(Mustafa Kemal Nasıl "Atatürk" Oldu-Mustafa Bilge Işıktürk-s.34)
GAZİYE PEYNİR GETİREN TEYZE
Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına
rasladık. Atatürk attan inerek bu ihiyar kadının yanına sokuldu.
- Merhaba nine
Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
- Merhaba dedi.
- Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadın şöyle bir duralayıp,
- Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?
Paşa gülümsedi.
- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi
nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin? Kadın başını
salladı.
- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç
bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim
mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da....Benim iki
oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi
bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma
girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana
bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de
bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup
duruyom bey.
- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadını birden yüzü
sertleşti.
- Tövbe de bey tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki...O bizim
vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin
mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun
sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur
dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir
defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden
ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana
bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver. Atatürk'ün
gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi.
Bana dönerek,
- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır...Benim köylüm,
benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim. Yaşlı kadının elini
tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını
süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte
karşında duruyor.
Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere
fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu.
İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan,
ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa
öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden
küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy
peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;
- Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana
hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm. Paşa hemen orada
bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.
Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
"Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün.
Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun."
(Mustafa Kemal Nasıl "Atatürk" Oldu-Mustafa Bilge Işıktürk-s.34)
AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE YAZMIŞ. İNANILMAZ GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI. İYİ DE YAPMIŞ. BOL MİKTARDA İLETELİM LÜTFEN...
Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan:
ATATÜRK...
Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş... Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş... Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına
fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş...
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar...
Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan öğrenememiş! Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden,İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..
Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.
Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı. Atatürk'e acıyorum...
Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah... Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock
yapmak, babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken... Bunları yapmadı Atatürk... Keyif çatmadı... Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...
ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE SADECE BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.
BÜTÜN SUÇU 2 KADEH RAKI IÇMEKTI O KADAR.....
Ayrıca; nüfus cüzdanında TÜRKİYE CUMHURİYETİ Yazıyorsa TÜRK MALI giyip, yiyip, içebiliyorsan Çok sevdiğimiz spor dallarında TÜRK MİLLİ TAKIMLARI yarışıyorsa Kendine ait bir para birimin (YTL) var ise Kendine ait bir bayrağın var ise Kendine ait bir marşın var ise Özgürce vatanının topraklarında dolaşabiliyorsan Boğaziçini, gap'ı, kapadokya'yı, manavgat'ı vs. BENİM MEMLEKETİMDE diye tanıtıyorsan Bir sezonda yüzbinlerce turisti ağırlayabiliyorsan Ve bunun gibi kendi VATANINA ait şeylere sahipsen Bunu Atatürk' e ve onun silah arkadaşlarına, şehitlerimize,
gazilerimize borçlu olduğunu ASLA UNUTMA, UNUTTURMA
Jim ile Mary akıl hastanesinde iki hastadır. Bir gün hastanenin yüzme havuzunun etrafında dolaşırken Jim aniden suya atlayıp en dibe batar. Bunu gören Mary hemen ardından atlar ve dibe kadar yüzüp Jim'i kurtarır. Tabii Mary'nin bu kahramanca davranışı hastanede olay olur. Bunu duyan başhekim de Mary'nin artık iyileştiğini düşünüp, hastaneden derhal taburcu edilmesi emrini verir. İşlemler yapılır, belgeler çıkartılır, Başhekim ayni gün Mary'nin yanına gider: -Mary, sana bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haberim, yaptığın kahramanca davranıştan ötürü anladık ki akli dengen tamamen yerinde ve böylece hastanemizden taburcu oluyorsun. Kötü habere gelince, kurtardığın hasta, Jim, intihar etmiş. Az önce odasının banyosunda kendisini asmış bulundu. - Mary gayet sakin yanıt verir: “O intihar falan etmedi ki. Ben onu astım kurusun diye. “
Kullandiginiz cep telefonu kayitli mi degil mi, daha dogrusu yasal prosedur icerisindemi yoksa illegal mi? yukaridaki linke tiklayarak kolayca ogrenin, ustelik coklu aramada yapabilirsiniz. Yasal olmayan telefonlar icin 5 YTL kayit ucreti odemeniz gerektigini, aksi takdirde telefonun kullanima kapatilacagini unutmayin.
