Okul ne öğretir?
Spot: Annesine pirinç ayıklarken hiç yardım etmemiş bir çocuk, bütün
arkadaşlarının iyi olduğunu zanneder. Makarna pişirmeyi öğrenmemiş bir çocuk,
yaşamdaki basit planlama becerilerini edinez.
Melih Arat
Okul başarısının dünyadaki en önemli şey olduğunu düşünen anne-babalar
tanıyorum. Çocuklarının kolej sınavlarına ya da üniversite sınavlarına hazırlık
için tüm varlıklarını seferber eden anne-babalar. Çocuklarımızın dört tarafı
kapalı bir sınıfa / okula haftada beş gün göndererek hayatta ne yapmasını
öğrenmesini bekliyoruz. Burada ikilemsel bir sorun var. Bir çocuk okulda,
okulda ne yapılacağını öğreniyor; hayatta ne yapılacağını değil. Hayatta ne
yapılacağı hayatta öğreniliyor.
Çocukların okuldan ve derslerden sıkılması kadar doğal bir şey yok. Çünkü
okulda öğretilenlerin gerçek yaşamla bağı o kadar az ki… Üstelik çocuğun
gerçek yaşamla bağını o kadar sınırlıyoruz ki, çocuk gerçek yaşamı
bilmediğinden okulda öğretilenle yaşam arasında ilişki kurabilme imkanı da
kalmıyor.
Akvaryumda yetişen / yaşayan balıklara her zaman acırım. Daracık bir
alanda gerçek dünyayı hiç keşfedemeden yaşarlar. Gerçek bir gölü, gerçek bir
akarsuyu bir gün olsun görmeden yaşamları sona erer. Akvaryumun sahibi elinden
geldiğince (birçoğunun elinden de gelmez) onlara iyi bakar. Balığın ağzı varsa
da dili olmadığından kendi durumunu hiç anlatamaz; zaten dünyanın ve
yapılabilir olanların farkında bile değildir. Çocuklarımız da tıpkı akvaryum
balıklarına benziyor. Ev ve okul arasında sıkışmış durumda. Evde evin penceresinden,
serviste servisin penceresinden, okulda okulun penceresinden yaşamı izliyor.
Tıpkı bir akvaryum balığı gibi, akvaryumun camından dış dünyaya bakarken
yaşamla çok az ya da hiç ilişkiye girmeden lise son sınıfa kadar geliyor.
Akvaryumdan daha eğlenceli bir figür ise çocuğun yaşamındaki okul. Düşünsenize
bir akvaryumda öğretmen olgunca ve dolgunca bir lepistes, yeni doğmuş
lepisteslere günde beş saat “Çocuklar” diye söze başlayarak ders
veriyor. Çocuğun hiç çıkmadığı dış dünyayı anlatıyor ve anlatıyor. Arada bir de
sınav yapıyor. Çocuklar akvaryum yaşantısında sınavlardan şikayet ederken esas
sınavın dışarıda olduğunu fark etmiyor. Anne-babalar da çocuklarının akademik
başarılarını takip ederken aslında akademik başarıların yaşamdaki başarıyla
ilişkisinin çok az olduğunu fark etmiyor.
Fen dersinden hoşlanmayan bir grup çocuğa, gökyüzü neden mavi diye
sordum. Hiçbiri cevap veremedi. Ardından rüzgar neden esiyor ve neden farklı
yönlerden esiyor diye sordum. Bilemediler. Neden alçak ve yüksek hava basıncı
var diye sordum. Yine bilemediler. Aynı çocuklar, şehirde toplu ulaşımla şehir
merkezine nasıl gidileceğini de bilmiyorlardı. Aynı çocuklar, nasıl para
harcanması gerektiğini de, zamanın nasıl kullanılması gerektiğini de, birisiyle
karşılaştıklarında nasıl konuşmaya başlayacaklarını ve nasıl arkadaş seçmeleri
gerektiğini ve neden erken kalkmaları gerektiğini de bilmiyorlardı. Onların
yanı sıra anne-babalar da, akademik başarının aslında yaşamayı öğrenmiş bir
çocuğun yaşamayı ve sorumluluk almayı öğrenmiş olmasının bir sonucu olduğunu da
bilmiyordu. Bir balık bir gölde yüzerken kendini potansiyel tehditlerden nasıl
koruyacağını, yüzgeçlerini nasıl hızlı gitmek, nasıl ani dönüşler yapmak için
kullanacağını öğreniyor. Akvaryum balıkları ise o daracık alanda, akvaryumun
camından televizyon ekranına bakar gibi bakarken ne öğrenebilirse o kadarını
öğreniyor. Sanırım Milli Eğitim Bakanı dahil, anne-babalar dahil, okul
müdürleri ve öğretmenler dahil, çocuklarımızın akvaryum balığı olmaktan
çıkabilmesi için nasıl yetişmeleri gerektiği konusunda yeniden ve yeniden
düşünmemiz gerekiyor.
1 of 1 File(s)
