir bedel belirteceksek, her yil ayrica belirtmek daha dogru.) 
Simdilik aklima gelenler bunlar...
 
Daha sonra daha iyileri cikabilir.
 
Melih Arat
 


Hepinize katkilariniz için simdiden tesekkurler. Tinaz Titiz

Click here for a Gateway computer deal!
eGroups.com home: http://www.egroups.com/group/beyaznokta
www.egroups.com - Simplifying group communications

#6 From: tinaz.titiz@... (Tinaz Titiz)
Date: Mon Oct 18, 1999 8:21 pm
Subject: ilki okunaksizdi. ozur dilerim
tinaz.titiz@...
Send Email Send Email
 
Bir ust kurulus semsiyesi (patronaj) altinda toplanmaksizin cesitli kuruluslarin (gonullu, meslek, ozerk, ticari, vd) birbirleriyle ozgur iletisim kurabilecekleri ve daha da onemlisi isbirligi -kendi statulerinin elverdigi olcude- yapabilecekleri bir ag olusumuna yol acabilecek bir ilk adim atmak icin, biri vakif (Beyaz Nokta Vakfi), digeri ise ozerk (TÜBITAK-MAM) iki kurulus, aralarinda bir protokol yapmak istiyorlar. Tabii ki bu protokol, her iki kurulusun da yasal statulerine, politikalarina ve planlarina aykiri olamayacak ve de yetkili kurullarinca da onaylanmak durumunda.

Olusturulmak istenen bu agin bir hedefi var: Toplum yasaminin ceşitli kesimlerine bilimi (bilimsel dusunme bicimini) egemen kilmak.. Bunun, ozellikle 17 agustos depreminden sonra ne denli onem tasidigini belirtmeye gerek yok.

Bu kisitlar altinda, yapacaklari protokol acaba hangi maddeleri icermelidir? Bu konuda bir mail-storming yapabilir miyiz? Yani aynen bir beyin firtinasinda oldugu gibi, hepimiz fikirlerimizi kisa ifadeler halinde -ki birden fazla fikir ve birden fazla defa belirtim olabilir- bu tartisma ortamina bildirebilirsek epey fikir uretmis oluruz. Boylece de aktedilecek protokolun catisi belirlenmis olur.

Ne gibi maddeler bulunabilir? sorusuna birkaç ornek vererek ilk fikirleri onermek istiyorum:
  1. Beyaz Nokta Vakfi, her yilki butcesinin %x'lik bir bolumunu, su soru cevresinde yapilacak arastirmalari desteklemek icin harcar,
  2. Vakif, TUBITAK-MAM ile her yil en az 1 ortak toplanti duzenler,
  3. MAM, vakfin bilim egemenligi ile ilgili projelerine, eleman katkisinda bulunur,
  4. Her iki kurulus da, bu protokolu kendi etki alanlari içinde baska partnerlere yaymaya caba harcar,
  5. Her iki kurulus, bu protokol hukumlerinin taraflarca ne denli uygulandiginin denetimi icin, bagimsiz bir denetim organini gorevlendirmeyi ve masraflarini esit olarak bolusmeyi kabul ederler.

Hepinize katkilariniz için simdiden tesekkurler. Tinaz Titiz

#5 From: tinaz.titiz@... (Tinaz Titiz)
Date: Mon Oct 18, 1999 8:11 pm
Subject: <no subject>
tinaz.titiz@...
Send Email Send Email
 
>
	 , "BN Tarti=?ISO-8859-1?B?/g==?=ma Listesi" <beyaznokta@egroups.com>
	 , Mehmet BORU <mboru@...>
	 , Alp Boydak <aboydak@...>
	 , Orhan Bursali <obursali@...>
	 , Nedret Butler <office@...>
	 , "C.B=?ISO-8859-1?B?/GxlbnQgQvx5/A==?=kaycan" <cbulen@...>
	 , "cem_borahan" <cem_borahan@...>
	 , cuneyt cerkez <cuneyt@...>
	 , "Atay Ceyi=?ISO-8859-1?B?/g==?=akar" <lamp83@...>
	 , Huseyin Cimsit <cimsit@...>
	 , "B=?ISO-8859-1?B?/GxlbnQgQ2/+?=kun" <coskunb@...>
	 , "Ahmet =?ISO-8859-1?B?xw==?=elebiler" <accelebi@...>
	 , Atilla Dicle <adicle@...>
Mime-version: 1.0
X-Priority: 3
Content-type: multipart/alternative;
boundary="MS_Mac_OE_3023129517_669821_MIME_Part"

> THIS MESSAGE IS IN MIME FORMAT. Since your mail reader does not understand
this format, some or all of this message may not be legible.

--MS_Mac_OE_3023129517_669821_MIME_Part
Content-type: text/plain; charset="ISO-8859-1"
Content-transfer-encoding: quoted-printable

Konu:    Afganistan'daki Kadinlarin durumu i=E7in bir-iki dakikaniz var
mi?
Subject: Do you have a couple of minutes for Afghan Women ?

Merhabalar / Hi,
L=FCtfen okuyunuz / Please read on ...
Zaman ve duyarliliginiz icin tesekkurler / Thanks for your time and
consideration ...
Selamlar, Saygilar / Best Regards,
SADIK BAYDERE
=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D
>
> Hello there!
> If you don't wish to reply that is OK. However if you have a few
minutes
> then consider this and send it on. Thank you. Love, Pauline
>
> Subject: FW: this is not a joke
> >Invitation to sign petition
> >
> The government of Afghanistan is waging a war upon women. Since the
> Taliban took power in 1996, women have had to wear burqua and have
> been beaten and stoned in public for not having the proper attire,
even if
> this means simply not having the mesh covering in front of their eyes.
One
> woman was beaten to DEATH by an angry mob of fundamentalists for
> accidentally exposing her arm while she was driving.  Another was
> stoned to  death for trying to leave the country with a man that was
not a relative.
> Women are not allowed to work or even go out in public without a male
> relative; professional women such as professors, translators, doctors,

> lawyers, artists and writers have been forced from their jobs and
> imprisoned in their homes, so that depression is becoming so wide
> spread that it has reached emergency levels.  There no way in such an
extreme
> Islamic society to know the suicide rate with certainty, but relief
> workers are estimating that the suicide rate among women, who cannot
> find proper medication and treatment for severe depression and would
rather
> take their lives than live in such conditions, has increased
> significantly.  Homes where a woman is present must have their windows