Karısından boşanmış olan bir adam, o gün annesini görecek olan kızına
- ''Al kızım bu zarfı. Sen artık 18 yaşına bastın bu annene vereceğim son nafaka çeki. Bunu annene ver, sonra 1 adım geri çekil ve annenin yüzündeki ifadeyi seyret demiş.
Kız annesine gitmiş;
- ''Anne babam bu zarfı sana gönderdi ben artık 18 yaşıma bastığımdan sana gönderdiği son nafaka çekiymiş. zarfı sana verip sonra 1 adım geride durup senin yüzündeki ifadeyi seyretmemi söyledi''.
Annesi;
- ''Peki kızım şimdi babana git 18 seneden sonra O'na aslında senin gerçek baban olmadığını söyle sonra 1 adım geri çekil ve deki ifadeyi seyret''...
AB’nin zırvalıklarına karşı Ankara hâlâ kafasını kumdan çıkarabilmiş değil
Hiç mi onurunuz yok
AB’nin akılalmaz ve utanmazca talepleri karşısında Başbakan ve iktidar yöneticilerinden ses çıkmazken, parti temsilcileri her halûkârda AB’ye “yanaşma” tavrı sergiliyor. Sözde Ermeni Soykırımını ve Rumu tanıma, havaalanı ve limanları açma gibi zırva taleplerini, müzakerenin ön şartı olarak kabul eden Avrupa Parlamentosu, Türkiye kamuoyunun sabrını zorlarken, hükümet kanadı, hâlâ alttan alan demeçlerle, tarihe ve imparatorluk bakiyesi devlet geleneğine adeta hakaret ediyor. Türkiye’den müzakereye başlamak için bazı isteklerini dile getiren Avrupa Parlamentosu’na AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, “AP’nin kararı üzücü. Ancak bu karar Türkiye’yi tam üye olma isteğinden vazgeçirmeyecek” dedi. Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, 3
Ekim’de Avrupa Birliği müzakerelerinin başlayacağını hatırlatarak “Bu süreçte kaybedecek bir tek saniyemiz bile yok.” derken Başbakan Erdoğan’ın dış politika danışmanı ve AKP İstanbul Milletvekili Egemen Bağış da, alınan kararların Türkiye’nin önüne çıkarılan yeni bir engel olduğunu söyledi.
ANKARA-LİZBON Avrupa Parlamentosu’nun aldığı son kararlar Türkiye’nin önüne yeni engeller çıkarırken, birbirinden ağır istekler de peşisıra gelmeye başladı. Sözde Ermeni soykırımını tanıma ve Kıbrıs’ta Rumları adanın tek devleti olarak tanıyan ve deniz limanlarının Rumlara açılmasını ön şart haline getiren isteklere karşılık hükümetten ciddi hiçbir tepki gelmedi. Bununla da kalmayan AKP hükümetinden, rezil isteklere üstü örtülü destek bile gelmedi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) dünkü kararını değerlendirerek “Masaya oturma irademiz olduğu gibi masadan kalkma irademiz de olmalı. Hedefimiz tam üyelik. Ancak AB Türkiye’nin olmazsa
olmazı değil.” dedi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, partisinin genel merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. AB’nin Türkiye gibi büyük bir ülkeyi çok gönüllü olarak alacağını zaten beklemiyoruz” diyen Fırat, Türkiye’de AB’ye girmeyi istemeyen muhalefetin oluşturduğu koalisyon gibi, Avrupa’da da Türkiye’nin üyeliğini istemeyen bir koalisyon olduğuna dikkat çekti. Bu tezinin dünkü Türkiye kararında net bir şekilde ortaya çıktığını ifade eden Fırat, AP’nin kararının Türkiye’yi AB’ye tam üye olma isteğinden vazgeçirmeyeceğini belirtti. Fırat, “Masaya kalkmak için oturmuyoruz. Ancak masaya oturma irademiz olduğu gibi kalkma irademiz de olmalı. Türkiye, menfaatleri için masadan kalkabilir. Hiç bir zaman Türk halkının menfaatleri zedelenmeyecek. Tam üyelik dışında hiç bir seçeneği kabul etmeyiz. Türkiye’nin AB’ye önemli katkılar sağlayacağını, AB’nin ekonomik birlikten çıkıp siyasi bir birlik olmasını sağlayacağını
