To: avyazbir@yahoogroups.com From: yakupdeliomer@... Date: Fri, 5 Feb 2010 06:13:59 -0800 Subject: [AvYazBir] Fw: Nazim Hikmet kitabi tanitildi [5 Attachments]
[Attachment(s) from =?utf-8?B?WWFrdXAgRGVsacO2bWVybw==?= included below] Nazım Hikmet kitabı Amsterdam’da tanıtıldı Nazım Hikmet, Türkiye’de komünizmin simgesi olduÄŸu yıllarda, ne gariptir ki bizim için yani Sovyetler BirliÄŸinde yaÅŸayan Türkler için Türkçenin ve Türkiye’nin simgesiydi… Türkiye’de ilk kez Azerbaycan Yazarlar BirliÄŸi BaÅŸkanı meÅŸhur yazar ANAR’ın kaleminden, Nazım Hikmet’in, hayatının önemli bir bölümünü geçirdiÄŸi Sovyetler BirliÄŸi’nde ve özellikle Azerbaycan’da nasıl tanındığını, ÅŸiirine ve varlığına ne gibi anlamlar yüklendiÄŸini ele alan â€Nazım Hikmet/ Kerem Gibi“ kapsamlı bir eser yayınlandı. Bengü Yayınları arasında çıkan kitap, Hollanda Türkevi, Hollanda Türk Yazarlar BirliÄŸi ve Türk Demokratlar BirliÄŸi’nin organizesi ile kitabın yazarı ANAR ve çevirmeni İmdat AvÅŸar’ın da katıldığı bir programla Amsterdam Palet Kongre Merkezinde tanıtıldı. Program gazeteci yazar Yavuz Nufel tarafından takdim edildi. Yavuz Nufel gençlik yıllarına atıfta bulunarak, Nazım Hikmet’in fikir ve düşünce dünyamızın ÅŸekillenmesindeki önemli rolüne dikkat çekti. Kendisinin biraz asi bir ÅŸair olmasından dolayı televizyon yapımcısı Tayfun TalipoÄŸlu tarafından ikici Nazım olarak nitelendirildiÄŸini söyleyen ÅŸair Nufel, Nazım Hikmet’in Amsterdam’da Türkevi derneÄŸi tarafından düzenlenen böyle anlamlı bir toplantıda anılması bir çok insanı doÄŸrusu ÅŸaşırtmıştır dedi. Açılış konuÅŸmasını yapan Hollanda Türk Yazarlar BirliÄŸi BaÅŸkanı Sadık Yemni,Türk fikir hayatının en çok tartışılan isimlerinden birisi olan Nazım Hikmet hakkında yüzlerce makale ve kitap yazıldığını, fakat bunlardan pek azı dünyanın pek çok diline çevrilmiÅŸ Nazım’ın Türkiye dışında nasıl bilindiÄŸine deÄŸindi dedi. Edebiyat dünyamızda önemli bir yere sahip olan Nazım Hikmet’in Hollanda’da hatırlanması takdire ÅŸayan bir geliÅŸmedir dedi. Kitabı Azerbaycan Türkçesinden Türkiye Türkçesine çeviren İmdat AvÅŸar, Türkiye’de ilk kez Azerbaycan Yazarlar BirliÄŸi BaÅŸkanı meÅŸhur yazar ANAR’ın kaleminden, Nazım Hikmet’in, hayatının önemli bir bölümünü geçirdiÄŸi Sovyetler BirliÄŸi’nde ve özellikle Azerbaycan’da nasıl tanındığını, ÅŸiirine ve varlığına ne gibi anlamlar yüklendiÄŸini ele alan kapsamlı bir eser olduÄŸunu söyledi. İmdat AvÅŸar, “Nazım Hikmet / Kerem Gibi†adlı kitabında Anar, kendine has büyük üslubuyla, Azerbaycan’da hatta doÄŸu bloÄŸu coÄŸrafyasında yaÅŸayan Türkler için Nazım’ın nasıl anlaşıldığını anlatıyor. Nazım hakkında yazılanları hassas terazisinde eleÅŸtirel bir gözle ama nazik bir üslupla irdeliyor. ANAR’ın “Kerem Gibi†kitabını okurken, aynı ÅŸaire ve onun ÅŸiirlerine farklı coÄŸrafyalarda nasıl birbirine bu kadar zıt anlamlar yüklenerek sevildiÄŸini veya eleÅŸtirildiÄŸini görerek ÅŸaşıracaksınız. Türkiye’de Nazım’ı gerek “sağ†gerekse “sol†eleÅŸtiri ve övgülerle tanıyanlar için Azerbaycan aydınlarının tanıyıp sevdikleri Nazım suretinin aynı ÅŸair veya insana ait olduÄŸunun bilinmesi, ÅŸair hakkında yeni tartışmaların ortaya çıkmasına sebep olacak ve belki de bu tartışmalardan sonra Nazım Hikmet’in hayatı ve ÅŸiiri fikir ve düşünce hayatımızda gerçek yerini bulacak.†“Nazım Hikmet/Kerem Gibi†kitabı eserin yazarı ANAR, Nazım Hikmet’le beraber olana Dünya’da sayılı kiÅŸilerden biri olduÄŸunu, onun özel sohbetlerinde bulunduÄŸunu, bu kitabın bu sohbetlerden ilham alınarak ortaya çıktığını söyledi. ANAR “Bu kitap Nazım’ın farklı yönlerini ortaya çıkarması açısından son derece önemli bir eser olduÄŸunu söyledi.†Kitabın yazarı ANAR, kitabında "Nazım Hikmet'in 1950’li yıllarda SSCB'ye geldikten sonra, Sovyetler BirliÄŸi'nin iç yüzünü görüp, büyük bir hayal kırıklığına uÄŸradığını; onun büyük piÅŸmanlığını, olduÄŸu gibi, gördüğüm, bildiÄŸim gibi anlatmaya çalışıyorum" dedi. ANAR sözlerine şöyle devam etti: “Nazım Hikmet ,1957 yılından sonra da Bakü'ye her geliÅŸinde bizde misafir olurdu. Bizim Moskova'ya yolumuz düştüğünde ise ya Nazım'ın Moskova’daki evinde, ya da baÄŸ evinde mutlaka görüşürdük. Bazen de Nazım Hikmet, Ekber Babayev ile birlikte bizim kaldığımız otele, odamıza gelirdi. Nazım Hikmet, 61 yıllık ömrünün 44 yılını Türkiye'de, 44 yılın 15'ini de İstanbul, Ankara, Bursa ve Çankırı hapishanelerinde geçirmiÅŸtir. Nazım Hikmet’i komünist yapan, gençlik yıllarında Anadolu’da gördüğü manzaralar, haksızlık ve adaletsizlikler oldu. Anadolu insanının çilesi Nazım’ı komünist olmaya yöneltti. Nazım büyük hayallerle Sovyetler BirliÄŸine geldi. Ancak aradığı romantizmi bulamadı. Nazım Hikmet şöyle diyor: Åiirimin kökü yurdumun topraklarındadır. Ama dallarımla bütün topraklarda, doÄŸuda, batıda, güneyde, kuzeyde uçsuz bucaksız yayılan bütün topraklarda, o topraklar üstünde kurulmuÅŸ, medeniyetlere, bütün dünyamıza uzanmak istedimâ€. ANAR, Nazım Hikmet’in Türkiye’de komünizmin simgesi olduÄŸu yıllarda, bizim için Sovyetlerde yaÅŸayan Türkler için Türkçenin ve Türkiye’nin simgesiydi†dedi. Anar, sözlerine şöyle son verdi: Nazım Hikmet kitabımın Amsterdam’da tanıtılacağı, Hollanda’daki Türklerle Nazım’ı konuÅŸacağımı hiç hayalimden geçirmezdim. Benim için Nazım’ı burada sizinle konuÅŸmak bir ÅŸereftir. Sorulan sorular arasında Nazım Hikmet’in inanıp inanmadığı da vardı. Dedesinin bir Mevlevi olduÄŸunu belirten ANAR, Nazım ilk ÅŸiirlerini Mevlevilik üzerine yazmıştır diyerek ÅŸu hatırasını anlattı. Bakü’de bizim evde ben ve kardeÅŸlerim toplandık. Rahmetli babam da vardı. Nazım bize Allah’a inanıp inanmadığımızı sordu. Biz de hep birlikte evet Allah’a inanıyoruz dedik. Bunun üzerine babam, Nazım dedi, bunlar yeni nesil artık bunlar bizim neslin inandığı gibi Stalin’e inanmıyorlar, Allah’a inanıyorlar dedi. Toplantının sonunda söz alan Hollanda Türkevi ve Hollanda Türk Demokratlar BirliÄŸi BaÅŸkanı Veyis Güngör ise, Hollanda’da ÅŸuana kadar böyle anlamda bir ÅŸekilde Nazım Hikmet’in anılmadığını, tanınmadığını dile getirerek, bir çok insanın hala Nazım Hikmet’e ideolojik yaklaÅŸtığını, bu tür yaklaÅŸanları Türkevi derneÄŸinin organize etmiÅŸ olduÄŸu Nazım Hikmet programına anlam veremediklerini belirtti.
yönetimin istanbulumuza yakışırlığı tartışılmaz, tebriklerimle. ERBAY KÜCET TYB GENEL MERKEZ DENETİM KURULU BAŞKANI
Erbay KÜCET TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Birim Amiri
Ana Bina 1 Nolu Kapı B-1 zemin kat ÇANKAYA-ANKARA Tel : 0312.4206615
Faks: 0312.4206616
From: caferrvayni@... Date: Sat, 30 Jan 2010 04:04:37 +0200 Subject: [AvYazBir] LÜTFEN TYB İSTANBUL ŞUBE GENEL KURULUNA KATILINIZ...
Türkiye Yazarlar Birliği
İstanbul Şubesi’nin Saygıdeğer Üyeleri,
1978’de “kurşunların adres sormadığı” tarihlerde bir avuç idealist yazar ve düşünce insanı tarafından kurulan Türkiye Yazarlar Birliği’mizin tarihinde ilk defa “üye merkezli bir hareketi” başlatmış olmanın mutluluğunu yaşamaktayız. 31 Ocak 2010 Pazar günü saat 15.00’de Sultanahmet’te bulunan ve şube merkezimiz olan Kızlarağası Medresesi’nde gerçekleştireceğimiz İstanbul Şubesi’nin dokuzuncu olağan genel kurulunda derneğimizin geleceğini üyelerimiz belirleyecektir. Şube tarihimizde ilk defa üyelerimizden güç alarak katılımcı, özgür, demokratik ve şeffaf bir seçim gerçekleştireceğiz. Bu nedenle sizlere gerçekten layık olacak bir ekip oluşturduk. Başarılı,istikrarlı,mütevazi,çok yönlü ve model oluşturabilecek bir ekip…
Aşağıda ve ekte yer alan ekibimize yetki verdiğiniz takdirde yirmi yıllık şubemiz bir çok ilke imza atacaktır. Bunların bir kısmını arz etmek gerekirse;
- Üyelerimizin hak ve hukukunu korumak ana davamız olacaktır.
- Ahde vefa ana ilkemiz olacaktır.
- Şubemiz üyelerimizin geniş ailesi olacaktır.
-İstişare mekanizmasını harekete geçirerek faaliyetlerimizi üyelerimizin görüş ve tavsiyeleri belirleyecektir.
-Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul şubesi yeni dönemde daha katılımcı, daha şeffaf, daha kucaklayıcı ve daha demokratik olacaktır.
- Çok çeşitli etkinliklerle ülkemiz sathında faaliyet gösterilecektir.
-Ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle eserlerini yayınlayamayan üyelerimizin eserlerinin basımına, tanıtımına ve dağıtımına katkıda bulunulacaktır.
- Şube tarihimizde ilk defa Yönetim Kurulu’nun “meşruiyet sorunu”, sayenizde oluşmayacaktır.
Aziz üyelerimiz,
Bunları gerçekleştirmek için lütfen kongreye katılınız. Şubemizin geleceğine beklentileriniz doğrultusunda yön veriniz…
Saygılarımızla…
Cafer VAYNİ
TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ İSTANBUL ŞUBESİ 9. GENEL KURUL ADAY LİSTESİ
Nazım Hikmet kitabı Amsterdam’da tanıtıldı
Nazım Hikmet, Türkiye’de komünizmin simgesi olduğu yıllarda, ne gariptir
ki bizim için yani Sovyetler Birliğinde yaşayan Türkler için Türkçenin ve
Türkiye’nin simgesiydi…
Türkiye’de ilk kez Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı meşhur yazar
ANAR’ın kaleminden, Nazım Hikmet’in, hayatının önemli bir bölümünü
geçirdiği Sovyetler Birliği’nde ve özellikle Azerbaycan’da nasıl
tanındığını, şiirine ve varlığına ne gibi anlamlar yüklendiğini ele
alan â€Nazım Hikmet/ Kerem Gibi“ kapsamlı bir eser yayınlandı.