> painted so that she can never be seen by outsiders.  They must wear
silent
> shoes so that they are never heard. Women live in fear of their lives
> for the slightest misbehaviour.  Because they cannot work, those
without male
> relatives or husbands are either starving to death or begging on the
> street, even if they hold Ph.D.'s.  There are almost no medical
facilities
> available for women, and relief workers, in protest, have mostly left
> the country, taking medicine and psychologists and other things
necessary to
> treat the sky-rocketing level of depression among women.  At one of
> the rare hospitals   for women, a reporter found still, nearly
lifeless
> bodies lying motionless on top of beds, wrapped in their burqua,
unwilling
> to speak, eat, or do anything, but slowly wasting away. Others have
gone mad
> and were seen crouched in corners, perpetually rocking or crying, most
of
> them in fear.  One doctor is considering, when what little medication
that is left
> finally  runs out, leaving these women in front of the president's
> residence as a form of peaceful protest.  It is at the point where the
term 'human
> rights violations' has become an understatement.  Husbands have the
power
> of life and death over their women relatives, especially their wives,
but an
> angry mob has just as much right to stone or beat a woman, often to
death,
> for exposing an inch of flesh or offending them in the slightest way.
> Women enjoyed relative freedom, to
> work, dress generally as they wanted, and drive and appear in public
alone
> until only1996.  The rapidity of this transition is the main reason
for
> the depression and suicide; women  who were once educators or doctors
or
> simply used to basic human freedoms are now severely restricted and
treated as
> sub-human in the name of right-wing fundamentalist Islam. It is not
their
> tradition or  'culture', but is alien to them, and it is extreme even
for
> those cultures where fundamentalism is the rule.  Everyone
> has a right to a tolerable human existence, even if they are women in
a
> Muslim country. If we can threaten military force in Kosovo in the
name of
> human rights for the sake of ethnic Albanians, citizens of the world
can
> certainly express peaceful outrage at the oppression, murder and
injustice committed
> against women by the Taliban.