düşünüyoruz. Buna rağmen AB olmazsa olmaz değil” şeklinde konuştu. Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun; 3 Ekim’de Avrupa Birliği (AB) müzakerelerinin başlayacağını hatırlatarak, “Bu süreçte kaybedecek bir tek saniyemiz bile yok” dedi. Bakan Coşkun, İslam ülkelerindeki petro dolarların Türkiye’ye gelmesi için siyasi istikrarın, sosyal barışın ve sürdürülebilir büyümenin devam etmesi gerektiğine işaret etti. Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, Milli Prodüktivite Merkezi tarafından verilen ‘Yılın İşçi-İşveren, İş Kadını ve İş Adamları Ödül Töreni’ne katıldı. Törende konuşan Coşkun; Bir kaç gün sonra AB ile müzakerelerin başlayacağını hatırlatarak, “Bu süreçte kaybedecek tek bir saniyenin bile olmadığının bilincine tüm toplum varmalıdır. Çünkü, kaybedildiğinde geriye kazanılamayan tek şey zamandır. O yüzden verimlilik Türkiye’nin gündeminde daha da önem taşımaktadır” diye konuştu. Törende bir konuşmada Türk - İş Yönetim Kurulu Başkanı Salih Kılıç yaptı. Kılıç, Avrupa
Parlamentosu’nun aldığı kararları büyük bir haksızlık olarak nitelendirdi. Kılıç, “600 bin Rum’un Türkiye’nin peşine takılması, en basit ifadeyle tam bir insafsızlıktır” dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politika danışmanı AKP İstanbul milletvekili Egemen Bağış ise, AP aldığı kararlar için “Bunlar tuzaktır, üzerinde fazla durmamalıyız” dedi. Lizbon’da, açıklamalarda bulunan Bağış, “AP’nin aldığı kararlar, 3 Ekim’e yaklaşılırken Türkiye’nin önüne çıkarılan engellerin bir yenisidir. Türk halkını, AB sürecinden soğutmak için yapılan girişimlerden birisidir. Bunları Washington Times, Herald Tribune, Le Monde gibi dış basında da görüyoruz. Bunlar tuzaktır, üzerinde fazla durmamalıyız” dedi. Bağış, Türkiye’nin 42 yıldır sürdürdüğü AB ile ilgili müzakereleri hep AB Komisyonu ile yürüttüğünü hatırlattı. 3 Ekim tarihinde başlaması öngörülen müzakereler öncesinde Müzakere Çerçeve Belgesi’ni beklediklerini kaydeden Bağış, bu belgede karşı deklarasyona atıf veya Türkiye’nin
Kıbrıs Rum kesimini tanıması gibi bir yaklaşım olmazsa, müzakerelere rahatlıkla başlanabileceği kaydetti.
Ermenistan Disisleri Bakani Vartan Oskanyan, Avrupa Parlamentosu'nun Turkiye'nin AB'ye katilimi icin sozde Ermeni soykirimini tanimasini onkosul olarak ileri surmesini ''olumlu ve dogal'' olarak niteledi. Medimax ajansinin haberine gore Oskanyan, Erivan'da temaslarda bulunan AB'nin Guney Kafkasya ozel temsilcisi Heikki Talvitie ile birlikte gazetecilere yaptigi aciklamada, ''Turkiye AB uyesi olmak istiyorsa, AB'deki diger uye ulkeler gibi komsulariyla olan sorunlarini cozmeli ve gecmisle barismali'' dedi. Turkiye'nin AB ile uyelik muzakerelerinin iceriginde Türk-Ermeni iliskilerinin de yer alacagini one suren Oskanyan, bunun Turk-Ermeni iliskilerinin normallesmesine yardimci olacagini ve muzakerelerde Turkiye ile Ermenistan arasindaki sinirin acilmasi konusunun da gündeme gelecegini iddia etti. Talvitie de ''Avrupa Parlamentosu'nun kararinin, Turk-Ermeni iliskilerinin Turkiye-AB
gorusmelerinde gundeme geleceginin göstergesi oldugunu'' soyledi. 29.09.2005 - 15:14:00 Anadolu Ajansi
selammmm arkadaşlar bende bgnlerde en cok dınledıgım sarkının sozlerını sızınle paylasmak ıstedım.........bakalım hoşunuza gıtcekmı???????benceınleyın jessıca sımpson angels...