Bengü Yayınları arasında çıkan kitap, Hollanda Türkevi, Hollanda Türk
Yazarlar Birliği ve Türk Demokratlar Birliği’nin organizesi ile kitabın
yazarı ANAR ve çevirmeni İmdat Avşar’ın da katıldığı bir programla
Amsterdam Palet Kongre Merkezinde tanıtıldı.
Program gazeteci yazar Yavuz Nufel tarafından takdim edildi. Yavuz Nufel
gençlik yıllarına atıfta bulunarak, Nazım Hikmet’in fikir ve düşünce
dünyamızın şekillenmesindeki önemli rolüne dikkat çekti. Kendisinin biraz
asi bir şair olmasından dolayı televizyon yapımcısı Tayfun Talipoğlu
tarafından ikici Nazım olarak nitelendirildiğini söyleyen şair Nufel,
Nazım Hikmet’in Amsterdam’da Türkevi derneği tarafından düzenlenen
böyle anlamlı bir toplantıda anılması bir çok insanı doğrusu
şaşırtmıştır dedi. Açılış konuşmasını yapan Hollanda Türk
Yazarlar Birliği Başkanı Sadık Yemni,Türk fikir hayatının en çok
tartışılan isimlerinden birisi olan Nazım Hikmet hakkında yüzlerce makale
ve kitap yazıldığını, fakat bunlardan pek azı dünyanın pek çok diline
çevrilmiş Nazım’ın Türkiye dışında nasıl bilindiğine değindi dedi.
Edebiyat dünyamızda önemli bir yere sahip olan
Nazım Hikmet’in Hollanda’da hatırlanması takdire şayan bir gelişmedir
dedi.
Kitabı Azerbaycan Türkçesinden Türkiye Türkçesine çeviren İmdat Avşar,
Türkiye’de ilk kez Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı meşhur yazar
ANAR’ın kaleminden, Nazım Hikmet’in, hayatının önemli bir bölümünü
geçirdiği Sovyetler Birliği’nde ve özellikle Azerbaycan’da nasıl
tanındığını, şiirine ve varlığına ne gibi anlamlar yüklendiğini ele
alan kapsamlı bir eser olduğunu söyledi.
İmdat Avşar, “Nazım Hikmet / Kerem Gibi†adlı kitabında Anar, kendine
has büyük üslubuyla, Azerbaycan’da hatta doğu bloğu coğrafyasında
yaşayan Türkler için Nazım’ın nasıl anlaşıldığını anlatıyor.
Nazım hakkında yazılanları hassas terazisinde eleştirel bir gözle ama
nazik bir üslupla irdeliyor. ANAR’ın “Kerem Gibi†kitabını okurken,
aynı şaire ve onun şiirlerine farklı coğrafyalarda nasıl birbirine bu
kadar zıt anlamlar yüklenerek sevildiğini veya eleştirildiğini görerek
şaşıracaksınız. Türkiye’de Nazım’ı gerek “sağ†gerekse
“sol†eleştiri ve övgülerle tanıyanlar için Azerbaycan aydınlarının
tanıyıp sevdikleri Nazım suretinin aynı şair veya insana ait olduğunun
bilinmesi, şair hakkında yeni tartışmaların ortaya çıkmasına sebep
olacak ve belki de bu tartışmalardan sonra Nazım Hikmet’in hayatı ve
şiiri fikir ve düşünce hayatımızda gerçek
yerini bulacak.â€
“Nazım Hikmet/Kerem Gibi†kitabı eserin yazarı ANAR, Nazım Hikmet’le
beraber olana Dünya’da sayılı kişilerden biri olduğunu, onun özel
sohbetlerinde bulunduğunu, bu kitabın bu sohbetlerden ilham alınarak ortaya
çıktığını söyledi. ANAR “Bu kitap Nazım’ın farklı yönlerini
ortaya çıkarması açısından son derece önemli bir eser olduğunu
söyledi.â€
Kitabın yazarı ANAR, kitabında "Nazım Hikmet'in 1950’li yıllarda SSCB'ye
geldikten sonra, Sovyetler Birliği'nin iç yüzünü görüp, büyük bir hayal
kırıklığına uğradığını; onun büyük pişmanlığını, olduğu gibi,
gördüğüm, bildiğim gibi anlatmaya çalışıyorum" dedi. ANAR sözlerine
şöyle devam etti: “Nazım Hikmet ,1957 yılından sonra da Bakü'ye her
gelişinde bizde misafir olurdu. Bizim Moskova'ya yolumuz düştüğünde ise ya
Nazım'ın Moskova’daki evinde, ya da bağ evinde mutlaka görüşürdük.
Bazen de Nazım Hikmet, Ekber Babayev ile birlikte bizim kaldığımız otele,
odamıza gelirdi. Nazım Hikmet, 61 yıllık ömrünün 44 yılını
Türkiye'de, 44 yılın 15'ini de İstanbul, Ankara, Bursa ve Çankırı
hapishanelerinde geçirmiştir.
Nazım Hikmet’i komünist yapan, gençlik yıllarında Anadolu’da
gördüğü manzaralar, haksızlık ve adaletsizlikler oldu. Anadolu insanının
çilesi Nazım’ı komünist olmaya yöneltti. Nazım büyük hayallerle
Sovyetler Birliğine geldi. Ancak aradığı romantizmi bulamadı. Nazım Hikmet
şöyle diyor: Åiirimin kökü yurdumun topraklarındadır. Ama dallarımla
bütün topraklarda, doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde uçsuz bucaksız
yayılan bütün topraklarda, o topraklar üstünde kurulmuş, medeniyetlere,
bütün dünyamıza uzanmak istedimâ€.
ANAR, Nazım Hikmet’in Türkiye’de komünizmin simgesi olduğu yıllarda,
bizim için Sovyetlerde yaşayan Türkler için Türkçenin ve Türkiye’nin
simgesiydi†dedi.
Anar, sözlerine şöyle son verdi: Nazım Hikmet kitabımın Amsterdam’da
tanıtılacağı, Hollanda’daki Türklerle Nazım’ı konuşacağımı hiç
hayalimden geçirmezdim. Benim için Nazım’ı burada sizinle konuşmak bir
ÅŸereftir.
Sorulan sorular arasında Nazım Hikmet’in inanıp inanmadığı da vardı.
Dedesinin bir Mevlevi olduğunu belirten ANAR, Nazım ilk şiirlerini Mevlevilik
üzerine yazmıştır diyerek şu hatırasını anlattı. Bakü’de bizim evde
ben ve kardeşlerim toplandık. Rahmetli babam da vardı. Nazım bize Allah’a
inanıp inanmadığımızı sordu. Biz de hep birlikte evet Allah’a
inanıyoruz dedik. Bunun üzerine babam, Nazım dedi, bunlar yeni nesil artık
bunlar bizim neslin inandığı gibi Stalin’e inanmıyorlar, Allah’a
inanıyorlar dedi.
Toplantının sonunda söz alan Hollanda Türkevi ve Hollanda Türk Demokratlar
Birliği Başkanı Veyis Güngör ise, Hollanda’da şuana kadar böyle
anlamda bir şekilde Nazım Hikmet’in anılmadığını, tanınmadığını
dile getirerek, bir çok insanın hala Nazım Hikmet’e ideolojik
yaklaştığını, bu tür yaklaşanları Türkevi derneğinin organize etmiş
olduğu Nazım Hikmet programına anlam veremediklerini belirtti.
--- On Fri, 2/5/10, uetd <info@...> wrote:
> From: uetd <info@...>
> Subject: Nazim Hikmet kitabi tanitildi
> To: info@...
> Date: Friday, February 5, 2010, 9:35 AM
>
>
>
>
> _filtered #yiv1992139463 {
> font-family:SimSun;}
> _filtered #yiv1992139463 {
> }
> _filtered #yiv1992139463 {margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt
> 70.85pt;}
> #yiv1992139463 P.MsoNormal {
> FONT-SIZE:12pt;MARGIN:0cm 0cm 0pt;FONT-FAMILY:"Times New
> Roman";}
> #yiv1992139463 LI.MsoNormal {
> FONT-SIZE:12pt;MARGIN:0cm 0cm 0pt;FONT-FAMILY:"Times New
> Roman";}
> #yiv1992139463 DIV.MsoNormal {
> FONT-SIZE:12pt;MARGIN:0cm 0cm 0pt;FONT-FAMILY:"Times New
> Roman";}
> #yiv1992139463 A:link {
> COLOR:blue;TEXT-DECORATION:underline;}
> #yiv1992139463 SPAN.MsoHyperlink {
> COLOR:blue;TEXT-DECORATION:underline;}
> #yiv1992139463 A:visited {
> COLOR:purple;TEXT-DECORATION:underline;}
> #yiv1992139463 SPAN.MsoHyperlinkFollowed {
> COLOR:purple;TEXT-DECORATION:underline;}
> #yiv1992139463 SPAN.E-mailStijl17 {
> COLOR:windowtext;FONT-FAMILY:Arial;}
> #yiv1992139463 DIV.Section1 {
> }
>
>
>
>
> DeÄŸerli
> Basın Mensubu,
> Â
> Ekte,
> Amsterdam’da gerçekleşen Nazım Hikmet kitap
> tanıtım programına ilişkin Basın
> Açıklaması yer almaktadır. İlginiz için teşekkür
> ederiz…
>
> Â
> Kaan
> TÜRKELİ
> UETD
> Basın Danışmanı
> Â
>
Prof.Dr. Ahmet Bican ve Prof.Dr.Bilge Ercilasun'a, sayin Konuralp Ercilasun'a,
yakınlarına dostlarına ve bütün Avrasiya yazarlar Birliginin dikkatlilarina
BASSAGLIGI verir ve sabirlar diliyirem... Bashin Sag olsun Dede Turkiye!!!
"Ölünün ardından konuşulmaz" atasözüne değineceğim. Böyle bir ayet veya hadis yok. Olsaydı, Kur'ân geçmiş kavimlerden bahsetmez, Peygamber de bazılarının hakkında dem vurmazdı. Ayrıca Tarih denilen bilim hiç yazılmazdı. Ama diri de olsa ölü de olsa gıybet edilmez; bu konuda oldukça nusus var. Bir de sadaka-i câriye denen ölümden sonra da sevabın devam etmesine sebepler var. Her zaman iyi anılmak, ruhuna en azından Fatiha okunmak. Bu, öbür dünyaya göçeni umulur ki memnun eder. Ya kötülük, zulüm yapanlar? Yapmışlar bir kere veya çok kere. Öbür dünyada sorgu, hesap var, adalet var. Kötü iz bırakanlar da bıraktıkları o kötü iz, gelen nesillere de olumsuz etkiler yapacağı için Hakk'ın adaleti, onun da câri olan seyyiatına, kötülüklerine lanet edenleri devam edecektir. Ancak hakkında affa uğrayacaklar başkalarına değil, kendilerine az veya çok zulmedenler olacaktır.
Özellikle Emeviler şerrin de Allah tarafından yapıldığına dair, Allah'ın adaletiyle bağdaşmıyan hadisler uydurttukları gibi, Kur'ân-a aykırı görüşte de bile bile kasıtlı suç işleyene de ichihad etti, hatadan dolayı bir, doğru yapsaydı iki sevap alırdı. Zulüm edene mutlak itaati farz gibi, ölünün arkasından konuşma, kimseye lanet etme gibi (halbuki Kur'ân bunun gibilere lanet eder) kendilerini temize çıkarmak için uydurdukları, İslâm'a karşı İslâm dinidir. Allah onların şerrinden sakındırsın.
Fazıl Agiş
To: AvYazBir@yahoogroups.com From: abdullah.buksur@... Date: Thu, 21 Jan 2010 16:39:16 +0200 Subject: Re: [AvYazBir] Vefat ve başsağlığı
KAFKASYA'DA GEÇMİŞ, SORUNLAR VE GELECEK
Abdullah BUKSUR
20.01.2010
Kafkas! Her Millet için bir anlamı vardır ama Rus milleti için ayrı bir anlama sahiptir. Bu Milletin çocukları olarak bizlerde Kafkaslar denilince sıradanlıktan çok uzak akıl erdiremediğimiz hayallere kapılıyoruz!
Yaşanmış bu kadar acıya rağmen kötü sözler ve niyetler değil ümit dolu arzular uyanıyor içimizde. Rus devletinde, ailesi onlarca yıl önce bu esrarengiz ülke için gözyaşları ve kanla feda olmayan, uzaklarda kahramanlıklarla dolu savaşların gürültüsünü büyük bir heyecana kapılarak Tanrı’ya gönül dolusu dua etmeyen bir insan var mı bilmiyorum.
Başına kardan çelenkler takmış yüksek dağlar da, güney güneşinin yakıcı ışıkları da, meydana gelmiş faciaları tasvir eden keder dolu efsanelerin objektif delilleri gibi durur öylece. Bütün bu dinginliğe rağmen, Kafkas yiğitlerinin hareketliliği ve coşkusu tasvir edilmez. Kahramanlıkları ise anlatılmaz yaşanır.