> STATEMENT: In signing this, we agree that the current treatment of
women
> in Afghanistan is completely UNACCEPTABLE and deserves support and
action
> by the United Nations and that the current situation overseas will no
be
> tolerated.  Women's Rights is not a small issue anywhere and it is
> UNACCEPTABLE for women in 1999 to be treated as sub-human and as so
much
> property.  Equality and human decency is a RIGHT not a freedom,
> whether one  lives in Afghanistan or elsewhere.
> > > >
> > > >      1) Suzanne Dathe, Grenoble, France
> > > >      2) Laurence COMPARAT, Grenoble,France
> > > >      3) Philippe MOTTE, Grenoble, France
> > > >      4) Jok FERRAND, Mont St Martin, France
> > > >      5) Emmanuelle PIGNOL, St Martin d'Heres, FRANCE
> > > >      6) Marie GAUTHIER, Grenoble, FRANCE
> > > >      7) Laurent VESCALO, Grenoble,FRANCE
> > > >      8) Mathieu MOY, St Egreve, FRANCE
> > > >      9) Bernard BLANCHET, Mont St Martin, FRANCE
> > > >      10) Tassadite FAVRIE, Grenoble, FRANCE
> > > >      11) Loic GODARD, St Ismier, FRANCE
> > > >      12) Benedicte PASCAL, Grenoble, FRANCE
> > > >      13) Khedaidja BENATIA, Grenoble, FRANCE
> > > >      14) Marie-Therese LLORET, Grenoble,FRANCE
> > > >      15) Benoit THEAU, Poitiers, FRANCE
> > > >      16) Bruno CONSTANTIN, Poitiers, FRANCE
> > > >      17) Christian COGNARD, Poitiers, FRANCE
> > > >      18) Robert GARDETTE, Paris, FRANCE
> > > >      19) Claude CHEVILLARD, Montpellier, FRANCE
> > > >      20) gilles FREISS, Montpellier, FRANCE
> > > >      21) Patrick AUGEREAU, Montpellier, FRANCE.
> > > >      22) Jean IMBERT, Marseille, FRANCE
> > > >      23) Jean-Claude MURAT, Toulouse, France
> > > >      24) Anna BASSOLS, Barcelona, Spain
> > > >      25) Mireia DUNACH, Barcelona, Spain
> > > >      26) Michel VILLAZ, Grenoble, France
> > > >      27) Pages Frederique, Dijon, France
> > > >      28) Rodolphe FISCHMEISTER, Chatenay-Malabry, France
> > > >      29) Francois BOUTEAU, Paris, France
> > > >      30) Patrick PETER, Paris, France
> > > >      31) Lorenza RADICI, Paris, France
> > > >      32) Monika Siegenthaler, Bern, Switzerland
> > > >      33) Mark Philp, Glasgow, Scotland
> > > >      34) Tomas Andersson, Stockholm, Sweden
> > > >      35) Jonas Eriksson, Stockholm, Sweden
> > > >      36) Karin Eriksson, Stockholm, Sweden
> > > >      37) Ake Ljung, Stockholm, Sweden
> > > >      38) Carina Sedlmayer, Stockholm, Sweden
> > > >      39) Rebecca Uddman, Stockholm, Sweden
> > > >      40) Lena Skog, Stockholm, Sweden
> > > >      41) Micael Folke, Stockholm, Sweden
> > > >      42) Britt-Marie Folke, Stockholm, Sweden
> > > >      43) Birgitta Schuberth, Stockholm, Sweden
> > > >      44) Lena Dahl, Stockholm, Sweden
> > > >      45) Ebba Karlsson, Stockholm, Sweden
> > > >      46) Jessica Carlsson, Vaxjo, Sweden
> > > >      47) Sara Blomquist, Vaxjo, Sweden
> > > >      48) Magdalena Fosseus, Vaxjo, Sweden
> > > >      49) Charlotta Langner, Goteborg, Sweden
> > > >      50) Andrea Egedal, Goteborg, Sweden
> > > >      51) Lena Persson, Stockholm, Sweden
> > > >      52) Magnus Linder, Umea ,Sweden
> > > >      53) Petra Olofsson, Umea, Sweden
> > > >      54) Caroline Evenbom, Vaxjo, Sweden
> > > >      55) Asa Pettersson, Grimsas, Sweden
> > > >      56) Jessica Bjork, Grimsas, Sweden
> > > >      57) Linda Ahlbom Goteborg, Sweden
> > > >      58) Jenny Forsman, Boras, Sweden
> > > >      59) Nina Gunnarson, Kinna, Sweden
> > > >      60) Andrew Harrison, New Zealand
> > > >      61) Bryre Murphy, New Zealand
> > > >      62) Claire Lugton, New Zealand
> > > >      63) Sarah Thornton, New Zealand
> > > >      64) Rachel Eade, New Zealand
> > > >      65) Magnus Hjert, London, UK
> > > >      67) Madeleine Stamvik, Hurley, UK
> > > >      68) Susanne Nowlan, Vermont, USA
> > > >      69) Lotta Svenby, Malmoe, Sweden
> > > >      70) Adina Giselsson, Malmoe, Sweden
> > > >      71) Anders Kullman, Stockholm, Sweden
> > > >      72) Rebecka Swane, Stockholm,Sweden
> > > >      73) Jens Venge, Stockholm, Sweden
> > > >      74) Catharina Ekdahl, Stockholm, Sweden
> > > >      75) Nina Fylkegard, Stockholm, Sweden
> > > >      76) Therese Stedman, Malmoe, Sweden
> > > >      77) Jannica Lund, Stockholm, Sweden
> > > >      78) Douglas Bratt
> > > >      79) Mats Lofstrom, Stockholm, Sweden
> > > >      80) Li Lindstrom, Sweden
> > > >      81) Ursula Mueller, Sweden
> > > >      82) Marianne Komstadius, Stockholm, Sweden
> > > >      83) Peter Thyselius, Stockholm, Sweden
> > > >      84) Gonzalo Oviedo, Quito, Ecuador
> > > >      85) Amalia Romeo, Gland, Switzerland
> > > >      86) Margarita Restrepo, Gland, Switzerland
> > > >      87) Eliane Ruster, Crans p.C., Switzerland
> > > >      88) Jennifer Bischoff-Elder, Hong Kong
> > > >      89)Azita Lashgari, Beirut, Lebanon
> > > >      90)Khashayar Ostovany, New York, USA
> > > >      91)Lisa L Miller, Reno NV