I sit and wait does an angel contemplate my fate And do they know The places where we go When we're grey and old 'Cause I've been told That salvation lets their wings unfold So when I'm lying in my bed Thoughts running through my head And I feel that love is dead I'm loving angels instead
And through it all He offers me protection A lot of love and affection Whether I'm right or wrong And down the waterfall Wherever it may take me I know that life won't break me When I come to call He won't forsake me I'm loving angels instead
When I'm feeling weak And my pain walks down a one way street I look above And I know I'll always be blessed with love And as the feeling grows He breathes flesh to my bones And when the love is dead I'm loving angels instead
And
through it all He offers me protection A lot of love and affection Whether I'm right or wrong And down the waterfall Wherever it may take me I know that life won't break me When I come to call He won't forsake me I'm loving angels instead
I'm loving angels... instead..., ohhh oh yeah
And through it all He offers me protection A lot of love and affection Whether I'm right or wrong And down the waterfall Wherever it may take me I know that life won't break me When I come to call He won't forsake me I'm loving angels instead
kimsede hareket yok bari ben yazmaya devam edeyim.eleştrilerinizi çekinmeden yazın.olumlu,olumsuz.zannetmeyin ki yeni üyelerin katılmadığı.benim 6. hissim çok kuvvetlidir tanıtın kendinizi,uzaktan bakmakla elinize birşey geçmez.basın tuşlara hepimiz için haydi görelim hünerlerinizi arkadaşlar.cesaret....
duvar yazıları ile süsleyelim birazcık.
Bu dünya delikanlı olsaydı yuvarlak olmazdı.
Fabrikadan halka satış vardı. Bir sürü halkam oldu
Kadın hakkı diya birşey olmaz. Çünkü hakkı erkek ismidir
Birinciler olmasaydi ikincilerde kazanırdı.
Büyük jetona para verme, Küçükten al büyüt...
Hakan yarınki maçta forma giymeyecek,çıplak oynayacak.
Sosyal hayata devam etmek için RESET düğmesine basınız.
....Ve tanrı kadını yarattı. O da kalktı kaynana oldu...
Sahipsiz memleketin batması haktır sen sahip çıkarsan bu memleket batmayacaktır
Bir kari-koca cok kotu bir kaza gecirirler. Kadinin yuzu tamamen yanar. Plastik cerrahlar kadinin yuzunu eski haline getirebilmek icin deriye gerek oldugunu ama kadindan deri alamayacaklarini soyleyince kocasi deri vermeye Gonullu olur. Fakat kocasindan alinacak deri popo bolgesinden alinacaktir.. Adam bu bilginin karisina soylenmemesini ister cunku moralinin bozulacagindan cekinmektedir. Ameliyat tamamlandiktan sonra kadin eskisinden de guzel gorunur. Her goren bu muhtesen guzellik karsisinda hayrete dusmektedir. Birgun kadin kocasi ile basbasa kaldiginda ; - "Hayatim cok tesekkur ederim. Benim bu halim senin Sayende. Sana nasil tesekkur etsem?" ...deyince kocasi cevap verir : - "Tesekkure gerek yok hayatim. Annen seni her optugunde ben gerekli mutlulugu duymaktayim zaten"..
Ideallerimiz elele verdigi günden beri de kardesim. Bulutlarinda akincilarin at kosturdugu sohbetlerimizde acimiz, nesemiz, hüznümüz ve ümitlerimiz vuslata eriyor.
Gözbebeklerimiz arasindaki sevgi irmagi, damarlarimizdaki kan kadar asil...
Bir gün...
Beraber dogrulacagiz yerimizden...