Kafkaslar Rusya’nın ülkesel güvenliği, cihanşümul rolü ve stratejisi ile organik şekilde bağlantılı olduğu için, Ruslar bölgeyi kontrollerinde tutabilmek için son derece büyük güç sarf etmiştir / etmektedir.
Rusların Kafkaslarda vermiş olduğu hakimiyet mücadelesinin sonucunda bazıları, “Ruslara hizmeti, devletin ve milletin varlığı, gelişmesi yolunda yapılan mücadele, tarihin olaylar arasındaki zaruri ilişkisiyle, ahlak kuralları veya insanî kuralların sınırlamadığı bir mücadele olarak görüyor.”
Ruslar ise Kafkas halkı için, “değerli olsalar bile, diğer başka şeyler bizim halk ve devlet çevresiyle yeteri kadar kısa zamanda tamamen birleşmese de yeryüzünden silinmelidir.” Böylesi acımasız bir düşüncenin Ruslar’a değil, Almanlar’a ait olduğunu söylemek isterdim. Çünkü bu düşünce Ruslar’ın devletçilik idealine karşıdır, üstelik onun ruhî ve politik gücünün dayandığı temellerden birisini sarsıyor.
Asıl önderleri veya perde arkasındaki kışkırtıcıları elbette Rus olmayan, sahte bir milli programa dayanan, kötülüklere karşı mukavemet etmeyen bir okulun temsilcileridir. Diğer halklardan olan ve ayrılıkçılık meydana getiren sağlam güçlere, hatta onların herhangi bir kötü niyet beslemediği durumlarda bile, karşı çıkmamak Rus vatanperverliğine zarar vermekle mümkündür. Bu durumlarda bizim büyük ve güçlü bir halk olmamız konusunda ortaya atılan herhangi bir düşünce asla onu haklı göstermiyor. Büyük halk! Söyleyin bakalım, çocuklarımızın ekmeğine, küçük kardeşlerimizin gücünün tükenmesine sebep olmaya, ziyaretgahlarımızı aşağılamaya ve ayrılıkçılık düşüren diğer halkların Rusçuluğa yardım eden zayıf temsilcileriyle dalga geç Kafkas! Rus milleti için ne unutulmaz hatıralarla doludur. Bu isim anıldığında sıradanlığın akıl erdiremediği hayallere kapılıyoruz! Kötü sözler ve niyetler değil ümit dolu arzular uyanıyor. Rus devletinde ailesi onlarca yıl önce bu esrarengiz ülke için gözyaşları ve kanla feda olmayan, uzaklarda kahramanlıklarla dolu savaşların gürültüsünü büyük bir heyecana kapılarak Tanrı’ya gönül dolusu dua etmeyen bir insan var mı Rusya’da? Başına kardan çelenkler takmış yüksek dağlar da, güney güneşinin yakıcı ışıkları da, meydana gelmiş faciaları tasvir eden keder dolu efsaneler ve rivayetler de, Kafkas yiğitlerinin tasvir edilmez kahramanlıkları da, hem yörenin halkları tarafından ve Rus idealizmine ilham veren dahi şairlerimiz tarafından terennüm edilmiştir.
Kafkas bize yabancı olamaz. Onun yolunda son derece büyük güç sarf ettik. O, Rusya’nın cihanşümul rolü ve stratejisi ile organik şekilde bağlantılıdır.
Kabileler arası problemlerin çözümünde Rus toplumunu şaşırtmak için (çoğunlukla menfaat sebebiyle) yapılan teşebbüsler yüzünden, genelde Rusçuluk için doğru ve hayati bakış tarzını belirlemek gerekmektedir.Aynı şekilde samimî davranan insanların fikirleri değişik olabilir. Bazıları, Ruslara hizmeti, devletin ve milletin varlığı, gelişmesi yolunda yapılan mücadele, tarihin olaylar arasındaki zaruri ilişkisiyle, ahlak kuralları veya insanî kuralların sınırlamadığı bir mücadele olarak görüyor.
Onlar, değerli olsalar bile, diğer başka şeyler bizim halk ve devlet çevresiyle yeteri kadar kısa zamanda tamamen birleşmezse yeryüzünden silinmelidir. Böylesi acımasız bir düşüncenin Ruslar’a değil, Almanlar’a ait olduğunu söylemek isterdim. Çünkü bu düşünce Ruslar’ın devletçilik idealine karşıdır, üstelik onun ruhî ve politik gücünün dayandığı temellerden birisini sarsıyor.
Büyük ve güçlü olanlar hayata mahmur gözlerle bakmıyor, aksine hayatın gerçeklerini uyguluyor. Geçmişin en değerli rivayetleri “aklın, sağduyulu yaklaşımların ve ıstıraplı bir kalbin arzuları” ile silahlanarak kendini birleştirici veya ferdi bir şahsiyet olarak geliştiriyor. Büyük, aynı zamanda güçlü olanlar, yalan, belirsiz veya karmaşık anlayışların belirmesine izin vermeyen şablonlara ve davetlere önem vermiyor. O, tembelliği, belirsizliği aklın gücüyle etki altına almaya, rengarenk bir tablo çizen bu manzaranın renklerini ve detaylarını anlamaya borçludur.
Eğer bu güne kadar karmaşık olan Kafkasya, insanlık için ıstıraplı bir gizem olarak algılanıyorsa, insanlığın gerekeni yapmasından, insani değerlerin gücünden söz etmemiz mümkün değildir. Ne yazık ki, yabancı sözlerin ve anlayışların esaretinden, yukarıda esas hatlarıyla gösterilen, tembelliğin ve belirsizliğin boyunduruğundan kurtulamak mümkün değildir.
Gelişmişlik bir anlamda sahte ve hileden uzak olmak demektir. Bir şeyin doğruluğunun ve gelişmişliğinin ölçütü, taraflar arasında paylaşıldığı zamanda makul kabul edilebilmesidir.
Kafkaslarda yaşayan halklar, Kafkas’ı “ölüm makinesi” olarak adlandırmıştır. Çünkü Kafkas’ın fethi kahramanlığın ve akla hayale sığmayan gerginliğe, büyük kurbanlara mal olmuştur. Kafkas halklarının kullandığı bir atasözümüzü var; “Ölünün ardınca konuşmazlar”.
Kafkasya, araştırmacılar ve gözlemciler için objektif sonuçlara varmak için gereken imkânı sağlayan koskoca bir akademi gibidir. En çok da, sosyologların ve devlet bilimiyle uğraşanların eğitimi için önemlidir.
Kafkasya’da yaşam ve insan karakterleri türlü türlü ve aynı zamanda çok karmaşıktır. Milletlerin problemlerini oluşturan, tarihi – sosyal ve ekonomik sorunlar Kafkasya da iç içe geçmiştir.
Bölgenin idaresi ve burada yaşayan halkın sosyal özelliğinin ve yaşam şartlarının kendine has yapısının önemi bazen gerçekten, bazen de ikiyüzlülükle anlamak istemeyenlerin, görevini gerçekten de yapıp yapmadığını kontrolünün güçlüğü Kafkasya bu özelliğinden kaynaklanmaktadır.
Olayların ve problemlerin kökenine inmek için önce geçmişi tanımamız gerekmektedir. Ancak o zaman Kafkasya’nın sorunlarını çözmek ve gelecekte ilgili olarak belirli bir rota çizmelerine yardım etmek mümkün olacaktır.
Kuzey Kafkasların Etnik Yapısı
Dünya üzerindeki en eski yerleşim bölgelerinden birisi olması ve dünyadaki diğer topluluklarla ilişkisi olmayan dilleri konuşan halkların oturmasından dolayı Kafkasya bölgesi, sorunlu bir bölge olmuştur. Bütün bunlara yer üstü ve yer altı kaynaklarının eklenmesi sorunları içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Sovyet döneminde, bölgede yaşayan halklar, tarihi geçmişleriyle ilgili olarak sağlıklı bilgilere ulaşamadıkları gibi baskıyla ya dayalı uygulamalarla yönetilmeye çalışılmıştır. Buna rağmen Kafkasyalılar, bazı problemler olsa da kimliklerini ve geçmişlerini bu güne taşımayı başardılar.
Bu gün gelinen noktada Kuzey Kafkasyalılar tarihlerine yeniden sahip olmada ve geçmişlerini keşfetmede özgür olma mücadelesi vermektedirler. Fakat bu süreç sağlıklı bir biçimde yürütülmez ise bölge yeni çatışmaların ve hakimiyetlerin mekanı olacaktır. Kafkaslarda yaşayan her etnik grubun ayrı bir kökeni ve geçmişi olduğu için kendi içinde çatışmacı bir ortamı üretme potansiyeli vardır. Şu anda yaşananlara zamanın ruhuna uygun bir yaklaşım konularak çözüm üretilmez ise geçmişten günümüze eski metinlerle, arkeolojik buluntularda bile var olan, kültürel taşıyıcılar olan hikaye ve mitlerde günümüze taşınan tartışmaların tekrarının yaşanmasına hiçbir şey engel olamaz.
Hanlıklar ve prensliklerdöneminde Kafkasya da kolonyal tecrübeyi büyük oranda yaşamıştır. 19. yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda Rus imparatorluğunun Türkiye ve İran'la olan sınırları kesin olarak oluştu ve 1991'de Sovyetler Birliği çökene ve yeni bağımsız Transkafkasya cumhuriyetleri ortaya çıkana kadar değişmeden kaldı. Büyük oranda Müslüman olan Kuzey Kafkasya, 1860'lara kadar Ruslara karşı direndi ve Rus hakimiyetini kabul etmedi. Rusların hakimiyet süreci Kuzey Kafkasya ve Transkafkasya halklarının büyük bölümünün, kolonyal yapıdan kurtulup kolektif kültüre doğru evrilmesine imkan sağladı.
Etnik Yapı
Kuzey Kafkasya'nın etnik yapısı Afganistan veya Balkanlara benzemektedir. Bölgede etnik farklılık ve dil içinden çıkılmaz surette birbiriyle farklı ama bir o kadarda bağlantılıdır. Halkları ve dilleri sınıflandırmak için kullanılan kritere göre Kafkasya'da, her biri farklı bir dil veya diyalekte sahip olan elli kadar etnik grup gösterilebilir. Yerli milliyetlerin büyük çoğunluğu Azerbaycan Türk’ü, Ermeni, Gürcü ve Çeçendir. Azerbaycan Türkleri Türkçe konuşur. Ermeniler eski bir Hint-Avrupa dil ailesine ait olan halktır. Kafkasya'nın en eski halkları Gürcüler ve Çeçenlerdir. Ayrıca Kuzey Kafkasya'da eski zamanlardan beri yaşayan bir düzine kadar etnik grup vardır. Bu etnik gruba Abhazlar ve çeşitli Çerkez alt grupları, Çeçenlerin kuzenleri olan İnguşlar ve Lezgiler ve Dağıstandaki diğer gruplar dahildir. Bu grupların hepsi Kafkasya'nın etnik karışımını oluşturur. Kafkasya'da, dünyanın ilk bin yıllık döneminde ortaya çıkan Türkler arasında Azerbaycan Türklüğünün dışında dört Kuzey Kafkasya Türk grubu daha vardır: bunlar Karaçay, Balkar, Nogay ve Kumuklardır. Daha küçük Türk grupları da vardır bölgede. Örneğin II.Dünya Savaşı'nın sonunda çeşitli Kuzey Kafkasya halklarıyla birlikte sürgün edilen ancak 1950'lerin sonunda diğer sürgün edilen halkların topraklarına geri dönmesine izin verilirken kendilerine izin verilmemiş olan Gürcistan'ın Ahıska (Mesket) Türkleri gibi. Dağların kuzeydoğusundaki steplerde büyük bir alana sahip olan Kalmuklar ve Kuzey Kafkasya'nın merkezinde oturan Osetler ise bu yapılardan farklıdır. Küçük Fars gruplar da vardır. Yunanlı gruplar da eski çağlardan beri Kafkasya'da yaşamıştır. Nihayet, bölgede Kürtler, çeşitli Yahudi grupları, Asurlular son olarak da Slavlar bulunur. Diğer halklarla karşılaştırıldığında Slavlar bölgeye yeni gelmişlerdir.
Ruslar yerli halkla evlilik yaptılar. Rusların Kalmuklar ve Kuzey Kafkasyalı dağ halkları ile yapmış oldukları evlilikten doğan insanlar şimdi kendilerini Rus olarak tanımlamaktadır. Diğer Ruslar, Kafkasya'ya, Ukraynalılar ve Beyaz Ruslarla beraber, 18. yüzyılın sonunda göçmen, görevli, tüccar, girişimci ve tekniker olarak geldiler. Rusların bölgeye göçü, Çarlık yönetiminin son ve Sovyet yönetiminin ilk on yılında hızla arttı ancak 1970'lerin başından bu yana Rusların ve diğer Slavların bölgeden dışarıya doğru göç etmeye başladığı görülüyor. Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra Kuzey Kafkasya'dan göç öylesine hızlanmıştı ki 6 milyonluk bölge nüfusunun ancak 1 milyonu Slav’dır.