> > > >      92)Danielle Avazian, Los Angeles, CA
> > > >      93) Sara Risher, Los Angeles, Ca.
> > > >      94) Melanie London, New York, NY
> > > >      95) Susan Brownstein , Los Angeles, CA
> > > >      96) Steven Raspa, San Francisco, CA
> > > >      97) Margot Duane, Ross, CA
> > > >      98) Natasha Darnall, Los Angeles, CA
> > > >      99) Candace Brower, Evanston, IL
> > > >      100) James Kjelland, Evanston, IL
> > > >      101) Michael Jampole, Beach Park, IL, USA
> > > >      102) Diane Willis, Wilmette, IL, USA
> > > >      103) Sharri Russell, Roanoke, VA, USA
> > > >      104) Faye Cooley, Roanoke, VA, USA
> > > >      105) Celeste Thompson, Round Rock, TX, USA
> > > >      106) Sherry Stang, Pflugerville, TX, USA
> > > >      107) Amy J.  Singer, Pflugerville, TX USA
> > > >      108) Milissa Bowen, Austin, TX USA
> > > >      109) Michelle Jozwiak, Brenham, TX USA
> > > >      110) Mary Orsted, College Station, TX USA
> > > >      111) Janet Gardner, Dallas, TX USA
> > > >      112) Marilyn Hollingsworth, Dallas, TX USA
> > > >      113) Nancy Shamblin, Garland. TX USA
> > > >      114) K. M. Mullen, Houston, TX - USA
> > > >      115) Noreen Tolman, Houston, Texas - USA
> > > >      116) Laurie Sobolewski, Warren, MI
> > > >      117) Kellie Sisson Snider, Irving Texas
> > > >      118) Carol Currie, Garland, Garland Texas
> > > >      119) John Snyder, Garland, TX USA
> > > >      120) Elaine Hannan, South Africa
> > > >      121) Jayne Howes, South Africa
> > > >      122) Diane Barnes, Akron, Ohio
> > > >      123)Melanie Dass Moodley, Durban, South Africa
> > > >      124) Amy King Dejardin, Ornex, France
> > > >      125)Eve Hall, Matumi, Schagen, South Africa
> > > >      126) Catherine ? Khanya Jele, Johannesburg South Africa
> > > >      127)Sylvie ? Alain Grunfeld, La Roche - Yon, France
> > > >      128)Lydie et Pascal Iscache, Paris, France
> > > >      129)Richard Linskell, London, UK
> > > >      130)Agnes Poitevin-Navarre, London, UK
> > > >      131)Zineb Sedira, london, UK
> > > >      132)Poulomi Desai, London, UK
> > > >      133) Julian Samuel, Montreal, Canada
> > > >      134) Srinivas Krishna, Toronto, Canada
> > > >      135) Pola Rapaport, New York, NY USA
> > > >      136) Volker Euler, Sydney,Australia
> > > >      137) Gabi Brill, Sydney, Australia
> > > >      138) Bernie Buko, Sydney, Australia
> > > >      139) Melissa Power, Sydney, Australia
> > > >      140) Satit Termparyoon, Bangkok, Thailand
> > > >      141) Khongkiat Ruensumrit, Bangkok, Thailand
> > > >      142) Nicom Sirimala, Bangkok, Thailand
> > > >      143) Jintana Theantong, Bangkok, Thailand
> > > >      144) Sangwien Chaikwan, Bangkok, Thailand
> > > >      145) Fiona Thomson, Bangkok, Thailand
> > > >      146) Andre Machielsen, Bangkok, Thailand
> > > >      147) Brian Lee, London, England
> > > >      148) William Dyer - Bangkok,Thailand
> > > >      149) Jean du Buisson, Perth, Western Australia
> > > >      150) Bruce Gallash, Perth, Western Australia
> > > >      151) Urszula Jurek-Bies, Perth, Western Australia
> > > >      152) Luke Branch Perth, Australia
> > > >      153)Cheryl Forward  Perth, Western Australia
> > > >      154) Barbara Cotter, Perth, Western Australia
> > > >      155)Pauline Williams, Perth Western Australia
> > > >      156) Trish Kent, Perth, Western Australia
> > > >      157)Debbie Kerslake, Sydney Australia
> > > >      158) Martina Hanlan, Sydney Australia
> > > >      159) Julia Pallett, Sydney Australia
> > > >      160) Alex Tagaroulias,Sydney Australia
> > > >      161) Sophie Madden, Sydney Australia
> > > >      162) Kathy O'Connor, London, UK
> > > >      163] NIEL ANDERSON
> > > >      164] Simon Sinclair, London, UK.
> > > >      165] Gary McNulty, London, UK.
> > > >      166] Cathy Broderick, Manchester, UK
> > > >      167] Susie Hills, London, UK
> > > >      168] Nik Gehring, London, UK
> > > >      169] Margaret Shaw, London, UK
> > > >      170] Jasbir Mosquera, Dubai, UK
> > >        171] Jenny Singleton, London, UK
> >          172] Graham Frost, London, UK
>            173) Katy Hooper, Buckingham, UK
>            174) Kathleen Saunders, Marlborough U.K.
>            175) Pauline SWIFT, Buckingham, UK
>            176) Prof. Dr. Abdurahman KILIC, Istanbul, TURKEY
>            177) Dr. Sule AYTAC, Istanbul, TURKEY
               178) =DDlknur Acar, Istanbul, TURKEY
               179) Nevay Samer Elci, Istanbul, TURKEY
               180) SADIK BAYDERE, Istanbul, TURKEY
                181) M.Tinaz Titiz, istanbul, TURKEY
>
> > > > PLEASE COPY this email on to a new message, sign the bottom and
> forward it to everyone on your distribution lists.  If you receive
this
> list
> with more than 200 names on it, please e-mail a copy of it to:
> sarabande@... <mailto: sarabande@...
> (Send after every 100 names.)  Even if you decide not to sign, please
> be considerate and do not kill the petition.
>