Ve haykiracagiz... Daha vakit var O da benim gibi, sehirde dogup büyümüs. Mayamizdaki bir çok haslet, apartmanlarin arasinda yillarca hürriyeti beklemis. Herkesten uzak, issiz köselerde sikinti terlememizin sebebi buymus meger. . Birbirimize el uzattigiz gün sikintilarimiz ikiye bölündü, sevincimiz iki kat artti.
Derken adam oluverdik. Rüyalarimizda kiliç tutan ellerimiz, simdi kalem tutuyor... Kulagina ne zaman "rock müzigi" saldirsa yumruklarini sikar, hirsindan yüzü gerilirdi. Bir kurtulus gününde, bir müzede mehteri duysa, bir köseye çekilip hüngür hüngür aglardi... "Ben mehteri
davet bilirim de, gidemem diye içlenirim" derdi gözyaslarini silerken...
Derdimiz suskunluktu... Patlayamamanin istirabini yasiyorduk. Hâlâ da yasiyoruz... Bilirim. Zamani geldigi gün haykirdigimizda, sesimiz Anadolu'nun her noktasindan yankilanip dünyayi saracak...
O zaman omuz omuza vermis binlerce arkadas, yüzbinlerce yigit ayaga kalkacak... Ayaga kalkacagiz Türk gibi...
NOT:Benim nasıl bir insan olduğumu ilerleyen günlerde daha iyi anlayacak ve seveceksiniz.Ne kadar cana yakın,esprili,güler yüzlü olduğumu beni görmeden anlayamazsınız ama ilerideki günlerde görüşmek üzere hoşçakalın.....
Ben; Mehmet Şen, İstanbul doğumluyum, Tamir, Bakım, Servis Teknisyeni olarak çalışmaktayım. Bilgisayar bilgim orta düzeyde, İnternet ve site düzenlemesiyle hobi olarak ilgileniyorum. Sağcı Değilim, Solcu Değilim, Veya hem sağcı, hem solcuyum, Geçmiş dönemlerde, sağ veya sol görüşlü partilere oy verdim. Takım tutar gibi parti tutmuyorum, bana göre kıstas; o an hangi görüş daha çok Türkiye çıkarlarına uygun hareket ediyor geliyorsa (bana göre) o görüşten yana oyumu kullanıyorum. Vatanımı seviyorum; çiçeğini ağacını, taşını toprağını, her şeyini gerçekten çok ama çok seviyorum, Milletimi; yurdumun insanını seviyorum, Okumaya, öğrenmeye; kendimi, insanları tanımaya çalışıyorum, Ülkemizin en önemli sorunlarından birinin Eğitim olduğuna, Gerçekten çok önemli bir eğitim reformu yapılması gerektiğine inanıyor ve bunun nasıl olacağı hakkında bir fikrim yok, çünkü alanım değil, Kendimi, Ailemi, Çevremi geliştirmeye devamlı
uğraşıyorum, İnsanların hata yapabileceğini, hata yapabileceğimi biliyorum, İnsanlara hoşgörülü davranmaya çalışıyorum, fakat çoğu zaman sinirleniyorum, sonra pişman oluyorum, Allah’ıma şükürler olsun; (Elhamdülillah) Müslümanım, Müslümanlığın gereklerini tam yerine getiremiyorum, getirmeye çalışıyorum, Atatürk’çü olmaya çalışıyor, Atatürk’ün izinden gitmeye çalışıyorum, Atatürk’çüyüm, Geçmişte ve belki de şimdide var olan; yapılmaya çalışılan ayrımcılığın tersine, kendimi; Yüce Önder, Kurtarıcımız, Ata’mızın açtığı yolda ilerlemeye çalışan; Dininin gereklerini yerine getirmeye çalışan bir Müslüman olarak hissediyorum, Dinimin gereklerini yerine getirirken bir çok eksiğimin olduğunu ve, Ben Müslüman’ım dedikten sonra geri kalan hesabın Allah’la aramda olduğunu biliyorum. Diğer din ve ırklardan olan insanlara karşı bir nefretim, hıncım yok. Çevremdeki birçok değişik din ve ırka mensup insanlarla uyum içerisinde yaşıyorum, bazıları çok samimi arkadaşlarım veya
ailemden birileri, Türk’üm, Türk ırkından geliyorum; fakat önemli olanı, kendimi Türk hissediyorum, İnsanların eşit olduğuna; eşit yaratıldığına inanıyorum, Vatanımın bölünmez bütünlüğüne kanımın son damlasına kadar destek vereceğim, Devamlı özgür olmam gerektiğini hissediyorum, boyunduruk altına girmemeye uğraşıyorum, İnsanım; insanca davranmaya çalışıyorum, İnsan ömrünün çok kısa olduğuna inanıyorum Kavram tartışması yaratmaya çalışmıyorum, Çoğunluk Türk vatandaşının da, bir kısmını yukarıda yazdığım fikirlerimle aynı kanıda olduğuna inanıyorum. Bütün bu yazdıklarım; inanın samimi düşüncelerim.