İçine doğdukları gurubun kültürü bütün Kafkasya halklarında çok güçlüdür. Bu yerel dillerin yaşamasına imkan sağlamıştır. Bu etnik bilincin yaşatılmasına önemli katkıda bulunmuştur. SSCB’nin çöküşünden sonra etnik gruplar ve onların liderleri etnik çatışma yerine etnik dayanışma yolunu seçmişlerdir.
--- On Wed, 1/20/10, Zafer KARATAY <zkaratay@...> wrote:
From: Zafer KARATAY <zkaratay@...> Subject: [AvYazBir] Vefat Başsağlığı Saltuk Ercilasun To: avyazbir@yahoogroups.com Date: Wednesday, January 20, 2010, 12:53 PM
Türk Dünyası sevdalıları, Türk Dili ve Edebiyatına büyük hizmetler vermiş hocalarımız Prof.Dr.Ahmet Bican ve Prof.Dr.Bilge Ercilasun'un sevgili oğulları Saltuk Ercilasun Hak'kın rahmetine kavuşmuştur.
Saltuk Ercilasun kardeşimizin cenazesi 22 Ocak 2010 Cuma günü Ankara Kocatepe Camisinde Cuma Namazını müteakip kılınacak cenaze namazı sonrası defnedilecektir.
1980 li senelerin başlarında EMEL Dergisini neşretmeye başladığımız yıllardan beri bize yol gösteren, teşvik eden,hamilik yapan, Türk Dünyasının bu meyanda Kırım Davasının en büyük destekçilerinden olan hocalarımız Prof.Dr. Ahmet Bican ve Prof.Dr.Bilge Ercilasun'a, sevgili kardeşimiz Konuralp Ercilasun'a ve bütün yakınlarına dostlarına başsağlığı ve sabırlar diliyoruz... .
Rahmetli Saltuk ve kardeşi Konuralp, bizim Ankara'da tepreç geleneğini yeniden başlattığımız yıllarda, tepreçimizin en genç
üyeleri ve maskotları idiler...
Şüsiyad Başkanı Okuyar, ŞEBİNGÜLÜ için Şiir istedi
Hikmet Okuyar Kış Etkinlikleri kapsamında çalışmalarını sürdürken bir mesaj yayınlayarak aşık ozan ve şairlerden tüm çiçeklerin ve güllerin sembolü olan gizemli Şebingülü için şiir yazmalarını isteyen Şüsiyad Başkanı Şair Hikmet Okuyar; şiir dostlarına şöyle seslendi:
ŞEBİNGÜLÜ için bir ŞİİR de sen YAZ..
Hergün yaklaşık 15-20 şiir dostu sanatsever arıyor ve ''bugün benim yaş günüm'' diyor. Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Kars, Muğla, Hakkari, Erzurum, Elazığ, Mardin, Malatya, Kayseri, Karaman, Kahramanmaraş, Osmaniye, Gaziantep, Adana, Mersin, Çukurova, Antalya, Isparta, Burdur, Kütahya, Afyon, Eskişehir, Manisa, Bursa, Balıkesir, Aydın, Denizli, Giresun, Artvin, Gümüşhane, Trabzon, Bayburt, Ordu, Samsun, Çankırı,Tokat, Çorum, Yozgat, Sivas, Bartın, Bolu, İnebolu, Safranbolu, Tirebolu, Şalpazarı, Beypazarı ve Şebinkarahisar olmak üzere şiir ile çok yakından irtibatlı bazı yörelerden; bazen de Türkiye dışından iletiler alıyorum. Öteki aylarda çok zor omasa da kış aylarında; yaş günlerinde ve özel günlerde benden Şebingülü bekleyenler için gerçekten çok zorlanıyorum.Ama zevk ile gereğini de yapıyorum.
''Zemheri ayında gül ister benden'' dediklerim bu defa aklıma gizemlice bir iş düşürdüler. Şebingülü sevdalıları için sevenlerim için; aşık, ozan ve şair canlarıma bir mesaj göndererek Hikmet Okuyar Kış etkinlikleri kapsamında ''ŞEBİNGÜLÜ için bir ŞİİR de sen YAZ'' dedim ve şunları söyledim:
Ferhat gibi, Mecnun gibi, Yusuf gibi ya da Kendince yazacağın ve ''ithafı gönlümde'' diyeceğin bu çok özel şiir; sevgililer günü, kutlu doğum, yaş günü, anneler babalar yaşlılar günü, nevruz bayramı, şairler şiir yorumcuları günü, öğretmenler günü, yeşil çevre günü ve ağaç bayramı etkinliklerinde; pastanede, hastanede, çarşıda, pazarda, her yerde, bir de; 7 Gün 7 Gece Şebinkale Şiir Şenlikleri'nde
okuma yazma bilenlerle, Şiir Yorumcusu elemanlar tarafından
gülümseyerek okunsun istiyorum.Her aşık, ozan ve şairin bir Şebingülü şiiri olsun istiyorum. Sonra da balkona bahçeye kamelyanın
yanına veya çardağa, parka, bulvara, meydana; sevenler ve sevilenler
için bir adet Şebingülü fidanı dikilsin istiyorum.
Şebinkarahisar topraklarında da milyonlarca Şebingülü fidanı ile Şebingülü yetiştirilsin, üretilsin istiyorum. Kuşburnu
ağaçlarına Şebingülü aşısı YAPILSIN istiyorum.. Ve bu güzel mesajı yazarken bana ulaşan bu Fatsalı Şair Hasan Gençay imzalı Şebingülü şiirini de Şebingülü sunumlarımla iletiyorum .
Ş E B İ N G Ü L Ü
Adın dolanıyor her yerde dile, İlham oluyorsun, Şebinbülbül'e; Sevdalın oluyor; Mekke, Medine.. Aşkların manası sen Şebingülü.
Gül rengin bir başka yoktur emsalin, Kanımdan alınmış sanki gül rengin;
Sembolü sayıldın, çiçeğin, gülün.. Aşkların manası sen Şebingülü.
Bülbüle sığınak yeri oldun sen, Cennetin dünyada varı oldun sen, Aşk arayan gözün feri oldun sen.. Aşkların manası sen Şebingülü.
Beytullah özlemle yanıyor sana.. Canlar mest oluyor cennet kokuna. Medine gül selam olsun Şebine.. Aşkların manası sen Şebingülü...
Fatsalı Şair Hasan GENÇAY
29. 01. 2010, Fatsa / ORDU
Kitle İletişim:hikmetokuyar@...
Hotmail: Güçlü İSTENMEYEN POSTA koruması ile güvenilir e-posta. Hemen kaydolun. Hotmail: Ücretsiz, güvenilir ve zengin e-posta servisi. Hemen edinin. Hotmail: Microsoft’un güçlü İSTENMEYEN POSTA koruması ile güvenilir e-posta. Hemen kaydolun. Hotmail: Microsoft tarafından sağlanan güvenlikle, güçlü ve Ücretsiz e-posta. Hemen edinin. Hareket Halindeyken E-postanız ve Çok Daha Fazlası. Windows Live Hotmail'i Ücretsiz Edinin. Hemen kaydolun. Hotmail: Microsoft tarafından sağlanan güvenlikle, güçlü ve Ücretsiz e-posta. Hemen edinin.
To: avyazbir@yahoogroups.com From: yakupdeliomer@... Date: Fri, 29 Jan 2010 02:37:49 -0800 Subject: [AvYazBir] Sultan Kenesarı Kasımoğlu
--- On Thu, 1/28/10, Mehmet Ozgur DEMIR <ozgur.demir35@...> wrote:
From: Mehmet Ozgur DEMIR <ozgur.demir35@...> Subject: Radyo Ocak - Ğ aдио Ğжaк - Sultan Kenesarı KasımoÄŸlu To: radio-ocak@googlegroups.com Date: Thursday, January 28, 2010, 10:03 PM
Kazak Türkleri her zaman bağımsızlığı için mücadele vermiş Türk Milletinin asil halklarından biridir. Çarlık Rusyası devrinde, Sovyet devrinde bağımsızlık için mücadele vermiş kahramanlar az değildir. Bunlardan biri 1837-1847 yıllarında mücadele vermiş olan Sultan Kenesarı Kasımoğlu'dur. Türkiye'de cok az bilinen bu konu şimdi Ordu Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doc. Dr. Fatih Ünal'ın kaleminden okuyuculariyla buluşuyor. Eser İstanbul Üniversitesinde Prof. Dr. Mehmet Saray'in danışmanlığında doktora tezi olarak hazırlanmıştır.
Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında şunu okuyoruz: İngiltere ve Fransa gibi batılı devletlerin ardından, bir yığın reformlar ve endüstriyel adımlardan sonra sömürgeci devletler arasına katılmaya hazırlanan Rusya'nın bu yönde kolay lokma olarak gördüğü sahalardan biri Türkistan idi. Zira bu dönemlerde Türkistan, tarihinin en hazin devirlerini yaşıyordu. Kazak bozkırlarında, asırlarca süren Moğol/Kalmuk akınlarından yipranmış ve paramparça olmuş Kazak Hanlığı, merkezde ise zayıf ve birbiriyle hasım Buhara, Hive, Hokant hanlıkları Ruslara tarihi firsatlar sunuyordu. I. Petro'dan itibaren önemi gittikçe artan "Orta Asya ve Hindistan'a uzanan ticaret koridoru oluşturma" projesinin önündeki ilk engel Kazak steplerinin itaat altına alınması idi. Bundan dolayı Ruslar Kazak yönetimleriyle münasebetlere
önem verdi. Himaye politikasıyla başlayan ilişkiler, daha sonra Kazakların içişlerine müdahale edilmesi şeklinde gelişti ve nihayetinde yasaklar, uygulanan baskı ve sömürü politikası Kazak topraklarını yaşanmaz hale getirdi. Vatanlarının sömürgeleştiğini anlamakta gecikmeyen Kazaklar XVIII. asrın son çeyreğinden başlamak üzere Ruslara karşı sürekli başkaldırdılar. Kazak hanlarının sonuncusu olan Kenesarı Kasımoğlu önderliğindeki bu istiklal davası, Kazakların Rus emperyalizmi karşısındaki son büyük ve görkemli başkaldırısı oldu. Kitap Rusların stepleri itaat altına alma yönünde karşilaştığı uzun soluklu Kazak direnişinin son halkasını ortaya koymaktadır.
Kitabı Kazak tarihi hakkındaki bilgisi genişletmek isteyen herkese tavsiye ediyoruz.
__________ ESET NOD32 Antivirus Akıllı Güvenlik tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza veritabanı sürümü: 4815 (20100128) __________
İleti ESET NOD32 Antivirus Akıllı Güvenlik tarafından denetlendi.
http://www.nod32.com.tr
-- Dünya Türklerinin Sesi www.RadyoOcak.com Bu iletiyi "Radyo Ocak - Ğ aдио Ğжaк - Radio Ocak"grubuna abone olduÄŸunuz için aldınız: Bu gruba posta göndermek için : radio-ocak@googlegroups.com Bu gruba aboneliÄŸinizi iptal etmek için : radio-ocak+unsubscribe@googlegroups.com
Hotmail: Microsoft tarafından sağlanan güvenlikle, güçlü ve Ücretsiz e-posta. Hemen edinin.
Yaptığınız calışmalar için sizi tebrik ediyorum ve teÅŸekkür ediyorum, Kırım'dan hangi kütüp haneden ve kim sizden bu parayı istedi bilmek isterim. Büyük hata yapmışlar. Onlar adına sizden özür dilerim. Bekir Çobanzade'nin istediginiz kitabını ve baÅŸka ÅŸiirlerini size en azından elektronik ortamda veya kitabı temin edersem orjinalini göndereceÄŸim. Emel Kırım Vakfı olarak her türlü yardımı vermeye hazırız. Degerli Ali Åamil bey bu konuda yardım istemiÅŸti.. En kısa zamanda yollamaya çalışacağız. Degerli araÅŸtırmacı ismail otar beyin , Bekir çobanzadenin el yazması defterlerinden yararlanarak yazdığı kitabı sizler de mevcut mudur?
selam ve saygılarımla
Zafer Karatay Emel Kırım VAkfı Başkanı istanbul
To: AvYazBir@yahoogroups.com From: ramizasker@... Date: Fri, 8 Jan 2010 01:40:34 -0800 Subject: [AvYazBir] Rica
Ben Baku Devlet Universitesi Hocasi Prof. Dr. Ramiz Asker. Turk Edebiyatlari ile ugrashiyorum. Bu gune kadar Ozbek shiiri antolojisi, Turkmen shairleri Molla Nefe ve Oraz Yagmurun shiirlerini hic bir gonorar almadan tercume ettim ve bedava bastirdim. Bekir Cobanzadenin Bir Saray Kuracak Men kitabini da tercume ve neshr etmek istiyorum. Kitap 2001-de Simferopolde chikmish. KirimTatar kutuphanesinden istedim, karshiliginda yaklashik 100 dolar talep ediyorlar. Ben bunu zaten bedava tercume ederek bedava da nesh ettirecegime gore bu teklifi kabul edemiyorum. Ben bir biznesmen degil, bilim adamiyim. Fazla param da yok. İzmirde ve Vashingtonda 2 cocugum talebedir. Hic mi vatansever kishi kalmadi?