--MS_Mac_OE_3023129517_669821_MIME_Part
Content-type: text/html; charset="ISO-8859-1"
Content-transfer-encoding: quoted-printable

<HTML>
<HEAD>
<TITLE><no subject></TITLE>
</HEAD>
<BODY BGCOLOR=3D"#FFFFFF">
<FONT SIZE=3D"1">Konu: &nbsp;&nbsp;&nbsp;Afganistan'daki Kadinlarin durumu i=E7=
in bir-iki dakikaniz var<BR>
mi?<BR>
Subject: Do you have a couple of minutes for Afghan Women ?<BR>
<BR>
Merhabalar / Hi,<BR>
L=FCtfen okuyunuz / Please read on ...<BR>
Zaman ve duyarliliginiz icin tesekkurler / Thanks for your time and<BR>
consideration ...<BR>
Selamlar, Saygilar / Best Regards,<BR>
SADIK BAYDERE<BR>
=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D=3D<BR>
&gt;<BR>
&gt; Hello there!<BR>
&gt; If you don't wish to reply that is OK. However if you have a few<BR>
minutes<BR>
&gt; then consider this and send it on. Thank you. Love, Pauline<BR>
&gt;<BR>
&gt; Subject: FW: this is not a joke<BR>
&gt; &gt;Invitation to sign petition<BR>
&gt; &gt;<BR>
&gt; The government of Afghanistan is waging a war upon women. Since the<BR=
>
&gt; Taliban took power in 1996, women have had to wear burqua and have<BR>
&gt; been beaten and stoned in public for not having the proper attire,<BR>
even if<BR>
&gt; this means simply not having the mesh covering in front of their eyes.=
<BR>
One<BR>
&gt; woman was beaten to DEATH by an angry mob of fundamentalists for<BR>
&gt; accidentally exposing her arm while she was driving. &nbsp;Another was=
<BR>
&gt; stoned to &nbsp;death for trying to leave the country with a man that =
was<BR>
not a relative.<BR>
&gt; Women are not allowed to work or even go out in public without a male<=
BR>
&gt; relative; professional women such as professors, translators, doctors,=
<BR>
<BR>
&gt; lawyers, artists and writers have been forced from their jobs and<BR>
&gt; imprisoned in their homes, so that depression is becoming so wide<BR>
&gt; spread that it has reached emergency levels. &nbsp;There no way in suc=
h an<BR>
extreme<BR>
&gt; Islamic society to know the suicide rate with certainty, but relief<BR=
>
&gt; workers are estimating that the suicide rate among women, who cannot<B=
R>
&gt; find proper medication and treatment for severe depression and would<B=
R>
rather<BR>
&gt; take their lives than live in such conditions, has increased<BR>
&gt; significantly. &nbsp;Homes where a woman is present must have their wi=
ndows<BR>
<BR>
&gt; painted so that she can never be seen by outsiders. &nbsp;They must we=
ar<BR>
silent<BR>
&gt; shoes so that they are never heard. Women live in fear of their lives<=
BR>
&gt; for the slightest misbehaviour. &nbsp;Because they cannot work, those<=
BR>
without male<BR>
&gt; relatives or husbands are either starving to death or begging on the<B=
R>
&gt; street, even if they hold Ph.D.'s. &nbsp;There are almost no medical<B=
R>
facilities<BR>
&gt; available for women, and relief workers, in protest, have mostly left<=
BR>
&gt; the country, taking medicine and psychologists and other things<BR>
necessary to<BR>
&gt; treat the sky-rocketing level of depression among women. &nbsp;At one =
of<BR>
&gt; the rare hospitals &nbsp;&nbsp;for women, a reporter found still, near=
ly<BR>
lifeless<BR>
&gt; bodies lying motionless on top of beds, wrapped in their burqua,<BR>
unwilling<BR>
&gt; to speak, eat, or do anything, but slowly wasting away. Others have<BR=
>
gone mad<BR>
&gt; and were seen crouched in corners, perpetually rocking or crying, most=
<BR>
of<BR>
&gt; them in fear. &nbsp;One doctor is considering, when what little medica=
tion<BR>
that is left<BR>
&gt; finally &nbsp;runs out, leaving these women in front of the president'=
s<BR>
&gt; residence as a form of peaceful protest. &nbsp;It is at the point wher=
e the<BR>
term 'human<BR>
&gt; rights violations' has become an understatement. &nbsp;Husbands have t=
he<BR>
power<BR>
&gt; of life and death over their women relatives, especially their wives,<=
BR>
but an<BR>
&gt; angry mob has just as much right to stone or beat a woman, often to<BR=
>
death,<BR>
&gt; for exposing an inch of flesh or offending them in the slightest way.<=
BR>
&gt; Women enjoyed relative freedom, to<BR>
&gt; work, dress generally as they wanted, and drive and appear in public<B=
R>
alone<BR>
&gt; until only1996. &nbsp;The rapidity of this transition is the main reas=
on<BR>
for<BR>
&gt; the depression and suicide; women &nbsp;who were once educators or doc=
tors<BR>
or<BR>
&gt; simply used to basic human freedoms are now severely restricted and<BR=
>
treated as<BR>
&gt; sub-human in the name of right-wing fundamentalist Islam. It is not<BR=
>
their<BR>
&gt; tradition or &nbsp;'culture', but is alien to them, and it is extreme =
even<BR>
for<BR>
&gt; those cultures where fundamentalism is the rule. &nbsp;Everyone<BR>
&gt; has a right to a tolerable human existence, even if they are women in<=
BR>
a<BR>
&gt; Muslim country. If we can threaten military force in Kosovo in the<BR>
name of<BR>
&gt; human rights for the sake of ethnic Albanians, citizens of the world<B=
R>
can<BR>
&gt; certainly express peaceful outrage at the oppression, murder and<BR>
injustice committed<BR>
&gt; against women by the Taliban.<BR>
<BR>
&gt; STATEMENT: In signing this, we agree that the current treatment of<BR>
women<BR>
&gt; in Afghanistan is completely UNACCEPTABLE and deserves support and<BR>
action<BR>
&gt; by the United Nations and that the current situation overseas will no<=
BR>
be<BR>
&gt; tolerated. &nbsp;Women's Rights is not a small issue anywhere and it i=
s<BR>
&gt; UNACCEPTABLE for women in 1999 to be treated as sub-human and as so<BR=
>
much<BR>
&gt; property. &nbsp;Equality and human decency is a RIGHT not a freedom,<B=
R>
&gt; whether one &nbsp;lives in Afghanistan or elsewhere.<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt;<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;1) Suzanne Dathe, Grenobl=
e, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2) Laurence COMPARAT, Gre=
noble,France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;3) Philippe MOTTE, Grenob=
le, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;4) Jok FERRAND, Mont St M=
artin, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;5) Emmanuelle PIGNOL, St =
Martin d'Heres, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;6) Marie GAUTHIER, Grenob=
le, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;7) Laurent VESCALO, Greno=
ble,FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;8) Mathieu MOY, St Egreve=
, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;9) Bernard BLANCHET, Mont=
  St Martin, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;10) Tassadite FAVRIE, Gre=
noble, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;11) Loic GODARD, St Ismie=
r, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;12) Benedicte PASCAL, Gre=
noble, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;13) Khedaidja BENATIA, Gr=
enoble, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;14) Marie-Therese LLORET,=
  Grenoble,FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;15) Benoit THEAU, Poitier=
s, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;16) Bruno CONSTANTIN, Poi=
tiers, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;17) Christian COGNARD, Po=
itiers, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;18) Robert GARDETTE, Pari=
s, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;19) Claude CHEVILLARD, Mo=
ntpellier, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;20) gilles FREISS, Montpe=
llier, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;21) Patrick AUGEREAU, Mon=
tpellier, FRANCE.<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;22) Jean IMBERT, Marseill=
e, FRANCE<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;23) Jean-Claude MURAT, To=
ulouse, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;24) Anna BASSOLS, Barcelo=
na, Spain<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;25) Mireia DUNACH, Barcel=
ona, Spain<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;26) Michel VILLAZ, Grenob=
le, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;27) Pages Frederique, Dij=
on, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;28) Rodolphe FISCHMEISTER=
, Chatenay-Malabry, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;29) Francois BOUTEAU, Par=
is, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;30) Patrick PETER, Paris,=
  France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;31) Lorenza RADICI, Paris=
, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;32) Monika Siegenthaler, =
Bern, Switzerland<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;33) Mark Philp, Glasgow, =
Scotland<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;34) Tomas Andersson, Stoc=
kholm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;35) Jonas Eriksson, Stock=
holm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;36) Karin Eriksson, Stock=
holm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;37) Ake Ljung, Stockholm,=
  Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;38) Carina Sedlmayer, Sto=
ckholm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;39) Rebecca Uddman, Stock=
holm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;40) Lena Skog, Stockholm,=
  Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;41) Micael Folke, Stockho=
lm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;42) Britt-Marie Folke, St=
ockholm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;43) Birgitta Schuberth, S=
tockholm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;44) Lena Dahl, Stockholm,=
  Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;45) Ebba Karlsson, Stockh=
olm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;46) Jessica Carlsson, Vax=
jo, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;47) Sara Blomquist, Vaxjo=
, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;48) Magdalena Fosseus, Va=
xjo, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;49) Charlotta Langner, Go=
teborg, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;50) Andrea Egedal, Gotebo=
rg, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;51) Lena Persson, Stockho=
lm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;52) Magnus Linder, Umea ,=
Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;53) Petra Olofsson, Umea,=
  Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;54) Caroline Evenbom, Vax=
jo, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;55) Asa Pettersson, Grims=
as, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;56) Jessica Bjork, Grimsa=
s, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;57) Linda Ahlbom Goteborg=
, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;58) Jenny Forsman, Boras,=
  Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;59) Nina Gunnarson, Kinna=
, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;60) Andrew Harrison, New =
Zealand<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;61) Bryre Murphy, New Zea=
land<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;62) Claire Lugton, New Ze=
aland<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;63) Sarah Thornton, New Z=