Bu grupta eğleneceğime, öğreneceğime, tartışıp kendimi daha insan hissedeceğime inanıyorum. Öğretilerinizi bekliyorum. Sevgilerle. (Yazdıklarımın sizlere sıkıcı geldiğini biliyorum fakat son günlerde en çok aklımdan geçenleri sizlerle paylaştım, okudunuzsa teşekkür ederim)
ses istiyosun????ok bence bısıler hakkında tartısma ortamı yaratalım....ben durduk yere neler atıp tutııım arkadaslar...ılkonce bı tanıtın kendınızıııı sonra dusuncelerımızııı paylasalım...pat dıe ses gelmıoooo...
İSTANBUL - İÜ Rektörlüğü tarafından yapılan yazılı açıklamada, “İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, 2006 Mart ayı içerisinde Ermeni sorununu geniş uluslararası katılımla, bilimsel kriterlere uygun olarak masaya yatıracak” denildi.
Konferansta, yeni belgeler ışığında Ermeni sorununun geçmişi olduğu kadar, bugünü ve geleceğinin de ele alınmaya çalışılacağı belirtilen açıklamada, “Katılımcı olarak soykırım yasası çıkarmış olan ülkelerin hukukçuları, bilim insanları ve politikacıları özellikle davet edilecek.
İstanbul Üniversitesi, tarihi misyonu ve akademik gelenekleri içerisinde, bilimsel ve tarafsız bir gözle konuyu irdeleyecek. Ermeni sorunu yalnızca tarihi açıdan değil, hukuk, siyasi tarih, sosyoloji gibi farklı disiplinler açısından ve her türlü görüşe açık bir şekilde tartışılacak.
Toplantıda sorunun bilimsellik çerçevesinde çok yönlü olarak ele alınması amaçlanıyor” denildi
irgat bir gun baskanin yanina gider.Baskan ne oldu der.Irgat ruyasini anlatmaya baslar. _Baskanim ruyamda sizi gordum siz bal cukuruna ben ise lagim cukuruna dusmustuk. Baskan gogsunu gerdirir. -iste ben baskan degilmiyim ve irgat soyle der. _birbirimizi yalaya yalaya temizlendik
__________________________________________________ Do You Yahoo!? Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around http://mail.yahoo.com
aç karnımın derdini benden başka kimse anlattığım halde
anlamıyor.acıktım kardeşim.ben sabıkalı biriyim.kapı gibi dr.raporum
var ama yanlış anlamayın arkadaşlar rapor deli değil...dedimki ortağa
yapalım şöyle güzel bir kavurmalı yumurta.tamam dedi ama bizim eleman
geldi sonra çay parası aldı gitti.ortak yine unuttu bizi yine açız
bugün aç aça aç.arkadaşlar aç olan kullanmasın bu siteyi benim
tahammülüm yok.
SAYGILAR.
NOT:yEMEK TARİFİ GÖNDEREBİLİRSİNİZ
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir
heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır.
Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar.
Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır.
Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır.
Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların
üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir
tartışma başlar.
Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş,
böylece daha kolay yakmayı amaçlamış";
fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha
kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş";
jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi
bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak
yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış";
matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de
odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış";
antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha
hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş".
Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının
nedenini sorarlar., Adam cevap verir:
- "Boru yetmedi."