Kim bana kitabi gondere bilir Allah ashkina?
Prof. Dr. Ramiz Asker.
Hotmail: Güçlü İSTENMEYEN POSTA koruması ile güvenilir e-posta. Hemen kaydolun.
1978’de “kurşunların adres sormadığı” tarihlerde bir avuç idealist yazar ve düşünce insanı tarafından kurulan Türkiye Yazarlar Birliği’mizin tarihinde ilk defa “üye merkezli bir hareketi” başlatmış olmanın mutluluğunu yaşamaktayız. 31 Ocak 2010 Pazar günü saat 15.00’de Sultanahmet’te bulunan ve şube merkezimiz olan Kızlarağası Medresesi’nde gerçekleştireceğimiz İstanbul Şubesi’nin dokuzuncu olağan genel kurulunda derneğimizin geleceğini üyelerimiz belirleyecektir. Şube tarihimizde ilk defa üyelerimizden güç alarak katılımcı, özgür, demokratik ve şeffaf bir seçim gerçekleştireceğiz. Bu nedenle sizlere gerçekten layık olacak bir ekip oluşturduk. Başarılı,istikrarlı,mütevazi,çok yönlü ve model oluşturabilecek bir ekip…
Aşağıda ve ekte yer alan ekibimize yetki verdiğiniz takdirde yirmi yıllık şubemiz bir çok ilke imza atacaktır. Bunların bir kısmını arz etmek gerekirse;
- Üyelerimizin hak ve hukukunu korumak ana davamız olacaktır.
- Ahde vefa ana ilkemiz olacaktır.
- Şubemiz üyelerimizin geniş ailesi olacaktır.
-İstişare mekanizmasını harekete geçirerek faaliyetlerimizi üyelerimizin görüş ve tavsiyeleri belirleyecektir.
-Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul şubesi yeni dönemde daha katılımcı, daha şeffaf, daha kucaklayıcı ve daha demokratik olacaktır.
- Çok çeşitli etkinliklerle ülkemiz sathında faaliyet gösterilecektir.
-Ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle eserlerini yayınlayamayan üyelerimizin eserlerinin basımına, tanıtımına ve dağıtımına katkıda bulunulacaktır.
- Şube tarihimizde ilk defa Yönetim Kurulu’nun “meşruiyet sorunu”, sayenizde oluşmayacaktır.
Aziz üyelerimiz,
Bunları gerçekleştirmek için lütfen kongreye katılınız. Şubemizin geleceğine beklentileriniz doğrultusunda yön veriniz…
Saygılarımızla…
Cafer VAYNİ
TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ İSTANBUL ŞUBESİ 9. GENEL KURUL ADAY LİSTESİ
Erbay KÜCET TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Birim Amiri
Ana Bina 1 Nolu Kapı B-1 zemin kat ÇANKAYA-ANKARA Tel : 0312.4206615
Faks: 0312.4206616
Date: Fri, 29 Jan 2010 00:37:24 +0200 Subject: Erbay Kücet AKV'de konuşacak From: rifatyoruk@... To: erbaykucet@...
Erbay Kücet AKV'de konuşacak
Yazar Erbay Kücet, AKV’nin geleneksel “cumartesi konferansları”nda konuşacak. Kücet “Güncelle Kendini” başlıklı bir sohbette bulunacak.
Kısa adı AKV olan Araştırma ve Kültür Vakfı’nın Ankara Şubesi geleneksel cumartesi konferanslarını sürdürüyor. Vakfın yarınki konuğu TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Müdürü Yazar Erbay Kücet olacak. Kücet “Güncelle Kendini” başlıklı bir sohbette bulunacak.
Şube Başkanı Recep Vidin, Mithatpaşa Cad. 62/6 Kızılay adresindeki binalarında cumartesi saat 14:00’da gerçekleştirilecek konferansa konuya ilgi duyanları beklediklerini söyledi.
Kücet’in özgeçmişi
1955 Ankara doğumlu. Evli 3 çocuklu. Eskişehir Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü (1980) ve Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı (1988) mezunu.
Hergün, Millet, Ortadoğu, Yenidevir, Millî Gazete, Akit, Yeni Şafak, Anayurt Genç Öğretmen, Töre, Devlet, Mavera, Aylık Dergi, Vahdet, Çaylak, Cıngar, Tırpan, Gençlik, Kıvılcım, Çerağ, Belde, Yeni Dönem, TBMM Dergisi ve Seğmen gibi gazete ve dergilerde yazan Kücet, Türkiye Kültür ve Sanat Yıllıkları’nda bölüm yazarlığı ve Başbakanlık Türk Aile Ansiklopedisi’nin yayın kadrosunda da görev yaptı.
1983 yılında Yeni Devir gazetesi “Hikâye Yarışması”nda mansiyon ile ödüllendirilen ve 1996 da Gençlik Dergisi okurlarınca “Yılın Yazarı” seçilen Kücet, Türkiye Yazarlar Birliği’nce düzenlenen “Türkçenin Uluslararası Şiir Şölenleri” (Türkiye/Bursa-Konya-1992;Kazakistan/Almatı-1993;Ukrayna/Simferopol-2005; Makedonya/Üsküp-2007) tertip komitesinde görev yaptı.
Türkiye Yazarlar Birliği Genel Mali Sekreter (1991-1993); Eğitim-Bir Sendikası Eğitim Sekreteri (1995-1997); Çocuk Edebiyatçıları Birliği Genel Başkan Yardımcısı (1998-1999); Ankaralılar Derneği Genel Başkan Yardımcısı (2003-2005) görevlerinde bulundu.
Halen TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Müdürlüğü görevinin yanı sıra, Türkiye Bilardo Federasyonu Asbaşkanı, M.Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Mütevelli Üyesi, Türkiye Yazarlar Birliği Denetleme Kurulu Başkanı, Çocuk Edebiyatçıları Birliği Genel Başkanı ve Kültür Turizm ve Çevre Gazetecileri Derneği (TURÇEV) Danışma Kurulu Üyesidir (2010).
Eserleri
1. İlerleyelim Beyler Hikâyeler, 1993
2. Gençlik Kültür Ansiklopedisi R.Kaymaz ve S.Er’le birlikte, 1996
3. Fıkır Fıkır Fıkralar Çocuklar için Fıkralar, 1996
--- On Mon, 2/1/10, uetd <info@...> wrote:
> From: uetd <info@...>
> Subject: Nazim Hikmet Programi Amsterdam
> To: info@...
> Date: Monday, February 1, 2010, 8:42 PM
>
>
>
>
>
>
>
>
> DAVETİYE
>
>
> Â
> Sevgili
> UETD Hollanda üyeleri
> & Dostları,
> Â
> Türkiye’de
> ilk kez Azerbaycan Yazarlar BirliÄŸi
> Başkanı meşhur yazar ANAR’ın
> kaleminden,  Nazım Hikmet’in,
> hayatının önemli bir
> bölümünü geçirdiği Sovyetler Birliği’nde
> ve özellikle Azerbaycan’da nasıl
> tanındığını, şiirine ve
> varlığına ne gibi anlamlar yüklendiğini
> ele alan
>
> â€NAZIM
> HİKMET/ Kerem Gibi“
> kapsamlı
> bir eser yayınlandı.
> Bengü
> Yayınlarında çıkan bu kitabı,
> Türkevi, UETD Hollanda, Hollanda Türk Yazarlar
> Kulübü ve Avrasya Yazarlar Birliği olarak
> düzenlemiş olduğumuz ve kitabın yazarı
> ANAR ve çevirmeni İmdat Avşar’ın da
> katılacağı bir programla tanıtmak
> istiyoruz.
>
>
> Bu programa sizi de davet eder aramızda görmekten
> onur
> duyarız.
> Â
> Tarih:Â 3 ÅŸubat 2010
> Saat:Â 19:30
> Yer:Â Â Â PALET
> Partycentrum / Jan van Galenstraat 315 A
> Amsterdam
> Â
> Saygılarımızla,
>
> Â
> Veyis
>
Güngör                                    \
          Â
>
> Sadık Yemni
> UETD
>
Hollanda                                    \
         Â
>
> Hollanda Türk Yazarlar Kulübü
>
BaÅŸkanı                                   Â\
                  Â
>
> Başkanı
> Â
>
--- On Thu, 1/28/10, Mehmet Ozgur DEMIR <ozgur.demir35@...> wrote:
From: Mehmet Ozgur DEMIR <ozgur.demir35@...> Subject: Radyo Ocak - Ğ aдио Ğжaк - Sultan Kenesarı KasımoÄŸlu To: radio-ocak@googlegroups.com Date: Thursday, January 28, 2010, 10:03 PM
Kazak Türkleri her zaman bağımsızlığı için mücadele vermiş Türk Milletinin asil halklarından biridir. Çarlık Rusyası devrinde, Sovyet devrinde bağımsızlık için mücadele vermiş kahramanlar az değildir. Bunlardan biri 1837-1847 yıllarında mücadele vermiş olan Sultan Kenesarı Kasımoğlu'dur. Türkiye'de cok az bilinen bu konu şimdi Ordu Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doc. Dr. Fatih Ünal'ın kaleminden okuyuculariyla buluşuyor. Eser İstanbul Üniversitesinde Prof. Dr. Mehmet Saray'in danışmanlığında doktora tezi olarak hazırlanmıştır.
Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında şunu okuyoruz: İngiltere ve Fransa gibi batılı devletlerin ardından, bir yığın reformlar ve endüstriyel adımlardan sonra sömürgeci devletler arasına katılmaya hazırlanan Rusya'nın bu yönde kolay lokma olarak gördüğü sahalardan biri Türkistan idi. Zira bu dönemlerde Türkistan, tarihinin en hazin devirlerini yaşıyordu. Kazak bozkırlarında, asırlarca süren Moğol/Kalmuk akınlarından yipranmış ve paramparça olmuş Kazak Hanlığı, merkezde ise zayıf ve birbiriyle hasım Buhara, Hive, Hokant hanlıkları Ruslara tarihi firsatlar sunuyordu. I. Petro'dan itibaren önemi gittikçe artan "Orta Asya ve Hindistan'a uzanan ticaret koridoru oluşturma" projesinin önündeki ilk engel Kazak steplerinin itaat altına alınması idi. Bundan dolayı Ruslar Kazak yönetimleriyle münasebetlere
önem verdi. Himaye politikasıyla başlayan ilişkiler, daha sonra Kazakların içişlerine müdahale edilmesi şeklinde gelişti ve nihayetinde yasaklar, uygulanan baskı ve sömürü politikası Kazak topraklarını yaşanmaz hale getirdi. Vatanlarının sömürgeleştiğini anlamakta gecikmeyen Kazaklar XVIII. asrın son çeyreğinden başlamak üzere Ruslara karşı sürekli başkaldırdılar. Kazak hanlarının sonuncusu olan Kenesarı Kasımoğlu önderliğindeki bu istiklal davası, Kazakların Rus emperyalizmi karşısındaki son büyük ve görkemli başkaldırısı oldu. Kitap Rusların stepleri itaat altına alma yönünde karşilaştığı uzun soluklu Kazak direnişinin son halkasını ortaya koymaktadır.
Kitabı Kazak tarihi hakkındaki bilgisi genişletmek isteyen herkese tavsiye ediyoruz.
__________ ESET NOD32 Antivirus Akıllı Güvenlik tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza veritabanı sürümü: 4815 (20100128) __________
İleti ESET NOD32 Antivirus Akıllı Güvenlik tarafından denetlendi.
http://www.nod32.com.tr
-- Dünya Türklerinin Sesi www.RadyoOcak.com Bu iletiyi "Radyo Ocak - Ğ aдио Ğжaк - Radio Ocak"grubuna abone olduÄŸunuz için aldınız: Bu gruba posta göndermek için : radio-ocak@googlegroups.com Bu gruba aboneliÄŸinizi iptal etmek için : radio-ocak+unsubscribe@googlegroups.com
Kazak Bavırlarımızda bir söz vardır:
"AVIRDI NAR KÖTEREDİ...ÖLÜMDÜ ER KÖTEREDİ..."
Ahmet Bican Hocamız da Türk dünyasının en güçlü erlerinden birisidir.Büyük insanlar büyük acıları da kaldırabilir.
Değerli Hocam,
"Könul aytuvumuzu" en samimi dileklerimizle iletiyoruz.
Yüreğinize düşen korun bir parçasına da bizler talibiz.
Kabul edin lütfen!
Cemal ŞAFAK
MSN Spaces ile web günlüğünüze doğrudan e-posta gönderin. Fıkraları, fotoğrafları ve daha fazlasını karşıya yükleyin. Ücretsiz! Ücretsiz!