ealand<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;64) Rachel Eade, New Zeal=
and<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;65) Magnus Hjert, London,=
  UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;67) Madeleine Stamvik, Hu=
rley, UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;68) Susanne Nowlan, Vermo=
nt, USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;69) Lotta Svenby, Malmoe,=
  Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;70) Adina Giselsson, Malm=
oe, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;71) Anders Kullman, Stock=
holm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;72) Rebecka Swane, Stockh=
olm,Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;73) Jens Venge, Stockholm=
, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;74) Catharina Ekdahl, Sto=
ckholm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;75) Nina Fylkegard, Stock=
holm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;76) Therese Stedman, Malm=
oe, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;77) Jannica Lund, Stockho=
lm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;78) Douglas Bratt<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;79) Mats Lofstrom, Stockh=
olm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;80) Li Lindstrom, Sweden<=
BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;81) Ursula Mueller, Swede=
n<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;82) Marianne Komstadius, =
Stockholm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;83) Peter Thyselius, Stoc=
kholm, Sweden<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;84) Gonzalo Oviedo, Quito=
, Ecuador<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;85) Amalia Romeo, Gland, =
Switzerland<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;86) Margarita Restrepo, G=
land, Switzerland<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;87) Eliane Ruster, Crans =
p.C., Switzerland<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;88) Jennifer Bischoff-Eld=
er, Hong Kong<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;89)Azita Lashgari, Beirut=
, Lebanon<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;90)Khashayar Ostovany, Ne=
w York, USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;91)Lisa L Miller, Reno NV=
<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;92)Danielle Avazian, Los =
Angeles, CA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;93) Sara Risher, Los Ange=
les, Ca.<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;94) Melanie London, New Y=
ork, NY<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;95) Susan Brownstein , Lo=
s Angeles, CA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;96) Steven Raspa, San Fra=
ncisco, CA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;97) Margot Duane, Ross, C=
A<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;98) Natasha Darnall, Los =
Angeles, CA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;99) Candace Brower, Evans=
ton, IL<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;100) James Kjelland, Evan=
ston, IL<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;101) Michael Jampole, Bea=
ch Park, IL, USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;102) Diane Willis, Wilmet=
te, IL, USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;103) Sharri Russell, Roan=
oke, VA, USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;104) Faye Cooley, Roanoke=
, VA, USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;105) Celeste Thompson, Ro=
und Rock, TX, USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;106) Sherry Stang, Pfluge=
rville, TX, USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;107) Amy J. &nbsp;Singer,=
  Pflugerville, TX USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;108) Milissa Bowen, Austi=
n, TX USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;109) Michelle Jozwiak, Br=
enham, TX USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;110) Mary Orsted, College=
  Station, TX USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;111) Janet Gardner, Dalla=
s, TX USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;112) Marilyn Hollingswort=
h, Dallas, TX USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;113) Nancy Shamblin, Garl=
and. TX USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;114) K. M. Mullen, Housto=
n, TX - USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;115) Noreen Tolman, Houst=
on, Texas - USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;116) Laurie Sobolewski, W=
arren, MI<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;117) Kellie Sisson Snider=
, Irving Texas<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;118) Carol Currie, Garlan=
d, Garland Texas<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;119) John Snyder, Garland=
, TX USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;120) Elaine Hannan, South=
  Africa<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;121) Jayne Howes, South A=
frica<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;122) Diane Barnes, Akron,=
  Ohio<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;123)Melanie Dass Moodley,=
  Durban, South Africa<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;124) Amy King Dejardin, O=
rnex, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;125)Eve Hall, Matumi, Sch=
agen, South Africa<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;126) Catherine ? Khanya J=
ele, Johannesburg South Africa<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;127)Sylvie ? Alain Grunfe=
ld, La Roche - Yon, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;128)Lydie et Pascal Iscac=
he, Paris, France<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;129)Richard Linskell, Lon=
don, UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;130)Agnes Poitevin-Navarr=
e, London, UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;131)Zineb Sedira, london,=
  UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;132)Poulomi Desai, London=
, UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;133) Julian Samuel, Montr=
eal, Canada<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;134) Srinivas Krishna, To=
ronto, Canada<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;135) Pola Rapaport, New Y=
ork, NY USA<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;136) Volker Euler, Sydney=
,Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;137) Gabi Brill, Sydney, =
Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;138) Bernie Buko, Sydney,=
  Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;139) Melissa Power, Sydne=
y, Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;140) Satit Termparyoon, B=
angkok, Thailand<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;141) Khongkiat Ruensumrit=
, Bangkok, Thailand<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;142) Nicom Sirimala, Bang=
kok, Thailand<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;143) Jintana Theantong, B=
angkok, Thailand<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;144) Sangwien Chaikwan, B=
angkok, Thailand<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;145) Fiona Thomson, Bangk=
ok, Thailand<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;146) Andre Machielsen, Ba=
ngkok, Thailand<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;147) Brian Lee, London, E=
ngland<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;148) William Dyer - Bangk=
ok,Thailand<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;149) Jean du Buisson, Per=
th, Western Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;150) Bruce Gallash, Perth=
, Western Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;151) Urszula Jurek-Bies, =
Perth, Western Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;152) Luke Branch Perth, A=
ustralia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;153)Cheryl Forward &nbsp;=
Perth, Western Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;154) Barbara Cotter, Pert=
h, Western Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;155)Pauline Williams, Per=
th Western Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;156) Trish Kent, Perth, W=
estern Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;157)Debbie Kerslake, Sydn=
ey Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;158) Martina Hanlan, Sydn=
ey Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;159) Julia Pallett, Sydne=
y Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;160) Alex Tagaroulias,Syd=
ney Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;161) Sophie Madden, Sydne=
y Australia<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;162) Kathy O'Connor, Lond=
on, UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;163] NIEL ANDERSON<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;164] Simon Sinclair, Lond=
on, UK.<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;165] Gary McNulty, London=
, UK.<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;166] Cathy Broderick, Man=
chester, UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;167] Susie Hills, London,=
  UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;168] Nik Gehring, London,=
  UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;169] Margaret Shaw, Londo=
n, UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;170] Jasbir Mosquera, Dub=
ai, UK<BR>
&gt; &gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;171] Jenny Singlet=
on, London, UK<BR>
&gt; &gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;172] Graham=
  Frost, London, UK<BR>
&gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;173)=
  Katy Hooper, Buckingham, UK<BR>
&gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;174)=
  Kathleen Saunders, Marlborough U.K.<BR>
&gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;175)=
  Pauline SWIFT, Buckingham, UK<BR>
&gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;176)=
  Prof. Dr. Abdurahman KILIC, Istanbul, TURKEY<BR>
&gt; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;177)=
  Dr. Sule AYTAC, Istanbul, TURKEY<BR>
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nb=
sp;&nbsp;178) =DDlknur Acar, Istanbul, TURKEY<BR>
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nb=
sp;&nbsp;179) Nevay Samer Elci, Istanbul, TURKEY<BR>
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nb=
sp;&nbsp;180) SADIK BAYDERE, Istanbul, TURKEY<BR>
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nb=
sp;&nbsp;&nbsp;181) M.Tinaz Titiz, istanbul, TURKEY<BR>
&gt;<BR>
&gt; &gt; &gt; &gt; PLEASE COPY this email on to a new message, sign the bo=
ttom and<BR>
&gt; forward it to everyone on your distribution lists. &nbsp;If you receiv=
e<BR>
this<BR>
&gt; list<BR>
&gt; with more than 200 names on it, please e-mail a copy of it to:<BR>
&gt; sarabande@... &lt;mailto: sarabande@...<BR>
&gt; (Send after every 100 names.) &nbsp;Even if you decide not to sign, pl=
ease<BR>
&gt; be considerate and do not kill the petition.<BR>
&gt;<BR>
<BR>
</FONT>
</BODY>
</HTML>