--- 24/01/10 Pzr tarihinde Hamza Kolukýsa <hamzakolukisa46@...> şöyle yazıyor:
Kimden: Hamza Kolukýsa <hamzakolukisa46@...> Konu: [Turkoloji - Turkology] Valeh Hacıyev Vefat Etti! Kime: turkoloji@yahoogroups.com Tarihi: 24 Ocak 2010 Pazar, 19:48
Değerli Grup Üyeleri,
Gürcistan Azerbaycanlıları nın büyük şahsiyeti, bilim adamı, şair, yazar, İlya Cavcavadze adına Tiflis Devlet Üniversitesi akademisyeni Borçalılı Prof. Dr. Valeh HACIYEV dün (23.01.2010) vefat etmiştir. Cenazesi baba ocağı ulu Türk yurdu Borçalı'nın Bolnisi şehrinin Darvaz köyünde yarın (25.01.2010) toprağa verilecektir. Merhuma Allah'tan rahmet, yakınlarına ve Türk dünyasına başsağlığı dilerim.
Hamza KOLUKISA
Batum Åota Rustaveli Devlet Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Türk Dili OkutmanıBatum / Gürcistan
Yahoo! Türkiye açıldı! Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de! www.yahoo.com.tr
Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de! www.yahoo.com.tr
Çok sevdiğim Bilge ve Ahmet Bican ve oğulları Konuralp Ercilasun ailesine baş sağlığı ve sabırlar; Satuk Buğra'ya Allah'tan rahmet ve mağfiret dilerim. Üzüntülerini paylaşırım.
Bu mesajımı kendilerine iletirseniz minnettar kalırım.
Fazıl Agiş
To: avyazbir@yahoogroups.com From: yakupdeliomer@... Date: Thu, 21 Jan 2010 00:55:16 -0800 Subject: [AvYazBir] Vefat ve başsağlığı
> Prof. Dr. Bilge ERCİLASUN ve > Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN'un güzide evlatları > SATUK BUÄRA ERCİLASUN'un vefat etmesinden dolayı kendisine Cenabı haktan > rahmet ve anne ve babasına baÅŸsaÄŸlığı dileriz. Allah > sabır versin.
Kafkas! Her Millet için bir anlamı vardır ama Rus milleti
için ayrı bir anlama sahiptir. Bu Milletin çocukları olarak bizlerde Kafkaslar denilince sıradanlıktan çok uzak akıl
erdiremediğimiz hayallere kapılıyoruz!
Yaşanmış bu kadar acıya rağmen kötü sözler ve niyetler değil
ümit dolu arzular uyanıyor içimizde. Rus devletinde, ailesi onlarca yıl önce bu
esrarengiz ülke için gözyaşları ve kanla feda olmayan, uzaklarda
kahramanlıklarla dolu savaşların gürültüsünü büyük bir heyecana kapılarak
Tanrı’ya gönül dolusu dua etmeyen bir insan var mı bilmiyorum.
Başına kardan çelenkler takmış yüksek dağlar da, güney
güneşinin yakıcı ışıkları da, meydana gelmiş faciaları tasvir eden keder dolu
efsanelerin objektif delilleri gibi durur öylece. Bütün bu dinginliğe rağmen,
Kafkas yiğitlerinin hareketliliği ve coşkusu tasvir edilmez. Kahramanlıkları
ise anlatılmaz yaşanır.
Kafkaslar Rusya’nın ülkesel güvenliği, cihanşümul rolü ve
stratejisi ile organik şekilde bağlantılı olduğu için, Ruslar bölgeyi
kontrollerinde tutabilmek için son derece büyük güç sarf etmiştir / etmektedir.
Rusların Kafkaslarda vermiş olduğu hakimiyet mücadelesinin
sonucunda bazıları, “Ruslara hizmeti, devletin ve milletin varlığı, gelişmesi
yolunda yapılan mücadele, tarihin olaylar arasındaki zaruri ilişkisiyle, ahlak
kuralları veya insanî kuralların sınırlamadığı bir mücadele olarak görüyor.”
Ruslar ise Kafkas halkı için, “değerli olsalar bile, diğer
başka şeyler bizim halk ve devlet çevresiyle yeteri kadar kısa zamanda tamamen
birleşmese de yeryüzünden silinmelidir.” Böylesi acımasız bir düşüncenin
Ruslar’a değil, Almanlar’a ait olduğunu söylemek isterdim. Çünkü bu düşünce
Ruslar’ın devletçilik idealine karşıdır, üstelik onun ruhî ve politik gücünün
dayandığı temellerden birisini sarsıyor.
Asıl önderleri veya perde arkasındaki kışkırtıcıları elbette
Rus olmayan, sahte bir milli programa dayanan, kötülüklere karşı mukavemet
etmeyen bir okulun temsilcileridir. Diğer halklardan olan ve ayrılıkçılık
meydana getiren sağlam güçlere, hatta onların herhangi bir kötü niyet
beslemediği durumlarda bile, karşı çıkmamak Rus vatanperverliğine zarar
vermekle mümkündür. Bu durumlarda bizim büyük ve güçlü bir halk olmamız
konusunda ortaya atılan herhangi bir düşünce asla onu haklı göstermiyor. Büyük
halk! Söyleyin bakalım, çocuklarımızın ekmeğine, küçük kardeşlerimizin gücünün
tükenmesine sebep olmaya, ziyaretgahlarımızı aşağılamaya ve ayrılıkçılık
düşüren diğer halkların Rusçuluğa yardım eden zayıf temsilcileriyle dalga geç
Kafkas! Rus milleti için ne unutulmaz hatıralarla doludur. Bu isim anıldığında
sıradanlığın akıl erdiremediği hayallere kapılıyoruz! Kötü sözler ve niyetler
değil ümit dolu arzular uyanıyor. Rus devletinde ailesi onlarca yıl önce bu
esrarengiz ülke için gözyaşları ve kanla feda olmayan, uzaklarda
kahramanlıklarla dolu savaşların gürültüsünü büyük bir heyecana kapılarak
Tanrı’ya gönül dolusu dua etmeyen bir insan var mı Rusya’da? Başına kardan
çelenkler takmış yüksek dağlar da, güney güneşinin yakıcı ışıkları da, meydana
gelmiş faciaları tasvir eden keder dolu efsaneler ve rivayetler de, Kafkas
yiğitlerinin tasvir edilmez kahramanlıkları da, hem yörenin halkları tarafından
ve Rus idealizmine ilham veren dahi şairlerimiz tarafından terennüm edilmiştir.
Kafkas bize yabancı olamaz. Onun yolunda son derece büyük
güç sarf ettik. O, Rusya’nın cihanşümul rolü ve stratejisi ile organik şekilde
bağlantılıdır.
Kabileler arası
problemlerin çözümünde Rus toplumunu şaşırtmak için (çoğunlukla menfaat
sebebiyle) yapılan teşebbüsler yüzünden, genelde Rusçuluk için doğru ve hayati
bakış tarzını belirlemek gerekmektedir.Aynı şekilde samimî davranan insanların fikirleri değişik olabilir.
Bazıları, Ruslara hizmeti, devletin ve milletin varlığı, gelişmesi yolunda
yapılan mücadele, tarihin olaylar arasındaki zaruri ilişkisiyle, ahlak
kuralları veya insanî kuralların sınırlamadığı bir mücadele olarak görüyor.
Onlar, değerli olsalar bile, diğer başka şeyler bizim halk
ve devlet çevresiyle yeteri kadar kısa zamanda tamamen birleşmezse yeryüzünden
silinmelidir. Böylesi acımasız bir düşüncenin Ruslar’a değil, Almanlar’a ait
olduğunu söylemek isterdim. Çünkü bu düşünce Ruslar’ın devletçilik idealine
karşıdır, üstelik onun ruhî ve politik gücünün dayandığı temellerden birisini
sarsıyor.
Büyük ve güçlü olanlar hayata mahmur gözlerle bakmıyor,
aksine hayatın gerçeklerini uyguluyor. Geçmişin en değerli rivayetleri “aklın,
sağduyulu yaklaşımların ve ıstıraplı bir kalbin arzuları” ile silahlanarak
kendini birleştirici veya ferdi bir şahsiyet olarak geliştiriyor. Büyük, aynı
zamanda güçlü olanlar, yalan, belirsiz veya karmaşık anlayışların belirmesine
izin vermeyen şablonlara ve davetlere önem vermiyor. O, tembelliği,
belirsizliği aklın gücüyle etki altına almaya, rengarenk bir tablo çizen bu
manzaranın renklerini ve detaylarını anlamaya borçludur.
Eğer bu güne kadar karmaşık olan Kafkasya, insanlık için
ıstıraplı bir gizem olarak algılanıyorsa, insanlığın gerekeni yapmasından,
insani değerlerin gücünden söz etmemiz mümkün değildir. Ne yazık ki, yabancı
sözlerin ve anlayışların esaretinden, yukarıda esas hatlarıyla gösterilen,
tembelliğin ve belirsizliğin boyunduruğundan kurtulamak mümkün değildir.
Gelişmişlik bir anlamda sahte ve hileden uzak olmak
demektir. Bir şeyin doğruluğunun ve gelişmişliğinin ölçütü, taraflar arasında
paylaşıldığı zamanda makul kabul edilebilmesidir.
Kafkaslarda yaşayan halklar, Kafkas’ı “ölüm makinesi” olarak
adlandırmıştır. Çünkü Kafkas’ın fethi kahramanlığın ve akla hayale sığmayan
gerginliğe, büyük kurbanlara mal olmuştur. Kafkas halklarının kullandığı bir
atasözümüzü var; “Ölünün ardınca konuşmazlar”.
Kafkasya, araştırmacılar ve gözlemciler için objektif
sonuçlara varmak için gereken imkânı sağlayan koskoca bir akademi gibidir. En
çok da, sosyologların ve devlet bilimiyle uğraşanların eğitimi için önemlidir.
Kafkasya’da yaşam ve
insan karakterleri türlü türlü ve aynı zamanda çok karmaşıktır. Milletlerin
problemlerini oluşturan, tarihi – sosyal ve ekonomik sorunlar Kafkasya da iç
içe geçmiştir.
Bölgenin idaresi ve burada yaşayan halkın sosyal özelliğinin
ve yaşam şartlarının kendine has yapısının önemi bazen gerçekten, bazen de
ikiyüzlülükle anlamak istemeyenlerin, görevini gerçekten de yapıp yapmadığını
kontrolünün güçlüğü Kafkasya bu özelliğinden kaynaklanmaktadır.
Olayların
ve problemlerin kökenine inmek için önce geçmişi tanımamız gerekmektedir. Ancak
o zaman Kafkasya’nın sorunlarını çözmek ve gelecekte ilgili olarak
belirli bir rota çizmelerine yardım etmek mümkün olacaktır.
Kuzey Kafkasların Etnik Yapısı
Dünya üzerindeki en eski yerleşim
bölgelerinden birisi olması ve dünyadaki diğer topluluklarla ilişkisi olmayan
dilleri konuşan halkların oturmasından dolayı Kafkasya bölgesi, sorunlu bir
bölge olmuştur. Bütün bunlara yer üstü ve yer altı kaynaklarının eklenmesi
sorunları içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Sovyet döneminde, bölgede yaşayan
halklar, tarihi geçmişleriyle ilgili olarak sağlıklı bilgilere ulaşamadıkları
gibi baskıyla ya dayalı uygulamalarla yönetilmeye çalışılmıştır. Buna rağmen
Kafkasyalılar, bazı problemler olsa da kimliklerini ve geçmişlerini bu güne
taşımayı başardılar.
Bu gün gelinen noktada Kuzey Kafkasyalılar
tarihlerine yeniden sahip olmada ve geçmişlerini keşfetmede özgür olma
mücadelesi vermektedirler. Fakat bu süreç sağlıklı bir biçimde yürütülmez ise
bölge yeni çatışmaların ve hakimiyetlerin mekanı olacaktır. Kafkaslarda yaşayan
her etnik grubun ayrı bir kökeni ve geçmişi olduğu için kendi içinde çatışmacı
bir ortamı üretme potansiyeli vardır. Şu anda yaşananlara zamanın ruhuna uygun
bir yaklaşım konularak çözüm üretilmez ise geçmişten günümüze eski metinlerle,
arkeolojik buluntularda bile var olan, kültürel taşıyıcılar olan hikaye ve
mitlerde günümüze taşınan tartışmaların tekrarının yaşanmasına hiçbir şey engel
olamaz.
Hanlıklar ve prensliklerdöneminde Kafkasya da kolonyal tecrübeyi
büyük oranda yaşamıştır. 19. yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda Rus
imparatorluğunun Türkiye ve İran'la olan sınırları kesin olarak oluştu ve
1991'de Sovyetler Birliği çökene ve yeni bağımsız Transkafkasya cumhuriyetleri
ortaya çıkana kadar değişmeden kaldı. Büyük oranda Müslüman olan Kuzey
Kafkasya, 1860'lara kadar Ruslara karşı direndi ve Rus hakimiyetini kabul
etmedi. Rusların hakimiyet süreci Kuzey Kafkasya ve Transkafkasya halklarının
büyük bölümünün, kolonyal yapıdan kurtulup kolektif kültüre doğru evrilmesine
imkan sağladı.
Etnik Yapı
Kuzey Kafkasya'nın etnik yapısı Afganistan
veya Balkanlara benzemektedir. Bölgede etnik farklılık ve dil içinden çıkılmaz
surette birbiriyle farklı ama bir o kadarda bağlantılıdır. Halkları ve dilleri
sınıflandırmak için kullanılan kritere göre Kafkasya'da, her biri farklı bir
dil veya diyalekte sahip olan elli kadar etnik grup gösterilebilir. Yerli
milliyetlerin büyük çoğunluğu Azerbaycan Türk’ü, Ermeni, Gürcü ve Çeçendir.
Azerbaycan Türkleri Türkçe konuşur. Ermeniler eski bir Hint-Avrupa dil ailesine
ait olan halktır. Kafkasya'nın en eski halkları Gürcüler ve Çeçenlerdir. Ayrıca
Kuzey Kafkasya'da eski zamanlardan beri yaşayan bir düzine kadar etnik grup
vardır. Bu etnik gruba Abhazlar ve çeşitli Çerkez alt grupları, Çeçenlerin
kuzenleri olan İnguşlar ve Lezgiler ve Dağıstandaki diğer gruplar dahildir. Bu
grupların hepsi Kafkasya'nın etnik karışımını oluşturur. Kafkasya'da, dünyanın
ilk bin yıllık döneminde ortaya çıkan Türkler arasında Azerbaycan Türklüğünün
dışında dört Kuzey Kafkasya Türk grubu daha vardır: bunlar Karaçay, Balkar,
Nogay ve Kumuklardır. Daha küçük Türk grupları da vardır bölgede. Örneğin
II.Dünya Savaşı'nın sonunda çeşitli Kuzey Kafkasya halklarıyla birlikte sürgün
edilen ancak 1950'lerin sonunda diğer sürgün edilen halkların topraklarına geri
dönmesine izin verilirken kendilerine izin verilmemiş olan Gürcistan'ın Ahıska
(Mesket) Türkleri gibi. Dağların kuzeydoğusundaki steplerde büyük bir alana
sahip olan Kalmuklar ve Kuzey Kafkasya'nın merkezinde oturan Osetler ise bu
yapılardan farklıdır. Küçük Fars gruplar da vardır. Yunanlı gruplar da eski
çağlardan beri Kafkasya'da yaşamıştır. Nihayet, bölgede Kürtler, çeşitli Yahudi
grupları, Asurlular son olarak da Slavlar bulunur. Diğer halklarla
karşılaştırıldığında Slavlar bölgeye yeni gelmişlerdir.
Ruslar yerli halkla evlilik yaptılar. Rusların Kalmuklar ve Kuzey Kafkasyalı
dağ halkları ile yapmış oldukları evlilikten doğan insanlar şimdi kendilerini
Rus olarak tanımlamaktadır. Diğer Ruslar, Kafkasya'ya, Ukraynalılar ve Beyaz
Ruslarla beraber, 18. yüzyılın sonunda göçmen, görevli, tüccar, girişimci ve
tekniker olarak geldiler. Rusların bölgeye göçü, Çarlık yönetiminin son ve
Sovyet yönetiminin ilk on yılında hızla arttı ancak 1970'lerin başından bu yana
Rusların ve diğer Slavların bölgeden dışarıya doğru göç etmeye başladığı
görülüyor. Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra Kuzey Kafkasya'dan göç
öylesine hızlanmıştı ki 6 milyonluk bölge nüfusunun ancak 1 milyonu Slav’dır.
İçine doğdukları gurubun kültürü bütün
Kafkasya halklarında çok güçlüdür. Bu yerel dillerin yaşamasına imkan
sağlamıştır. Bu etnik bilincin yaşatılmasına önemli katkıda bulunmuştur.
SSCB’nin çöküşünden sonra etnik gruplar ve onların liderleri etnik çatışma
yerine etnik dayanışma yolunu seçmişlerdir.
Çok üzücü bir haber. söyleyecek söz bulamıyorum. Bu acı haberi şimdi duydum.
Allah rahmet eylesin. Ahmet hocama ve Bilge hocama Tanrıdan sabir diliyorum. Başlari sağ olsun.
21 Ocak 2010 12:55 tarihinde Yakup Deliömero <yakupdeliomer@...> yazdı:
Â
> Prof. Dr. Bilge ERCİLASUN ve > Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN'un güzide evlatları > SATUK BUÄRA ERCİLASUN'un vefat etmesinden dolayı kendisine Cenabı haktan > rahmet ve anne ve babasına baÅŸsaÄŸlığı dileriz. Allah
> sabır versin.
AİLESİNE SEVENLERİNE VE MİLLETİMİZE BAŞSAĞLIĞI SABIR DİLİYORUZ.
SAYGILARIMIZLA
Hikmet Okuyar Kimdir? Aranan adam ve dinlenen adam olmaktan mutluluk duyduğunu bildiren Şair yazar gazeteci Hikmet Okuyar; hayatından ara başlıklar sunarak kısa özgeçmişini yayılarken şöyle dedi: '' Şiir sevenler, şiir yorumcuları, bestekarlar, müzisyenler, saz ve
ses sanatçıları, sınıf öğretmenleri, rehber
öğretmenler, Türkçe, müzik, resim ve edebiyat
öğretmenleri, öğrenciler, medya mensupları ile
üniversitelerden bazı araştırma görevlileri zaman zaman
telefon ederek mektup ya da mail göndererek kısa
özgeçmişim ile ilgili döküman ve fotoğraf
istediklerinde çok heyecanlanırım bir o kadar da cevap vermenin
önemli bir görev olduğuna inanırım.
Şiir sevdası ile
Kitle iletişim uzmanı olarak yaptığım Hikmet Okuyar Tanıtım Turizm Kültür Sanat Etkinliklerini takip eden 45-55 milyon hedef kitleden
söz edince haklı olarak meraklılar da hakiki meslek erbabı da
sanatseveler de yakından izliyor şiirli tanıtım turizm kütür sanat etkinliklerimizi. Soru
sahiplerini günlerce, haftalarca, cevap alacağım diye bekletmemek
için Hikmet Okuyar kimdir? sorusuna daha kapsamlı araştımalara
esas olacak şekilde özetle cevap yazarak bu sayfalarda paylaşmayı
uygun gördük..'' dedi Hikmet Okuyar Kimdir?
Şebinkarahisar Kütküt Mahallesi doğumlu olan Şair yazar gazeteci Hikmet Okuyar; ilk, orta
ve lise öğrenimini Şebinkarahisar'da tamamladı. 1968-1969 yılları arasında Giresun İli, Alucra İlçesi Kökküce Köyü İlkokulu'nda 2.3. sınıflara öğretmenlik yaptı. Çok meşhur ALUCRA TÜRKÜSÜ isimli eserini burada yazdı. 704 Sayfalık kaynak eser, tanıtım Turizim Kültür Sanat Eseri ŞEBİNKARAHİSAR SEVDASI; 706 sayfalık KARADENİZ SEVDASI ve 710 sayflalık TÜRKİYE SEVDASI isimli eserlerin proje hayallerini burada şekillendirdi.. Bir yıl hukuk, bir yıl
iktisat okudu. 1974 yılında İ.T.İ.A , Gazetecilik Halkla İlişkiler
Yüksekokulu'ndan mezun oldu. 1970-1976 yılları arasında İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bünyesinde Sayman sekreteri ve Mutemet ünvanlarıyla görev yaptı. 1977-1995
yıllarında
THY A. O ’nın değişik başkanlıklarında çalıştı. 1985 de THY A.OKütüphane
ve arşivini kurdu. Kurucu Şef olarak bir süre görev yaptı. 11 ay
süreyle ŞİYAD (Şebinkarahisar İşadamları Yardımlaşma Derneği)
kurucu genel başkanlığı görevinde bulundu. İlk şiiri, Hikmet Okuyar
imzasıyla 14 yaşında ULUSAL BASINDA yaınlandı. Gazeteciliğe Madımak
isimli duvar gazetesinde 1960 yılında başladı. 1975-1976 yılları
arasında Millet Gazetesinde genç kalemler sayfasının
yöneticisi oldu. Gerçekler köşesinde günlük
yazılar yazdı. Şebinkarahisar’ın Sesi Gazetesinin Genel Yayın
Yönetmenliğini 3 yıl aralıksız sürdürdü. Sosyal siyaset, REKLAM PROPOGANDA, kitle iletişimi, yeşil çevre ve ağaçlandırma konularında kurslara
katılıp uzman oldu. Yazı ve şiirleri; Giresun Dergisi, Alucra Dergisi, Yeni
Orkun, Bizim Hisar, Sümsük, Tarla, Toprak, Ötüken, Türk Köyü, Adsız, Türkiye, Son Kale, Ana, Türk
Edebiyatı, Birliğe Çağrı, Çotanak gibi dergilerde, Yeşil
Giresun, Yeni Şebinkarahisar, Çamoluk, Öz
Giresun, Yeni Giresun, İleri, Bizim Anadolu, Çorum’un
Sesi, Gün Işığı, Şebinkarahisar’ın Sesi, Karadeniz
Gözde, Zaman, Orta Doğu, Genç Arkadaş, 28 Şafak,Yenişafak,Yeni, Mesaj, Türkiye, Gündüz gibi gazetelerde ve
Giresunlu Şairler, Türkiye Şairler Antolojisi, Çamoluk
Şairler Antolojisin'de yayınlandı. Şebinkarahisar
türküsü, Şebinkarahisar Turizm ve Kültür
Şenlikleri, Çamoluk Türküsü ve Giresun Geceleri
isimli eserleriyle şiir dalında 4 birincilik ödülü
kazandı. X1 şiir sergisi açtı.
Sakıp Sabancı'nın da hazır bulunduğu 4. Dereli Kümbet Yaylalar Şenliğinde açıtığı şiir sergisi ortamında 50 bin şiirli broşürü şenlikçilere armağan ederek ”Dünyada ilk
defa dağ başında şiir sergisi açan şair” unvanını aldı. Şiir okumanın cezası mı olur? diyerek yaptığı kampanyalarla da dikkati çeken ; Şiire Sevgi Şaire Saygı ilkesiye yaptığı hizmetlerle de Şiiri Sevdiren Şair, Proje Üretip Uygulayan Şair, Eylemleriyle Söylemleri Örtüşen Şair, Bizim Hikmet gibi ünvanlar kazanan Hikmet Okuyar'ın “Biraz daha hürriyet” isimli şiiri Azerbaycan Azadlık Günü'nde “Türkiye’den gelen mektup”
başlığı altında Bahtiyar VAHAPZADE tarafından okundu. 1996 yılından itibaren her yıl düzenli
olarak düzenlenen “Hikmet Okuyar Ödüllü Şiir
Yarışması “ ve yarışma sonunda verilen “Şair, Yazar,
Gazeteci Hikmet Okuyar Kültür Sanat Ödülü
“etkinliklerine başdanışmanlık eden,
Şebinkarahisar Atatürk Evi ve Müzesi bahçesinde
''Şebinkarahisar Şiir Akşamları'' projesini gerçekleştiren ve ŞEBİNKARAHİSAR TURİZM ve KÜLTÜR ŞENLİKLERİ, DİKMETAŞ YAYLA ŞENLİKLERİ, GÜMÜŞ KAVAL SES YARIŞMASI, KARADENİZ ALTIN KEMENÇE SES YARIŞMASI, HASANŞEYH'İ ANMA TOPLANTILARI VE ŞEHİTLER GÜNÜ gibi bazı projelerin sahibi ve bazılarının da ilk organizatörü olan şair yazar gazeteci Hikmet Okuyar; ''Aşıklık ozanlık şairlik şiir yorumculuğu; özel yetenek ,bilgi beceri ve yoğun emek isteyen ciddi ve saygın bir meslektir -Hikmet Okuyar'' özdeyişi ile dillendirdiği tezini Türkiye genelinde kurulan şiir atölyelerinde görev yapan uzmaların tartışmasına sunarak destek istemektedir. Şiir günlerinde, şiir sohbetlerinde, şiir akşamlarında; 21 Mart - 13 Haziran tarihleri arasında okullarda, beldelerde, ilçelerde ve illerde tertiplenmesini istediği Bir Bahar Akşamı Şiir Dinletisi etkinliklerinin tertip komitesi başkanlarına gönderdiği mesajlarda ''Şiire sevgi, şaire ilgi, şiir yorumcusu şiir dostları ile şiir kitaplarına daha çok ilgi sanata değer. Hikmet OKUYAR'' diyen Okuyar ;
aşıkların, ozanların, şairlerin, şiir yorumcularının, bağ ve bahçe üreticilerinin piri olan dünyaca ünlü AbdiBeğ için
bir anıt yaptırmayı; tüm aşık, ozan, şair, şiir yorumcusu, bestekar,
müzisyen, ses ve saz sanatçısı, ressam, karikatürist, fotoğraf sanatçısı, senarist, tur
operatörü, hikayeci, romancı, gibi tanıtım turizm kültür
sanat ile irtibatlı şiir dostlarını SENEDE BİR GÜN özellikle de 19 - 20 Mayıs günleri arasında; gülü, bülbülü, dutu, cevizi, kalesi ve yeraltı yerüstü zenginlikleriyle ünlü tarih kültür sanat şehri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün övdüğü, Fatih'in otağ kurduğu şehir; Kelkit Vadisi'nin Cazibe Merkezi, 7 Gün 7 Gece Şebinkale Şiir Şenlikleri'nin
Şehri Şebinkarahisar’da toplamayı; başta aşık, ozan, şair, şiir yorumcusu,
saz ve ses sanatçısı, bestekar, ressam karikatürist ve fotoğraf sanatçısı olarak ünlenmek
isteyen çok özel yetenekli gençleri kültür sanat dünyasına kazandırmak
amacıyla
organizatörlük ve basın-yayın müşavirliği faaliyetlerini
azimle sürdürmekte, Şüsiyad ve Şema
Gönüllülerinin de başkanlığını yapmaktadır.