--MS_Mac_OE_3023129517_669821_MIME_Part--

#4 From: tinaz.titiz@... (Tinaz Titiz)
Date: Mon Oct 18, 1999 8:04 pm
Subject: Bir STK-kamu agi (network) oluşturmak iç in ilk adim!
tinaz.titiz@...
Send Email Send Email
 
Bir üst kuruluş şemsiyesi (patronaj) altinda toplanmaksizin çeşitli kuruluşlarin (gönüllü, meslek, özerk, ticari, vd) birbirleriyle özgür iletişim kurabilecekleri ve daha da önemlisi işbirligi -kendi statülerinin elverdigi ölçüde- yapabilecekleri bir ag oluşumuna yol açabilecek bir ilk adim atmak için, biri vakif (Beyaz Nokta Vakfi), digeri ise özerk (TÜBĞTAK-MAM) iki kuruluş, aralarinda bir protokol yapmak istiyorlar. Tabii ki bu protokol, her iki kuruluşun da yasal statülerine, politikalarina ve planlarina aykiri olamayacak ve de yetkili kurullarinca da onaylanmak durumunda.

Oluşturulmak istenen bu agin bir hedefi var: Toplum yaşaminin çeşitli kesimlerine bilimi (bilimsel düşünme biçimini) egemen kilmak.. Bunun, özellikle 17 agustos depreminden sonra ne denli önem taşidigini belirtmeye gerek yok.

Bu kisitlar altinda, yapacaklari protokol acaba hangi maddeleri içermelidir? Bu konuda bir mail-storming yapabilir miyiz? Yani aynen bir beyin firtinasinda oldugu gibi, hepimiz fikirlerimizi kisa ifadeler halinde -ki birden fazla fikir ve birden fazla defa belirtim olabilir- bu tartişma ortamina bildirebilirsek epey fikir üretmiş oluruz. Böylece de aktedilecek protokolun çatisi belirlenmiş olur.

Ne gibi maddeler bulunabilir? sorusuna birkaç örnek vererek ilk fikirleri önermek istiyorum:
  1. Beyaz Nokta Vakfi, her yilki bütçesinin %x'lik bir bölümünü, şu soru çevresinde yapilacak araştirmalari desteklemek için harcar,
  2. Vakif, TUBITAK-MAM ile her yil en az 1 ortak toplanti düzenler,
  3. MAM, vakfin bilim egemenligi ile ilgili projelerine, eleman katkisinda bulunur,
  4. Her iki kuruluş da, bu protokolu kendi etki alanlari içinde başka partnerlere yaymaya çaba harcar,
  5. Her iki kuruluş, bu protokol hükümlerinin taraflarca ne denli uygulandiginin denetimi için, bagimsiz bir denetim organini görevlendirmeyi ve masraflarini eşit olarak bölüşmeyi kabul ederler.

Hepinize katkilariniz için şimdiden teşekkürler. Tinaz Titiz

#3 From: "Melih Arat" <arat@...>
Date: Wed Oct 13, 1999 8:50 pm
Subject: Tinaz Tititiz'in Tartirsma mimarisi baslikli yazisi
arat@...
Send Email Send Email
 

Degerli arkadaþlar, 


Böyle bir listenin verimli sonuçlar almasi açisindan ekli yazimin yararli
olabilecegini düþündüm. Hepinize basarilar.  

Tinaz Titiz

 

TARTIŞMA MİMARİSİ!

Sağlam bir torbanın içine rasgele şekilli taş parçaları konulsa ve yeterince uzun bir zaman -mesela 1 milyon yıl- çalkalansa, sonunda bütün taşlar düzgün birer küre olurlar. Nitekim deniz kenarlarındaki çakıl taşları, birbirlerine sürte sürte, bu kural uyarınca küreleşmeye doğru gitmektedirler (inanmayanlar bizzat deneyebilirler!)..

Benzer bir yöntem -çok daha hızlandırılmış olarak- mühendislikte de kullanılmakta, bazı parçalar bu yolla düzgünleştirilmektedir.

Doğada ve mühendislikte geçerli olan bu yöntem, niçin sorun çözmekte kullanılmasın? Belli sayıda insanı bir araya getirir, uzun bir süre tartıştırırsanız onlar da bir sorunu çözemezler mi?

İşte -herhalde- bu düşünceden hareket eden program tasarımcıları, TV ve radyolarda çeşitli adlar altında seyredip dinlediğimiz tartışma programlarını yapmaktadırlar.

Yıllardır, demokrasi konusundaki kültürümüzü oluşturanlar, tartışmanın, demokrasinin bir aracı olduğunu, tartışma yoluyla doğruların bulunup, uzlaşmaların sağlanabileceğini bizlere bellettip ezberlettiler. Ama tartışmanın ne demek olduğunu, kavga ile tartışma, iddialaşma ile tartışma, uzlaşmaksızın tartışma ve uzmanlık isteyen konulardaki tartışma, tartışmanın yönetimi gibi püf noktaları ne hikmetse ıska geçildi.

Tartışmanın konusunun, yönteminin, taraflarının, kurallarının, bilgi desteğinin ve bunların hepsi demek olan “tartışma mimarisi”nin ise henüz duyulup bilindiğini gösteren bir işaret yok.

Görülen odur ki, insanların kavgaya karşı doğal bir merakları vardır. Bir kavgayı durdurmak isteyen sayısının, onu seyretmek isteyenlerden yüzlerce kat az olduğunu hep gözlemişizdir. Tartışma programlarına da biraz böyle yaklaşılmaktadır.