Hikmet Okuyar'ın Yayınlanmış Bazı Eserleri:
1- İmamoğlu’ndan İmamoğlu’na Şiirler -1972 2- Yolların çileri, Şebinkarahisar 1989 3- Giresunlu şairin şiir şenliği–1993 4- Bayramlık şiirler Şebinkarahisar,1987 5- Gençlik şiirleri, İstanbul 1988 6- Şebinkarahisar Sevdası 1998
7- Bizim sevdamız bitmez 1998
8-Şiirlerle Şebinkarahisar 2002 9 - Karadeniz Sevdası 2004 10 -Türkiye Sevdası 2006 Hikmet Okuyar'ın Bestelenmiş Bazı Eserleri:
Live.com'u deneyin - hızlı ve kişiselleştirilmiş giriş sayfanızla istediğiniz her şey tek bir yerde. tek bir yerde. Live.com'u deneyin - hızlı ve kişiselleştirilmiş giriş sayfanızla istediğiniz her şey tek bir yerde. tek bir yerde. Live.com'u deneyin - hızlı ve kişiselleştirilmiş giriş sayfanızla istediğiniz her şey tek bir yerde. tek bir yerde. Windows Live™ Photos ile fotoğraflarınızı kolayca paylaşımı. Sürükle bırak MSN Spaces ile web günlüğünüze doğrudan e-posta gönderin. Fıkraları, fotoğrafları ve daha fazlasını karşıya yükleyin. Ücretsiz! Ücretsiz! Windows Live: Arkadaşlarınızın Facebook'ta yaptıklarınızı kolayca görmesini sağlayın. Windows Live: Arkadaşlarınızın Facebook'ta yaptıklarınızı kolayca görmesini sağlayın. Windows Live: Arkadaşlarınızın çevrimiçi ortamda yaptıklarınızdan haberdar olmasını sağlayın. Live.com'u deneyin - hızlı ve kişiselleştirilmiş giriş sayfanızla istediğiniz her şey tek bir yerde. tek bir yerde.
> Prof. Dr. Bilge ERCİLASUN ve > Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN'un güzide evlatları > SATUK BUÄRA ERCİLASUN'un vefat etmesinden dolayı kendisine Cenabı haktan > rahmet ve anne ve babasına baÅŸsaÄŸlığı dileriz. Allah > sabır versin.
Türk Dünyası sevdalıları, Türk Dili ve Edebiyatına büyük hizmetler
vermiş hocalarımız Prof.Dr.Ahmet Bican ve Prof.Dr.Bilge Ercilasun'un
sevgili oğulları Saltuk Ercilasun Hak'kın rahmetine kavuşmuştur.
Saltuk Ercilasun kardeşimizin cenazesi 22 Ocak 2010 Cuma günü Ankara
Kocatepe Camisinde Cuma Namazını müteakip kılınacak cenaze namazı
sonrası defnedilecektir.
1980 li senelerin başlarında EMEL Dergisini neşretmeye başladığımız
yıllardan beri bize yol gösteren, teşvik eden,hamilik yapan, Türk
Dünyasının bu meyanda Kırım Davasının en büyük destekçilerinden olan
hocalarımız Prof.Dr. Ahmet Bican ve Prof.Dr.Bilge Ercilasun'a, sevgili
kardeşimiz Konuralp Ercilasun'a ve bütün yakınlarına dostlarına
başsağlığı ve sabırlar diliyoruz....
Rahmetli Saltuk ve kardeşi Konuralp, bizim Ankara'da tepreç geleneğini
yeniden başlattığımız yıllarda, tepreçimizin en genç üyeleri ve
maskotları idiler...
Mekanı cennet olsun...
Zafer Karatay
KTMM Türkiye Temsilcisi
Emel Kırım Vakfı Başkanı Windows Live: Arkadaşlarınızın çevrimiçi ortamda yaptıklarınızdan haberdar olmasını sağlayın.
Bugün 20 Ocak 2010. Kızılordu’nun Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti Bakü’ye tanklarla girişinin ve tanklara direnen 200 gencin hunharca çiğnenişinin 20’inci yılı…
1989'da Berlin Duvarı yıkılmış, Batı Almanya, 500 milyar mark harcayarak, İkinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın işgal ettiği Doğu Almanya’yı parayla satın almak suretiyle savaşsız silahsız geri almıştı. Ardından yine Rusya işgalinde bulunan Doğu Avrupa ülkeleri Estonya, Letonya, Litvanya ve Ukrayna bağımsızlık ilan ettikten sonra sıra Rusya’nın doğusundaki İslam topraklarına gelmişti.
Ben şahsen, itikatta mezhep imamımız İmam Muhammed Matüridî’nin şehri Semerkand’dan, yahut Sahih-i Buharî müellifi İmam Buharî’nin ve Bahaeddin Nakşibend hazretlerinin şehri Buhara’dan bir işaret bekliyordum o günlerde. Fakat ilk işaret Azerbaycan'dan gelmişti; Bakû’de bağımsızlık talebiyle mitingler başlamıştı.
Derken 1990’ın ilk günlerinde, 19 Ocak’ı 20’ye bağlayan gece o korkunç haberle sarsıldık. Rus ordusu, Azerbaycan’ın Başkenti Bakû’ye saldırmıştı. Kızılordu, 35 bin kişilik bir kuvvetle ve tanklarla Bakû’ye girmiş ve sonradan adı Azatlık olarak değiştirilecek olan Lenin Meydanında bağımsızlık isteyen 170 genci çiğnemişti. Sonraki günlerde bu sayı 600’ü bulacak ve Azerbaycan tarihine “Kara Yanvar (Ocak)” katliamı olarak geçecekti.
İstanbul’da İletişim Fakültesi son sınıftaydım. Beyazıt’ta Erenler diye bilinen Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde her zamanki arkadaş gurubumuzla oturmuş, infial içinde haberleri izliyorduk. Kaygı içindeydik. Demek Müslüman Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığı istenmiyordu, bu hak sadece Hıristiyan halklara verilmiş, sıra bize gelince tanklar üstümüze sürülmüştü. Acaba Batı dünyası bu olayı nasıl karşılayacak, ne tepki verecekti. Bunları konuşurken, kim ne der desin biz çıkıp tepkimizi koyalım noktasına gelindi. Korsan bir miting yapmaya karar verdik.
Yarın ya da öbürgün, Taksime çıkıp "Yaşasın Bağımsız Azerbaycan!" diyerek İstiklal Caddesi’ne doğru yürüyecektik arkadaşlarla. Ertesi gün ev ev dolaşıp öğrencilere haber verdim. Sekiz on kişi değil de 50-100 kişi olalım arzusundaydık, bu sebeple üç gün boyunca ulaşabildiğimiz herkese duyurduk. Şiirle ilgim münasebetiyle tanıştığım solcu ve Kemalist arkadaşım İrfan Çiftçi'ye de Azeri olması sebebiyle (Iğdır’lıydı) özel ricada bulundum ve bu işin sağcısı solcusu olmaz, sözkonusu olan Azerbaycan'ın bağımsızlığıdır, lütfen sizler de katılın dedim.
Erenler’in müdavimi arkadaşlarımdan Mevlana İdris, Kamil Doruk, Mehmet Cangir, Ali Verçin, Hüseyin Atlansoy, Ahmet Kekeç, Yalçın Hatunoğlu, İbrahim Kiras, Ebubekir Kurban gibi çoğu şair yazar arkadaşlarla 24 Ocak 1990 günü toplanıp Taksim'e gittik. İrfan da sağolsun gelmişti. Yusuf Özarslan Abi’nin arkadaş gurubundaki rahmetli Nusret Özcan, Avukat Şadi Çarsancaklı Bey, Hüsamettin Hoca gibi o tarihte tanıştığım çok sayıda arkadaşımız da oradaydı. Aksaray’da bürosu bulunan Azerbaycanla Dayanışma Derneği’nin başkanı Nihat Çetinkaya ve arkadaşları da Taksim’deydi.
Hızla 500, derken bin, ikibin kişi olduk! “Yaşasın Bağımsız Azerbaycan”, tek sloganımızdı ve Galatasaray'a kadar tüm cadde dolmuştu. Bizim korsan mitingimiz, Taksim ve Beyoğlu kalabalığı tarafından bile “meşru” kabul edilmiş, inanılmaz destek görmüştü.
Nitekim 25, 26 ve 27 Ocak 1990 tarihlerinde Bursa, Kayseri, Erzurum, Adana gibi şehirlerde önceden planlanmadığı halde ani ve büyük kalabalıklar meydanlara dökülmüş, “Azerbaycan’a Özgürlük!” nidaları Türkiye’yi sarmıştı.
Bu arada korkunç bir gelişme daha oldu. Kızılordu’nun Bakü’ye saldırdığı 19 Ocak tarihinin ikinci veya üçüncü günü akşam haberlerinde ABD'nin Kızılordu'yu desteklediği bilgisi bomba gibi düştü gündeme. İngiltere de “ABD’nin Kızılordu konusundaki tutumunu destekliyor”muş, haberin devamı böyleydi. Durum gerçekten dehşet vericiydi.
Erenler’in müdavimlerinden (şimdilerde çok değerli ve ünlü bir profesör olan) Hüsamettin hoca, gözleri kan çanağı, sesi öfkeyle titreyerek konuşuyordu. Berlin Duvarı’nın yıkılışını da Letonya, Estonya gibi hıristiyan ülkelerin bağımsızlık ilan eder etmez Batı dünyası tarafından tanınmasını da sevinçle karşılamıştık. Rusya dağılıyor, komünizm çöküyordu. Fakat bu son saldırı gösteriyordu ki sıra bize ve İslam’a gelince o dağılan şer güç, tüm kan dökücülüğüyle ayakta olduğunu ispata çalışıyor ve Batı’dan da “yürü, arkandayız” sesleri yükseliyordu. Yeni hedef açıkça İslam’dı ve doğu-batı bize karşı birleşmişti. Hüsamettin hoca, o günkü nutkunda şu veciz cümleyi de söylemişti: "Coca cola kandır!"
Gecenin sonunda dünyayı ve olan biteni anlamlandırışımızın bir sembol cümlesi oldu bu söz; “coca cola kandır!”
Bunun üzerine yine kahveden bir gurup arkadaşımızla, Mevlana İdris'in şimdi merhum olmuş ağabeyi Nedim Ali'nin Kahraman Maraş’ın Andırın ilçesinde çıkardığı Andırın Postası gazetesinde bir imza kampanyası düzenlemeye karar verdik. 300 (üçyüz) trajlı bu haftalık gazete, aylık sanat edebiyat eki “İkindiyazıları” ile bütün ülkede bilinen, sevilen sivil ve sempatik bir gazeteydi.
Sağcı solcu demeden ünlü şair ve yazarlarla görüşüp, "Coca Cola kandır!" başlığı altında ABD ve Rus emperyalizmini lanetleyen ve Azerbaycan için bağımsızlık isteyen bir kısa metnin altına imza atmalarını rica edecektik. Yaklaşık 100 imzalı metin derginin bir tam sayfasında yayımlandı. (Andırın Postası Gazetesi'nin 6 Mart 1990 tarihli 305. sayısında, 3. sayfada yayımlanmıştır.)
Bu mitingler ve imza kampanyası, safımız bilinsin diyerek karıncanın ateşe su taşıması kabilinden mütevazı işlerdi belki, fakat itiraf ediyorum ki şu an çok gurur verici buluyorum bunları.
İki ay sonra 21 Mayıs 1990 tarihinde Azerbaycan bağımsızlık kararı aldı. Ancak devletin kuruluş günü olarak Mehmed Emin Resulzade’nin bağımsızlık ilan ettiği 28 Mayıs 1918 tarihi kabul edildi. Yiğit dava adamı Ebulfez Elçibey, bir bağımsızlık önderi olarak bu günlerde gönlümüzdeki ölümsüz yerini aldı.
Bugün Rus tanklarının Bakû’de, Azatlık meydanında şehit ettiği Azerbaycan Türkünün kahraman evlatlarını, aziz kardeşlerimi rahmetle ve minnetle anıyor, şerefli Azerbaycan Devleti’ne ebedî ömür diliyorum.