Belli ki tartışmaları yönetenler, bu programların yapımcıları, böyle bir yazıyla tutumlarını değiştirip, bu işi bir mimarlık gibi ele almazlar. Ama en azından şunları bilmelerinde yarar vardır:

  1. Tartışma programları, halk mahkemeleri değildir.
  2. Genelleme, en rahatlatıcı yöntem ama en ağır insan hakları ihlalidir.
  3. Tartışma konusunun “doğru” saptanması, mimarinin en önemli yanıdır.
  4. Tartışacakların “doğru” seçimi için vazgeçilmez iki anahtar “dinlemesini bilmek” ve “bilgisiz konuşmamak”tır.
  5. Tartıştırma yoluyla doğruların bulunması, ancak o konuda söz söyleme ehliyeti olanların tartışması halinde doğrudur. Herhangi bir düşünsel değeri olmayan yakınmalar, hakaretler, suçlamalar, zanlar ve tahminler rahatlatır ve de bir işe yaramaz.
  6. Yönetici, olabildiğince az, mümkünse hiç müdahale etmez. Beyan etmek istediği düşüncelerini ancak panel, sempozyum gibi, yöneticinin de söz hakkının bulunduğu forumlarda dile getirebilir. Hele hele tartışmacıları susturup, onları birer figüran biçiminde kullanarak kendi yargılarını dile getirmek isteyenler, tartışma ortamına en büyük zararı verenlerdir.

Düşünceleri ifade özgürlüğünün, doğru bilgilenme hakkı ile sınırlı olduğu unutulmamalı, rating adına demokrasinin bu altın kuralı tahrip edilmemelidir. O kural hepimize lazım olabilir.


#2 From: "MELIH ARAT" <arat@...>
Date: Mon Oct 11, 1999 1:30 pm
Subject: kendi profillerinizi islemeyi dener misiniz?
arat@...
Send Email Send Email
 
 
Degerli dostlarim,
 
Bugun size yapilmis davet butun Beyaz Nokta Vakfi uyelerine (e-mail adresi olanlara) gonderilmistir.
 
Asagida belirtilen adreste "members"a girerek kisisel bilgilerinizi doldurmaya ne dersiniz?
 
 
 
Sevgi ve selamlar,
 
Melih Arat
 
 
 
Not: Ciddi tartismalara girmeden sizlerle su kucuk diyaloglari paylasmak istedim.
 

Ogretmen: Gecen dogum gununde kac yasindaydin?

Ogrenci: Yedi

Ogretmen: Gelecek dogum gununde kac yasinda olacaksin.

Ogrenci: Dokuz.

Ogretmen: Bu imkansiz!

Ogrenci: Hayir hocam, bugün sekiz yasindayim.

***

Ogretmen: Ali, bana on yil once sahip olmadigimiz onemli bir sey soyle.

Ogrenci: Ben!

***

Ogretmen: Mehmet, niye hep boyle kirlisin.

Ogrenci: Yere sizden cok daha fazla yakinim.

***

Ogretmen: Nicin gec kaldin?

Ogrenci: Isaret yuzunden.

Ogretmen: Hangi isaret?

Ogrenci: <<Dikkat okul cikisi, yavas geciniz>> yazili isaret yuzunden

***

Ali: Baba, karanlıkta imza atabilir misin?

Baba: Sanırım, nereye imza atmami istiyorsun?

Ali: Karneme....

***

Ogretmen: Sinek isiriklariyla yayilan hastaliklari nasil onleriz?

Ogrenci: Sinekleri isirmayarak...

***

Ogretmen: Cocuklar, yumusak g ile baslayan kelime var mı?

Ogrenci: Var ogretmenim.

Ogretmen: Nasil var? Ne, soyle bakalim.

Ogrenci: Gay!

***

Ogretmen: Eğer bir elimde 7 portakal, diğer elimde 8 portakalım olsaydı, ne olurdu?

Ogrenci: Cok buyuk elleriniz!

Anne: Oglum, sana verdigim parayi nicin yuttun?

Cocuk: Sen, bana onun ogle yemegim oldugunu soylemistin.

***


#1 From: "Melih Arat" <arat@...>
Date: Mon Oct 11, 1999 6:45 am
Subject: Welcome to the beyaznokta eGroup
arat@...
Send Email Send Email
 

Beyaz Nokta Hareketi
Türkiye toplumunun; sosyal, siyasal, kültürel ve etik anlamda çağdaş dünya =
normları doğrultusunda geliştirilmesi; 
toplumda erdem egemenliğinin sağlanması; yüksek ahlakla bütünleşmiş bir düş=
ünme biçimi gelişlirilmesi; sorun çözme kabiliyetinin artırılması doğrultusu=
nda çalışmalar yapmak üzere; bu ihtiyacı gören kişilerce yürütülen bir harek=
ettir. 
Beyaz Nokta Hareketi, belirli bir siyasi parti, okul ya da meslek grubuna m=
ensup kişilerce oluşturulan bir hareket değildir. Beyaz Nokta Hareketi'nin h=
edefi, toplumumuzun çok düşük olan Sorun Çözme Kabiliyeti'ni geliştirmektir.=
 
Başta yöneten ve yönlendiren etkili kişiler olmak üzere, sorun çözme yetene=
ğinin geliştirilmesi ihtiyacının tüm topluma benimsetilmesi ve bu doğrultuda=
 yapılacak çalışmalarla "toplumun düşünme biçiminin güçlendirilmesi" temel a=
maçtır. 
Akılcılık ve Erdem eksikliğinin doğal sonucu olarak, toplumumuzda sorun çöz=
me ve uzlaşma becerileri gelişmemiş, biriken sorunlar ve uzlaşmasız tutumlar=
, uygunsuz bir ortam oluşmasına yol açmıştır. 
Beyaz Nokta Hareketi, bu noktadan yola çıkarak, sorunlarını nedenselliğe da=
yalı yöntemlerle çözen; ayırımsız, erdemli, bilinçli, ön yargısız, kalıpçı o=
lmayan bir toplum oluşumuna katkıda bulunmayı hedeflemektedir.  
Beyaz Nokta Hareketi ile ilgili daha geniş bilgi http://www.beyaznokta.org =
adresinden alınabilir. Beyaz Nokta Hareketi, Tınaz Titiz’in önderliğinde olu=
şmuş ve halen onun liderliğinde devam eden bir harekettir. 

Group Manager: beyaznokta-owner@egroups.com

To subscribe, send a message to beyaznokta-subscribe@egroups.com or go to the e-groups's home page at http://www.egroups.com/group/beyaznokta/


Messages 1 - 30 of 7210   Newest  |  < Newer  |  Older >  |  Oldest
Advanced
Add to My Yahoo!      XML What's This?

Copyright © 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help